LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dünyevi ifadesini içeren 31 kelime bulundu...

ağraz-ı dünyeviyye

  • Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.

alaik-i dünyeviye / alâik-i dünyeviye

  • Dünyevî alâkalar. İnsanı Cenab-ı Hakkın rızasından alıkoyan lüzumsuz işler.

alemane / âlemane

  • Dünya ile ilgili. Dünyevî. (Farsça)

aşk-ı dünyevi / aşk-ı dünyevî

  • Dünyevî aşk.

aşk-ı mecazi / aşk-ı mecazî

  • Fâni şeylere olan aşk. Nefis ve şehvet arzusuna dayanan aşk.
  • Tas: Kâmil bir zâtın Cenab-ı Hakk'a dâir şiddetli muhabbetinden evvel fani, dünyevî şeylere dair olan aşkı.

bakara suresi / bakara sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan ş

bir gözü kör deha

  • Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet, dâhîlik.

cem'iyat-ı dünyeviye / cem'iyât-ı dünyeviye

  • Dünyevî cemiyetler, dernekler.

dariyye

  • Divan şairlerinin, dünyevi makamca büyük olanların yaptırdıkları köşk ve konaklara dair yazdıkları manzume. (Farsça)

deha-i fenni / deha-i fennî

  • Fen ve dünyevi ilimlerde çok ileri görüşlülük ve harika zekâlı olmak.

dünyevi / dünyevî

  • (Dünyeviye) Bu âleme mensub ve müteallik. Dünyaya âit ve dünya ile alâkalı.

emval-i dünyeviye

  • Dünyevî mallar.

erkan-ı devlet / erkân-ı devlet

  • Devletin ileri gelenleri, dünyevi makamca ileri olanları.

hukuk-u dünyeviye

  • Dünyevî hukuk, haklar.

hüzn

  • Üzüntü, keder. Sevincin zıddı. Bu, halk arasında kastedilen dünyevî hüzünden başkadır. Tasavvuf yolunda bulunanlara âit bir hâl.

ihlas-ı tam / ihlâs-ı tâm

  • Tam ihlâs, yaptığı her işinde Allah'ın emrini ve rızasını gözetme, dünyevî veya uhrevî hiçbir karşılık beklememe.

ihtisas

  • (Husus. dan) Kendine mahsus kılmak. Bir kimsenin dünyevi veya uhrevi, Kur'âni, İslâmi, imâni bir mesleğe, fen veya san'ata hasr-ı mesâi etmesi; yalnız onunla meşgul olması.
  • Gr: Mütekellim veya muhatab zamiri olan mübtedanın haberinin hükmünü bir isme âit (mahsus) kılma. Bu isim zamir

inziac

  • Yerinden koparma, sökülme.
  • Tas: Allah'a tam teveccüh ederek dünyevî emelleri bırakmak.

işade

  • Çağırmak. Sesini yükseltmek.
  • Dünyevi matluba yetişmek.
  • Binayı yükseltmek.

levazımat-ı arziye

  • Dünyanın ihtiyaçları, dünyevî ihtiyaçlar.

makasıd-ı dünyeviye

  • Dünyevî maksatlar, gayeler.

maksad-ı dünyeviye

  • Dünyevî gaye, amaç.

menafi-i dünyeviye

  • Dünyevî menfaatlar, faydalar.

muamelat-ı dünyeviye / muamelât-ı dünyeviye

  • Dünyevi işler, muameleler.

muhabbet-i mecazi / muhabbet-i mecâzî

  • Allah'ın dışındaki dünyevî varlıklara yönelik sevgi.

seciye-i avra

  • Bir gözü kör olan seciye; olaylara sadece şahsî çıkar açısından veya sadece dünyevî açıdan bakan seciye, huy.

tehdid-i ilahi / tehdid-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın kullarını Cehennem azabı ve dünyevî belâlarla tehdit etmesi.

tereşşuhat-ı siyasiye ve dünyeviye / tereşşuhât-ı siyasiye ve dünyeviye

  • Siyasî ve dünyevî menfaat olduğunu gösteren belirtiler.

tezehhüd

  • Kendini dindar göstermek. Sun'i surette dindar olmak.
  • Dünyevî ve nefsanî şeylerden elini çekmek, ibadet etmek.

tul-ü emel / tûl-ü emel / طُولِ اَمَلْ

  • Tükenmez dünyevî arzu.

yek-çeşm deha / yek-çeşm dehâ

  • Tek gözlü olağanüstü zekâ ve akıl; Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet ve akıl.