LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Cok kelimesini içeren 732 kelime bulundu...

a'ceb

  • Çok acâyib. Pek tuhaf olan.

a'ceb-ül acaib / a'ceb-ül acâib

  • Çok acib ve gülünç olan.

a'zam

  • Çok büyük. En büyük. Daha büyük.

a'zeb

  • Çok tatlı. Pek hoş.

acube

  • Çok acayip, garip, şaşırtıcı.

acul

  • Çok acele eden sabırsız.

acz yolu

  • Çok güçsüz olduğunu ve her an Allah'ın yardımına muhtaç olduğunun bilmek suretiyle Allah'a varma yolu.

adall

  • Çok sapık, çok dalâlette.

ader

  • Çok su.

advan

  • Çok koşan kimse.

afik

  • Çok aptal.

afir

  • Çok kötü niyetli.

aflak

  • Çok gevşek şey.

agber

  • Çok tozlu.

agra

  • Çok sevimli, yakışıklı.

ahben

  • Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.

ahda'

  • Çok alçakgönüllü, halim, mütevazi. İtaatli.

ahdar-ı nazır / ahdar-ı nâzır

  • Çok yeşil, yemyeşil, tam yeşil.

ahfa / ahfâ / اَخْفَا

  • Çok gizli, pek gizli.
  • Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi).
  • Çok gizli, en gizli.
  • Çok gizli.
  • Çok gizli (ruhta bir latîfe).

ahmed

  • Çokça methedilen, övülen.
  • Çok hamdeden, övülmeye en lâyık olan.

ahna'

  • Çok alçak gönüllülük, mütevazilik.

ahsa

  • Çok kumlu, taşlı yer.

ahşişan

  • Çok katı, pek huşunetli.

ahved

  • Çok değişen.

ahza

  • Çok alçak, menfur kişi. Nefret edilmiş olan kimse.

ahzen / احزن

  • Çok hüzünlü kederli. En tasalı, daha gamlı.
  • Çok hüzünlü. (Arapça)

akbeh / اقبح

  • Çok çirkin. (Arapça)

akib / âkib

  • Çok fazla.

akre'

  • Çok lâtif ve pek güzel Kur'an okuyan.

akrebiyet

  • Çok yakınlık; Cenab-ı Hakkın kula yakınlığı.

aksam-ı kesire / aksâm-ı kesire

  • Çok kısımlar.

aksat

  • Çok doğru olan şey. Ayakları kuru olan hayvan.

aksay

  • Çok uzak.

akva / akvâ

  • Çok güçlü, en kuvvetli.

akzef

  • Çok iftira atan. Çok kazifte bulunan.

akzel

  • Çok aksak; pek fazla topal.

alam-ı elime / alâm-ı elime

  • Çok acı ve acıklı elemler.

alelekser / على الاكثر

  • Çok defa. (Arapça)

alem-i kesret / âlem-i kesret / عَالَمِ كَثْرَتْ

  • Çokluk âlemi, varlıklar âlemi.
  • Çokluk (varlıklar) âlemi.

alem-i nur-u enver / âlem-i nur-u enver

  • Çok parlak nur âlemi.

alenked

  • Çok sağlam nesne.

alim / alîm / عليم

  • Çok bilen.
  • Çok bilen. (Arapça)

allame / allâme

  • Çok büyük alim. Meşhur olmuş büyük mütefekkir. Her ilimde ihtisas sahibi.

amalika

  • Çok eskiden Sina yarımadasında yaşadıkları sanılan ve gariplikleriyle şöhrete erişen bir kavim.

amen / âmen

  • Çok veya en emin ve güvenilir.

anede

  • Çok inatçılar. Muannidler.

anud / anûd

  • Çok inatçı.
  • Çok inatçı.

arakk

  • Çok ince. En ince. Ziyâde rakik olan.

areb

  • Çok açıkgöz, en akıllı.

asar-ı giran-baha / âsâr-ı giran-bahâ

  • Çok kıymetli, değeri yüksek olan eserler.

asemm

  • Çok sağır.

asi

  • Çok isyan eden, çok isyancı.

asmah

  • Çok cesur, pek kahraman.

attat

  • Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam.

atuf / atûf

  • Çok acıyan, pek merhametli.
  • Çok şefkatli, pek merhametli olan Allah.

avaz-ı pür-naz / âvâz-ı pür-naz

  • Çok nazlı sesler.

aven

  • Çok sâkin, en sâkin.

azhar

  • Çok zahir ve açık.

aziz

  • Çok değerli, izzetli.

azlem

  • Çok zulmeden, çok zâlim.

azul / azûl

  • Çok azarlayan, çıkışan, paylıyan.

bahr-i bipayan / bahr-i bîpayan

  • Çok büyük sonsuz deniz.

bahr-i muhit-i umman / bahr-i muhît-i umman

  • Çok büyük deniz; okyanus.

bahur

  • Çok sıcak. Çok sıcaklık.

bakbak

  • Çok söyleyici. Çok konuşan.

banker

  • Çok zengin kimse. Büyük sarraf. (Fransızca)

basia

  • Çok kırmızı dudak.

bed-ter

  • Çok kötü, daha kötü, beter. (Farsça)

bedahaten

  • Çok açık bir şekilde.

bedahet derecesinde / bedâhet derecesinde

  • Çok açık bir şekilde.

bedi-i pür-maani / bedi-i pür-maânî

  • Çok mânâları bulunup bedi' olan. Çok mânaların bedi' ve güzel oluşu.

begayet / begâyet / بغایت

  • Çok, son derece. (Farsça - Arapça)

behm

  • Çok siyah olan şey. Rengi başka renkle karışık olmayan nesne.

behmar

  • Çok, ziyade, fazla. (Farsça)

beleğan ma belağ / beleğan mâ belâğ

  • Çok fazla miktarda, bolca.

ber-belend

  • Çok yüksek yer veya rütbe. (Farsça)

beşm

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması.

besr

  • Çok, kesir.

bettar / bettâr

  • Çok kesen, fazla keskin.

betuk / betûk

  • Çok keskin.

bevn-i baid

  • Çok açıklık, uzak mesafe.

bevval

  • Çok bevl eden, aşırı derecede işeyen.

bibaha / bîbahâ / بى بها

  • Çok değerli, paha biçilmez. (Farsça)

bil'iştiyak / bil'iştiyâk / بِالْاِشْتِيَاقْ

  • Çok arzu ederek.

birader-i pür-emel

  • Çokça emelleri arzu ve istekleri olan kardeş.

bisyar / bisyâr / بسيار

  • Çok. (Farsça)

bisyari / bisyarî

  • Çokluk. (Farsça)

burhan-ı azam / burhan-ı âzam

  • Çok büyük ve kesin delil.

bürhan-ı bahir / bürhan-ı bâhir

  • Çok açık delil.

burhan-ı bahire / burhan-ı bâhire

  • Çok açık olan kesin delil, sarsılmaz kanıt.

burhan-ı fasih

  • Çok açık ve düzgün anlaşılan delil.

burhan-ı külli / burhan-ı küllî

  • Çok büyük ve kapsamlı delil.

burhan-ı muazzam

  • Çok büyük kanıt, delil.

butule

  • Çok kahraman ve bahadır olmak.

cahim

  • Çok sıcak yer.

camiiyet-i pürşan / câmiiyet-i pürşân

  • Çok ünlü, şanlı kapsayıcılık ve kapsamlılık.

can ü yürekten

  • Çok isteyerek, yürekten.

cani sıfat / câni sıfat

  • Çok kötü ve zararlı özellik.

cebceb

  • Çok hasta deve yavrusu.

cehir-üs savt

  • Çok ve kuvvetli ses.

cehul / cehûl

  • Çok cahil.

cel'abe

  • Çok kuvvetli dişi deve.

celalli

  • Çok çabuk kızan kimse.

cemaat-i azime / cemaat-i azîme

  • Çok büyük topluluk.

cemaat-i kübra / cemaat-i kübrâ

  • Çok büyük cemaat, topluluk.

cemilane / cemîlâne

  • Çok güzel bir şekilde.

cemile / cemîle

  • Çok güzel.

cemiyet-i uzma / cemiyet-i uzmâ

  • Çok büyük cemiyet, topluluk.

cemm

  • Çokluk.

cenab-ı hakim-i rahim / cenâb-ı hakîm-i rahîm / جَنَابِ حَك۪يمِ رَح۪يمْ

  • Çok merhamet edici ve hikmet sâhibi olan (Allah).

cerur

  • Çok miktar yemek.

ceşa'

  • Çok hırslı olmak.

cesale

  • Çokluk, kesret.

cevad / cevâd / جواد

  • Çok cömert. Allahü teâlânın isimlerinden.
  • Çok cömert.
  • Çok cömert.

cevad-ı kerim / cevâd-ı kerîm

  • Çok cömert, ihsanı ve ikramı bol olan Allah.

cevad-ı melik

  • Çok cömert hükümdar.

cevval / جوال / cevvâl / جَوَّالْ

  • Çok hareketli.
  • Çok hareketli, koşan. (Arapça)
  • Çok hareketli.

cezu'

  • Çok sızlanan, kıvranan, feryad eden. Allah'tan gayrısından imdad bekleyen.

cibillen kesira

  • Çok insanlar.

ciğer-suz / ciğer-sûz

  • Çok acı. Ciğer yakar derecesindeki teessür. (Farsça)

cilve-i hassa ve mümtaze / cilve-i hâssa ve mümtaze

  • Çok özel ve seçkin yansıma, görüntü.

cinayet-i azime / cinayet-i azîme

  • Çok büyük cinayet.

cüllah

  • Çok sel.

cüşa'

  • Çok yemekten dolayı genirmek.

cuşacuş

  • Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir sûrette. (Farsça)

cüz'i / cüz'î / جزئى

  • Çok az. (Arapça)

dacia

  • Çok fazla bulut.

dagas

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması.

dağdar-ı teessüf

  • Çok acı olup, teessüf edilen.

dahiye-i dehya / dâhiye-i dehyâ

  • Çok büyük belâ, musibet.
  • Çok büyük belâ, musibet ve felâket.

dahiye-i harb / dâhiye-i harb

  • Çok becerikli büyük kumandan.

dalalet-i azime / dalâlet-i azîme

  • Çok büyük sapıklık, yoldan çıkma.

damen-i pakiniz / dâmen-i pâkiniz

  • Çok temiz eteğiniz; her türlü kötülük ve günahtan uzak duran bir kişinin peşinden gitmeyi ve ona saygı göstermeyi ifade eden bir deyim.

darafe

  • Çokluk, kesret.

darzeme

  • Çok ısırmak.

debsa'

  • Çok fazla kırmızı olduğundan, siyah gibi görünen şey.

decen

  • Çok yağmur.

defter-i ekber

  • Çok büyük defter.

deha

  • Çok akıllılık. Zekiliğin ve anlayışlılığın son derecesi. İleri görüşlülük, geniş ve çok güzel fikir sâhibi olmak.

dehhaşe

  • Çok fazla derecede korkunç, dehşet verici.

dehşet-engiz

  • Çok dehşet verici. Çok korkutucu. (Farsça)

demrag

  • Çok kırmızı olan.

derecat-ı refia ve mühimme / derecat-ı refîa ve mühimme

  • Çok yüce ve önemli dereceler.

derece-i iştiyak

  • Çok kuvvetli arzu ve isteğin derecesi.

derece-i kesret

  • Çokluğun derecesi.

derya-nuş

  • Çok fazla içki içen. (Farsça)

dessas / dessâs / دَسَّاسْ

  • Çok aldatıcı, çok desiseci.
  • Çok aldatıcı.

dibr

  • Çokluk.

dibre

  • Çokluk.

dıhye

  • Çok yakışıklı Medineli bir Sahabî; Hz. Cebrâil Peygamberimize birkaç defa onun şeklinde gelmiştir.

dıntar

  • Çok yaşamış kertenkele.

dürdi / dürdî

  • Çöküntü, tortu. (Farsça)

eazz / اعز

  • Çok değerli. (Arapça)

eb'ad / ابعد

  • Çok uzak, en uzak, daha uzak.
  • Çok uzak. (Arapça)

ebelet

  • Çok yemekten gelen ağırlık, hazımsızlık.

ebes

  • Çok süt içmekten dolayı midede ve karında meydana gelen şiş.

ebgaz

  • Çok fazla buğzedilen, hiç sevilmeyen, nefret edilen.

ebu-z zeheb

  • Çok zengin olan adam, altın babası.

ecell / اجل

  • Çok büyük, ulular ulusu. (Arapça)

echel

  • Çok câhil. Çok bilgisiz. En câhil.
  • Çok cahil.

eçhel

  • Çok cahil.

echeliyyet

  • Çok bilgisizlik. Çok câhil oluş.

edeyan

  • Çok koşan hayvan. (Farsça)

edsem

  • Çok yağlı (şey.)

ef'al-i azime / ef'âl-i azîme

  • Çok büyük işler.

eferr

  • Çok koşan, pek çok kaçan.

effaf

  • Çok of! çeken. Sıkıntılı, muztarib ve kederli kimse. Elemli, gamlı, tasalı adam.

eflah

  • Çok felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan. Taleb ettiği şeye, arzusuna vasıl olan.

efles

  • Çok müflis, iflâs etmiş, züğürt.

efrad-ı adide / efrad-ı adîde

  • Çok kalabalık fertler.

ehabb

  • Çok sevgili. En sevgili.

ehadis-i müteşabihe / ehâdîs-i müteşabihe

  • Çok mânâlara gelebilen ve bu mânâların arasında benzerlik olduğu için mânâları birbirine karıştırılan hadisler.

ehaff

  • Çok hafif.
  • Çok hafif.

ehakk

  • Çok haklı, daha haklı.

ehemm

  • Çok mühim olma, daha mühim. Çok kıymetli, çok lüzumlu.

ehemmiyetkarane / ehemmiyetkârâne

  • Çok önem vererek.

ehl-i iştiyak

  • Çok istekli kimseler.

eimme-i alişan / eimme-i âlîşan

  • Çok yüksek mertebesi ve büyük kıymeti olan imamlar. İmam-ı A'zam, İmam-ı Şâfiî gibi.

ekkal

  • Çok yeyici, obur.

ekreh

  • Çok iğrenç, en kerih.

ekrem / اكرم

  • Çok cömert, daha kerim, en kerim.
  • Çok cömert. (Arapça)

elem-i elim / elem-i elîm / اَلَمِ اَلِيمْ

  • Çok acı veren sıkıntı, dert.
  • Çok acı veren ızdırap.

elhükmü-li-l ekser

  • Çokluğa, ekseriyete göre karar verilir. Hüküm ekseriyete göredir.

eliyy

  • Çok yemin eden adam.

elmas

  • Çok kıymetli, beyaz, şeffaf mâden. Cevher. Kıymetli taş. (En saf karbondur.)

eltaf / اَلْطَفْ

  • Çok hoş, daha güzel.

elyel

  • Çok karanlık gece.

elzem / الزم

  • Çok gerekli. (Arapça)

elzemiyet

  • Çok lüzumlu ve gerekli oluş.

emced / امجد

  • Çok onurlu, çok şerefli. (Arapça)

emess

  • Çok fazla temâs eden, dokunan. En çok messeden.

ender / اندر

  • Çok nadir.
  • Çok az bulunan. (Arapça)

enfes / انفس

  • Çok nefis. (Arapça)

ennane

  • Çok inleyen ve çok şikâyetçi olan kadın.

enne

  • Çok inleyen.

enva'-ı kesire

  • Çok çeşitler, çok neviler.

enva-ı mehalik / enva-ı mehâlik

  • Çok çeşitli tehlikeler.

enver / انور

  • Çok parlak. (Arapça)

er-rahman / er-rahmân

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah.

erakk

  • Çok ince, ziyade rakik, ince ve yumuşak.

erca

  • Çok rica edilen, pek fazla taleb edilen, çok istenilen.

erfa' / ارفع

  • Çok yüce, çok yüksek. (Arapça)

erham

  • Çok merhametli, çok acıyan.

es'ad / اسعد

  • Çok mutlu. (Arapça)

esahh

  • Çok sahih, en doğru.

esbab-ı kesire

  • Çok sayıda sebepler.

eşedd-i ihtiyaç

  • Çok şiddetli ihtiyaç.

eşeff

  • Çok parlak, çok şeffaf.

eşekk

  • Çok şek ve şüphe sahibi. Tereddütte ileri giden.

eser-i alü'l-ali / eser-i âlü'l-âlî

  • Çok yüksek ve kıymetli eser.

eşfak

  • Çok şefkatli.

eshel

  • Çok kolay, daha kolay, asan.

eşidda

  • Çok şiddetli sert olanlar. Pek şiddetli davrananlar.

eşirra

  • Çok şerliler. Çok kötü insanlar. Çok şerli mahluklar.

esis

  • Çok olan şey, kesir.

eşk-bar

  • Çok ağlayan. Çok gözyaşı döken. (Farsça)

eşk-efşan

  • Çok ağlayan, gözyaşı döken. (Farsça)

esmah

  • Çok cömert, pek eli açık, en semahatli.

eşmel

  • Çok kaplayıcı.

esum

  • Çok yalancı, iftiracı, kabahatli ve günahkâr olan adam.

esved

  • Çok siyah. kara renkli olan.

eşya-yı kesire / eşya-yı kesîre

  • Çokça olan, çeşitli olan şeyler, varlıklar.

etkıya / etkıyâ

  • Çok takvalılar.

evali

  • Çok iyi ve münâsib olanlar. Evlâlar.

evceb

  • Çok vacib. Çok gerekli. Çok lüzumlu.

evcel

  • Çok korkak adam. Cesaretsiz kişi.

evcer

  • Çok çekingen, utangaç kimse.

eyadi-i kesire

  • Çok eller. Çok sebebler.

ez'af

  • Çok zayıf, en zayıf.

ezell

  • Çok zelil. Çok alçak ve rüsvay olan.

ezfir

  • Çok iyi kokulu nesne.

ezvak-ı letaif-i ulya / ezvâk-ı letâif-i ulyâ

  • Çok yüce ve yüksek olan güzelliklerin verdiği zevkler.

ezyed

  • Çok ziyade. Daha fazla. En ziyade.

fa'al / fa'âl / فَعَّالْ

  • Çok işleyen.

fahur / fahûr

  • Çok övünen, çok iftihar eden. Mütekebbir. Tekebbür ve taazzum edici.
  • Çok övünen.

fakr-ı şedid

  • Çok şiddetli yoksulluk, fakirlik.

fark-ı fahiş / fark-ı fâhiş

  • Çok fazla, haddini çok aşan fark.

faziletmeab / faziletmeâb

  • Çok faziletli, erdemli, üstün özelliklere sahip.

fecfac

  • Çok söyleyen.

feci / fecî

  • Çok acıklı.

feci hadise / feci hâdise

  • Çok üzücü ve acıklı olay.

feci' / fecî' / فجيع

  • Çok acı veren, acıklı.
  • Çok kötü, korkunç. (Arapça)

fehham

  • Çok anlayışlı, pek zeki, en çok anlayan.

fersah fersah

  • Çok çok, pek fazlaca.

fettan / fettân / فَتَّانْ

  • Çok fitneci.

feyyaz / feyyâz / فَيَّاضْ

  • Çok feyz veren. Çok bereket ve bolluk veren.
  • Çok feyiz veren.
  • Çok feyiz ve bereket veren.

feyyaz-ı mütea / feyyâz-ı müteâ

  • Çok bereket ve bolluk veren yüce Allah.

feyyaz-ı müteal / feyyaz-ı müteâl / feyyâz-ı müteâl / فَيَّاضِ مُتَعَالْ

  • Çok feyz ve bereket veren. Müteâl olan Allah (C.C.)
  • Çok feyiz ve bereket veren yüce Allah.

fiam

  • Çok kalabalık olan erkekler topluluğu.

fihhir / fihhîr

  • Çok gururlanıp fahirlenen kimse.

firas

  • Çok fazla kırmızı nesne.

fuhş

  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler.

fuhşiyat / fuhşiyât

  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler; Dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar.

fuhuş

  • Çok çirkin ve ahlâksız işler, hayasızlık.

gadak

  • Çok fazla, bol, kesir.

gaddar / gaddâr / غَدَّارْ

  • Çok zâlim.

gaddar telezzüzü

  • Çok acımasız davranın kişinin lezzet alması.

gaffar / غفار / gaffâr / غَفَّارْ

  • Çokça affeden.
  • Çok bağışlayan (Allah).

gafur / gafûr

  • Çok merhamet eden, günahları bağışlayan Allah.
  • Çok bağışlayan, çok affeden. (Allah'ın adlarından biri)

galan

  • Çok susayan, çok susamış olan.

galiben

  • Çok zaman, üstün olarak.

gatamtam

  • Çok su.

gavi / gavî

  • Çok azgın.

gayet rasih / gayet rasîh

  • Çok sağlam ve sarsılmaz.

gayme

  • Çok fazla susama, susuzluk.

gayr-ı mebzul

  • Çok kullanılmayan. Az bulunan şey.

giranbaha / giranbahâ

  • Çok pahalı.

gırk

  • Çok, kesir.

girye-feza

  • Çok ağlatan, ağlamayı artıran. (Farsça)

haccac

  • Çok eskiden Irakta vâlilik yapan fakat, Hz. Resul-ü Ekremin (A.S.M.) soyundan gelenlere ve onlara taraftar olanlara çok zulmeden, haddini aşmış bir zâlimin ünvânı. Asıl ismi Yusuf bin Sakafi'dir. Haccac-ı Zâlim diye de anılır.

hafa

  • Çok yürümekten adamın ayağının ve davarın tırnağının aşınması.

hafer

  • Çok fazla utanmak.

hafız / hâfız / حَافِظْ

  • Çokça muhâfaza edici (Allah).

hafiz / hafîz / حَف۪يظْ

  • Çokça muhafaza edici (Allah).

hafıza-i kübra / hâfıza-i kübrâ

  • Çok büyük hafıza.

hakikat-i camia / hakikat-i câmia

  • Çok mânâları içinde toplayan hakikat.

hakikat-i muazzama

  • Çok büyük hakikat, gerçek.

hakikat-i şahika / hakikat-i şâhika

  • Çok yüce ve yüksek hakikat.

hakud

  • Çok kin güden, hasetçi.

halık-ı rahmanü'r-rahim / hâlık-ı rahmânü'r-rahîm

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren, sonsuz rahmetiyle her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah.

halike

  • Çok hırslı, haris olan nefis.

hallaf

  • Çok fazla yemin eden kimse.

hallak / hallâk

  • Çokça ve sürekli olarak yaratan Allah.

hallak-ı azim / hallâk-ı azîm

  • Çoklukla ve sürekli olarak yaratan büyük, yüce Allah.

halvet-i mergube

  • Çok istenen, rağbet edilen yalnızlık hali.

hamm

  • Çok sıcaklık, şiddetli hararet.

hammadun

  • Çok hamdedenler. Çok çok şükür ve duâ edenler.

hararetle

  • Çok yoğun bir şekilde.

hararetli

  • Çok istekli.

hardal

  • Çok küçük tohumları olan bir bitki.
  • Çok küçük tohumları olan ve yaprakları yenen bir nebat ismi. Döğülerek macun haline getirilir ve sofrada iştah açmak için kullanılır.

hardale

  • Çok küçük tohumları olan bir bitki.

harre / hârre

  • Çok sıcak.

hasaret-i azime / hasâret-i azîme

  • Çok büyük zarar ve ziyan.

hasna / hasnâ

  • Çok fazlasıyla kendini haramdan saklayan kadın. Çok iffetli, çok nâmuslu kadın.

hassas

  • Çok duyarlı.

hasud / hasûd

  • Çok hased eden.
  • Çok kıskanç.

hatem

  • Çok cömert ve eli açık adam.

hatme-i muazzama-i muhammediye / خَتْمَۀِ مُعَظَّمَۀِ مُحَمَّدِيَه

  • Çok büyük bir zikir halkasında Peygamberimizin (asm) yaptığı şekilde belirli zikirleri okuma.

hattat

  • Çok güzel yazı yazan san'atkâr.

havle

  • Çok fazla döndürmek veya dönmek.

hayat-ı camia / hayat-ı câmia

  • Çok kapsamlı olan hayat.

hayli / خيلى

  • Çok, fazla. (Farsça)

hayr-ı kesir / hayr-ı kesîr

  • Çok hayır, iyilik.

hayran / hayrân

  • Çok beğenmiş, şaşıp kalmış.

hayyir / خير

  • Çok iyilik eden. (Arapça)

hazret-i ahmed

  • Çokça medhedilen, övülen; Peygamberimizin (a.s.m.) isimlerinden birisi.

hebbar

  • Çok fazla kılı olan sırtlan veya maymun.

heccav

  • Çok hicveden. Hiciv söyleyen.

heddam

  • Çok keskin kılıç.

herim

  • Çok ihtiyarlamış ve kocamış kimse.

hetme

  • Çok kelâm, çok söz.

hetul

  • Çok miktar akmak.

hevas

  • Çok yiyen kişi.

hevş

  • Çok miktar.

heyleman

  • Çok, kesir.

hiddis / hiddîs

  • Çok sözlü, çok konuşan.

hil'at-i fahire / hil'at-i fâhire

  • Çok kıymetli ve değerli olan kaftan.

hilman

  • Çok, kesir.

hıntar

  • Çok acıkmak.

hısn-ı hasin / hısn-ı hasîn

  • Çok kuvvetli, en sağlam korunma.
  • Çok sağlam kale.

hufal

  • Çok.

hulüc

  • Çok yeyici, fazla yiyen.

huluk-u azim / huluk-u azîm

  • Çok yüce ve yüksek meziyetlerle yaratılıp donatılmış olma.

hümapaye

  • Çok yüksek dereceli. (Farsça)

hünerver

  • Çok ustalıklı. Becerikli. Usta. Mahâret sahibi. (Farsça)

hurlika

  • Çok güzel, huri yüzlü. (Farsça)

huveynat

  • Çok küçük hayvancıklar. Mikroplar.

i'tina / i'tinâ

  • Çok dikkat etme, özenme.

ibtizal / ibtizâl

  • Çokluktan dolayı değer kaybı.

ıdla'

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması ve hasta olmak.

ifrat-ı zeka / ifrat-ı zekâ

  • Çok ileri derecedeki zekâ.

ifrit / عِفْر۪يتْ

  • Çok zararlı ve korkunç cin.

iftikal

  • Çok çalışma, bir işte çok fazla emek harcama, pek fazla gayret sarfetme.

igrik

  • Çok bağırıp böğüren (hayvan).

ihbarat-ı kesire / ihbârât-ı kesîre

  • Çok çeşitli haberler.

ihsanat-ı azime / ihsânât-ı azîme

  • Çok büyük ihsanlar, ikramlar.

ıhtı

  • Çöktü.

ihtiras / ihtirâs / اِحْتِرَاصْ

  • Çok hırslı arzulama.

ihtiyac-ı şedid / ihtiyac-ı şedîd

  • Çok şiddetli ihtiyaç.

iksar-ı kelam / iksar-ı kelâm

  • Çok söyleme, sözü uzatma, gevezelik etme.

iksir

  • Çok tesirli ilaç.

ila'

  • Çok istekli ve tâlib kılma, haris etme.

iman / imân

  • Çok dikkatli olma.

imlak

  • Çok fakir düşmek.

imtinan

  • Çok sevilen ve beğenilen bir şeye nail olmak.

inayet-i ekremi / inâyet-i ekremî

  • Çok cömertçe gelen yardım, iyilik.

indihaş

  • Çok korkma, dehşete düşme.

indiyal

  • Çok ishâl olma. İçi sürme.

inhak

  • Çok eziyet etme. Çok fazla sıkıntı verme.

inhidam

  • Çökme, yıkılma. Viran olma.

inhitat / انحطاط

  • Çöküş, düşüş. (Arapça)

inkiraz / inkirâz / انقراض

  • Çökme, tükeniş. (Arapça)

insicam-ı ecmel

  • Çok güzel düzgünlük, uyumluluk.

inta'

  • Çok fazla terlemek. Kusma, istifra etme.

intizam-ı ekmel

  • Çok mükemmel düzen, tertip.

işarat-ı kesire / işârât-ı kesire

  • Çok işaretler.

isas

  • Çok sık ve uzun saç veya bitki.

istihale-i latife / istihale-i lâtife

  • Çok ince ve hoş bir şekilde bir halden başka bir hâle geçme; lâtif ve ince dönüşüm.

iştiyak / iştiyâk / اِشْتِيَاقْ

  • Çok arzu etme.

iştiyak-engiz

  • Çok arzulu ve istekli.

iştiyakat / iştiyâkât

  • Çok kuvvetli arzu ve istekler.

iştiyakaver / iştiyakâver

  • Çok şiddetle arzu edilen.

ıtlınsa

  • Çok fazla terleme.

jerd

  • Çok yiyen, obur. (Farsça)

kab

  • Çok eski devir silâhlarından olan yayın kabzası (tutacak yeri) ile köşesi arasındaki mesafe, her "yay" da "iki kab" olan miktar.

kabiliyet-i camia

  • Çok kapsamlı kabiliyet.

kabr-i ekber

  • Çok büyük mezar.

kadir / kadîr / قدير / قدیر

  • Çok kudretli.
  • Çok güçlü. (Arapça)

kais / kaîs

  • Çok yağmur.

kaş / kâş

  • Çok istek, arzu, özleme. (Farsça)

kaşer

  • Çok fazla kırmızılık. Ziyâde kızıllık.

kasir / kâsir

  • Çok olan, kesir, bol olan.

katta'

  • Çok kat'eden, adah çok kesen.

kavanin-i amika-i dakika / kavânin-i amîka-i dakîka

  • Çok ince ve derin kanunlar.

kaviyyen me'mul

  • Çok kuvvetle ümid edilen.

kazb

  • Çok nikâh.

kazel

  • Çok fazla aksaklık. (Müe: Kazlân)

kazzabe

  • Çok keskin.

kelanter

  • Çok iri. Daha büyük. (Farsça)

kelimat-ı latife / kelimat-ı lâtîfe

  • Çok hoş, güzel kelimeler.

kemal-i ciddiyetle / kemâl-i ciddiyetle

  • Çok ciddî olarak.

kemal-i şaşaa / kemâl-i şâşaa

  • Çok gösterişli, son derece görkemli.

kemal-i selaset ve cezalet / kemâl-i selâset ve cezâlet

  • Çok güçlü, akıcı ve güzel anlatım.

kemal-i şiddet / kemâl-i şiddet

  • Çok şiddetli.

kemal-i sür'atle / kemâl-i sür'atle

  • Çok hızlı bir şekilde.

kemal-i taaccüp / kemâl-i taaccüp

  • Çok fazla şaşırma.

kemiyet

  • Çokluk, nicelik.

kerim / kerîm / كَر۪يمْ

  • Çokça ikrâm edici (Allâh).

kerim-i rahim / kerîm-i rahîm / كَرِيمِ رَحِيمْ

  • Çokça ikrâm edici ve merhamet edici (Allah).

kesir / kesîr / كثير / كَثِيرْ

  • Çok, bol.
  • Çok, çeşitli.
  • Çok, bol. (Arapça)
  • Çok.

kesire

  • Çok.

kesirü'l-istimal / kesîrü'l-istimâl / كثيرالاستعمال

  • Çok kullanılan. (Arapça)

kesirü'l-vuku / kesîrü'l-vuku

  • Çok ve sık vuku bulan.

kesret / كثرت / كَثْرَتْ

  • Çokluk.
  • Çokluk, bolluk.
  • Çokluk, bolluk. (Arapça)
  • Çokluk.

kesret daireleri

  • Çokluk daireleri; sayısız varlıklardan oluşan daireler.

kesret mertebesi

  • Çokluk özelliğinin geçerli olduğu derece.

kesret-i istimal / kesret-i istimâl

  • Çokça kullanma.

kesret-i izdivaç

  • Çok evlilik.

kesret-i mütalaa / kesret-i mütalâa

  • Çok okuma, çok tetkik etme.

kesret-i tabaka

  • Çokluk tabakaları.

kesret-i zuhur

  • Çok sayıda görünme, belirip ortaya çıkma.

kesretle

  • Çoklukla.

kesretle :

  • Çokça, bolca. (Arapça - Türkçe)

kesretli

  • Çok, fazla. (Arapça - Türkçe)
  • Çokça rastlanan, sayı itibariyle çok olan.

keşşaf / keşşâf / كَشَّافْ

  • Çokça keşfeden.

kesub

  • Çok kazanan ve kesbeden.

keysum

  • Çok miktar olan kuru ot.

kezkeze

  • Çok fazla kırmızılık.

kezub

  • Çok yalancı, aldatıcı. Daima yalan söyleyen.

kezv

  • Çok olmak.
  • Çokluk, kesret, fazlalık.

kezzab / kezzâb / كذاب

  • Çok yalancı, çok yalan söyleyen.
  • Çok yalancı. (Arapça)

kıbs

  • Çok adet, çok miktar.

kusakıs

  • Çok acı olan sarmısak.

küsr

  • Çok mal.

kuya

  • Çok kusmak.

küzebzib

  • Çok yalancı.

laas

  • Çok yemek, çok içmek.

latif / latîf / لَط۪يفْ

  • Çok lütuf edici (Allah).

leffaf

  • Çok konuşan, çok lâf eden. Pek fazla söyliyen. Can sıkan.

lehak

  • Çok beyaz olan.

leşker-i aramrem

  • Çok asker.

leus

  • Çok yeyici kişi, obur.

levid

  • Çok büyük tencere. Kazan. (Farsça)

lu'muz

  • Çok yiyen kişi, obur.

lübed

  • Çok mal mânasınadır ki sanki birbiri üstüne yığıla yığıla keçe gibi birbirine geçmiştir.

lüvb

  • Çokluk, kalabalık, izdihamlık.

ma'mean

  • Çok fazla sıcaklık.

mahiyet-i camia / mahiyet-i câmia

  • Çok vasıfları içinde toplayan mahiyet.

makr

  • Çok acı olmak.

maksud-u ehem

  • Çok önemli gaye.

malamal

  • Çok dolu, lebâleb, ağzına kadar dolu.

masvat

  • Çok bağıran.

me'cuc / me'cûc

  • Çok eski zamanlarda, bir duvar arkasında bırakılmış, kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes'in soyundan gelecek olan kötü bir millet. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısadır.

meass

  • Çok cür'etli. Hiç çekinmeyen.

mecma-ı ekber

  • Çok büyük toplanma yeri.

mecneb

  • Çok şey.

medayih-i bahire / medayih-i bâhire

  • Çok açıktan birisini veya bir şeyi övmek, medhetmek.

meddah / meddâh / مَدَّاحْ

  • Çok öven.

mefrat

  • Çok büyük.

mefred

  • Çok büyük, kocaman, aşırı derecede iri.

mehasin-i medeniye-i kesire

  • Çok sayıdaki medeniyet güzellikleri.

mekreme-i uzma / mekreme-i uzmâ

  • Çok büyük ikramların yapıldığı yer.

melda

  • Çok genç ve körpe vücud veya dal. İnce ve nâzik bedenli kız.

mele-i ala / mele-i âlâ

  • Çok yüce manevî âlem.

menba'-ı amik / menba'-ı amîk

  • Çok derin kaynak.

mennac

  • Çok bahşiş veren. İhsan eden.

meramir

  • Çok etli, şişman kişi.

merhamet-disar

  • Çok merhametli, acıma hissi fazla olan.

merhametşiar

  • Çok merhametli. (Farsça)

mescid-i rahmani / mescid-i rahmânî

  • Çok merhametli olan Allah'ın yarattığı mescid.

meşher-i azam / meşher-i âzam

  • Çok büyük sergi yeri.

meşher-i azim / meşher-i azîm

  • Çok büyük sergi yeri.

mesrat

  • Çok olmak. Çok olacak yer.

mest-i harab

  • Çok sarhoş olmuş kimse.

mevca-mevc / mevcâ-mevc

  • Çok dalgalı. Dalga dalga.

mevki-i mualla / mevki-i muallâ

  • Çok yüce mevki ve makam.

meydan-ı ekber

  • Çok büyük meydan.

meyla

  • Çok budaklı ağaç.

meyyal / meyyâl / مَيَّالْ

  • Çok meyleden, eğilen. Çok istekli, düşkün.
  • Çok yatkın.

mezaya-yı galiye / mezâyâ-yı galiye

  • Çok kıymetli, yüksek meziyetler.
  • Çok kıymetli, yüksek meziyetler.

mezmere

  • Çok şiddetli hareket ettirmek.

mibtan

  • Çok yemekten karnı şişen etli ve yağlı kişi.

miczem

  • Çok keskin kılıç.

mid'as

  • Çok işlek olduğundan yumuşamış olan yol.

migdad

  • Çok gadaplı, çok kızgın.

mihmandar-ı kerim / mihmândâr-ı kerîm / مِهْمَانْدَارِ كَرِيمْ

  • Çok ikram edici misafir ağırlayan.

mihval

  • Çok hilekâr. Hileci. Dolandırıcı.

mihzak

  • Çok gülen kadın.

mikram

  • Çok ikram ve kerem eden. Bağışlayan, ihsan eden.

miksal

  • Çok keskin kılıç.

miksir

  • Çok söyleyici, çok konuşan.

mikval

  • Çok konuşan.

min'am

  • Çok in'am ve ihsan eden.

min-el kadim

  • Çok evvelden. Eskiden beri.

minfak

  • Çok fazla nafaka veren.

mıntik / mıntîk

  • Çok düzgün konuşan.

mir'aş

  • Çok yüksekten uçan güvercin.

misk ü amber

  • Çok hoş bir koku.

missik

  • Çok cimri. Hasis ve tamâhkâr.

mıt'am

  • Çok yemek yediren.
  • Çok yeyici, fazla yiyen.

mıtva'

  • Çok muti', çok itaatli.

mizvac

  • Çok koca değiştiren kadın. Çok kocalı kadın.

mu'cize-i azhar

  • Çok zahir ve açık mu'cize.

muazzam / مُعَظَّمْ

  • Çok büyük.
  • Çok büyük.

muazzez

  • Çok azîz, yüce.
  • Çok aziz. Muhterem. Çok sevgili, kıymettâr, izzetlendirilmiş.

mübagbag

  • Çok hızlı, seri ve acûl.

müclıh

  • Çok yiyen.

müczil

  • Çok çok veren. Çoğaltan. Bollaştıran. Bereket ihsan eden.

mufaz

  • Çok, bol. Bereketli, feyizli.

müfritane / müfritâne

  • Çok aşırıya kaçarak.

muhabbet-i rahman / muhabbet-i rahmân / مُحَبَّتِ رَحْمٰنْ

  • Çokça merhamet eden Allah hesabına olan sevgi.

muhsin / مُحْسِنْ

  • Çokça iyilik eden (Allah).

mük'ab

  • Çok sık dürülmüş nesne.

müla

  • Çok sihirbaz.

mün'am

  • Çok kıymetli ve nazlı olarak büyütülmüş.

müptezel

  • çokluğu dolayısıyla değerini yitiren, değersiz.

müşdeb

  • Çok miktar. Ziyade.

müsheb

  • Çok konuşan. Çok söyleyici.

müşkil-ter

  • Çok zor ve çetin. Çok müşkil. (Farsça)

müskir / müskîr

  • Çok sarhoş olan.

müştak / مشتاق / müştâk / مُشْتَاقْ

  • Çok isteyen, can atan. (Arapça)
  • Çok arzulu.

müştakane / müştâkane

  • Çok isteyerek, iştiyakla.
  • Çok arzulu ve istekli bir şekilde.

müteassıb

  • Çok katı ve tavizsiz bir şekilde savunan.

mütebbahhirin-i ulema / mütebbahhirîn-i ulema

  • Çok büyük, geniş ilim sahibi olan âlimler, allâmeler.

mütedellil

  • Çok yakın olan.

mütefeyhık

  • Çok sözlü, kibirli kimse.

mütehassis

  • Çok hislenen, duygulanan.

mütese'ir

  • Çok yanmış ve tutuşmuş ateş.

müteşevvikane

  • Çok istekli olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. Şevkli bir tarzda. (Farsça)

mütevatir

  • Çok kimselerin naklettikleri haber. Yaygın haber. Herkesin veya alâkadarların işitip doğruluğunu kabul ettikleri kat'i, şüphesiz, sağlam haber. Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemaatın bir hâdise hakkında verdikleri haber.

muvahebe

  • Çok bağışlama.

muzmahil

  • Çökmüş, dağılmış.
  • Çökmüş. Darmadağın olmuş. Perişan olmuş.

naçizane

  • Çok ehemmiyetsiz olarak. Pek ufak olarak. (Farsça)

nafız

  • Çok titreten. Sıtma.

nafiz

  • Çok fazla titreten sıtma.

nakarat

  • Çok sık tekrarlanmasından dolayı bıkkınlık veren söz.

naki / nakî

  • Çok takvalı, temiz insan.

namus-u mücessem

  • Çok namuslu olan.

natuh

  • Çok süsen hayvan.

nazik-güzin / nâzik-güzin

  • Çok nâzik. Seçkin, nâzik. (Farsça)

nazik-ter / nâzik-ter

  • Çok nâzik. (Farsça)

neberd-azma / neberd-azmâ

  • Çok muhârebelerde bulunmuş tecrübeli kimse. (Farsça)

nefs-i pürvesvas

  • Çok vesveseli nefis.

nehs

  • Çok yaramaz nesne.

neks

  • Çok çekinmek, kaçınmak.

neslan

  • Çok yelmek. Evmek.

netice-i camia / netice-i câmia

  • Çok kapsamlı netice.

nevvar / nevvâr

  • Çok nurlu, çok parlak.

neyz

  • Çok olmak.

nihayet cesim

  • Çok büyük ve görkemli.

nik-terin

  • Çok iyi, hepsinden iyi olan. (Farsça)

nur-i mücessem

  • Çok parlak ve güzel olan. Canlı kılığına girmiş gibi olan nur.

nur-u azam / nur-u âzam / nûr-u âzam

  • Çok büyük nur, ışık.
  • Çok büyük nur.

nurani / nûrânî / نُورَان۪ي

  • Çokça nurlu.

nüsha-i camia / nüsha-i câmia

  • Çok geniş ve kapsamlı nüsha.

pehin

  • Çok enli. (Farsça)

pejuhide

  • Çok akıllı, olgun, bilgili. (Farsça)

pencere-i azam / pencere-i âzam

  • Çok büyük pencere.

perend-aver

  • Çok keskin kılınç, pala veya hançer. (Farsça)

pirifani / pîrifâni

  • Çok yaşlı kimse.

poligami

  • Çok evlilik.

pür / پر

  • Çok dolu.
  • Çok- anlamında ön ek.

pür-çin

  • Çok buruşuk, çok bükülmüş ve karışık. (Farsça)

pür-dud

  • Çok tüten, çok dumanlı. (Farsça)

pür-fer

  • Çok parlak. Çok aydınlık. (Farsça)

pür-gazab

  • Çok kızgın ve hırslı. (Farsça)

pür-gu / pür-gû

  • Çok söyliyen, çok konuşan. (Farsça)

pür-gubar / pür-gubâr

  • Çok tozlu. Toz içinde. (Farsça)

pür-hatar / پُرْ خَطَرْ

  • Çok tehlikeli.

pür-heves

  • Çok hevesli. Heves dolu. (Farsça)

pür-iştiyak

  • Çok istekli.

pür-kusur / pür-kusûr

  • Çok kusurlu.
  • Çok kusurlu.

pür-merak / pür-merâk / پُرْمَرَاقْ

  • Çok meraklı.
  • Çok meraklı.

pür-nar / pür-nâr

  • Çok ateşli. Çok kızgın. Ateş dolu.

pür-naz / pür-nâz

  • Çok nazlı.

pür-neval / pür-nevâl

  • Çok lütuf ve ihsan. Çok çok ihsan etmek, vermek.

pür-nur

  • Çok nurlu, çok aydınlık.

pür-rahm ü şefkat

  • Çok şefkatli ve merhametli.

pür-şa'şaa

  • Çok gösterişli, şa'şaa dolu.

pür-şer beşer / پُرْ شَرْ بَشَرْ

  • Çok günahkâr insanlık.
  • Çok şerli insan.

pür-suz

  • Çok yakıcı. Çok yanık. (Farsça)

pür-temkin

  • Çok ağır başlı. Çok temkinli. (Farsça)

pürhiddet

  • Çok hiddetli, öfkeli.

pürnur

  • Çok nurlu, çok aydınlık.
  • Çok nurlu.

pürşaşaa

  • Çok gösterişli.

pürşer

  • Çok şerli, kötü.
  • Çok şerli, kötülüklerle dolu.

pürşer beşer

  • Çok şerli insan.

pürtaksir

  • Çok kusurlu.

rağbet / رغبت

  • Çokça isteme.

rahim / rahîm / رحيم / رَح۪يمْ

  • Çok merhametli.
  • Çokça rahmet edici (Allah).

rahim-i kerim / rahîm-i kerîm / رَح۪يمِ كَر۪يمْ

  • Çokça ikram eden merhamet edici (Allah).

rahman / rahmân / رحمن / رَحْمَنْ

  • Çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah.
  • Çok merhametli.
  • Çokça merhamet eden (Allah).

rahman-ı rahim / rahmân-ı rahîm / رَحْمٰنِ رَح۪يمْ

  • Çokça merhamet ve şefkat eden (Allah).

rami

  • Çok itaatkâr olan. (Farsça)

rasiha / râsiha

  • Çok sert ve katı, güçlü bir şekilde yerleşmiş.

rauf / raûf / رَؤُفْ

  • Çok esirgeyen, çok acıyan, çok merhamet sahibi olan Allah.
  • Çok merhametli.

re'fetmeab / re'fetmeâb

  • Çok merhametli. (Farsça)

recil

  • Çok yürüyen.

rehebut

  • Çok korkmak.

rennan

  • Çok ses çıkaran, inleyip duran. Çınlıyan.

revaçlı

  • Çok değer verilen, tercih edilen.

reyye

  • Çokluk, fazlalık, kesret.

rezzak / rezzâk / رَزَّاقْ

  • Çokça rızık veren (Allah).

riş

  • Çok pahalı elbise.

risale-i kıymetdari / risale-i kıymetdarî

  • Çok kıymetli risale; Yirmi Sekizinci Söz.

rivayet-i meşhure

  • Çok duyulmuş rivayet, haber; Peygamber Efendimizden (a.s.m.) duyulmuş haber.

rühus

  • Çok yiyen obur, ekvel.

rüsubat

  • Çöküntüler, tortular.

saadet-i uzma / saadet-i uzmâ

  • Çok büyük mutluluk.

saat-i kübra / saat-i kübrâ

  • Çok büyük saat.

sabbar

  • Çok sabırlı, sabur.

sabur / sabûr / صبور

  • Çok sabır gösteren, çok sabreden. (Farsça)
  • Çok sabırlı.
  • Çok sabırlı. (Arapça)

saburane / saburâne / sabûrâne

  • Çok sabır göstermek suretiyle. (Farsça)
  • Çok sabredici olarak.

sadik / sadîk

  • Çok sâdık, içten ve dıştan sadakatlı dost. Doğru sözlü.
  • Çok sadık.

sadik-ı ahmak / sadîk-ı ahmak

  • Çok bağlı ahmak dost.

şadkam / şadkâm

  • Çok sevinçli. (Farsça)

sadtuy

  • Çok katlı, yüz katmerli.

saduk / sadûk

  • Çok sâdık.
  • Çok sâdık, doğru.
  • Çok sadık, gayet bağlı.

şahane

  • Çok güzel, mükemmel.

sahra-yı kesret / sahrâ-yı kesret

  • Çokluk çölü.

sakka

  • Çok su dağıtan, çok sulayan, sucu.

salhurde

  • Çok yaşlı, pek ihtiyar. (Farsça)

samekmek

  • Çok kuvvetli adam.

sarahetle

  • Çok açık olarak.

sayhud

  • Çok sıcak olan gün.

secaya-yı gàliye / secâyâ-yı gàliye

  • Çok kıymetli ve yüksek huylar.

şecere-i azime / şecere-i azîme

  • Çok büyük ağaç.

şedaka

  • Çok konuşan kadın.

şeddadi / şeddadî

  • Çok büyük ve sağlam yapı.

şede

  • Çok hırslı olmak.

şefaşif

  • Çok susamak.

şefkat-i rahimane / şefkat-i rahîmâne

  • Çok mükemmel bir şefkat ve merhamet duygusu.

şefkatperverane / şefkatperverâne

  • Çok şefkatli ve merhametli bir şekilde.

sehef

  • Çok susamak.

şehriyye

  • Çok yaşamış pir. Çok yaşlı, ihtiyar.

şekur / şekûr

  • Çok şükreden. Allahın (C.C.) lütuflarına karşı pek fazla memnuniyetini, sevincini gösteren. Az şükredene dahi çok nimet veren Allah (C.C.).
  • Çok şükreden.

semcer

  • Çok su katılmış olan süt.

semi / semî / سميع

  • Çok iyi işiten. (Arapça)

şemme / شمه

  • Çok az. (Arapça)

şer'-i enver

  • Çok nurlu, parlak şeriat.

şerhan

  • Çok tamahkâr, ziyade hırs sâhibi, açgözlü, haris.

seri-üs seyr

  • Çok sür'atle akan veya giden.

seriüsseyir / serîüsseyir

  • Çok hızlı olan, süratle akan.

seriyy

  • Çok, kesir.

serma-dide

  • Çok üşümüş. Donmuş. (Farsça)

şerr-i kesir

  • Çok şer, kötülük.

şerur / şerûr

  • Çok şerli.
  • Çok şerli, kötü.
  • Çok şerli, pek kötü.

şeydai / şeydâi

  • Çok fazla sevgiden hâsıl olan divanelik, şaşkınlık. (Farsça)

seyf-i bettar / seyf-i bettâr

  • Çok keskin kılıç.

seyr-i bilad-ı kesire / seyr-i bilâd-ı kesîre

  • Çok sayıdaki beldeleri gezme ve dolaşma.

seyyalat-ı latife / seyyâlât-ı lâtife

  • Çok şeffaf ve akıcı olan şeyler.

şezaze

  • Çok kurumak.

sıbga-i rahmani / sıbga-i rahmânî / صِبْغَۀِ رَحْمَانِي

  • Çokça merhamet eden Allah'ın boyası.

sıbğa-i rahmaniye / sıbğa-i rahmâniye

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah'ın boyası.

şiddet-i ihata / şiddet-i ihâta

  • Çok yüksek anlama ve kavrama gücü.

şiddet-i iktisat

  • Çok iktisatlı, tutumlu olma.

şiddet-i iltizam

  • Çok sıkı bağlılık.

şiddet-i şefkat ve rikkat

  • Çok güçlü şefkat ve acıma duygusu.

sıddık

  • Çok doğru ve bağlı.
  • Çok samimi. Doğru, inançlı, sadakatli.

sıddik / sıddîk / صديق

  • Çok sadık ve bağlı.
  • Çok samimi, dâimâ doğruluk üzere ve Allah'a ve Peygamberine çok sâdık olan erkek. Sözü ile işi bir olan.
  • Çok samimi, çok bağlı, çok doğru.
  • Çok sadık olan.

sıkkif

  • Çok keskin sirke.

şıkza'

  • Çok acıkmış tavşancıl.

sırr-ı ehem

  • Çok önemli sır.

sumsum

  • Çok katı olan.

sür'at-i icad / sür'at-i îcad

  • Çok hızlı bir şekilde var etme.

sür'at-i infial / sür'at-i infiâl

  • Çok çabuk gücenen, çabuk darılan.

sür'at-i teessür

  • Çok çabuk ve hızlı etki altında kalma.

şürebe

  • Çok içen. Çok içici olan.

ta'dud

  • Çok tatlı kara hurma.

taaddüd

  • Çok sayıda olma.

taaddüd-ü ezvac / taaddüd-ü ezvâc

  • Çok evlilik.

tabakat-ı kesret

  • Çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar.

tagzit

  • Çok sıkı bağlama. Tazyik etme, basınç yapma.

taharriyat-ı amika / taharriyat-ı amîka

  • Çok ince ve derinden yapılan araştırmalar.

takniye

  • Çok kırmızı yapmak.

taksif

  • Çok kırmak.

takvid

  • Çok uzun boyunlu olmak.

takzif

  • Çok iftira atmak.

tantana

  • Çok lüks içinde olmak. Gösteriş, gürültü patırdı.
  • Çok lüks içinde olmak. Gösteriş. Gürültü patırtı.

tasrihen / tasrîhen

  • Çok açık bir şekilde.

tavaggul

  • Çok meşgul olmak, uğraşmak, kendini birşeye tamamen vermek.

taysel

  • Çok miktar. Fazlaca.

tebniye

  • Çok bina yapmak.

tecelli-i eltaf / tecellî-i eltaf

  • Çok lâtif, çok hoş olan bir güzelliğin yansıması.

teclic

  • Çok gayret ve ikdâm etmek.

tedkikat-ı amika

  • Çok inceden ve derinden yapılan tetkik.

tefsir-i azam / tefsir-i âzam

  • Çok büyük tefsir.

tefsir-i cami / tefsir-i câmi

  • Çok kapsamlı ve geniş tefsir.

tehevvür

  • Çok kızmak, çok öfkelenmek, sertlik; hilmin (yumuşaklığın) zıddı. Gadabın, kızmanın aşırısı. Atılganlık.

tekdim

  • Çok ısırmak.

tenaffut

  • Çok kızma, hiddetlenme.

ter ü taze

  • Çok körpe, çok taze. Pek lâtif. (Farsça)
  • Çok taze, pek temiz.

ter'ib

  • Çok korkutma.

tesbihfeşan

  • Çok çok tesbihat yapan, tesbihat ifade eden. (Farsça)

teşekkürat-ı vefire / teşekkürât-ı vefîre

  • Çok bol teşekkürler.

tevaggul

  • Çok uğraşma, meşgul olma. Bir işin çok ilerisine varmak.
  • Çokca meşgul olma.

tevagguz

  • Çok sıcak olmak.

teveffür

  • Çok olmak, artmak.

tevhid-i cami / tevhid-i câmi

  • Çok kapsamlı ve herşeyi içine alan tevhid anlayışı.

tevkıye

  • Çok sakınmak.

teyeffün

  • Çok yaşamak.

teykan

  • Çok sıçrayan kişi. Çok sıçrayan kimse.

tezbih

  • Çok boğazlatmak.

tufan / tûfan / tûfân / طُوفَانْ

  • Çok büyük fırtına ve selle gelen felâket.
  • Çok şiddetli yağmur.

tula / tûlâ

  • Çok uzun. Pek uzun.
  • Çok uzun.

turra-i azam / turra-i âzam

  • Çok büyük mühür.

u'cube / u'cûbe / اُعْجُوبَه

  • Çok acâib şey.

ücra

  • Çok uçta ve kenarda bulunan.

uğrube

  • Çok garip, tuhaf.

ukam

  • Çok sert. Pek şiddetli.

ukamis

  • Çok.

umur-u azime / umur-u azîme

  • Çok büyük işler.

üsal

  • Çok miktar mal.

usas

  • Çok kıl.

üslub-u bedi-i pür-maani / üslûb-u bedî-i pür-maânî

  • Çok mânâları bulunan güzel ifade tarzı.

üstad-ı aziz / üstad-ı azîz

  • Çok değerli Üstad.

üstad-ı muazzez

  • Çok azîz, muhterem Üstad.

usve

  • Çoktandır taranmamış sakal.

vahim / وخيم

  • Çok zararlı.

vahşet-agin / vahşet-âgin

  • Çok ıssız, korkulu yer, korkunç.

vecibe

  • Çok gerekli ve şart olan şey. Borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş.

vedud / vedûd / وَدُودْ

  • Çok şefkatli. Kendisine çok sevgi beslenen. Cenâb-ı Hak. (Vedud ismine mazhar olan muhakkıkin-i evliya: "Bütün kâinatın mâyesi, muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir." demişler.)
  • Çok sevilen, Allah.
  • Çok şefkatli, kendisine çok sevgi beslenen. Esmâ-i hüsnâdan.
  • Çok seven ve sevilen (Allah).

vefret

  • Çokluk, bolluk.

vehhab / vehhâb / وهاب / وَهَّابْ

  • Çok fazla ihsan eden. Çok bağışlayan.
  • Çok fazla bağışlayan, ihsan eden, Allah'ın isimlerinden biri.
  • Çok ihsan eden, bağışlayan, Allah.
  • Çokça ve sürekli olarak ihsan eden ve bağışlayan Allah.
  • Çok bağışlayıcı Tanrı. (Arapça)
  • Çok hibe eden, fazlaca bağışlayan (Allah).

vehhab-ı rezzak / vehhâb-ı rezzâk

  • Çok bağışta bulunan ve bütün yaratılmışların rızkını veren; Allah.

vehham

  • Çok vehimli. Fazla şüphe eden.

veriha

  • Çok sıvı hamur.

verık

  • Çok eskiden kullanılan gümüş para. Kıymetli para.

vesail-i pürseyyal / vesâil-i pürseyyal

  • Çok akışkan sebepler, vesileler.

vesb

  • Çok olmak.

vühub

  • Çok fazla bağışta bulunan, çok bağışlayan.

vüreyd

  • Çok küçük damar.

vüska

  • Çok kuvvetli ve sağlam olan.

vuzuh-u delalet / vuzuh-u delâlet

  • Çok açık bir şekilde delil olma.

yaver-i ekrem / yâver-i ekrem

  • Çok değerli, yüksek rütbeli memur.

yengeç

  • Çok ayaklı ve yan yan yürüyen, başının iki tarafında iki kıskacı olan deniz veya durgun sularda yaşayan bir küçük hayvan. (Türkçe)

zalif

  • Çok hor, çok hakir kimse.

zallam / zallâm

  • Çok zulmeden.

zalum / zalûm

  • Çok zulmeden. Çok zâlim.
  • Çok zâlim.

zalum-u cehul / zalûm-u cehûl

  • Çok zâlim ve çok cahil.

zann-ı galib / zann-ı gâlib

  • Çok kuvvetli zan.

zat-ı azam / zât-ı âzam

  • Çok büyük zât.

zat-ı ekrem / zât-ı ekrem

  • Çok şeref ve itibar sahibi bir zât olan Hz.Muhammed.

zat-ı muazzam / zât-ı muazzam

  • Çok büyük zât.

zat-ı şerif / zât-ı şerif

  • Çok yüksek bir şeref sahibi olan Zât; Hz. Muhammed (a.s.m.).

zayh

  • Çok sulu süt.

zehreçak / zehreçâk

  • Çok korkmuş, ödü patlamış. (Farsça)

zekavet-i betra / zekâvet-i betrâ

  • Çok aşırı zekâ; faydası olmayan zekâ.

zemin-i pür-naz / zemin-i pür-nâz

  • Çok nazlı yer.

zerre kadar

  • Çok az, en küçük.

zerre miktar

  • Çok az miktar.

zerre miskal

  • Çok az miktarda, zerre ağırlığında.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın