LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dalma ifadesini içeren 43 kelime bulundu...

cem-ül cem

  • Gr: Bir defa cemi'olan kelimenin tekrar bir defa daha cemi olması. (Evliya; Evliyalar gibi.)
  • Tas: Vahdet-i vücuda dalmak. Bekabillah, Cenab-ı Hak'ta fâni olmak.

dalgıç

  • Mercan, inci ve saire avlamak veya denizin dibine düşmüş olan şeyleri çıkarmak için denizin dibine dalmaya alışık adam. (Türkçe)

fısk / فسق

  • Hak yolundan çıkmak, Allah'a karşı isyan etmek.
  • Sefahete dalma, ahlâksızlık, gü-nahkârlık.
  • Günahlara dalma.

gamre

  • (Çoğulu: Gamerât) Tecrübesizlik, görgüsüzlük, anlayışsızlık.
  • İzdiham, kalabalık.
  • Fenalığa dalmak.
  • Şiddet.
  • Zahmet.

gams

  • Yıldız kayması.
  • Suya dalmak.

gatt

  • Birbirine tâbi olmak.
  • Gizlemek.
  • Mükedder etmek, üzmek.
  • Suya dalmak.

gavs

  • Suya dalmak. Dalgıçlık.
  • Mc: Bir mes'elenin derinliğine ve hakikatine muttali' olup bilmek.
  • İyi anlamak.
  • Maslahata gayret ile girmek.

gavta-gah / gavta-gâh

  • Dalma yeri. (Farsça)

gıyasa

  • Suya dalmak.

gute

  • Su içine bir defa dalıp çıkma, suya dalma. (Farsça)

hıyaz

  • Suya dalmak.

igtimas

  • Suya dalma.

ingımas

  • Suya dalma.

ingısas

  • Suya dalma.

ingıtat

  • Suya dalma.

inhimak

  • Ahmakça dalma.

irtimas

  • Suya dalma, dalıp gitme. Dalgıçlık.

istigrak

  • Gark olmak, dalmak.
  • Dalgınlık.
  • Ist: Seraba kapılmak. Manevî bir hal ile hayret ve taaccübden bayılmak derecesine gelmek.
  • Tas: Dalgınlıkla, zihni bütün bütün meşgul olmak. Aşk-ı İlâhî ile dünyayı unutup kendinden geçmek.
  • Gr: "El" harf-i ta'rifinin, isimleri umu

istiğrak / istiğrâk / استغراق

  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin içinde bulunduğu mânevî hallere dalması sebebiyle kendisini ve çevresinde olanları unutması.
  • Dalma, gömülme. (Arapça)
  • Boğulma. (Arapça)
  • Kendinden geçme. (Arapça)

kamh

  • Yemeğe iştihâsı az olmak.
  • Suya dalmak.
  • Davarın başını sudan kaldırması.

maks

  • Suya dalmak. Daldırmak.

murakabe / مراقبه

  • Denetim. (Arapça)
  • Kendi iç dünyasına dalma. (Arapça)

paguş

  • Suya dalma. (Farsça)

puyan olmak

  • Koşmak. Batmak. Dalmak.

rüsuh

  • İlmin derinliğine inmek, dalmak, ilimde ileri gitmek.

sathi / sathî

  • Görünüşe göre, derinliğine dalmadan, üstünkörü olarak, satha dâir ve âit.

sefahet / سفاهت

  • Haramlara dalma.

şer'

  • Emir ve nehy gibi hükümleri vaz' etmek.
  • Bir işe başlamak.
  • Dalmak.
  • Girmek.
  • Zâhir etmek, göstermek.
  • Cenab-ı Hakk'ın emri. Âyet, hadis, icma-i ümmetle ve kıyas-ı fukaha ile sâbit olan dinin temelleri, şeriat.

serdengeçti

  • Tar: Akıncılardan düşman ordusu içine dalmak veya muhasara altına alınan bir kaleye girmek için fedai yazılan kimseler. Bunlara ellerinde kınlarından sıyrılmış kılıçlarla bu tehlikeli işlere atıldıkları için "dalkılıç" da denilirdi. Düşman ordusuna dalacak veya kaleye girecek olanların dönmelerinden

serfüru / serfürû / سرفرو

  • Başı önde, başı eğik, itaat eden. (Farsça)
  • Serfürû etmek: (Farsça)
  • İtaat etmek. (Farsça)
  • Başını eğmek. (Farsça)
  • Düşünceye dalmak. (Farsça)

şiddet-i istiğrak

  • Şiddetli şekilde Allah aşkıyla kendinden geçme, derine dalma.

şiddet-i tevaggul

  • Bir şeye fazlaca dalma.

sine

  • Uyuklama, uykuya dalma başlangıcı. Uyku ile uyanıklık arası. (O anda insan, sesi duyduğu halde anlamaz.)

tahayyülat / tahayyülât

  • (Tekili: Tahayyül) Tahayyüller, hayale dalmalar, hayalde canlandırmalar.

tahviz

  • Suya dalmak.

tebahhur

  • (Bahr. den) Bir şeyin içine dalma ve derinliğine varma. Bir ilimde derin ihtisas kazanma.

tegalgul

  • Bir işin içine girme, ilmî bir meseleye dalma, onda derinleşme.
  • Hoş kokulu şeyler sürünmek.
  • Zorluk, çetinlik, güçlük.
  • Bir şeyin, ilmin içine çok dalmak.

tegavvür

  • (Gavr. dan) Derine dalma.
  • Bir şeyin esâsını arama.

tevağğul

  • Aşırı derecede dalma, meşgul olma.

tul-u emel

  • Bitmeyen istek.
  • Hiç ölmeyecek gibi dünyaya dalmak ve düşünmek.

vess

  • Suya dalmak.

vicdan

  • İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his.
  • Kendinden geçme, dalma.
  • Bir şeyi bir halde görme, bulma.
  • Duyma, duygu.
  • İnanç.
  • Şuur.
  • Bâtın ile Hakkı tanımak.
  • Din.

vicdani / vicdanî

  • (Vicdaniyye) Vicdanla, kalbî his ile ilgili.
  • Kendinden geçip dalmakla ilgili.