LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Düşünme ifadesini içeren 171 kelime bulundu...

abr

  • Rüya tabir etmek. Düş yormak.
  • Yaş akıtmak. Sudan veya başka yerden geçmek.
  • Söylemeden bir şeyi düşünmek.

adem-i muhakeme

  • Bir konu üzerinde derinlemesine düşünmeme ve araştırma yapmama.

akibet-bini / âkibet-binî

  • Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme. (Farsça)

akıl

  • Zihnin anlama ve düşünme sıfatı.

akis

  • (Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi.
  • Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi.
  • Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi.
  • Çarpışma, çarpıp geri dönme.
  • Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini

akl

  • (Akıl) Men'etmek.
  • Sığınacak yer.
  • Kırmızı mihfe örtüsü.
  • Diyet.
  • İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, k

akl-ı meaş / akl-ı meâş

  • Yemek, içmek, evlenmek, helâl, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin râhatını ve nefsin menfaatini düşünüp, âhireti düşünmeyen akıl; akl-ı meâdın zıddı.

alet-i mülahaza / âlet-i mülâhaza

  • Düşünme vasıtası.

alim-i zitehevvür / âlim-i zîtehevvür

  • Öfkeli âlim; sonunu düşünmeden öfkeli hareket eden ilim adamı.

amede-gu / âmede-gû

  • Hazırcevap. Düşünmeden hemen güzel söz söyleyen kimse. (Farsça)

arif / ârif

  • (İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen.
  • Sabırlı ve mütehammil.
  • Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan.
  • Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.

bedaheten / bedâheten / بداهة

  • Birdenbire, aniden, ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak.
  • Düşünmeden. (Arapça)

bedihe / bedîhe / بدیهه

  • Birdenbire ve düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık.
  • Başlangıç.
  • Düşünmeden. (Arapça)

ben

  • (Bak: Ene) t. Psk: Şuurlu kişiliğimiz. Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir. Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canlı olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şuursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkası arasındaki farkı anlamaya, münasebetler kurmaya, düşünmeğe başlayınca şuurl

bevh

  • Lânet etme, beddua etme, söğme.
  • Haberli olma.
  • Düşünme.

biendişe / bîendişe / بى اندیشه

  • Düşünmeyen, umursamayan. (Farsça)

bila-teemmül / bilâ-teemmül

  • Düşünmeden. Düşünmeksizin. Dikkatli olmadan.

bilfarzımuhal

  • Olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım.

ceffe-l kalem

  • Düşünmeksizin, birden, hemen.
  • Kalemin yazısı kurumuş, silinmez.
  • Kat'i olan şey.

ceffelkalem

  • Düşünmeksizin.

dikkat-i nazar

  • İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.

dünyaperest

  • Dünyaya tapacak derecede ehemmiyet verip âhiretini düşünmeyen. Maddiyatı çok seven. (Farsça)

egoizm

  • Bencillik. Kendi menfaatını ön plâna alma. Her işi ve davranışta kendini düşünme. Bencillik, hem ahlâk, hem de dinde reddedilen kötü bir huydur. Bencillikten kurtulmanın çaresi, İslâm terbiyesidir. (Fransızca)

ehl-i dünya

  • Dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler.

ehl-i dünya ve siyaset

  • Dünya ve siyasi hayata dalıp, âhireti düşünmeyenler.

ehlidünya / ehlidünyâ

  • Dünya adamı, âhireti düşünmeyen.

endişe-i istikbal

  • Gelecek zamanı düşünmekten gelen merak, üzüntü, keder. Geleceği düşünmek.

erbab-ı gaflet

  • Gaflette olanlar; Allah'ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz davrananlar.

farz-ı muhal / farz-ı muhâl

  • Olması imkânsız olup, var gibi kabul edilen. Olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek.
  • Olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme.

fekr

  • Etraflıca düşünme.

fena fillah / fenâ fillâh

  • Allah'ta fâni olmak, bütün benliğini Allah'a verme ve sadece Onu düşünme.

fevri / fevrî

  • Düşünmeden ve âni olarak yapılan hareket.
  • Hemen, düşünmeden.

fikr-i infiradi / fikr-i infiradî

  • Tek başına olma fikri, bireysel düşünce, sadece kendini düşünme.

fikret

  • Düşünme, tefekkür, teemmül, fikir, Düşünülen şey.
  • Düşünme.

fikretmek

  • Düşünmek.

gafil

  • Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan. (Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber. (Niyazi-i Mısrî)

gaflet

  • Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.

hane-suz

  • Ev yakıcı. (Farsça)
  • Mc: Gözü dışarda olan, kendi âilesini düşünmeyen kimse. (Farsça)

hariciler / hâricîler

  • Sıffîn muhârebesinde, taraflar hakem tâyinine râzı olup anlaşmayı kabûl ettiği için hazret-i Ali'nin ordusundan ayrılarak "Hâkim ancak Allah'tır. Hazret-i Ali iki hakemin hükmüne uyarak halîfeliği hazret-i Muâviye'ye bırakmakla büyük günah işledi" di yen ve kendileri gibi düşünmeyen Eshâb-ı kirâm il

hatıra / hâtıra / خاطره

  • Hatıra, hatıra gelen. (Arapça)
  • Hatıra getirmek: Aklına getirmek, düşünmek. (Arapça)
  • Hâtıra hutûr etmek: Hatırlamak, anımsamak. (Arapça)

hayl

  • At. At sürüsü.
  • Atlı sürüsü.
  • Zümre, güruh.
  • Düşünmek, hıfzetmek.

hazırcevap

  • Her söze derhal ve düşünmeden münasib cevap veren kimse.

hicab-ı gaflet

  • Gaflet perdesi; Allah'a inanmayı, emir ve yasaklarına uymayı engelleyen şeyler; mâneviyatı görmeme ve düşünmeme hâli.

hodbini / hodbinî

  • Hodbinlik. Kendi menfaat ve lezzetini düşünmek. (Farsça)

hodbinlik

  • Kendini görme, kendini düşünme; bencillik.

hodendişlik

  • Kendi için kaygılanma, endişe etme; kendini düşünme; bencillik.

hodkamlık / hodkâmlık

  • Kendini düşünme. (Farsça - Türkçe)

hudperestlik

  • Bencillik, kendini düşünme. (Farsça - Türkçe)

hulus / hulûs

  • Dünyâ menfaatlerini düşünmeden bütün iş ve ibâdetlerin yalnız Allah için olması, niyet temizliği.

hüsn-ü zann

  • (Hüsn-i Zan) Bir kimsenin veya bir hâdisenin iyiliği hakkındaki vicdâni ve iyi kanaat. İyi fikirde bulunup, iyi olacağını düşünmek.

hüsnüzan

  • Bir başkası hakkında güzel düşünme.

ibadet-i fikriye

  • Düşünme ibadeti.

ibadet-i tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti.

ibret

  • İnsanın karşılaştığı, gördüğü veya işittiği hâdiselerden ders alması, kendi hâlini düşünmesi.

iftiyat

  • Düşünmeden bir işe başlama.
  • Bir şey kaybolup gitme.

ihlas / ihlâs

  • Hâlis, temiz etmek, niyyeti düzeltmek, temizlemek, dünyâ menfaatini düşünmeden bütün işlerini, ibâdetlerini yalnız Allah için yapmak.

ihtiyat

  • Sakınmak. İşleri iyi düşünmek. Tedbirlilik. İşlerde basiret üzere bulunmak. Yedek.

im'an-ı nazar / im'ân-ı nazar

  • Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.
  • Bir işi dikkatle düşünmek; bir şeye inceden inceye bakmak.

imkan-ı zihni / imkân-ı zihnî

  • Bir şeyin mümkün olabileceğini zihinle düşünmek.

imtihan

  • Deneme, Tecrübe etmek.
  • Bir şeyin hakikatına ıttılâ peyda etmek için çok dikkatle düşünmek.
  • Salâhiyet veya salâhiyetsizliğini anlamak için yapılan teftiş ve tecrübe.

ımya

  • Görmeyerek, düşünmeyerek.

inkıham

  • Düşünmeden bir işe girişme.

inziva / inzivâ

  • Bir köşeye çekilmek. Haramlardan ve günâhlardan korunmak, nefsini terbiye etmek ve sâdece Allahü teâlâyı anmak ve âhireti düşünmek için bir yerde yalnız kalma.

irtia'

  • Düşünmek, istikbali düşünme.

irtical

  • Hazır cevaplılık. Düşünmeden ve birdenbire açıkça güzel söz veya şiir söylemek.

irticalen / irticâlen / ارتجالا

  • Hazırlıksız olarak, düşünmeden ezbere içinden geldiği gibi konuşmak.
  • Düşünmeden söyleyerek. (Arapça)

irticaliyyat

  • Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler.

isabet

  • Rastlamak. Doğruca varıp erişmek. Doğru düşünmek, matluba uygun iş işlemek.

isar / îsâr

  • Başkasının ihtiyâcını kendi ihtiyâcından önce düşünmek. Muhtac olduğu hâlde, elindeki malı muhtâc din kardeşine verip, yokluğa katlanmak.

istizhan

  • Akıl etmek, düşünmek.

kahm

  • (Kuhum) : Düşünmeden kendini bir iş içine atmak.

kariha / karîha / قریحه

  • Fikir kabiliyeti. Zihin kudreti. Düşünme istidadı.
  • Akıldan hâsıl olan fikirler. Her şeyin evveli.
  • Kuyudan çıkarılan ilk su.
  • Düşünme melekesi.
  • Düşünme gücü. (Arapça)

kıymet-i natıkıyet / kıymet-i nâtıkıyet

  • Konuşma ve düşünme özelliğinin taşıdığı değer.

küfr-i cehli / küfr-i cehlî

  • İşitmediği, düşünmediği için, Allahü teâlâya ve inanılması lâzım olan şeylere inanmamak.

kuhme

  • Düşünmeden bir işe girişme.
  • Şiddet.
  • Kıtlık senesi.
  • Zor iş.

kutehendiş / kûtehendiş

  • Sonunu ve istikbali düşünmeyen. Kısa görüşlü. (Farsça)

kuvve-i müfekkire / قُوَّۀِ مُفَكِّرَه

  • Düşünme duygusu.
  • Düşünme kuvveti.

lihaz

  • Düşünme, mülâhaza etme.
  • Riâyet etme, uyma. Söylenen sözü kabul edip yerine getirme.

mahile

  • (Çoğulu: Mahâyil) Düşünmeğe sebebiyet veren işaret, alâmet.

mahtur

  • (Hatar. dan) Hatara, tehlikeye yakın.
  • Düşünme. Fikir ve endişe.

mantık

  • Konuşma, düşünce, söz.
  • Doğru muhâkeme ve doğru düşünmeyi öğreten ilim.

menfaatperestlik

  • Sadece çıkarını düşünme.

mezy

  • Dokunma, bakma ve düşünme gibi sebeplerle erkekten gelen beyaz şeffâf sıvı.

müfekkir

  • Fikir yürüten. Düşünen. Düşündüren. Düşünme kuvveti.

müfekkire / مفكره

  • Düşünme gücü ve kuvveti.
  • Düşünme gücü.
  • Düşünme kabiliyeti.
  • Düşünme gücü. (Arapça)

muhakeme / muhâkeme

  • (Çoğulu: Muhakemât) (Hüküm. den) Dava için iki tarafın mahkemeye baş vurması.
  • İki tarafın mahkemeye baş vurması.
  • İki tarafı dinleyip hüküm vermek.
  • Düşünmek.
  • Zihinde inceleme yapmak.
  • Karar vermek için iyice düşünmek.
  • Düşünme, akıl yürütme, hüküm çıkarma, yargılama.

muhakeme-i hissi / muhakeme-i hissî

  • Bir mesele hakkında hislerle düşünme.

muhalefet / muhâlefet

  • Karşı gelme, ayrı düşünme, uymama.

mukterih

  • Bir şeye kasd eden, araştıran.
  • Yeniden meydana çıkaran.
  • Düşünmeden, aklına geldiği gibi söyleyen, iktirah eden.

mülahaza / mülâhaza / مُلَاحَظَه

  • Dikkatle bakma,
  • İyice düşünme, düşünce.
  • Düşünme, akla getirme.
  • Dikkatle bakma, iyice düşünme.
  • İyice düşünme.

mülahaza etme / mülâhaza etme

  • Dikkatle bakma etraflıca düşünme.

mülahaza etmek / mülâhaza etmek

  • Düşünmek, akla getirmek.

mürtecil

  • Hemen, düşünmeden şiir söyliyen veya karşılık veren. Hazırcevap.

mürtecilane / mürtecilâne

  • Düşünmeden hemen şiir veya söz söyliyene yakışır surette. (Farsça)

mürtecilen

  • Hemen şiir veya söz söyleyerek. Düşünmeden cevap vererek. Hazırcevaplıkla.

mütalaa / mütâlââ

  • Bir işi etraflıca düşünmek, okumak, tetkik etmek.
  • İnceleme, düşünme, okuma.

mütalaada bulunma / mütalâada bulunma

  • Etraflıca inceleyip düşünme, bir düşünceyi dile getirme.

mütehevvir

  • Hiddet ve kızgınlıkla neticeyi düşünmeden saldıran.

muvazenet

  • Ölçmek. Denk olup olmadığını bilmek için tartmak, ölçmek.
  • Düşünmek.
  • İki şeyin vezince birbirine denk olması. Uygunluk.

na-endiş

  • Uzun uzadıya düşünmeğe değmez. Açık, muhakkak. (Farsça)

nazar

  • Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek.
  • Gözdeğmesi.
  • İltifat.
  • İtibar.
  • Bakmak. Göz atmak.
  • Düşünme, inceleme.

nazar etme

  • Bakma, düşünme.

nazar-ı teemmül

  • İnceden inceye araştırma, inceden inceye düşünme, dikkate alınma.

nefsi nefsi / nefsî nefsî

  • "Nefsim, nefsim" mânâsına gelen ve sadece kendini düşünmeyi ifade eden bir söz.
  • "Benim nefsim", "nefsim nefsim" mânâsına yalnız kendini düşünmeyi ve kendisiyle olan alâkayı ifâde eden bir tâbir.

nefsi tefekkür / nefsî tefekkür

  • Kişinin kendisi ve kendi varlığı üzerinde etraflıca derinlemesine düşünmesi.

rabbani / rabbânî / ربانى

  • Tanrısal, ilahî. (Arapça)
  • Tanrı'dan başka bir şey düşünmeyen. (Arapça)

rabıta / râbıta

  • Bir velînin şeklini, sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve mârifetlere (ilimlere) kavuşma yolu. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz alma. Her şeyi unutarak, dünyâ işlerini düşünmeyerek, sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulu

rabıta-i telebbüsiyye / râbıta-i telebbüsiyye

  • Râbıta yaparken kendisini, velînin şeklinde, kıyâfetinde görmek ve düşünmek.

rabıtaimevt / râbıtaimevt

  • Ölümü düşünmek.

ratbüyabis / ratbüyâbis / رطب و یابس

  • Yaş ve kuru. (Arapça)
  • Düşünmeden konuşan, boşboğaz. (Arapça)

reviyyet

  • (Çoğulu: Reviyyât) Bir işin her cihetini iyice düşünme.

rü'yet

  • Görmek, bakmak. İdare etmek. Göz ile veya kalb gözü ile görmek.
  • Akıl ile müşahede derecesinde bilmek, idrak etmek, tefekkür etmek, düşünmek.
  • Araştırmak.

rüşd

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.

saf

  • Katışıksız, berrâk, temiz.
  • Zeki olmayan, derin düşünmeyen, dikkatsiz.

safiyane / sâfiyane

  • Hiç kötülük düşünmeden, temiz bir kalple.

şahsiyat

  • Kendini düşünme özelliği.

saniha

  • Zihne gelen fikir. Mütâlâa. Çok düşünmeden gelen fikir.

sanihat / sanihât

  • (Tekili: Sâniha) Çok düşünmeden akla, fikre gelen şeyler.

şayan-ı hayret ve teemmül / şâyân-ı hayret ve teemmül

  • Hayret verici ve üzerinde etraflıca düşünmeye değer.

sebeb-i sukut

  • Değer kaybetme, düşünme nedeni.

sebük-endiş

  • Derin düşünmeyen, sathi düşünen. (Farsça)

sefahet

  • (Sefeh) Zevk ve eğlenceye ve yasak şeylere düşkünlük. Akılsızlık edip lüzumsuz yere, sonunu düşünmeden, hazz-ı nefs için masraf etmek.

sefih / sefîh

  • Zevk ve eğlenceye düşkün. Sefahete düşmüş. Malını düşünmeden harcayan.
  • Zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • İçgüdü, düşünme sonucu olarak değil, tabii hareket.
  • Hayvan veya insanların düşünmeksizin Cenab-ı Hakk'ın sevki ile olan hikmete uygun hareketi. Sevk-i kaderî, ilham veya sevk-i İlâhî demek daha doğrudur.

sevkitabii / sevkitabiî

  • Hayvanlarda düşünmeyerek, tabiatın sevki ve zorlamasıyla yapılan hareket, içgüdü.

sıfat-ı tehevvür

  • Öfke sıfatı; sonunu düşünmeden öfkeli hareket etme.

su-i zan / سوء ظن

  • Kötü düşünme.

sünuh

  • (Çoğulu: Sünuhat) Çok düşünmeden akla ve kalbe gelen mânâ.
  • Zuhur etmek. Vaki olmak.
  • Sözü kinâye ve târiz ile söylemek.
  • Kolay olmak.
  • Birini güçlüğe düşürmek.

taassub

  • (Asab. dan) Bir şeye veya bir kimseye taraflı olma.
  • Din bakımından fazla salâbetli olma.
  • Kendi dinini çok üstün görmek.
  • Haksız yere husumet etmek.
  • Bir düşünüşe, bir inanışa körü körüne bağlanıp ondan başkasını düşünmemek hâli.

tahabbut

  • Düşünmek.
  • Aklını eksiltmek, fâsid etmek.

takdir

  • Kıymet vermek. Değerini, kıymetini, lüzumunu anlamak.
  • Kader.
  • Düşünmek.
  • Öyle saymak.

taklid / taklîd

  • İnanılacak şeylerde düşünmeden, anlamadan, yalnız başkasından işiterek, görerek inanma, îmân etme.
  • Amelde yâni yapılacak işlerde delîlini araştırmadan bir müctehidin ictihâdlarına (mezhebine) uyma, bağlanma.
  • Kendi mezhebine göre yapmasında harâc (meşakkat) veya zarûret buluna

taklidi iman / taklîdî îmân

  • İnanılacak şeylerde düşünmeden anlamadan, yalnız başkasından işiterek inanma, îmân etme.

tasavvur

  • Düşünme, hayal etme.

tasavvur etme

  • Düşünme, hayal etme.

tasavvur etmek

  • Düşünmek, hayal etmek.

tasavvur-u küfür

  • Küfrü düşünme, hayal etme.

tasavvur-u şahsi / tasavvur-u şahsî

  • Kendi şahsî tasavvuru, düşüncesi, sadece kendini düşünme.

tasavvur-u vahiy

  • Vahyi düşünme.

tasavvur-u zeval / tasavvur-u zevâl

  • Yok olup gittiğini düşünme.

tasavvur-u zeval-i lezzet

  • Lezzetin sona ereceğini düşünme.

tasavvurca

  • Düşünme, hayal etme bakımından.

tasavvuri / tasavvurî

  • Düşünmeye, zihinde şekillendirmeye ait.

tedebbür

  • Bir şeyin sonunu düşünmek, tefekkür etmek. Müdebbir olmak, tedbirli olmak.
  • Arkasını dönmek.
  • Birşeyin sonunu, hakikatini düşünme.
  • Bir şeyin üzerinde düşünmek, tefekkür etmek.
  • Sonunu düşünme.

teemmül / تأمل

  • İyice, etraflıca düşünmek. Derin derin düşünmek.
  • Düşünme, inceden inceye araştırma.
  • İyice düşünme.
  • Etraflıca düşünme.
  • Enikonu düşünme. (Arapça)
  • Teemmül etmek: Enikonu düşünmek. (Arapça)

tefekkür / تفكر / تَفَكُّرْ

  • Fikretmek. Düşünmek. Fikri harekete getirmek.
  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme.
  • İbret alacak ve faydalanacak şekilde derin düşünme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve nîmetlerini düşünme.
  • Fikretme, düşünme.
  • Fikretmek. Düşünmek. Düşünceyi harekete geçirmek. Akıl yormak.
  • Düşünme.
  • Düşünme, kafa yorma. (Arapça)
  • Tefekkür etmek: Düşünmek, kafa yormak. (Arapça)
  • Düşünme.

tefekkür etme

  • Düşünme.

tefekkür etmek

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünmek.

tefekkür-ü akli / tefekkür-ü aklî

  • Akıl yoluyla tefekkür etmek, düşünmek.

tefekkür-ü ala-i ilahi / tefekkür-ü âlâ-i ilâhî

  • Yüce Allah'ın mahlûkatı ve nimetleri üzerinde tefekkür etme, düşünme.

tefekkür-ü arabi / tefekkür-ü arabî

  • Arapça tefekkür, düşünme.

tefekkür-ü dalalet / tefekkür-ü dalâlet

  • İnançsızlığı düşünme.

tefekkürat / tefekkürât / تفكرات

  • Tefekkürler, düşünmeler.
  • Tefekkürler, düşünmeler.
  • Düşünmeler, düşünceler. (Arapça)

tefekküri / tefekkürî

  • Düşünmekle ilgili.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

tehevvür / تَهَوُّرْ

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.
  • Korkusuzca, sonunu düşünmeden âniden karar verme.
  • Sonunu düşünmeden öfkelenme.

tenazzur

  • Dikkatle bakarak düşünme. Düşünerek dikkatle bakma.

tenperverlik

  • Devamlı kendi canını ve rahatını düşünme, tenbellikten hoşlanma.

terevvi

  • Tefekkür etmek, düşünmek.

terk-i terk

  • Terki terk etmek; terkedilen şeyleri düşünmemek.
  • Ucbe ve fahre girmemek için terkettiklerini de düşünmemek.

terk-i ukba / terk-i ukbâ

  • Âhiretteki mükâfatları terketmek, düşünmemek.

tervie

  • Evmeyip tefekkür etmek. Acele etmeyip düşünmek.

terviye

  • Su verme, sulama, suya kandırma.
  • İyiden iyiye ve derin derin düşünme.

tevehhüm-i ebediyet

  • Ebedî yaşayacağını zannedip Allah'ın emirlerinden ve âhiret için hazırlanmaktan gaflet etmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi evhâm ile sâdece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.

tevhid-i şuhudi / tevhîd-i şuhûdî

  • Mâsivâyı (Allahü teâlâdan başka her şeyi) görmemek ve düşünmemek.

tezekkür-i mevt

  • Ölümü hatırlamak. İnsanın kendini ölmüş, teneşir tahtası üzerinde yıkanmış, kefene sarılmış ve tabuta konulmuş ve mezâra gömülmüş olarak düşünmesi.

tezkiye-i nefs

  • Nefsi, İslâmiyet'in haram ettiği, beğenmediği şeylerden, kötü isteklerinden temizlemek.
  • Nefsini beğenme, insanın kendindeki nîmetleri, iyilikleri, kendinden bilip, Allahü teâlânın verdiğini düşünmemesi. Bu nîmetlerin Allahü teâlâdan geldiğini bilip, kendinin kusurlu olduğunu düşünmek

tul-u emel

  • Bitmeyen istek.
  • Hiç ölmeyecek gibi dünyaya dalmak ve düşünmek.

vehm

  • Kuruntu, gerçekte olmayan bir şeyi var diye düşünme.

vehmi / vehmî

  • Olmadığı halde var zannederek. Düşünmeye, vehme dair, vehme ait.

zan

  • Sanma ve düşünme.