LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te DUZ kelimesini içeren 183 kelime bulundu...

adem-i intizam

  • Düzensizlik.

altays

  • Düz, berrak, kaypak nesne.

anarşist

  • Düzen tanımaz, yıkıcı, isyancı, bozguncu.

arayende

  • Düzen verici, süsleyici. (Farsça)

arz-ı intizam

  • Düzen ve intizamı sergileme.

asar-ı muntazama / âsâr-ı muntazama

  • Düzenli, düzenlenmiş eserler, varlıklar.

bari / bârî

  • Düzgün ve güzel yaratan Allah.

başıbozukluk

  • Düzensizlik.

belagat-perdaz / belâgat-perdâz

  • Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen. (Farsça)

beliğ / belîğ

  • Düzgün ve adamına göre söylenmiş söz.

beyan ilmi / beyân ilmi

  • Düzgün ve yerinde söz söyleme yolunu öğreten belâgat ilminin teşbîh (benzetme), mecâz, kinâye gibi konularını anlatan ilim.

düstur-u nizam

  • Düzen prensibi.

endam-ı mevzun

  • Düzgün endam, düzgün beden.

eşkal-i muntazama / eşkâl-i muntazama

  • Düzenli şekiller.

eşya-yı muntazama

  • Düzenli eşya, düzenli şeyler.

evrad-ı muntazama

  • Düzenli ve sürekli tekrarlanan zikirler.

fasih / fasîh

  • Düzgün ve güzel konuşan.

fesahat / fesâhat

  • Düzgün ve güzel söz söyleme.

fiil-i tanzim ve nizam

  • Düzenleme işi ve düzen.

fünun-u müterettibe

  • Düzenlenmiş, belli bir sisteme oturtulmuş fenler, ilimler.

fusaha / fusahâ

  • Düzgün ve güzel kanuşanlar.

gayr-ı muntazam

  • Düzensiz.

gayr-i muntazam / غير منتظم

  • Düzgün olmayan, düzenli olmayan, düzensiz.

habt u hata

  • Düzensizlik, yanlış, hata.

hadda' / haddâ' / خداع

  • Düzenbaz. (Arapça)

hadi' / hâdi' / خادع

  • Düzenbaz. (Arapça)

hareket-i muntazama

  • Düzenli hareket.

hatt-ı ufki / hatt-ı ufkî

  • Düz hat. Ufki hat. (Farsça)

hem-vari / hem-varî

  • Düzlük, düzolma. (Farsça)

hemvar / hemvâr / هموار

  • Düz. (Farsça)

hida' / hidâ' / خداع

  • Düzen, komplo. (Arapça)

hile / hîle / حيله

  • Düzen, aldatma.
  • Düzen, oyun, hile. (Arapça)

hilekar / hîlekâr / حيله كار

  • Düzenbaz, hileci. (Arapça - Farsça)

hitabet

  • Düzgün ve güzel söz söyleme san'atı.

hokkabaz / حقه باز

  • Düzenbaz. (Arapça - Farsça)

hud'a / خدعه

  • Düzen, dalavere. (Arapça)

hud'akari / hud'akârî

  • Düzenbazlık, hilekârlık, oyunculuk. (Farsça)

ibare-senc

  • Düzgün konuşan, akıcı söz söyleyen. (Farsça)

ihlal-i emniyet / ihlâl-i emniyet

  • Düzeni, huzuru bozma, karıştırma.

ilm-i belagat / ilm-i belâgât

  • Düzgün ve yerinde söz söyleme yolunu öğreten ilim.

inayetkarane / inâyetkârâne

  • Düzenleme ve özen gösterme tarzında.

insicam / insicâm / انسجام / اِنْسِجَامْ

  • Düzgünlük, uyumluluk.
  • Düzgünlük.
  • Düzen, sıra. (Arapça)
  • Düzgünlük.

intizam / انتظام / intizâm / اِنْتِظَامْ

  • Düzen.
  • Düzgünlük, düzen, yerli yerindelik.
  • Düzenlilik.
  • Düzen. (Arapça)
  • Düzen, düzgünlük.

intizām / اِنْتِظَامْ

  • Düzgünlük.

intizam-ı hilkat

  • Düzenli yaratılış.

intizamat / intizâmât

  • Düzenlilikler.

intizamkarane / intizamkârane / intizamkârâne

  • Düzgün bir şekilde.
  • Düzgünce.

intizamlı

  • Düzenli, tertipli.

intizamperver / انتظام پرور

  • Düzensever.
  • Düzeni seven, düzenli, tertipli. (Arapça - Farsça)

intizamperverane / intizamperverâne

  • Düzensevercesine.
  • Düzene uyarak.

intizamsız

  • Düzensiz.

intizamsızlık

  • Düzensizlik.

irab / îrâb

  • Düzgün söz söyleme.

ıslah / ıslâh / اصلاح

  • Düzeltme ve imâr etme.
  • Düzelme, iyileşme.
  • Düzeltme, iyileştirme, reform. (Arapça)
  • Islâh etmek: Düzeltmek, iyileştirmek. (Arapça)

ıslah eden

  • Düzelten, iyileştiren.

ıslah olunma

  • Düzeltilme, iyileştirilme.

ıslahat / ıslâhât / اصلاحات

  • Düzeltmeler, tashihler, iyi hale getirme, mükemmelleştirme.
  • Düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar. (Arapça)

ıslahatçı

  • Düzeltici.

istiva / istivâ

  • Düzeltme, düzgün yapma.
  • Düzelme, güneşin tepeye gelmesi.

ıttırad

  • Düzenli gidiş.

ittirad

  • Düzenli, uygun biçimde sıra ile birbirini izleyen. Biteviye.

ittisak / ittisâk

  • Düzenli diziliş.

kabil-i ıslah olmayan / kabil-i ıslâh olmayan

  • Düzelmesi mümkün olmayan.

kainat-ı muntazama / kâinat-ı muntazama

  • Düzenli, intizamlı kâinat.

kamet-i mevzun

  • Düzgün ve yakışıklı boy.

karardade / karardâde

  • Düzelmiş.

karık

  • Düz yer.

kıy'a

  • Düz yer, arz-ı müstevi.

lazımü't-tashih / lâzımü't-tashih

  • Düzeltmesi gerekli.

lisan-ı belagat / lisân-ı belâgat

  • Düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme dili, üslûbu.

manzum / manzûm / مَنْظُومْ

  • Düzenli.
  • Düzenli.

manzumat

  • Düzenlemeler, sıralamalar.

masnuat-ı muntazama / masnuât-ı muntazama

  • Düzenli bir şekilde yaratılan san'at eseri varlıklar.

medeniyet

  • Düzenli ve ileri hayat seviyesi, şehirlilik.

mekidet / mekîdet

  • Düzen, hile, fesat.

mekkar / mekkâr

  • Düzenbaz, hileci.

meleka

  • Düz kayacak nesne.

mensur / mensûr / منثور

  • Düzyazı. (Arapça)

miktar-ı muntazam

  • Düzenli bir miktar, ölçü.

mizan-ı nizam

  • Düzen ölçüsü, terazisi.

muaddel / muâddel

  • Düzeltilmiş, dengelenmiş.
  • Düzeltilen.

muaddil / muâddil

  • Düzeltici.

müdemmec

  • Düzgün bir tarzda birbiri içine dürülmüş yuvarlak şey.

mühezzeb

  • Düzeltilmiş, temizlenmiş.

mühezzep

  • Düzeltilmiş, terbiye edilmiş.

muhlevlak

  • Düz kaypak nesne.

muhtelle

  • Düzensiz, karışmış, bozulmuş.

müles

  • Düz cilâlı nesne.

mümehhed

  • Düzenlenmiş, hazırlanmış.

mümles

  • Düz.

munazzam

  • Düzenlenen.

munazzeme

  • Düzenli ve sistemli hale getirilmiş.

munazzım / مُنَظِّمْ

  • Düzenleyen.
  • Düzenleyen, düzene koyan (Allah).

mündekk

  • Düz, düzleşmiş.

muntazam / منتظم / مُنْتَظَمْ

  • Düzenli. Tertibli. İntizamlı. Düzgün sıralanmış. Her şeyin yerli yerinde olması. Derli toplu olma.
  • Düzenli, intizamlı.
  • Düzenli.
  • Düzenli.
  • Düzenli, düzgün, intizamlı. (Arapça)
  • Düzenli.

muntazam inkılabat / muntazam inkılâbât

  • Düzenli köklü değişimler, dönüşümler.

muntazama

  • Düzenli, intizamlı.

muntazaman / منتظما / مُنْتَظَمًا

  • Düzenli olarak.
  • Düzenli olarak.
  • Düzenli olarak. (Arapça)
  • Düzenli olarak.

muntazamane / muntazamâne

  • Düzenli olarak.

mürettep

  • Düzenlenmiş, sıralanmış; belli bir düzen ve sistemle konulmuş.

musahhah / مصحح

  • Düzeltilmiş.
  • Düzeltilmiş. (Arapça)

musahhih

  • Düzelten.

musahhihane

  • Düzeltircesine.

musattah / مسطح

  • Düz. (Arapça)

musattaha

  • Düzeltilmiş, yayılmış.

müşevveş

  • Düzensiz, karma karışık.
  • Düzensiz, karışık.

muslih

  • Düzelten.

müstevi / müstevî

  • Düzgün.
  • Düzlem.

mütekayidane / mütekayidâne

  • Düzenbazlık ve hile ile. (Farsça)

muttarid / مُطَّرِدْ

  • Düzenli bir şekilde devam eden.
  • Düzenli, sıralı.
  • Düzenli devam eden.

natıkaperdaz / nâtıkaperdâz / ناطقه پرداز

  • Düzgün ve te'sirli söz söyleyen. (Farsça)
  • Düzgün ve etkili konuşan. (Arapça - Farsça)

natuk / natûk / نطوق

  • Düzgün konuşan. (Arapça)

nazım / nâzım / نَاظِمْ

  • Düzenleyen.
  • Düzenleyen.

nazm

  • Düzen, şiir, nazım.

nazmşiken

  • Düzensiz; nazım yönünden uyumsuz, tertibi bozuk.
  • Düzeni bozan.

nazzam / nazzâm

  • Düzenleyen, dizen.
  • Düzenleyen.

nesir / نَثِرْ

  • Düz yazı.
  • Düz yazı.
  • Düz yazı.

nesirli

  • Düz yazı.

nesr / نثر

  • Düzyazı. (Arapça)

nesren / نثرا

  • Düz yazı şeklinde.
  • Düzyazı ile. (Arapça)

nida-i beliğ / nidâ-i belîğ

  • Düzgün, kusursuz, yerinde sesleniş.

nisbet-i mütezayide-i muntazama / nisbet-i mütezâyide-i muntazama

  • Düzenli olarak artan bir oran.

nizam / nizâm / نظام / نِظَامْ

  • Düzen, sistem.
  • Düzen, düzenlilik.
  • Düzen, uygunluk.
  • Düzen.
  • Düzen. (Arapça)
  • Nizâm bulmak: Düzene girmek. (Arapça)
  • Düzen.

nizām / نِظَامْ

  • Düzen.

nizamat / nizâmât

  • Düzenler, kanunlar, sistemler.

nizamlı

  • Düzenli.

nizamname / nizamnâme

  • Düzen yazısı, düzenleme ile ilgili belge.

nizamsız

  • Düzensiz.

perdaz / perdâz

  • Düzelten, yönlendirici.

perde-i nizam

  • Düzen perdesi.

peter

  • Düz maden levha. (Farsça)

program

  • Düzenli niyetler.

rahye

  • Düz meydan.

reform

  • Düzeltme, tanzim. Asıl şeklini verme. Islah etme. Avrupa'da başlayan dinde reform hareketini, İslâm dinine tatbik etmenin yeri yoktur. Çünkü İslâm dini, bütün zaman ve mekânların insanlarına her cihetle cevap verecek câmiiyette olduğundan ve ilmi esaslara dayanmış olarak asliyetini muhafaza ettiğind (Fransızca)
  • Düzeltme, ıslah.

remz-i nizam / remz-i nizâm / رَمْزِ نِظَامْ

  • Düzenin işareti, göstergesi.
  • Düzenin ince işareti.

rende

  • Düzeltme aleti.

rendeleme

  • Düzgün hâle getirme.

sahte

  • Düzme, yapmacık.

san'at-ı muntazama

  • Düzenli san'at.

sazi / sazî

  • Düzenleyicilik, yapıcılık. (Farsça)

sehi-kamet

  • Düzgün boy. (Farsça)

selis

  • Düzgün ve akıcı.

serd / سرد

  • Düzgün dile getirme. (Arapça)
  • Serd etmek: Dile getirmek. (Arapça)

şeriat-ı fıtriye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i ilâhiye

  • Düzeni ve ahengi sağlamak için Allah tarafından kainata koyulan ve bütün varlıkların uymak zorunda olduğu kanun ve kuralların tamamı.

seviyye / سویه

  • Düzey. (Arapça)

sühan-ara / sühan-ârâ

  • Düzgün ve güzel söz söyleyen. (Farsça)

sültah

  • Düz kaypak taş.

suret-i muntazama

  • Düzenli, intizamlı suret, görünüş.

ta'dil / ta'dîl / تَعْد۪يلْ

  • Düzeltme.

tadil / tâdil

  • Düzeltme.

tadil etme / tâdil etme

  • Düzeltme.

tadil etmek / tâdil etmek

  • Düzeltmek, dengelemek.

tadilat / tâdilât

  • Düzeltmeler.

tahavvülat-ı muntazam / tahavvülât-ı muntazam

  • Düzgün ve muntazam değişiklikler, değişmeler, gelişmeler.

takvim

  • Düzeltme, şekillendirme.

talakat / talâkat

  • Düzgün sözlülük.

tanzim / تنظيم / tanzîm / تَنْظ۪يمْ

  • Düzenleme.
  • Düzenleme.
  • Düzenleme.
  • Düzenleme, tertipleme. (Arapça)
  • Tanzim edilmek: Düzenlenmek, tertip edilmek. (Arapça)
  • Tanzim etmek: Düzenlemek, tertip etmek. (Arapça)
  • Düzenleme.

tanzim eden / tanzîm eden

  • Düzenleyen, düzene koyan.

tanzim edilen

  • Düzenlenen.

tanzim etmek

  • Düzenlemek.

tanzim olunan

  • Düzenlenen.

tanzimat / tanzimât

  • Düzenlemeler.
  • Düzenlemeler.

tarz-ı muntazam

  • Düzenli, intizamlı tarz.

tashih / tashîh / تصحيح / تَصْح۪يحْ

  • Düzeltme.
  • Düzeltme.
  • Düzeltme.
  • Düzelti. (Arapça)
  • Tashih edilmek: Düzeltilmek. (Arapça)
  • Tashih etmek: Düzeltmek. (Arapça)
  • Düzeltme.

tashih etme

  • Düzeltme.

tashih layihası / tashih lâyihası

  • Düzeltme yazısı, kararnamesi.

tashihat

  • Düzeltmeler.

tasni / tasnî

  • Düzme, uydurma.

tasniat / tasnîât

  • Düzmeler, uydurmalar.

tedvin / tedvîn / تَدْو۪ينْ

  • Düzenleme.

tehzip

  • Düzeltme, ıslâh ve terbiye etme.

tensik / tensîk / تنسيق

  • Düzenli dizme.
  • Düzenleme, tertip etme. (Arapça)

tertibat / tertîbât / ترتيبات

  • Düzenlemeler, düzenler. (Arapça)

tertibkerde

  • Düzenlenmiş, sıraya konmuş, tertib edilmiş. (Farsça)

tertibsaz / tertibsâz

  • Düzenleyen, sıraya koyan, tertib eden. (Farsça)

tertip

  • Düzenleme.

tertip edilen

  • Düzenlenen.

tertip etmek

  • Düzenlemek; dizmek, sıralamak.

tesevvi

  • Düzeltme, tesviye etme, düzleme.

teskif

  • Düzeltip ve doğrultup beraber etmek. Eşitlendirmek.

tesviye

  • Düzleme, düzeltme.
  • Düzleme, dengeleme.

tündzeban

  • Düzgün konuşan, düzgün söz söyleyen. (Farsça)

vird / ورد

  • Düzenli okunan zikir.