Notice: Undefined offset: 1 in /home/luggat/public_html/index.php on line 528

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Düşünce ifadesini içeren 298 kelime bulundu...

ahaff

  • Pek hafif, çok hafif.
  • Düşüncesiz.

ahdeb

  • Hiç kimsenin fikir ve düşüncesini beğenmeyen, ahmak.
  • Uzun boylu.

akıl / âkıl

  • Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr.

akl-ı beşer

  • İnsan aklı. İnsan düşüncesi.

akl-ı selim

  • (Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş. Normal ve müsbet düşünce.

aks-i nakiz / aks-i nakîz

  • Antitez, karşısav; biri diğerinin zıttı olan iki terimden, ikincisini oluşturan düşünce veya önerme.

aktivizm

  • Hakikatin, düşüncede kalmasından ziyade, hayat ve fiile intikalini ve bütün ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin faaliyet ve tesirliliğini açıklayan felsefî bir meslek.

alet-i laya'kıl / âlet-i laya'kıl

  • Akılsız, düşüncesiz bir âlet.

alet-i layeş'ur / âlet-i lâyeş'ur

  • Şuursuz ve düşüncesiz bir âlet.

amik / amîk

  • Dibi çok aşağıda, derin.
  • Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes'ele.
  • Derin.
  • Bahr-i amîk: Derin deniz.
  • Fikr-i amîk: Derin düşünce.

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

aposteriori

  • Fels: Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi, aposteriori bir bilgidir.

apriori

  • fels. Tecrübeden önce insan aklında varlığı kabul edilen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ: "Her sayı kendine eşittir" hakikatı hiçbir deneye baş vurmadan bilinen bir apriori bilgidir.

asaf-rey

  • Düşüncesi Asaf'ınki gibi akıllıca olan vezir.

azim / azîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Büyüklüğüne, beşer (insan) aklının ve hiçbir mahlûkun (yaratılmışın) düşüncesinin erişemediği, hakîkatini kimsenin bilemediği zât. Allahü teâlânın büyüklüğü bildiğimiz gördüğümüz şeylerdeki büy üklük ve küçüklük gibi değildir. Bu bizim bilgimi

azizan / azîzan

  • Azizler. Kelimenin sonundaki ân takısı Arabça'da ikilik, Farsça'da çokluk ifâde eder.
  • "İki azîz (velî)" mânâsına İslâm âlimlerinin ve evliyânın büyüklerinden Ali Râmitenî hazretlerine verilen lakab.
  • Büyükler, evliyâ. Birisiyle oturup kalbin toparlanmazsa Kalbindeki dünyâ düşüncesini s

azm etmek

  • Kalbde devamlı kalan ve yapmaya kesin kararlı olunan düşünce, kasd, niyet, karar verme.

bed-sigal

  • Kötü düşünceli, herkes hakkında kötü söyliyen. (Farsça)

bedendiş / bedendîş / بداندیش

  • Kötü düşünceli. (Farsça)

bedraka-i efkar / bedraka-i efkâr

  • Düşüncelerin kılavuzu, yol gösterici.

bedsigal / bedsigâl / بدسگال

  • Kötü düşünceli. (Farsça)

belahet / belâhet

  • Ahmaklık. Düşüncesizlik. Ne yaptığını iyi bilmemek.
  • Ahmaklık, budalalık, düşüncesizlik.

besatet-i efkar / besâtet-i efkâr

  • Fikir ve düşüncelerin basitliği.

beyan-ı fikir

  • Düşüncesini açıklama.

bilkuvve

  • Fiil mertebesine varmadan. Tasavvurda, tasavvurî olarak. Düşünce halinde. Kabiliyet ve istidat ile.
  • Düşünce halinde.

bint-ül-fikir

  • Düşünce mahsulü.

bintü'l-fikri

  • "Kıza benzeyen düşünce" mânâsında, Üstadın bazı mahrem fikirleri herkese okutmanın doğru olmadığını belirten bir benzetme.

bolşevizm / بُولْشَوِيزِمْ

  • Çoğulcu düşünce sistemi

cereyan-ı azim / cereyan-ı azîm

  • Büyük fikir ve düşünce akımı.

cereyan-ı efkar / cereyan-ı efkâr

  • Fikirler, düşünceler akımı.

cevelan-ı zihn / cevelân-ı zihn

  • Düşünce turu, fikir faaliyeti.

çürütme

  • Bir düşüncenin, bir davanın boşluğunu, anlamsızlığını ortaya koyma.

daire-i fikr

  • Düşünce alanı.

dalalete seyf-i hemta / dalâlete seyf-i hemta

  • Sapkınlık ve inkarcılık düşüncesini yok edecek seviyede güçlü olan kılıç.

dava / dâva

  • Savunulan düşünce, hak talebi, önemli mesele.

dekaik-i tasavvurat

  • Düşünce incelikleri.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

dikkat

  • Duygu ve düşünceyi bir noktada toplama, uyanıklık, incelik.

edebiyat

  • Düşünce, duygu veya herhangi bir hakikatı veya herhangi bir fikri yazı veya sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifâde san'atı. Bu san'atla uğraşan ilim kolu.
  • Edebiyata âit yazıları toplayan kitap.Edebiyatın sözlük anlamından biri de edebe, yani terbiyeye uygun söz söylemek

ef'al-i kulub / ef'âl-i kulûb

  • Kalbin işleri, kalbe doğan çeşitli duygu ve düşünceler. Arapça'da kalbî fiiller (bilmek, görmek gibi)

efkar / efkâr / افكار

  • (Tekili: Fikir) Fikirler. Düşünceler.
  • Fikirler, düşünceler.
  • Fikirler, düşünceler. (Arapça)

efkar-ı aliye / efkâr-ı âliye

  • Yüksek düşünceler, fikirler.

efkar-ı amme / efkâr-ı âmme

  • Halkın düşüncesi ve fikirleri.
  • Genel düşünce, kamuoyu.

efkar-ı amme-i millet / efkâr-ı âmme-i millet

  • Kamuoyu, milletin fikir ve düşünceleri.

efkar-ı batıla / efkâr-ı batıla

  • Asılsız, boş düşünceler.

efkar-ı hazıra / efkâr-ı hâzıra

  • Şu anda mevcut olan düşünceler, fikirler.

efkar-ı mücerrede / efkâr-ı mücerrede

  • Mücerret fikirler; maddî âlemlerden uzak ve soyutlanmış düşünceler.

efkar-ı münafıkane / efkâr-ı münafıkane

  • İki yüzlü, içten pazarlıklı fikirler, düşünceler.

efkar-ı mütehalife / efkâr-ı mütehâlife

  • Farklı düşünceler.

efkar-ı nuriye / efkâr-ı nuriye

  • Nurlu, aydın fikirler, düşünceler.

efkar-ı saibe / efkâr-ı saibe

  • İsabetli görüşler, doğru düşünceler.

efkar-ı sefile / efkâr-ı sefile

  • Sefil düşünceler, fikirler.

efkar-ı ulema / efkâr-ı ulema

  • Âlimlerin fikirleri, düşünceleri.

efkar-ı umumi / efkâr-ı umumî

  • Kamuoyu; genelin fikir ve düşünceleri.

efkar-ı umumiye / efkâr-ı umumiye

  • Kamuoyu, genelin fikir ve düşünceleri.

efkarıamme / efkârıâmme

  • Umumun fikirleri, halkın düşünceleri.

egosantrizm

  • Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve (Fransızca)

ehl-i felsefe

  • Felsefeciler, düşüncede felsefeyi esas alanlar.

ehl-i nazar ve felsefe

  • Tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler.

elem-i fikri / elem-i fikrî

  • Düşünceye ait acı, düşünceyle ilgili acı, keder.

endişe / endîşe / اندیشه

  • Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu. (Farsça)
  • Düşünce. (Farsça)
  • Kaygı. (Farsça)

endişnak / endîşnâk / اندیشناک

  • Endişeli, kederli, meyus, sıkıntılı, düşünceli. (Farsça)
  • Düşünceli. (Farsça)
  • Kaygılı. (Farsça)

esas-ı fikirleri

  • Düşüncelerinin temeli, aslı esası.

ezkat

  • Kötü düşünceli kişi. (Farsça)

faraziye

  • (Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğrulu
  • İspat edilmemiş düşünce, varsayım.

fasid daire / fâsid daire

  • Man: A yı B ile, B yi A ile ispat etmek. Bir düşünceyi isbat etmek için isbat edilmemiş başka bir düşünceyi delil olarak kullanmak ve bunu da isbat için isbatı istenen ilk düşünceyi doğru sayıp buna delil diye kullanmak. Yani isbat edilen ile isbat edeni birbirine delil saymak olup isabetsizdir.

felasife

  • Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar.
  • Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar.
  • Dinsizler.

felsefe

  • Madde, hayat, yaratılış, kâinât, ruh, ölüm, ölüm sonrası gibi konularda insan gücünün akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamâmı. Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatmak, yaldızlı, heyecan verici laflarla inandırmaya çalışmak. Tecrübeye, hesâba dayanmayan şahsî düşünceler.

felsefiyyat

  • Felsefe ile ilgili bilgi ve düşünceler, hikmet bilgileri.

fena / fenâ

  • Tasavvuf ilminde bir terim. Kendini yok görmek. Mâsivâyı, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak, mahlûkların (yaratılmışların) sevgi ve düşüncesini gönülden çıkarmak. Allahü teâlâyı çok zikir (anma) netîcesinde meydana gelen kendini unutma hâli.

fesat şebekesi

  • Bozgunculuk ve fenalık yapan düşünce ağı, akımı.

fevza-i ara / fevzâ-i ârâ

  • Düşünce alanında meydana gelen kargaşa, anarşi.

feylesof

  • Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatıp, yaldızlı, heyecanlı sözlerle inandırmaya çalışan kimse. Felsefeci.

feyz

  • (Çoğulu: Füyuz) Bolluk, bereket.
  • İlim, irfan. Mübareklik.
  • Şan, şöhret.
  • İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak.
  • Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su.
  • Bir haberi fâş etmek.
  • İçindeki düşüncesini izhar etmek.

fikir / فكر

  • Düşünce.
  • Düşünce.
  • Fikir, düşünce. (Arapça)

fikr / فكر

  • Fikir, düşünce.
  • İdrak,
  • Zihin, akıl.
  • Hatır.
  • (Fikir) Akıl.
  • Re'y, istek, düşünce.
  • Fikir, düşünce.
  • Düşünce, fikir. (Arapça)

fikr-i ahiret / fikr-i âhiret

  • Öldükten sonraki hayat düşüncesi.

fikr-i amiyane / fikr-i âmiyane

  • Bayağı fikir, alelâde düşünce.

fikr-i avam / fikr-i avâm

  • Avamın, halkın düşüncesi.

fikr-i batıl / fikr-i bâtıl

  • Yanlış fikir, sapık düşünce.

fikr-i beşeri / fikr-i beşerî

  • İnsanlara ait düşünce.

fikr-i edebiyat

  • Edebiyat düşüncesi.

fikr-i felsefe

  • Felsefe düşüncesi.

fikr-i hiciv

  • Eleştiri düşüncesi.

fikr-i hodserane / fikr-i hodserâne

  • Kimseyi dinlemeden kendi başına hareket etme düşüncesi.

fikr-i icad

  • Buluş yapma ve yeni şeyler icat etme düşüncesi.

fikr-i ihtilal / fikr-i ihtilâl

  • İhtilâl düşüncesi; toplumun dengelerini bozacak düşünce.

fikr-i infirad / fikr-i infirâd

  • Bir çok özelliği tek bir kişi üzerine yükleme düşüncesi.

fikr-i infiradi / fikr-i infiradî

  • Tek başına olma fikri, bireysel düşünce, sadece kendini düşünme.

fikr-i intikam / fikr-i intikâm

  • İntikam düşüncesi.

fikr-i istibdat

  • Baskı düşüncesi.

fikr-i küfri / fikr-i küfrî

  • Allah'ın varlığını inkâr etme düşüncesi.

fikr-i marifet / fikr-i mârifet

  • İlim fikri, bilgiye dayalı düşünce.

fikr-i milliyet

  • Milliyetçilik düşüncesi.

fikr-i münevver

  • Aydın fikir, düşünce.

fikr-i ruhbaniyet

  • Hıristiyanlık dininde Allah ile kullar arasında vasıta olarak ruhbanların bulunması gerektiğine dair düşünce.

fikr-i san'at

  • San'at düşüncesi; san'atkârlık.

fikr-i siyaset

  • Siyaset fikri, düşüncesi.

fikr-i siyasi / fikr-i siyasî

  • Siyasî düşünce.

fikr-i tenkit

  • Eleştiri düşüncesi.

fikr-i vatan

  • Vatan düşüncesi, vatan fikri.

fikren / فكرا

  • Düşünce olarak.
  • Düşünce bakımından. (Arapça)

fikret

  • Fikir, düşünce.

fikri / fikrî / فكری

  • Düşünceye ait, düşünceyle ilgili.
  • Düşünce ile ilgili. (Arapça)

fikriyyat / fikriyyât / فكریات

  • Fikir ve düşünce ile olan işler.
  • Düşünce ile ilgili çalışmalar. (Arapça)

gaile

  • Dert, sıkıntı, baş belâsı. Tasa, zor iş.
  • Düşünce.

hacis / hâcis

  • Kalbe (gönle) gelen ve hemen gidermek mümkün olan kötü düşünceler.

hadis-i nefs / hadîs-i nefs

  • Kalbe gelip de, yapmakla yapmamak arasında tereddüde sebeb olan düşünce.

hads

  • Uzun düşünce ve delile ihtiyaç kalmadan hâsıl olan ilim. Sür'at-i intikal. Ani ve doğru idrâk. Delilden neticeye çabuk varmak.

halis / hâlis

  • Saf, temiz, hîlesiz, katkısız. Menfaat düşüncesi karışmadan sırf Allah için olan, riya ve gösteriş bulunmayan.

harekat-ı fikriye / harekât-ı fikriye

  • Fikir hareketleri, düşünce alanındaki hareketler.

hasbihal / hasbihâl

  • Birine hâlini, vaziyetini anlatıp düşüncelerini sorma, görüş alışverişinde bulunma, danışma.

hasr-ı fikir

  • Fikir ve düşünceyi sadece birşeye yöneltme.

hatır / hâtır

  • Kalbe gelip bir müddet kalan düşünce.

hatır-ı melekani / hâtır-ı melekânî

  • İbâdete, tâate rağbet etmeye dâir insanın kalbine melek tarafından getirilen düşünce. Buna ilhâm da denir.

hatır-ı nefsani / hâtır-ı nefsânî

  • Kötülükleri istiyen nefs tarafından kalbe getirilen düşünce. Buna hâcis denir.

hatır-ı rahmani / hâtır-ı rahmânî

  • Gafletten uyanmak, kötü yoldan doğru yola kavuşmaya dâir Allahü teâlâ tarafından kalbe gelen düşünce. Buna hak hâtır (doğru düşünce) denir.

hatır-ı şeytani / hâtır-ı şeytânî

  • Günâhı beğenmeye, süslemeye, güzel göstermeye dâir kalbe şeytan tarafından getirilen düşünce. Buna vesvese denir.

hatırat

  • (Tekili: Hâtıra) Hâtıralar. Hatırda kalan şeyler.
  • Edb: Bir adamın yaşadığı zamana, bulunduğu işlere, görüştüğü kimselere dair düşüncelerini ve duygularını hâvi olmak üzere yazdığı eser.

havatır / havâtır

  • Hâtıralar. Fikirler. Düşünceler.
  • Hâtıralar, düşünceler.
  • İnsanın kalbine gelen düşünceler.

havatır-ı şeytaniye / havâtır-ı şeytaniye

  • Şeytanî vesvese ve düşünceler.
  • Şeytandan gelen hâtıralar, düşünceler.

hayrendiş / خيراندیش

  • İyi düşünceli. (Arapça - Farsça)

hazm

  • Düşünceli hareket, sabır, sindirme.

hem-dil

  • Fikirleri, düşünceleri aynı olanların her biri. Bir maksad ve istekte bulunanları beheri. (Farsça)

hem-fikr

  • Aynı düşüncede ve aynı fikirde olan. Kafadar. (Farsça)

hemfikr / همفكر

  • Aynı düşüncede, hemfikir. (Farsça - Arapça)
  • Hemfikr olmak: Aynı fikri paylaşmak. (Farsça - Arapça)

hevacis

  • (Tekili: Hâcise) Vesveseler, kuruntular. Akla gelen kötü düşünceler.

hikemi / hikemî

  • Hikmet ve düşünceye ait.

hikemiyat / hikemiyât

  • Felsefeye ait, felsefi düşünce ürünü olan şeyler.

hikemiyyat

  • Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.

hikmet-i avrupaiye

  • Avrupa düşüncesi, Batı felsefesi.

hilafgir

  • (Çoğulu: Hilâfgirân) Zıt düşüncede olan, karşı fikirde bulunan, aleyhinde olan. (Farsça)

hıred

  • Akıl, fikir, zihin. İnsandaki düşünce ve anlayış kuvvesi. (Farsça)

hodfikirlik

  • Sadece kendi düşüncesini beğenme; düşüncelerinde bencil davranma.

huceste-re'y

  • Reyi, fikri ve düşüncesi isabetli ve uğurlu.

hülasa-i fikr-i küfri / hülâsa-i fikr-i küfrî

  • Küfür düşüncesinin özeti.

hürriyet-i efkar / hürriyet-i efkâr

  • Fikirlerin hürriyeti, özgür düşünce.

hürriyet-i fikir

  • Fikir serbestliği, düşünce özgürlüğü.

hürriyet-i fikr-i ilmiye

  • İlmî düşünceyi ifade özgürlüğü.

hüsn-ü fikr

  • Güzel düşünce.

hutut-u efkar / hutut-u efkâr

  • Düşüncelerin çizgileri.

icad ve teceddüd fikri

  • Yeni çalışmalar ve eserler vücuda getirme; yenilik arayışında olma düşüncesi.

iddia / iddiâ / ادعا

  • Düşüncesinde ısrar etme. (Arapça)
  • Dava etme. (Arapça)
  • İnat. (Arapça)

ideal

  • Fikre ve düşünceye ait. Tasavvuri, hayali. (Fransızca)
  • Mefkûre. Emel. Gaye. Hayalde tasavvur edilen kemal. Fevkalâde, mükemmel kimse veya şey. (Fransızca)

idealizm

  • Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve eşyanın müstakil mevcudiyetlerini inkâr edip fikren mevcudiyetlerini kabul eden yanlış bir felsefe doktrini. (Fransızca)

ideoloji

  • İnsanların düşünce ve hareketlerine muayyen bir istikamet vererek, siyasî veya ictimaî bir doktrin meydana getirmek isteyen fikir sistemi. (Fransızca)
  • Toplumu etkileyen fikir ve düşünce sistemi.

ihata-i fikriye

  • Fikir ve düşüncenin genişliği, kapsayıcılığı, kuşatıcılığı.

ihtisasat / ihtisâsât

  • Duygu ve düşünceler, izlenimler.

ilahiyat

  • Hikmet ilminin dinden ve sadece Cenab-ı Hak'tan bahseden kısmı. Filozoflarca fikir olarak ileri sürülen dine dâir nazariyeler, düşünceler.

ilm-i hikmet

  • Düşünce bilgisi, felsefe.

imtizac-ı efkar / imtizâc-ı efkâr

  • Fikirlerin, düşüncelerin uyuşması, birleşmesi.

inkişaf-ı fikr

  • Fikrin, düşüncenin gelişmesi, ilerlemesi.

intikam-ı şahsi / intikam-ı şahsî

  • Şahsî intikam düşüncesi veya duygusu.

isabet-i re'y

  • Fikir doğruluğu. İsabetli ve yerinde bir düşünce.

isnadiyyat

  • İsnad ile ilgili düşünceler.
  • Aslı esası olmadığı halde birisine isnad edilen sözler.

isti'nas-ı efkar / isti'nâs-ı efkâr

  • Düşünce ve fikirlerin alışması, yabancı gelmemesi.

istibsar

  • Basiretli olmak. Düşünceli, hesaplı ve dikkatli iş yapmak ve hareket etmek.

istidad-ı efkar / istidad-ı efkâr

  • Düşünce yeteneği.

istizmar

  • (Zamir. den) Düşüncelerini öğrenme, fikrini yoklama. Maksad ve niyetini anlamağa çalışma.

kalb selameti / kalb selâmeti

  • Kalbin kibir, riyâ, kıskançlık, kin ve düşmanlık gibi kötü düşüncelerden kurtulup, iyi ahlâk ile ahlâklanması.

kalb tasfiyesi

  • Kalbi, İslâmiyet'in beğenmediği şeylerden, günâhlardan, kötü düşüncelerden kurtarmak, temizlemek.

kalb temizliği

  • Kalbin İslâmiyet'e uymayan şeylerden, dünyâya düşkünlükten, kötü düşünceden kurtulması.

kan / kân

  • Ahmak, ebleh. Câhil. İdraksiz, düşüncesiz. (Farsça)

kanaat / kanâat / قَنَاعَتْ

  • Görüş, düşünce.

kanaat-ı imaniye

  • İmanî düşünce, fikir, imanın vermiş olduğu kanaat.

kariha / karîha

  • Fikir kuvveti, düşünce kabiliyeti, zekâ.

kasd

  • Teşebbüs, niyet; bilerek, isteyerek, kalbe gelen bir fikri, düşünceyi yapmak için karar verme.

kasır-ul akl

  • Düşüncesi noksan, kısa akıllı.

kasır-ül basar

  • Görüşü kısa.
  • Kısa görüşlü, dar düşünceli.

katre-i fikr

  • Düşünce damlası.

kecre'y

  • Reyi, sakat, düşüncesi ters olan. (Farsça)

kevden

  • (Çoğulu: Kevâdân) Semerli at.
  • Akılsız, ahmak, düşüncesiz.

küşayiş-i fikr / küşâyiş-i fikr

  • Fikir ve düşüncenin berraklaşması.

kusur-u zihni / kusur-u zihnî

  • Zihin ve düşünce eksikliği.

kuvve

  • Kuvvet, düşünce, duygu, yetenek.

kuvve-i akliye ve fikriye

  • Akıl ve düşünce gücü.

kuvveden fiile çıkarma

  • Bir düşünceyi veya potansiyeli hayata geçirme.

layiha / lâyiha

  • Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünceyi bildiren yazı.

ma'nevi hastalık / ma'nevî hastalık

  • Kalbe gelen yanlış îtikâd (inanç); insanın doğruyu, gerçeği görmesine mâni olan perde; îtikâdî bozukluk ve düşünce. Dünyâya ve haramlara düşkün olma; kibir ve riyâ gibi kalb hastalığı.

ma'nevi temizlik / ma'nevî temizlik

  • İnsanın iç temizliği, kalb temizliği; kalbini her türlü bozuk inanış ve düşüncelerden fenâ huylardan arındırmak.

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

mahsulat-ı fikriye / mahsulât-ı fikriye

  • Fikir ve düşüncelerle ortaya konulanlar; düşünce ürünleri.

mahzunane

  • Kederlice, düşünceli, üzgünce. (Farsça)

makes-i efkar / mâkes-i efkâr

  • Fikir ve düşüncelerin yansıdığı yer.

makes-i şuur / mâkes-i şuur

  • Şuur ve düşüncenin yansıdığı yer, ayna.

mantık

  • (İntak. dan) Konuşturan, söyleten.
  • Doğru muhakeme ve doğru düşünceyi öğreten ilim. Akıl kaidesi.
  • Akıl, nutuk, söz.
  • Konuşma, düşünce, söz.
  • Doğru muhâkeme ve doğru düşünmeyi öğreten ilim.

mantıki / mantıkî

  • Mantıka dâir. Aklî ve müsbet olan düşünce, fikir. Mantık kaidelerine uygun.

materyalizm

  • Allahü teâlâyı inkâr ve maddeyi her şeyin esâsı kabûl eden görüş, düşünce; toplum hayâtını ve fertler arasındaki münâsebetleri ve davranışları belirleyen tek faktörün madde olduğunu savunan felsefe akımı; maddecilik.

mehmum

  • Endişeli. Düşünceli.

mertebe-i fikriye

  • Fikir ve düşünce derecesi.

mesleksiz

  • Benimsediği herhangi bir yolu, düşüncesi olmayan.

mizah

  • Şaka, lâtife.
  • Edb: Bâzı düşünceleri nükte, şaka veya takılmalarla süsleyip anlatan bir yazı çeşidi. Hoş, nükteli söz. (Zıddı ciddiyettir)

mübalat-kar / mübalat-kâr

  • Dikkat, itina ve düşünce ile kaygılanan. (Farsça)

müdebber

  • (Dübur. dan) Azat olması efendisinin ölümüne bağlı bulunan köle.
  • Düşünce ile hareket edilmiş.,

müdebbirin / müdebbirîn

  • (Tekili: Müdebbir) (Dübur. dan) Tedbirli ve düşünceli olan kimseler.

müfti-yi macin / müftî-yi mâcin

  • Din bilgilerini fıkıh kitablarından öğrenmeyip, kendi düşüncelerini din bilgisi olarak söyleyen, müslümanları mezhebsiz yapan câhil din adamı.

muhakemesiz

  • Akıl yürütemeyen, düşüncesiz.

muhalefet / مخالفت

  • Karşı düşüncede olma. (Arapça)

mülahaza

  • Mütâlaa. Dikkatle bakmak. İyice düşünüp bir işin hakikatını tetkik etmek. Tefekkür, düşünce.
  • Dikkatle bakma,
  • İyice düşünme, düşünce.

mülahazat

  • (Tekili: Mülahaza) Mülahazalar. Düşünceler. Akıldan geçenler.

münevverü'l-efkar / münevverü'l-efkâr

  • Fikir ve düşünceleri aydın.

münevverü'l-fikir

  • Fikir ve düşüncesi aydın.

müstemzic

  • (Mezc. den) Soran, soruşturan. Fikir yoklayan. Anket için düşüncelerini soran.

mütalaada bulunma / mütalâada bulunma

  • Etraflıca inceleyip düşünme, bir düşünceyi dile getirme.

mütalaat / mütalaât

  • (Tekili: Mütalaa) Düşünceler. Tedkik etmeler. Okumalar. Mütalaa.

müteemmilane / müteemmilâne

  • Derin düşünene yakışır surette. Düşünceli olarak. (Farsça)
  • Dalgın şekilde. (Farsça)

mütefekkir / متفكر

  • Düşünür. (Arapça)
  • Düşünceli. (Arapça)

mütefekkir-i ekber

  • En büyük düşünür, en büyük düşünce adamı.

mütefekkirane / متفكرانه

  • Düşünceli düşünceli. (Arapça - Farsça)

mütehayyilane / mütehayyilâne

  • Hayal ve düşünceye dalarak, hayâl kurarak. (Farsça)

müteveccih

  • Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan.
  • Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. İhsan ve iltifat üzere olmak.
  • Pir-i fâni olmak.
  • Bir tarafa yönelen, bir tarafa gitmeye kalkan.
  • Birine karşı sevgisi ve iyi düşünceleri olan.

nazar

  • Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek.
  • Gözdeğmesi.
  • İltifat.
  • İtibar.

nazar-ı fikir

  • Fikrin gözü, düşünce bakışı.

nazar-ı fikri / nazar-ı fikrî

  • Fikrî nazar, düşünceye ait bakış, görüş.

nazar-ı millet

  • Milletin bakışı, düşüncesi.

nazari / nazarî / نَظَر۪ي

  • Nazara ve düşünceye ait. Yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş hâlde olan bilgi.
  • Henüz düşünce hâlinde olan.
  • Sırf düşünce hâlinde bulunan bilgi, teorik.

nazariyat / nazariyât

  • Kitabî bilgiler, görüşler, ispatlanmamış düşünceler.

nazariye / نَظَرِيَه

  • Yalnız görüş ve düşünce halinde olup uygulanmamış bilgi.
  • Sırf düşünce hâlinde bulunan bilgi, teori.

nazariyyat / nazariyyât

  • (Tekili: Nazariye) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler.

nefs-ül-emr

  • Hayâl, düşünce olmayan, zihnin hâricinde kendisi var olan, hakîkat.

netaic-i efkar / netâic-i efkâr

  • Fikir ve düşüncelerin neticeleri.

netaic-i fikir

  • Düşünce ürünleri, düşünce ürünü eserler.

niyet-i sadıka

  • Doğru niyet ve düşünce.

nota

  • Özlü düşünce, not.

nur-u fikir

  • Düşünce ışığı, aydınlığı.

nur-u fikr / nûr-u fikr

  • Fikrin nuru, düşünce aydınlığı.

ordu

  • t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi.
  • En büyük askerî birlik.
  • Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi.

perişanhatır / perişanhâtır

  • Dalgın, düşünceli. (Farsça)

prensip

  • Umde. İlk unsur. Temel kanaat, temel düşünce. Temel bilgi (Fransızca)
  • Man: Her çeşit münakaşanın dışında olan. (Fransızca)

re'y-i salim / re'y-i sâlim

  • Doğru fikir ve düşünce.

rey-i ahmakane

  • Ahmakça bir görüş ve düşünce.

rüsum / rüsûm

  • Resmler, âdetler. Bir cemâatin veya bir milletin müşterek düşüncesinden doğan âdetler, alışılagelen, yapılagelen şeyler.

rüyet

  • Görüş, fikir, düşünce.

safdil / صَافْ دِلْ

  • Düşüncesiz, saf.

safsata / سفسطه

  • Doğru olmadığı halde doğru gibi gösterilen düşünce veya söz. (Arapça)

sahib-nazar

  • Görüşü, tecrübesi ve düşüncesi kuvvetli olan. (Farsça)

sahife-i efkar / sahife-i efkâr

  • Düşünceler sayfası; kamuoyu, insanlığın genel düşünce sayfası.

savab-endiş

  • Düşünce ve görüşü doğru olan.

sebükbar / sebükbâr

  • Yükü hafif. Ağırlıksız, eşyası az olan. (Farsça)
  • Derdi, düşüncesi olmayan. (Farsça)

sebükmağz

  • Hafif beyinli, düşüncesiz. Ahmak. Akılsız. (Farsça)

sebükre'y

  • Düşüncesiz, hafif fikirli. (Farsça)

sebükser

  • (Çoğulu: Sebükserân) Hafif düşünceli. (Farsça)
  • Sefih, aşağılık. (Farsça)

sefahet / sefâhet

  • Kıt akıllılık, düşüncesizlik, günahlara düşkünlük.

sefih / sefîh

  • Kıt akıllı, düşüncesiz, zevke düşkün.

sefihane / sefîhane

  • Sefihce, zevkine düşkün biri gibi, düşüncesizce.

ser-be-ceyb

  • Kaderden, düşünceden veya hayâdan dolayı başını önüne eğmiş olan. (Farsça)

serfüru / serfürû / سرفرو

  • Başı önde, başı eğik, itaat eden. (Farsça)
  • Serfürû etmek: (Farsça)
  • İtaat etmek. (Farsça)
  • Başını eğmek. (Farsça)
  • Düşünceye dalmak. (Farsça)

serfüru-bürde

  • Baş eğmiş. (Farsça)
  • Düşünceye dalmış. (Farsça)

şetim

  • Çirkin söz, kötü düşünce.

şetm

  • Çirkin söz, kötü düşünce.

seyahat-ı fikriye

  • Düşünce ile yapılan yolculuk.

seyahat-i fikriye

  • Düşünceye yapılan yolculuk.

seyahat-ı fikriyede

  • Düşünce ile yapılan yolculuk.

seyahat-i hayaliye-i fikriye

  • Hayalde ve düşüncede yapılan yolculuk.

sigal

  • Düşünce, fikir. (Farsça)
  • Kuruntu, endişe. (Farsça)

solcu

  • solculuğu benimseyen, ilerici düşünceler taşıyan, toplumcu, ilerici (kimse, görüş).

su-i telakki / sû-i telâkki

  • Yanlış anlayış, yanlış düşünce.

su-i tevehhüm

  • Kötü vehim, kötü düşünce.

su-i zan / sû-i zan

  • Kötü düşünce.
  • Kötü zan; başkaları hakkında kötü düşünce.

sübjektif

  • Bilen akıl ile alâkalı. (Fransızca)
  • Eşyanın hakikatına değil de ferdin düşünce ve duygularına dayanan. Şahsî görüşe göre olan. İndî, nefsî olan. (Fransızca)
  • Objektif olmayan, kişisel, duygusal; eşyanın hakikatine değil de ferdin düşünce ve duygularına dayanan.

suizan / sûizan

  • Kötü düşünce.

tabiat bataklığı

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat dalaleti / tabiat dalâleti

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat fikri

  • Materyalist düşünce; tabiat için söylenen, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tahayyül-ü şetim

  • Çirkin sözü ve kötü düşünceyi hayal etme.

tahmin

  • (Hamn. dan) Aşağı yukarı bir fikir söylemek. İhtimallere dayanan düşünce. Zayıf delil ile hüküm ve kıyas etmek.

tarz-ı fikir

  • Düşünce şekli.

tasavvur

  • Bir şeyi zihinde şekillendirmek. Tasarlamak.
  • Düşünce, tasarı. Arzu.

tasavvur-u basit

  • Basit düşünce.

tasavvur-u şahsi / tasavvur-u şahsî

  • Kendi şahsî tasavvuru, düşüncesi, sadece kendini düşünme.
  • Şahsî düşünce. şahsa ait tasavvur.

tasavvurat / tasavvurât

  • Düşünceler, tasavvurlar.

tasavvurat-ı insaniye / tasavvurât-ı insaniye

  • İnsanın düşünceleri, hayalleri.

tebadül-ü efkar / tebadül-ü efkâr

  • Fikir ve düşünce alışverişinde bulunma.

tebayün-i efkar / tebayün-i efkâr

  • Fikirlerin aykırılığı. Düşüncelerin farklı olması.

teenni

  • İhtiyatlı ve akıllıca davranma. Bir işte acele etmeyip bir düşünce dairesinde hareket etme. (Teude de denir)

tefekkür

  • Fikretmek. Düşünmek. Düşünceyi harekete geçirmek. Akıl yormak.

tefekkürat / tefekkürât / تفكرات

  • Düşünmeler, düşünceler. (Arapça)

tefekkürat-ı imaniye

  • İmanî tefekkürler, düşünceler.

tehalüf-ü ukul

  • Düşüncelerin farklı oluşu.

tehevvür

  • Düşüncesizce hareket.

telakkiyat / telâkkiyat

  • Düşünceler, anlayışlar.

telkin

  • (Çoğulu: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce.
  • Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak.
  • Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz. (Telkini fenden almış,Medeniyetten taklid,Hürriyet tenkid vermiş,Gururdan dalâlet çıkmış.) (L
  • Bir fikir ve düşünceyi anlatma, zihinde yer ettirme.

telkin-i dini / telkin-i dinî

  • Dine ait düşünceleri zihinlere aşılama.

tenvir / tenvîr / تنویر

  • Aydınlatma, ışıklandırma. (Arapça)
  • Düşünce yoluyla aydınlatma. (Arapça)
  • Tenvîr etmek: Aydınlatmak. (Arapça)

terakkiyat-ı ruhiye ve fikriye / terakkiyât-ı ruhiye ve fikriye

  • Ruhî ve düşünceyle ilgili ilerlemeler.

terkibat-ı nisbet-i hafiye

  • Gizli düşünce ve tasavvurlardan meydana gelen terkibler.

tevafuk-u hatır / tevafuk-u hâtır

  • Bir fikir tevafuğu, bir düşünce rastlantısı.

tevhid-i efkar / tevhid-i efkâr

  • Düşüncelerin bir noktada toplanması, düşünce birliği.

ülfet

  • Bir topluluğun din ve dünyâ düşüncelerinde inançlarında birbirlerine uygun olmaları. Dostluk, yakınlık kurmak, kaynaşmak.

vahdetü'l-mevcud

  • "Yaratıcı, kâinatı oluşturan varlıkların toplamıdır. Allah da kâinat da birdir. Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür" şeklinde kâinat hesabına Allah'ı inkâr eden materyalist felsefî düşünce sistemi.

vakurane

  • Ağırbaşlılıkla. Düşünce ve tedbirlilikle. Temkinle. (Farsça)

vehm

  • (Vehim) Mübhem ve mânasız korku.
  • Belirsiz fikir ve düşünce.
  • Cüz'i mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti.

veleh-resan-ı efkar / veleh-resan-ı efkâr

  • Fikirleri, düşünceleri hayrette bırakan.

vezanet-i efkar / vezanet-i efkâr

  • Düşüncelerin isabeti.

zade-i tab / zâde-i tab

  • Bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan.

zanun / zanûn

  • Düşünce ve tedbiri kıt olan adam.
  • Suyu olup olmadığı bilinmeyen kuyu.
  • Suyu az olan kuyu.

zehab

  • Gitmek.
  • Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan.

zehap

  • Gitme; bir düşünce ve fikire sahip olma.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR