LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Damga ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

alamet-i farika / alâmet-i fârika

  • Ayırıcı işaret. Damga.

baskı

  • t. Basıp sıkacak, tazyik edecek şey. Sıkı tazyik.
  • Basan, ağırlık veren şey.
  • Kalıp, damga.
  • Bir eserin yeni basılışlarının her seferi.
  • Bir basmanın bir def'ada basılan miktarının tamamı. Meselâ: Bu lügatın baskısı 25.000 dir.

bürsün

  • (Çoğulu: Berâsin) İnsan eli.
  • Vahşi hayvanların pençesi.
  • Develere vurulan bir nevi damga.

cinab

  • Hayvanlara vurulan damga ve nişan.

dag / dâg

  • Yanık yarası. (Farsça)
  • İnsan veya hayvan vücuduna kızgın demirle vurulan damga. (Farsça)

dag-zen

  • Damga vuran, nişan koyan. (Farsça)
  • Kalb kıran, gönül kıran. (Farsça)

dağdar

  • Pek acıklı, üzüntülü. (Farsça)
  • Gönlü yaralı. (Farsça)
  • Kızgın demirle nişan vurulu. Damgalı. (Farsça)

damga-i vahdet

  • Birlik damgası. Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren delil. (Farsça)
  • Birlik damgası.

habar

  • (Çoğulu: Habârât) İmzâ. Mühür, damga.

habarat

  • (Tekili: Habâr) İmzâlar.
  • Damgalar.

hatem / hâtem

  • Mühür, damga.

hatem-i mahsus / hâtem-i mahsus

  • Özel damga.
  • Hususi mühür. Bir kimseye âit damga, mühür.

hatem-i mu'cizat-ı ahmediye / hâtem-i mu'cizât-ı ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mu'cizelerinin mührü, damgası.

hatem-i samediyet / hâtem-i samediyet

  • Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olmasını gösteren damga.

ihtisab resmi

  • Eskiden belediye varidatı olarak damga, tartı, ölçü, panayır ve pazar vergisi adı altında alınan vergiler ile, hile yapan esnaftan alınan para cezalarının umumi adı.

intıba'

  • Aksetme, damgasını vurma.

istid'a-name

  • Resmî bir makama dilekçe olarak yazılan pullu, damgalı yazı. (Farsça)

ittisam

  • (Vesm. den) Damga ve nişan vurma.
  • Dağlama, süsleme.

lümme

  • Nişan. Alâmet. Damga. Nokta.
  • Vesvese, kuruntu.
  • Çok cemaat, çok kalabalık.

madrub

  • Vurulmuş. Döğülmüş. Çarpılmış. Darbolunmuş.
  • Damgalanmış.
  • Mat: Darbedilen (çarpılan) sayı.

mahtum

  • Mühürlenmiş. Damgalanmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Bağlanmış.

mazrub

  • (Zarb. dan) Zarbolunmuş. Çarpılmış. Dövülmüş.
  • Basılmış, damgalanmış.
  • Mat: Çarpılan.

memhur

  • Mühürlenmiş. Damgalanmış.

meskuk

  • (Meskuke) Sikkeli. Damgası vurulmuş.
  • Para hâline konulmuş.

mevsum

  • (Vesm. den) İşaretlenmiş, damgalanmış, nişanlanmış.
  • Ad verilmiş, isimlendirilmiş.

meyseme

  • (Vesm. den) Damga, damgalanmış.

mühr

  • Mühür. İmza yerine basılan yazılı damga. Damga. Sikke.
  • Tay.
  • Mühür, damga.

mühür

  • İmza yerine kullanılan damga.

muntabı'

  • (Tab. dan) Yaradılışdan olan, fıtraten.
  • Basılmış, tab' edilmiş, damgalanmış.
  • Hoş görülen, güzel.

mutarrız

  • Elbiseye kenar işleyen.
  • Damga vuran.

mutrız

  • İşaret ve damga koyan. Alem yapan.

nevür

  • Çivit.
  • Damga için kullanılan içyağı isi.

nir

  • (Çoğulu: Nirân-Enyâr) Öküz boyunduruğu.
  • Bez damgası.
  • Irgaç.

sikke

  • Damga. Nereye ve kime ait olduğunun bilinmesi için konulan işaret, mühür. Umumi damga.
  • Dirhem.
  • Para üstüne vurulan damga.
  • Düz, doğru yol.
  • Mevlevilerin keçe külâhlarının ismi.
  • Basılmış madeni para.
  • İşaret, damga.
  • Paranın üstüne basılan damga.

sikke-i ehadiyet

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren damga.
  • Her şeyin bir elden çıktığını gösteren damga, işaret.

sikke-i fıtrat

  • Yaratılış sikkesi, damgası.

sikke-i hatem / sikke-i hâtem

  • Mühür damgası, tasdik mührü.

sikke-i i'caz / sikke-i i'câz

  • Mu'cizelik damgası.

sikke-i kübra / sikke-i kübrâ

  • En büyük mühür, damga.

sikke-i kübra-yı rahmaniyet / sikke-i kübrâ-yı rahmâniyet

  • Allah'ın sonsuz şefkatinin en büyük damgası.

sikke-i kübra-yı vahdet / sikke-i kübrâ-yı vahdet

  • Allah'ın birliğini gösteren en büyük damga.

sikke-i kudret

  • Allah'ın kudret damgası.

sikke-i san'at

  • Sanat damgası.

sikke-i şer'i / sikke-i şer'î

  • Şeriatın mührü, damgası.

sikke-i tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren işaret, damga.

sikke-i ulya-yı rahimiyet / sikke-i ulyâ-yı rahîmiyet

  • Rahmeti herşeyi kuşatan Allah'ı gösteren yüce damga.

sikke-i vahdaniyet / sikke-i vahdâniyet

  • Allah'ın bir ve benzersiz oluşunu gösteren damga.

sikkenin darbı

  • Damganın vurulması, mührün basılması.

simat

  • Damga, iz. Nişan, alâmet.

sime

  • (Çoğulu: Simât) Damga, alâmet, nişan.

tab'

  • Tabiat. Karakter.
  • Damga basmak. Mühür basmak. Kitab basmak. Mühür.

tevhid sikkesi

  • Varlıkların üzerinde görülen ve Allah'ın birliğini ispat eden damga.

tevsim

  • Damgalama, işaretleme.

tuğra

  • Mühür, damga.
  • Padişaha has mühür, damga.

turra

  • (Tuğra) Mühür. Pâdişah damgası. Pâdişahın imzası.
  • Kumaşın etrafındaki nişan ve işaret. Kumaşta ipekten çevrilen kenar.
  • Herşeyin ucu ve kenarı.
  • Alındaki saç. Tura.

turra-i sermediye

  • Ebediyen silinmeyecek ilâhî turra, damga.

vesim

  • (Çoğulu: Vüsemâ-Visâm) Güzel yüzlü. Güzel çehre.
  • Damgalı.

vesm

  • Damga.
  • Damga. İşaret.
  • Dağlama.
  • Döğerek toz hâline getirme.
  • Damga, işaret, dağlama.

veşm

  • İğne ile kan çıkarmak suretiyle vücudda yapılan damga, işaret.

vesme

  • Hayvana vurulan kızgın damga.

vesmedar / vesmedâr

  • Dağlanmış, damgalı. (Farsça)
  • Rastıklı. (Farsça)

visam

  • (Tekili: Vesim) Damgalılar. Alâmetlenmiş olanlar.
  • Güzel yüzlü olanlar.
  • Rastıklılar.

vüsema

  • (Tekili: Vesim) Damgalılar, dağlanmış olanlar.
  • Güzel yüzlüler.
  • Rastıklılar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın