LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dalga ifadesini içeren 67 kelime bulundu...

abhiz / âbhîz / آبخيز

  • Büyük dalga. (Farsça)

arusek

  • Küçük gelin. (Farsça)
  • Yeşil ve pembe dalgalı sedef. (Farsça)

aziyy

  • (Çoğulu: Ezavî) Deniz dalgası.

bahr-i sükun / bahr-i sükûn

  • (Lût Denizi) Sularının kesif ve dalgasızlığından dolayı bu isim verilmiştir.

cevher-dar / cevher-dâr

  • Elmaslı. (Farsça)
  • Noktalı harf. Meselâ: Cim, şın harfleri gibi. (Farsça)
  • Eskiden kullanılmış tüfeklerden birinin ismi. (Farsça)
  • Siyah ve beyaz dalgalı, benekli kılıç. (Farsça)

dalgakıran

  • Bir limandaki tekneleri dalgaların te'sirinden muhafaza etmek için denizde yapılan set. (Türkçe)

damar

  • t. İstidad. Huy, tabiat, inat.
  • İnsan bedeninde kanın dolaştığı yollar, şiryan.
  • Irk.
  • Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası.
  • Damar veya köke benzeyip bir cismin her tarafına uzanan yollar.
  • Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizgiler.

ebru / ebrû

  • Kaş. (Farsça)
  • Bir nevi dalgalı kumaş ve kâgıt ismi. (Farsça)
  • Kaş, dalga dalga kırmızı yanak, bir süsleme sanatı.

elviye-i mütemevvice

  • Dalgalanan bayraklar.

emvac / emvâc / امواج

  • (Tekili: Mevc) Dalgalar.
  • Dalgalar.
  • Dalgalar.
  • Dalgalar. (Arapça)

emvac-ı zeval / emvâc-ı zevâl

  • Kaybolup giden, yok olan dalgalar.

emvac-ül bihar / emvâc-ül bihâr

  • Denizlerin dalgaları.

fevc

  • Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım.
  • Koşmak. Sür'at etmek.
  • İyi kokunun dağılıp yayılması.

fevc fevc

  • Dalga dalga, grup grup.
  • Dalga dalga, kısım kısım, takım takım, akın akın, cemaat cemaat.

fırtına

  • Şiddetli rüzgâr, korkutucu dalgalanma.
  • Şiddetli rüzgârla denizin dalgalanıp karışması.
  • Rüzgârın çok şiddetli esmesi.

gubar-ı hüzün / gubâr-ı hüzün

  • Üzüntü dalgası, üzüntü tozları.

habb

  • Aldatıcı, kurnaz, hileci, hilekâr.
  • Denizin kabarması, denizde dalga olması.

hadd

  • Gürültülü bir sesle çağıran.
  • Denizden gelen gürültülü dalga sesi.
  • Gürültü ile yıkılan.

hare

  • Kaya, sert taş. (Farsça)
  • Bir cins dalgalı kumaş. (Farsça)

hibek

  • (Çoğulu: Hubük) Rüzgârın lâtif estiği zaman denizde veya kumda meydana getirdiği yol yol kırıntılar ve dalgacıklar. Saçların kıvırcıklığından hâsıl olan dalgalanmalar. Kelimenin aslı olan "habk" sıkı bağlayıp muhkem kılmak; ve kumaşı sıkı, sağlam ve üzerinde san'at eseri zahir olacak vecihle güzel b

hiz / hîz

  • Yükselme. (Farsça)
  • Hislenerek coşma. (Farsça)
  • Dalga. (Farsça)

hizab / hizâb / خيزاب

  • Rüzgârın etkisiyle deniz suyunda meydana gelen hareket, dalga. (Farsça)
  • Dalga. (Farsça)

hizab-engiz / hîzab-engiz

  • Dalga kaldıran. (Farsça)

hutut-u cevher

  • Kılıcın çelik kısmındaki dalgalı çizgiler, meneviş, hare, dalgır (Buradaki maksat; kalemle kılıcın güç birliğidir.).

huz

  • Tuz ağacı dedikleri nesnedir ve denize yakın yerlerde posası denize düşüp rüzgârla dalga döve döve kehribar olur.

i'tikal / i'tikâl

  • (Ekl. den) Kemirme, kemirerek yeme.
  • Dalgaların, deniz kenarlarındaki karaları döğerek aşındırması.
  • Tıb: Yaranın, vücudu yemesi. Yaranın büyümesi.

iltitam

  • Dalgalanma, temevvüc.

iltiva

  • Burulmak.
  • Kıvrılmak, bükülmek.
  • Sarılıp birbirine dolaşmak.
  • Dalgalanma.
  • Eğri durma.
  • Nehrin dolaşıklı bir yatağı olma.

irticac-ı derya / irticac-ı deryâ

  • Denizin kabarması, dalgalanması.

kasif / kasîf

  • Kuru ince ağaç.
  • Gök gürültüsü.
  • Deniz sesi, dalga sesi.

kulab

  • Büyük dalga. (Farsça)
  • Göl, büyük havuz. (Farsça)

maic

  • Dalgalı deniz.

meric

  • Çalkantılı, dalgalı.

mevc / موج

  • Dalga. Denizin dalgası.
  • Titreşim.
  • Mc: Devir, devre.
  • Dalga.
  • Dalga.
  • Dalga. (Arapça)

mevc-hiz / mevc-hîz

  • Dalga kaldıran. (Farsça)

mevc-i mekfuf / mevc-i mekfûf

  • Dalgaları karar kılmış, sabitleşmiş, durgunlaşmış.
  • Dalgaları karar kılmış, sabitleşmiş, durgunlaşmış.

mevc-i tufan-ı dalalet / mevc-i tûfân-ı dalâlet

  • Hak yoldan sapkınlık, inançsızlık tufanının dalgası.

mevc-zen

  • Dalgalanan, dalgalı deniz. Dalga vuran. (Farsça)

mevca-mevc / mevcâ-mevc

  • Çok dalgalı. Dalga dalga.

mevce / موجه

  • Bir dalga.
  • Ses, elektrik ve hararetin yayılma dalgalarından herbiri.
  • Dalga.
  • Dalga.
  • Dalga. (Arapça)

mevcedar

  • Dalgalı. (Farsça)

mevcenümud

  • Dalga gibi. (Farsça)

mevcudat-ı dehhaşe-i seyyale-i mütemevvice

  • Dalgalar hâlinde sürekli akıp gitmekte olan pek korkunç varlıklar.

mevecat

  • (Tekili: Mevce) Dalgalar.

mevr

  • Başka te'sirle bir şeyin dalga gibi gidip gelmesi. Çalkanmak.
  • Suyun yeryüzüne yayılması.
  • Hayvanlardan yün almak.
  • Yol, tarik.
  • Toz, gubar.
  • Rücu etmek, döndürmek.

mevvac

  • Çok dalgalanan. Çok dalgalı. Fırtınalı.
  • Radyo.

mütelatım

  • (Mütelatıma) Birbirine çarpan, çarpışan, çalkalanan. Dalgalı.

mütemevvic / متموج

  • Dalgalanan, dalgalı.
  • (Mevc. den) Dalgalanan, dalgalı.
  • Dalgalı. (Arapça)

nağamat-ı emvac / nağamât-ı emvac

  • Dalgaların nağmeleri, hoş sesleri.

nere

  • Dalga. (Farsça)
  • Erkek. (Farsça)

nere-i ab / nere-i âb

  • Su dalgası.

tayyar

  • Deniz dalgası.

tebahtur

  • Dalgalanmak, dalgalanır olma.
  • Kibirlenerek yürüme, kibirli kibirli yürüme.

telatum

  • Birbiri ile çarpışmak, vuruşmak. (Deniz dalgaları gibi)
  • Birbirine şamar vurmak.

telatumgah / telatumgâh

  • Dalgalı yer. Dalgası çok olan yer. (Farsça)

televizyon

  • Elektromanyetik dalgalar vasıtasıyla hareketli veya hareketsiz şekillerin resmini uzaklara nakletme usulü. (Fransızca)
  • Bunun alıcı cihazı. (Fransızca)

temevvüc / تموج / تَمَوُّجْ

  • (Çoğulu: Temevvücât) Dalgalanmak. Çalkanıp dalga dalga olmak.
  • Dalgalanma.
  • Dalgalanma.
  • Dalgalanma. (Arapça)
  • Temevvüc etmek: Dalgalanmak. (Arapça)
  • Dalgalanma.

temevvüc eden

  • Dalgalanan.

temevvüc ettirme

  • Dalgalandırma.

temevvüc-saz / temevvüc-sâz

  • Dalgalandıran.

temevvücat / temevvücât

  • Dalgalanmalar, titreşimler.
  • (Tekili: Temevvüc) Dalgalanmalar.
  • Dalgalanmalar.

temevvücat-ı havaiye

  • Havadaki dalgalanmalar.

temevvücsaz / temevvücsâz

  • Dalgalandıran.

teşa'u'

  • Fiz: Işığın merkezden etrafa doğru dalgalanması.

teyyar

  • Hazırlanmış.
  • Dalga.

üştürek

  • Dalga. Mevc. (Farsça)

vücud-u havai / vücud-u havâî

  • Ses dalgası gibi havada bulunan varlık.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR