LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Düşkün ifadesini içeren 195 kelime bulundu...

aceze / عجزه

  • (Tekili: Âciz) Âcizler.
  • Düşkünler, zayıflar.
  • Düşkünler, âcizler. (Arapça)

aile-perver

  • Evine düşkün, ailesine düşkün. (Farsça)

alüfte / âlüfte

  • İffetsiz, düşkün kadın.

avrupa medeniyet-i sefihanesi

  • Helâl olmayan zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan Avrupanın medeniyeti.

avrupa-perest

  • Avrupa düşkünü.

ayine-i müştak / âyine-i müştâk

  • Allah'ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde aksettiren ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan.

bed-hal

  • Kötü ahlâklı. Kötü huylu. Hâli düşkün. Fakir olan. (Farsça)

bekri / bekrî / بكری

  • Erken. Sabah.
  • İçkiye çok düşkün. Sarhoş.
  • İçki düşkünü. (Arapça)

belel

  • Yaşlık, rutubet, ıslaklık.
  • Zafer, galibiyet.
  • Mihnet, keder, üzüntü.
  • Mücadele, kavga.
  • Hastalıkdan iyileşen.
  • Düşkünlük.

bergeşte-hal / bergeşte-hâl

  • İşi bozulmuş, geçimi güçleşmiş, düşkün. (Farsça)

bevt

  • Zengin iken fakir düşme. Düşkünlük.

bidare

  • Tutkun, âşık, düşkün. (Farsça)

cemalperest / cemâlperest

  • Güzelliğe düşkün.
  • Güzelliğe düşkün.

cemalperestlik / cemâlperestlik

  • Güzelliğe düşkünlük.

danık

  • (Çoğulu: Devânik) Bir dirhemin altıda biri ve iki kırât ağırlığı. (Her kırat beş arpa ağırlığıdır.)
  • Zayıf düşkün davar.

dar-ül-aceze

  • Düşkünler, acizler evi. Yoksullar yurdu.

darülaceze / dârülaceze / دارالعجزه

  • Düşkünler evi. (Arapça)

dünyaperest / dünyâperest / دنياپرست

  • Dünyaya aşırı düşkün.
  • Dünya düşkünü. (Arapça - Farsça)

dünyaperver

  • Dünyaya aşırı derecede düşkün.

efgende

  • Yere atılmış, düşürülmüş. Yıkılmış, yıkık. Bozulmuş, tahrib edilmiş. (Farsça)
  • Biçare, zavallı, düşkün. (Farsça)

eğlence-perest

  • Eğlence ve oyuna düşkün.

eğlenceperest

  • Eğlenceye pek düşkün.

ehl-i dalalet ve sefahet / ehl-i dalâlet ve sefahet

  • Doğru ve hak yoldan sapmış ve yasak zevk ve eğlenceye düşkün kimseler.

ehl-i dünya / ehl-i dünyâ

  • Âhireti unutup, dünyâya sarılanlar. Dünyâya düşkün olanlar.

ehl-i sefahet

  • Zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün olan kimseler.

ehl-i sefahet ve dalalet / ehl-i sefahet ve dalâlet

  • Yasak eğlence, zevklere düşkün olan, doğru ve hak yoldan sapan, sapık kimseler.

ehl-i taat ve ibadet

  • Allah'ın emirlerini yerine getirenler ve ibadete düşkün olanlar.

erfeş

  • Nefsî isteklerine düşkün olan.
  • Kulakları uzun ve kaba (adam).

ergande

  • Hırslı, öfkeli. (Farsça)
  • İçkiye düşkün olan sarhoş. (Farsça)

eyyühe'n-nefs

  • Ey zevk, lezzet ve eğlenceye düşkün nefis!.

facir / fâcir / فاجر

  • Günah işleyen. (Arapça)
  • Karşı cinse düşkün olan. (Arapça)

fetişizm

  • Bazı eşyaları putlaştırıp aşırı düşkünlük gösterme.

figende

  • Yıkık, yıkılmış, düşkün. (Farsça)

fütade / fütâde / فتاده

  • (Çoğulu: Fütâdegân) Mübtelâ, tutkun. (Farsça)
  • Biçare, zavallı. (Farsça)
  • Düşkün, düşmüş. (Farsça)
  • Düşkün. (Farsça)
  • Düşmüş. (Farsça)
  • Aşık. (Farsça)
  • Tutkun. (Farsça)

garaibperest / garâibperest

  • Garib, tuhaf şeylere çok düşkün olan ve çok seven. (Farsça)
  • Garip şeylere pek düşkün.

garaipperest

  • Garip ve tuhaf şeylere düşkün olan, çok seven.

garp medeniyet-i sefihanesi

  • Batının sefih haldeki medeniyeti, haram zevk ve eğlencelere düşkün medeniyeti.

giriftar / giriftâr

  • Tutulmuş, esir, yakalanmış.
  • Düşkün.

hakesari / hakesarî

  • Perişanlık, düşkünlük. (Farsça)

hakikatperest / hakîkatperest

  • Hakikata pek düşkün.

hakikatperestane / hakîkatperestâne

  • Hakikata düşküncesine.

hakperest

  • Hakka pek düşkün.

hakperestane / hakperestâne

  • Hakka pek düşkün biri gibi.

haksari / hâksarî

  • Perişanlık, düşkünlük, rezillik.

hari / hârî / خواری

  • Düşkünlük. (Farsça)

haris / harîs

  • Bir şeye fazlası ile düşkün. Hırslı.

haris-i cah / harîs-i câh

  • Mevki, makam ve rütbe düşkünü.

haris-i şöhret / harîs-i şöhret

  • Şöhret ve nam düşkünü.

hasaset / hasâset

  • Yoksulluk, düşkünlük.

hasis / hasîs

  • Parasını ve malını harcamamak için her türlü sıkıntıya, eziyete katlanan, paraya, mala aşırı düşkün olan; dînen verilmesi îcâb edeni, zekâtı ve sadakayı vermeyen, pinti, eli sıkı olan, bahîl, malda ve ilimde cimrilik eden.

hayal-perver

  • Hayale düşkün. (Farsça)

hayatperest

  • Hayata aşırı düşkün olan.
  • Yaşamaya pek düşkün olan.

hebreme

  • Obur. Yemeğe düşkün.
  • Geveze.

hedd

  • Binayı gürültüyle yıkıp göçürmek. Çok ihtiyarlayıp düşkün hâle gelmek.
  • Zayıf ve korkak.

helak

  • Yıkılma, bitme, mahvolma.
  • Harislik ve pek düşkünlük.
  • Azab. Korku, havf.
  • Fakr.

heva

  • İstek. Nefsin isteği. Düşkünlük. Gelip geçici olan heves. Nefsin zararlı ve günah olan arzuları.

hevai / hevaî / hevâî

  • Ciddi şeylerle alâkasız. Nefsine düşkün. Nefsine ve şehvetine mağlub. Hevâ ve hevese âit ve müteallik. (Farsça)
  • Uçarı, nefsine düşkün, sorumsuz.

heveskarane / heveskârâne

  • Hevesine, gelip geçici istek ve arzularına düşkün bir şekilde.

hevesperverane / hevesperverâne

  • Nefsin istek ve arzularına düşkün bir şekilde.
  • Hevesine düşkün bir biçimde.

heykelperest

  • Heykel düşkünü.

hırs

  • Bir şeye aşırı düşkünlük, şiddetli istek.
  • Aç gözlülük, aşırı düşkünlük.

hırs-ı şöhret

  • Şöhret hırsı, şöhrete düşkünlük.

hissiyat-ı sefihe / hissiyât-ı sefihe

  • Sefahet ve eğlenceye düşkün hisler, duygular.

hodperest

  • Kendine düşkün.

hubb-ı dünya / hubb-ı dünyâ

  • Dünyâ sevgisi. Ölümden sonra işe yaramayacak olan şeylere düşkün olmak. Dünyâ; haramlar, mekruhlar ve Allahü teâlâyı unutturan her şeydir.

hubb-u cah

  • Şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi. Rütbe hırsı. (Farsça)

hubb-u nefis

  • Kendini sevme, nefse düşkünlük.

hubbüşşehevat / hubbüşşehevât

  • Şehvetleri sevme, nefsin arzu ve istekelerinine aşırı düşkünlük.

huşşa'

  • (Haşi') Huşu içinde olanlar. Gözleri korku ve saygı ile düşkün bir hâlde olanlar.

hüsünperest / حُسُنْپَرَسْتْ

  • Güzelliğe düşkün.
  • Güzellik düşkünü.
  • Güzelliğe düşkün.

hüsünperver

  • Güzelliğe düşkün.

ibadetkar / ibadetkâr

  • İbadet yapan. İbadete düşkün. (Farsça)

ibtila / ibtilâ / ابتلا

  • Belâya uğramak. Musibete düşmek. İyi veya kötü şeye düşkünlük, tiryakilik.
  • İnsanın iyiliğini, kötülüğünü ve kemâl derecesini meydana çıkaran imtihan, tecrübe.
  • İmtihan. Allahü teâlânın, kulunu, çeşitli sıkıntılar vermek sûretiyle imtihan etmesi, denemesi.
  • Bir şeye düşkünlük. Mübtelâ olmak.
  • Belaya uğramak, musibete düşmek, kötü şeye düşkünlük.
  • Tiryakilik, düşkünlük.
  • Tutkunluk, müptelalık, düşkünlük. (Arapça)

idbar / idbâr

  • Düşkünlük.

iffet / عفت

  • Namusluluk, namus düşkünlüğü. (Arapça)

ihtiras

  • Bir şeyi fazla arzulama ve ona fazla düşkünlük.

iman-perver

  • İmana düşkün.

inhimak / inhimâk / انهماک

  • Bir şeye fazla düşkün olma.
  • Kapılma, düşkünlük.
  • Aşırı düşkünlük. (Arapça)

iptila / iptilâ

  • Düşkünlük, tiryakilik.

kafiyeperest

  • Aşırı kafiye düşkünü.

kalb temizliği

  • Kalbin İslâmiyet'e uymayan şeylerden, dünyâya düşkünlükten, kötü düşünceden kurtulması.

kalender

  • İbâdetlerin görünmesine önem vermeyen, herkese tatlı söyleyerek kalb kazanmağa çalışan, farzları yapmaya dikkat eden ve dünyâya düşkün olmayan kimse.

kanunperest

  • Kanun düşkünü.

kindar

  • Kin tutan. İçinde kin ve garez besliyen. Öc ve intikam almağa düşkün. (Farsça)

leblebe

  • Esirgemek.
  • Oğula ve kıza çok fazla düşkün olmak.

lezzetperest

  • Maddî mânevi zevk ve lezzet peşinde koşan, zevk ve lezzete düşkün.

lıks

  • Boğazına düşkün, obur.
  • Lokma sezdiği yere can atan kimse.

ma'nevi hastalık / ma'nevî hastalık

  • Kalbe gelen yanlış îtikâd (inanç); insanın doğruyu, gerçeği görmesine mâni olan perde; îtikâdî bozukluk ve düşünce. Dünyâya ve haramlara düşkün olma; kibir ve riyâ gibi kalb hastalığı.

maddeperest

  • Maddeye taparcasına düşkün olan.

maddeperver

  • Maddeye düşkün.

magrem

  • Bir şeye çok düşkün, haris kimse. Tutkun. Aşık.
  • Borçlu.
  • Zarar, ziyan.
  • Cürüm, cinayet.

mail / mâil

  • Eğik. Bir tarafa eğilmiş. Eğri.
  • Meyilli. Hevesli. İstekli.
  • Düşkün.
  • Benzer.

makamperest

  • Makama düşkün.
  • Makam düşkünü.

makàsıd-ı san'atperverane / makàsıd-ı san'atperverâne

  • San'ata olan düşkünlüğü ortaya koyan maksatlar.

malperest

  • Malı, mülkü ve parayı çok seven. Mala düşkün olan. (Farsça)

masiva-perest / mâsivâ-perest

  • Dünya ile ilgili olan şeylere düşkünlük; Allah'tan başka şeylere aşırı düşkünlük.

medeniyetperest

  • Medeniyete aşırı düşkün olan.

meftun

  • Tutkun, düşkün.

meftuniyet / meftûniyet

  • Düşkünlük.
  • Düşkünlük, aşırı bağlılık.

mehzul

  • Düşkün. Zayıf. Arık.

menfaatperest / مَنْفَعَتْپَرَسْتْ

  • Menfaatına çok düşkün.
  • Menfaatine düşkün.

merak

  • Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük.
  • Dalgınlık. Kara sevdâ.
  • Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.

merbutiyet / merbûtiyet / مربوطيت

  • Bağlılık. (Arapça)
  • Düşkünlük, aşırı ilgi. (Arapça)

meyyal

  • Çok meyleden, eğilen. Çok istekli, düşkün.

mezellet / مذلت

  • Düşkünlük. (Arapça)

milliyetperver

  • Kendi milletine düşkün olma.

milliyetperverlik

  • Kendi milletine düşkün olma.

mimsiz medeniyetperest

  • "Deniyetperst", aşağılık şeylere düşkün kimse.

moda

  • Geçici yenilik. Elbise ve süslenmede geçici hevesler ve fantezi düşkünlüğü sebebiyle çıkartılan yeni tarz ve şekiller. Bunlar israfı artırır ve iktisada aykırıdır. (Fransızca)

mübtela / mübtelâ

  • Dertli. Hasta. Başı sıkıntılı. Rahatsız. Belâlı. Düşkün. Tutkun. Tutulmuş.
  • Düşkün, tutkun.

müdbir

  • (Dübur. dan) Tâlihsiz, düşkün.

muhabbet

  • Sevgi. Aşırı düşkünlük.

mühtelis

  • Zayıflamış, düşkünleşmiş.

mukdim

  • İşine düşkün, gayret ve fedakârlıkla çalışan. Cüretli ve cesaretli olan.

muli'

  • Tutkun, düşkün, ihtiraslı.

müptela / müptelâ

  • Bağımlı, düşkün.

müsaade-i sefahet

  • Gayr-i meşrû zevk ve eğlence düşkünlüğüne izin verme.

müştak / müştâk

  • Düşkün, aşık.

müştak ayinedar / müştak âyinedar

  • Allah'ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde aksettiren ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan.

müştak olan

  • Arzulu, istekli, düşkün.

mütedeyyin / متدین

  • Dindar, dinine düşkün. (Arapça)

mütehevvisane / mütehevvisâne

  • Hevesine düşkün olarak.

mütekeyyifane / mütekeyyifâne

  • Keyfine düşkün olarak.

müteseffih

  • Zevk ve eğlenceye düşkün.

nefis-perest

  • Şeriat kanunlarına aykırı olarak, ahlâk kaidesini tanımadan nefsinin isteklerine uyan. Nefsine taparcasına düşkün olan.

nefis-perver

  • Nefsini çok sevip besleyen, nefsi isteklerine çok düşkün. (Farsça)

nefisperest / نَفِسْپَرَسْتْ

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan.
  • Nefsine aşırı düşkün olan.
  • Nefsine düşkün.

nefisperestlik

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olmak.

nefsaniyet

  • Nefsine düşkünlük.

nehem

  • (Nehim - Menhum) Aç gözlü oluş. şikemperver olmak. Doymak bilmemek. Bir şeye çok düşkün, şehvetli, haris.

nekbet

  • (Çoğulu: Nekebât - Nükub) Talihsizlik, şanssızlık, bahtsızlık.
  • Musibet, felâket.
  • Düşkünlük.

nezafetperver / nezâfetperver

  • Temizliğe düşkün.

nizar

  • Zayıf, arık, düşkün, bitkin.

nükub

  • Rücu' etmek, geri dönmek.
  • Udul etmek, ayrılmak.
  • (Tekili: Nekbet) Tâlihsizlikler, şanssızlıklar. Felâketler, musibetler, düşkünlükler.

partizan

  • Kendi partisine aşırı düşkün olup başkasına hak tanımak istemeyen kimse. (Fransızca)

perest

  • Taparcasına düşkün.

perestiş

  • Aşırı düşkünlük, tapınış.

perestiş etmek

  • Bir şeye aşırı düşkün olmak.

rağbet

  • Düşkünlük, istek.

rağbet etme

  • Düşkün olma, ilgi gösterme.

raiyetperver / رَعِيَتْپَرْوَرْ

  • Halkına düşkün.

rehk

  • Aradan yetişip yaklaşma.
  • Yürüme.
  • şaşa kalma, taaccüb etme, hayrette kalma.
  • Kötü şeylere düşkünlük.

sefahat / sefâhat / سفاحت

  • Gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük.
  • Sefihlik, zevk ve eğlence düşkünlüğü. (Arapça)

sefahet / sefâhet

  • (Sefeh) Zevk ve eğlenceye ve yasak şeylere düşkünlük. Akılsızlık edip lüzumsuz yere, sonunu düşünmeden, hazz-ı nefs için masraf etmek.
  • Yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, budalalık.
  • Aklın az ve hafîf olması. Malını dînin ve aklın beğenmediği yerlere sarfetme. Lüzumsuz harcama. Süse, eğlenceye ve her türlü kötülüğe, harama düşkünlük. Akıl azlığı.
  • Kıt akıllılık, düşüncesizlik, günahlara düşkünlük.

sefahet ehli

  • Zevk ve eğlenceye düşkün olan ve sermayesini gereksiz yere harcayanlar.

sefahet-i beşeriye

  • İnsanların zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlükleri, budalalıkları.

sefahet-i hayat

  • Hayattaki dinen yasaklanmış olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.

sefahet-i medeniyet

  • Batı medeniyetinin teşvik ettiği yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük.

sefahet-i mutlak

  • Yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük.

sefahet-perest

  • Gayrı meşru zevk ve eğlencelere düşkün olan, ahlâksızca davranan.

sefahetçi

  • Gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkün olan.

sefahetçiler

  • Gayrı meşru zevk ve eğlencelere düşkün olanlar.

sefahetkarane / sefahetkârâne

  • Yasak zevk ve eğlenceye düşkün olarak, beyinsizce.

sefalet / sefâlet

  • Düşkünlük, aşağılık.

sefalethane / sefâlethâne

  • Sefalet yeri, düşkünlük evi.

sefih / sefîh / سفيه

  • Zevk ve eğlenceye düşkün. Sefahete düşmüş. Malını düşünmeden harcayan.
  • Kıt akıllı, düşüncesiz, zevke düşkün.
  • Zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.
  • Yasak zevk ve eğlencelere düşkün.
  • Zevk ve eğlence düşkünü. (Arapça)

sefihane / sefîhane / sefîhâne

  • Eğlenceye ve lüzumsuz masraflara düşkün olarak. (Farsça)
  • Yasak zevk ve eğlencelere düşkün bir şekilde; beyinsizce.
  • Sefihce, zevkine düşkün biri gibi, düşüncesizce.
  • Dinen yasaklanmış zevk ve eğlencelere düşkün olarak.

sefil / sefîl

  • Düşkün, aşağı.

şehvani / şehvanî / şehvânî / شهوانى

  • şehvetle ilgili, şehvete ait.
  • şehvete çok düşkün olan kimse.
  • Şehvetle ilgili. (Arapça)
  • Şehvet düşkünü. (Arapça)

şehvet-perest

  • Şehvetine çok düşkün. Nefsi arzularının esiri olan. (Farsça)

şehvetperest / شهوت پرست

  • Şehvet düşkünü. (Arapça - Farsça)

sevdaperest

  • İfrat derecede düşkün, tutkun. (Farsça)
  • Tamahkâr. (Farsça)

şifte

  • Düşkün, tutkun, meftun. (Farsça)

şikembende

  • Midesine düşkün. Çok yiyen. (Farsça)

şikemperver / شِكَمْپَرْوَرْ

  • Yemek tiryakisi, boğazına düşkün. (Farsça)
  • Boğazına düşkün.
  • Yeme içmeye düşkün.

şöhretperest

  • Şöhret düşkünü.
  • Şöhret düşkünü.

şöhretperestlik

  • Şöhret düşkünlüğü.

şuhh

  • Mala düşkün olup, fakirlere vermeyi sevmemek, cimrilik etmek.

suretperest / sûretperest

  • Sûrete pek düşkün olan.

şuridegi / şuridegî

  • Karışıklık, perişanlık. (Farsça)
  • Tutkunluk, düşkünlük. (Farsça)

takvadarane / takvâdârâne

  • Takvaya düşkün kimse olarak.

tama'

  • Aç gözlülük, dünyâ malına aşırı düşkünlük.

tenasan / tenâsân / تن آسان

  • Canının kıymetini bilen, rahatına düşkün. (Farsça)

tenperver / تن پرور

  • Rahatına düşkün, tembel.
  • Rahatına düşkün. Tembel. Vücudunu beslemek telâşesinde olan. (Farsça)
  • Rahatına düşkün. (Farsça)

teşbihperest

  • Benzetme düşkünü.

tesfih

  • (Sefahet. den) Sefih görme, sefih sayma. Akılsız, müsrif ve eğlenceye düşkün addetmek.
  • Sefih görme, kıt akıllı sayma, eğlence düşkünü olarak tanıma.

tiyaka

  • Cimaa pek ziyade düşkün olmak.
  • Şehvetin galip olması.

üftade / üftâde / افتاده

  • Düşkün, çaresiz.
  • Düşmüş. (Farsça)
  • Düşkün. (Farsça)
  • Aşık. (Farsça)
  • Zavallı. (Farsça)

üftadegan / üftadegân / üftâdegân / افتادگان

  • (Tekili: Üftade) Düşkünler. Tutkunlar. Âşıklar. (Farsça)
  • Düşmüşler. (Farsça)
  • Düşkünler. (Farsça)
  • Aşıklar. (Farsça)
  • Zavallılar. (Farsça)

üftadegi / üftadegî

  • Düşkünlük, biçarelik. (Farsça)

üslubperest / üslûbperest

  • Üslûba aşırı düşkün.

vahi

  • Mânâsız, saçma. Ehemmiyetsiz.
  • Ahmak. Düşkün. Zaif.

vazifeperver

  • Vazifesini seven, işine düşkün.

vazifeşinas / vazîfeşinas / وظيفه شناس

  • Görevine düşkün. (Arapça)

velu'

  • Bir şeye fazla düşkün olan.

vülu'

  • Bir şeye aşırı derece düşkünlük.

zahid / zâhid

  • Dünyâya düşkün olmayan kimse.
  • Şüpheli olur korkusu ile mübâhların (dînen izin verilenlerin) çoğunu terk eden.

zarafet-perver

  • Zarafete düşkün olan, zarifliği seven. (Farsça)

zebun / zebûn

  • Düşkün, tutkun, kapılmış.
  • Düşkün, tutkun.

zebun-kuş

  • Düşkünleri ezen. Zâlim. Gaddar.

zebunküş / zebûnküş

  • Düşkünü ezen.

zelil / zelîl / ذليل

  • Düşkün, zavallı. (Arapça)

zenperest / زن پرست

  • (Çoğulu: Zenperestegân) Kadına düşkün, kadın peşinde dolaşır ahlâksız kimse. (Farsça)
  • Kadın düşkünü. (Farsça)

zevk-cu / zevk-cû

  • (Çoğulu: Zevkcuyân) Zevkine düşkün. Zevk arıyan. (Farsça)

zevkperest

  • Zevke düşkün.
  • Zevke düşkün.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR