LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Cile ifadesini içeren 319 kelime bulundu...

abdal

  • t. Safdil, ahmak, bön.
  • Afganistan'da yaşıyan bir Türk kavminin adı, bu kavimden olan kimse.
  • Anadoludaki bazı göçebelerin adı ve bunlardan olan kimse.
  • Derviş, ermiş, kalender. Kendini Allah'a adamış. Ona teslim olmuş, bu yolda çile çekmiş kimse. (Bak : Ebdal)

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

agdiye

  • (Tekili: Gada ve Gıda) Yenip içilecek gıdalar.

agnam

  • (Tekili: Ganem) Koyunlar, keçiler.
  • Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir.

ağnam

  • "Ganem"in çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.

agziye

  • (Tekili: Gıdâ) Yenilip içilecek şeyler. Gıdalar, besin maddeleri.

ahlakiyyun / ahlâkiyyun

  • Ahlâk bilimciler.

ahrar / ahrâr

  • (Tekili: Hür) Hürler. Esir veya köle olmayan kimseler.
  • Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar.
  • Hürriyetçiler.
  • Hürriyetçiler (II. Meşrûtiyet devrinde bir partinin ismi).
  • Hürriyetçiler.

ahrarane

  • Hürriyetçilere yakışır tarzda. Serbestçe. Hür olana yakışır surette. (İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyyeti intac eder. Mün.) (Farsça)

ahrarlar

  • Hürriyetçiler, Demokrat Parti mensupları.

ahras

  • (Tekili: Hâris) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular.

akliyyun / akliyyûn

  • Aklı tek ölçü kabul eden felsefeciler.

aliyy-ül a'la

  • En üstün, birincilerin birincisi. En yüksek. Pek iyi.

amele

  • İşçiler.

an'aneviye

  • An'aneciler.
  • An'aneden gelen.

asaletlu / asaletlû

  • Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

aşamideni / aşamidenî

  • İçilebilen veya yenilebilen. (Farsça)

avrupa hükeması

  • Avrupalı filozoflar, felsefeciler, Batılı ilim adamları.

azb

  • Tatlı, lâtif, hoş ve şirin olan yiyilecek ve içilecek şey.
  • Fazla susuzluktan yemek yemeği terketme.
  • Men'etme.
  • Feragat.

bab

  • Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat. (Farsça)
  • Gemi halatlarının bağlandığı yer. (Farsça)
  • İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. (Farsça)
  • Mânevi rehber, şeyh. (Farsça)
  • Bektaşi şeyhi. (Farsça)
  • Hayırhah ve muhterem. (Farsça)
  • Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatt (Farsça)

bahriyyun

  • Gemiciler ve kaptanlar gibi deniz işlerini bilen kimseler.

barut

  • yun. Güherçile ile kükürt ve kömürden mürekkeb, alev alıcı bir maddedir ki, toz halinde olup, umumiyetle ateşli silahlarda ve taş kırmak gibi işlerde kullanılır.
  • Mc: Çabuk kızan, şiddet ve hiddete kapılan.

basine

  • Ekincilerin sabanı.
  • Sanat ehlinin âletleri.
  • Kaba çuval.

belv

  • (Belvâ) Dert, çile. Musibet. Zahmet.
  • İmtihan, tecrübe.

bendeyan

  • Hizmetçiler. Kullar.
  • Mensuplar.

bevaşe

  • Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek, yaba.

bisinoz

  • yun. Pamuk işçilerinde görünen, pamuk tozlarının sebebiyet verdiği bir akciğer hastalığı.

bolşeviklik

  • (Bolşevizm) Rusya'da kanlı komünizm ihtilalini yapan ve bütün hür dünya milletlerinin de aynı ihtilal metotlarıyla komünizmin hâkimiyeti altına gireceğini savunan Marksist Leninist siyasî görüş. Bu görüşün temsilcileri önce Rus halkını aldattılar, onlara en çok özledikleri şeyleri va'dederek onları

buhari / buharî

  • (Hi: 194-256) Buhâralı. 600 bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en mu'teber ve en sahih Sahih-i Buharî ismi ile anılan hadis kitabının müellifi.

bülega

  • Belâğatçiler, edebiyatçılar.

büleğa-yı muanidin, hasidin / büleğâ-yı muânidîn, hâsidîn

  • İnatçı, kıskanç belâgatçiler.

burjuvazi

  • Burjuvaların meydana getirdiği içtimaî (sosyal) sınıf. Avrupa'da burjuvazi, ticaret ve sanayi ile zenginleşti. Soylular sınıfı ile mücadele ederek Fransız İhtilali ile iktidara geldi. İhtilalde işçilerin, köylülerin, fakir halk tabakalarının desteğini sağladı. Onlara eşitlik, hürriyet, adalet vaad e (Fransızca)

came-gi / came-gî

  • Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. (Farsça)
  • Tüfek fitili. (Farsça)
  • Elbiselik kumaş. (Farsça)
  • Hizmetkâr, hademe, hâdim. (Farsça)

çavuş

  • Vaktiyle divanlarda hükümdarların hizmetinde bulunan yaver veya muhzır gibi subaylara denilirdi. Tanzimattan evvelki Osmanlı saray teşkilatında çavuşlar, padişahın yaverleri ve çavuşbaşı mabeyn müşiri idi.
  • Onbaşıdan üstte ve assubaydan alttaki derecede olan asker.
  • İşçilerin b

cazgır

  • Yağlı güreşlerde pehlivanları seyircilere takdim edip dualarını okuyarak onları meydana çıkaran kimse.

cebabire

  • Cebrediciler. Mütekebbirler. Zâlimler.

cemiyet-i ahrar / cemiyet-i ahrâr

  • Hürriyetçiler cemiyeti, cemaati.

çilehane / çilehâne / چِلَه خَانَه

  • Çile evi.
  • Çile yeri; yalnız başına kalınan ve çile içinde ibadet edilen yer; hapishane.
  • Çile yapılan yer.
  • Çile çekilen yer.

çilehane-i uzlet / çilehâne-i uzlet

  • Yalnız başına ve çile içinde ibadet edilen yer.
  • Çile çekilen yer. Yalnız başına ve çile içinde ibadet yapılan yer.

çilekeş / چله كش

  • Çile çekmiş. Çile dolduran, dert çeken.
  • Çile çeken, acı çeken. (Farsça)

çille

  • Farsça (40) rakamını gösteren (Çihille) kelimesinin telaffuzunda aldığı şekildir. Daha çok (Çile) şeklinde söylenir.

cire

  • Çırak, uşak ve hizmetçilere verilen yevmiye, yemek ve para. (Farsça)

cüdat

  • (Tekili: Câdi) Dilenciler, sâiller.

cülla

  • (Çoğulu: Cilel) Büyük emir.

cum'a

  • Toplanma.
  • Perşembeden sonraki gün. Müslümanların kudsî tâtil günü olup, o güne mahsus namazla mükelleftirler. Memur ve işçilerin cuma namazı vakti serbest bırakılmamaları din hürriyetine aykırıdır. Yahudiler ve hristiyanlar haftalık dinî törenleri için cumartesi ve pazar günü serbest

cumhuriyet

  • Devlet reisi, millet veya Millet Meclisleri tarafından seçilen hükümet şekli. Demokraside temsili hükûmet şekli. Halkın hür olarak seçtiği temsilciler (Millet vekilleri ve senatörler) aracılığı ile egemenliğini, (hâkimiyetini) kullanmasına dayanan hükûmet şekli. Cumhuriyetin birbirinden farklı üç ta
  • Devlet başkanı yönetilenler tarafından seçilen yönetim biçimi.

dacc

  • Hacıların hizmetkârı ve devecileri.
  • Hacılar ile birlikte giden, fakat, hac maksudu olmayan bezirgân.

darabine

  • Kapı bekçileri.

dehakin / dehakîn

  • (Tekili: Dihkan) Köy ağaları.
  • Köylüler, çiftçiler.

dehriyye

  • Dünyanın sonsuzluğuna inanan felsefecilerin yolu.

dehriyyun / dehriyyûn

  • Zamanı tanrılaştıran îmansız felsefeciler.

demokrasi

  • Yöneticilerin halk tarafından seçildiği idare şekli.

der-bend

  • Dağda ve tepede zahmetlerle geçilen yer, dar geçit, boğaz. Hudut. Kale. (Farsça)
  • Anahtarsız kapı. (Farsça)

derari / derâri

  • İnciler gibi olan.

dürer / درر

  • (Tekili: Dürr) Büyük inciler. (Farsça)
  • İnciler.
  • İnciler. (Arapça)

dürer-bar / dürer-bâr

  • İnciler yağdıran.
  • Mc: Çok kıymetli ve güzel sözler söyleyen.

dürer-i semavi / dürer-i semavî

  • Aslı vahiy ile gelen, parlak hakikatlı mânalar. Semâvi inciler.

ehl-i felsefe

  • Felsefeciler, düşüncede felsefeyi esas alanlar.

ehl-i felsefe ve hikmet / اَهْلِ فَلْسَفَه وَ حِكْمَتْ

  • Felsefeciler ve varlıkların hikmetlerini araştıranlar.

ehl-i hayal

  • Hayalciler, hayalperestler.

ehl-i hikmet

  • Felsefeciler.

ehl-i hüküm

  • Yöneticiler, idareciler.

ehl-i hükumet / ehl-i hükûmet

  • Hükümette olanlar yöneticiler.

ehl-i idare

  • İdareciler.

ehl-i maarif

  • Eğitimciler; ilim ve irfan ehli olanlar.

ehl-i nazar ve felsefe

  • Tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler.

ehl-i rayb

  • Şüpheciler, şüphe edenler.

ehl-i saltanat

  • Sultanlar, idareciler.

ehl-i siyaset

  • Siyasetçiler.

ehl-i siyer

  • Siyer ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri.

ehl-i siyer ve hadis / ehl-i siyer ve hadîs

  • Siyer ve Hadîs ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri ve muhaddisler.

ehl-i tarih

  • Tarih ilmiyle uğraşanlar, tarihçiler.

ehlifelsefe

  • Felsefeciler, felsefeye önem veren kimseler.

ekselans

  • Eskiden bakanlar, elçiler ve cumhurbaşkanları için kullanılan bir ünvan. (Fransızca)

engüj

  • Filcilerin fili idare etmekte kullandıkları ucu eğriltilmiş demir karga burnu. (Farsça)

engüşte

  • Ekincilerin harman savurdukları âlet, yaba. (Farsça)

erayis

  • (Tekili: Eris) Çiftçiler, ekinciler.

erba'in / erba'în

  • Kırk günlük riyâzet. Maddî bağları azaltıp, mânevî tarafı kuvvetlendirmek ve kalb aynasını parlatmak için, tasavvuf büyükleri tarafından konan usûllerden biri; kırk gün az yemek, az içmek, az konuşmak, çok ibâdet etmek. Buna çile de denir.

erbab / erbâb

  • (Tekili: Rab) Sahipler.
  • Rabler, Terbiyeciler.
  • Bâtıl ilâhlar.
  • Türkçede diğer bir mânası: Maharet sahibi, elinden iyi iş çıkan kimse. Bir işin ehli.
  • Sahipler, becerikliler, terbiyeciler.

erbab-ı siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı, ahlâkı, sözleri ve yaşayışı hakkında kitap yazanlar, İslâm tarihçileri.
  • Tarihçiler. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hayatını bilenler.

erbabu'l-enva / erbâbu'l-enva

  • Türlerinin idarecileri, terbiye edicileri.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

erbain / erbaîn / اَرْبَع۪ينْ

  • Tasavvufta kırk günlük çile.

esakif

  • (Tekili: Eskef) Eskiciler, kunduracılar.

esdaf

  • Sedefler, inci kabukları; sedef gibi içinde hakikat incilerini saklayan Kur'ân ifadeleri.

eşrar

  • Tahribçiler. Kötülük edenler.
  • Kötü şeyler. şerliler.

eşribe

  • (Şerâb. dan) İçilecek şeyler, şerablar.

eyyühe'r-ruus ve'r-ruesa / eyyühe'r-ruûs ve'r-ruesâ

  • Ey başlar ve başkanlar, ey yönetici ve idareciler.

fakis / fakîs

  • Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir.

faniyat / fâniyât

  • Faniler, gelip geçiciler.

farıkat / fârıkat

  • Farkedenler, ayıranlar, farkediciler.

felasife / felâsife / فلاسفه

  • Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar.
  • Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar.
  • Dinsizler.
  • Felsefeciler, felsefeler.
  • Filozoflar, felsefeciler. (Arapça)

felekiyyun / felekiyyûn

  • Gök ilimcileri.

fevaris

  • (Tekili: Fâris) Atlılar, biniciler.

firzel

  • Demircilerin demir kestikleri alet. Kayıt.

fuhul-i müfessirin / fuhul-i müfessirîn

  • Tefsircilerin en ileri gelenleri, müfessirlerin en önde olanları.

fukka'

  • Ekseriya şerbet içilen kap.
  • Yağmur suyunun üstünde olan kabarcık ve köpük.

galeri

  • San'at eserinin sergilendiği salon veya koridor. (Fransızca)
  • Tiyatroda seyircilere ait balkon. (Fransızca)
  • Üstü örtülü uzun yer. (Fransızca)
  • Yer altında açılmış uzun, dar yol. (Fransızca)

gan / gân

  • Cemi' yapmak için, sonu "e" sesi ile biten kelimenin sonuna gelir bir "ek" tir. Meselâ: Bendegân : f. Hizmetçiler, bendeler. (Farsça)

gargara

  • Suyu, içilen ilâcı veya başka bir sıvıyı, boğazda oynatıp çalkalama.
  • Tavuk ve güvercinin ötmesi.
  • Can boğaza gelip tereddüt etmek.
  • Çömleğin kaynayıp fıkırdaması.
  • Çoban koyuna haykırıp çağırması.

gıda

  • Besleyici madde. Vücuda lâzım olan yenecek ve içilecek şeyler.
  • Kuşluk vakti yenen yemek.
  • Zihni ve kalbi olgunlaştıracak Kur'an ve iman ilmi ve Allah'a ibadet ve taat.

gılman

  • Allahü teâlânın Cennet'tekilere hizmet için nûrdan yarattığı hizmetçiler.

grev

  • İşçilerin isteklerini işverene kabul ettirmek için, işlerini hep birlikte bırakmaları.İslâmiyette işçi hakları çok ciddi korunmakla beraber, grev ve benzeri hareketlere başvurulması istenmez. Çünki grev, millî gelire zarar verdiği gibi, sosyal grupları doğurmakla boğuşmalarına ve dolayısıyla da mill (Fransızca)

güzergah / güzergâh

  • Geçit yeri. Geçilecek yer. (Farsça)
  • Geçilecek yer.

hacebe

  • (Tekili: Hâcib) Perdeciler, kapıcılar.
  • İnsanın oturak yeri olan uzvu, kalça. (İkisine "hacebetan" derler)

hadaa

  • (Tekili: Hâdı') Hileciler, hilekârlar, aldatıcılar, dalavereciler.

hadem / خدم

  • Hizmetçiler. (Arapça)

hademat

  • Hademeler. Hizmetçiler.

hademe / خدمه / خَدَمهَ

  • Hizmetçiler, hâdimler.
  • (Çoğulu: Hıdâm) Halhal.
  • Devenin ayağını bağladıkları kayış.
  • Hizmetçiler.
  • Hizmetçiler. (Arapça)
  • Hizmetçiler.

hafaza

  • Muhafızlar, koruyucular, bekçiler.
  • Koruyucu melekler.

hakameyn

  • İki hakem: Sıffîn vak'asında Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında hakem seçilen Amr b. Âs ile Ebu Musa el-Eş'arî.

hakemeyn

  • İki hakem.
  • Tar: Sıffîn Vak'asında Hz. Ali (R.A.) ile Hz. Muaviye (R.A.) arasında hakem seçilen Amr İbn-ül As ile Ebu Muse-l Eş'arî.

halvethane / halvethâne

  • Yalnızca ibadet etmek ve çile doldurmak için kapanılan yer.
  • Çilehâne. Tasavvuf yolunda olgunlaşmak ve ilerlemek için belli bir müddet kendi hâlinde yalnız kalınan ve ibâdetle vakit geçirilen yer.

hanut

  • (Çoğulu: Havânit) Meyhane, içki içilen yer.
  • Dükkân.

haraid

  • (Tekili: Harîde) Kızlar, bâkireler.
  • Delinmemiş inciler.

hares

  • (Tekili: Haris) Bekçiler, muhafızlar.

harici / haricî

  • Haricîler denilen asiler hareketine mensub kimse.

haşem

  • Taraftarlar ve hizmetçiler. Düşmanlarına karşı koruyanlar. Aile.

havaric / havâric

  • (Tekili: Hâric ve Hârice) Asiler, zorbalar, isyankârlar.
  • Hâricîler. Hâriçte kalanlar.
  • Sapık bir anlayışın sahibi olan Haricîler.

havayic-i asliyye / havâyic-i asliyye

  • İhtiyaç eşyâları. Temel ihtiyâçlar. Bir kimsenin yiyecek giyecek ve ev gibi ihtiyaç duyduğu lüzumlu maddeler ve evde kullanılan eşyâ ve âletler, hizmetçiler, binecek vâsıtası, meslek kitapları (din kitapları) ve ödeyeceği borçları.

hayaliyyun mezhebi / hayâliyyun mezhebi

  • Hayalcilerin mezhebi; romantizim.

hayyatin / hayyatîn

  • (Tekili: Hayyat) Terziler, dikiciler.

hecime

  • Tulukta biriktirilip ekşitildikten sonra içilen ve köremez denilen süt.
  • Yoğurt.

hey'et-i temsiliye

  • Temsil hey'eti.
  • Tar: Erzurum Kongresinde Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismini alan cemiyetin nizamnamesi iktizasınca seçilen şahıslardan teşekkül etmiş olan hey'et. (6 Ağustos 1919)

heyamola

  • Eskiden ramazanlarda para toplamak gayesiyle mahalle çocukları tarafından teşkil edilen bir nevi dilenci alaylarında söylenen bir tâbirdir.
  • Eskiden gemiciler gemi demirini çekerken veyahut bir amele inşaatta ağır bir şey kaldırırken yahut da şahmerdanı yukarı çekerken kuvvetbirliğini

heyula / heyûlâ

  • Eski felsefecilere göre, cisimlerin aslı kabûl edilen madde.

heyulaniyyun / heyulâniyyun

  • Maddeciler.

hicabet

  • Kapıcılık. Perdecilik.
  • Teşrifatçılık, mabeyncilerin mesleği. Saray memurluğu.
  • Ortaçağ islâm devletlerinde vezirlik.
  • Kâbe perdeciliği.

hitabe / hitâbe

  • Dinleyicilere bilgi vermek ve yol göstermek için yapılan konuşma.

hizb-i mahsus

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hizb-i mahsus-u kur'ani / hizb-i mahsus-u kur'ânî

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hüccab

  • (Tekili: Hâcib) Perdeciler.
  • Kapıcılar.

huddam / huddâm / خدام

  • Hizmette bulunanlar. Hizmetçiler.
  • Cin taifesinden olan hizmetçi.
  • Hizmetçiler.
  • Hizmetçiler. (Arapça)

huffaz

  • Ezberleyiciler, Kur'ân'ı ezbere bilenler.

hükema ve ulema

  • Filozoflar, felsefeciler ve ilim adamları.

hükema-i ilahiyyun / hükema-i ilâhiyyûn

  • İlâhiyatçı felsefeciler; Allah'ın varlığına inanan filozoflar.

hükema-yı dalle / hükemâ-yı dâlle

  • Hak yoldan sapmış felsefeciler.

hükkam / hükkâm

  • İdareciler, idareye hükmedenler.

hümluc

  • Demirciler körüğü.

hurras

  • (Tekili: Hâris) Muhafızlar, bekçiler, nöbetçiler.

ibahiyyun

  • İbaheciler. Her şeyi mübah sayan bâtıl bir zümre.

içtimaiyat-ı beşeriye uleması

  • Toplum bilimciler, sosyologlar.

ictimaiyyun / ictimâiyyûn

  • Toplumbilimciler.

içtimaiyyun

  • Toplum bilimciler, sosyologlar.

ictimaiyyun / ictimâiyyûn / اجتماعيون

  • Sosyologlar, toplumbilimciler. (Arapça)

ıhlamur

  • Kerestesi marangozlukta kullanılan ve çiçeği haşlanıp çay gibi içilen ağaç.
  • Ihlamur ağacından yapılmış.

imaret kemeri

  • Eskiden medresenin en güçlü, kuvvetli, kıdemli ve sözü dinlenen talebesi hakkında kullanılır bir tabirdi. Ayrıca bu tabir, medrese talebelerinden iaşe işlerine bakmak üzere bir sene müddetle seçilenler hakkında da kullanılırdı. Bunlar, bellerine kemer taktıkları için bu isim verilmişti.

intihap olunan

  • Seçilen.

işrakiyun / işrâkiyun

  • Bilginin kaynağının mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan İslâm felsefecileri.

işrakiyyun / işrâkiyyûn

  • İşrâkiyyeciler.

işretgah / işretgâh

  • İşret edip içki içilecek yer. (Farsça)

ıstıfa-gerde

  • Seçilen. Seçilmiş bulunan. (Farsça)

istihlakat / istihlâkat

  • (Tekili: İstihlâk) Yenilip içilen şeyler.
  • Harcamalar.

istilac

  • İçilecek şeylerden pek çok içme.

ittihatçılar

  • İttihat ve Terakki Fırkasının önde gelen idarecileri.

ka'b

  • (Ölm: Hi: 32) Yahudi âlimlerinden olup İsrailiyatı İslâmiyet'e en çok aktaranlardan biridir. Hz. Ebubekir devrinde Müslüman olmuştur. Sa'lebi ve Kisai gibi İslâm tarihçileri ondan çok rivayetlerde bulunmuşlardır.

kabzımal

  • Meyve ve sebze yetiştiricileriyle, satıcı arasındaki aracı.

kahya / kâhya

  • Büyük konaklarda ev işlerini idare eden kimselerle san'at ve ticaret sahiplerinin işlerine bakmak üzere hükümet tarafından seçilen kimselere eskiden verilen addır.

kaşif / kâşif

  • Keşfedici. Keşfeden. Gizli bir şeyi meydana çıkarıp, izah eden. Açıklayan.
  • Mısır'da nâhiye veya kaza idarecilerine verilen ad.

kasil / kasîl

  • Hayvanlara vermek için vaktinden evvel biçilen yeşil ot.
  • Kesilmiş nesne.

kasisa

  • (Çoğulu: Kasis) Devecilerin, azıklarını ve elbiselerini yüklettikleri deve.
  • Bir ot.

kavadih

  • (Tekili: Kadiha) Çekiştirenler, zemmediciler, kötüleyiciler.
  • Çekiştirilecek ve zemmedilecek şeyler.

kelbiyyun / kelbiyyûn

  • Dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler.

kemençe

  • Çiftçilerin tarlalara kimyevi gübre atmak için kullandıkları bir nevi âlet. (Farsça)
  • Tırnağı tellerine değdirmekle ses çıkaran kemana benzer küçük bir çalgı âleti. (Farsça)

keşan

  • (Tekili: Keş) Çekenler, çekiciler. (Farsça)
  • Çeken, çekerek. Çeke çeke. (Farsça)

kısra

  • Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları.

kiyr

  • Demirciler körüğü.
  • Dağ, cebel.

konferans

  • Dinleyicilere herhangi bir mevzu hakkında bilgi vermek gayesiyle yapılan konuşma. (Fransızca)

kongre

  • Çeşitli memleketlerden yöneticilerin, elçilerin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı. (Fransızca)

künat

  • (Tekili: Kâni) Kinâyeciler. Kinâye söyliyenler.

kutta'

  • (Tekili: Katı') Kesiciler, kat' ediciler, kesenler.

laedriyye / lâedriyye

  • Şüphecilerle alakalı. Şüphecilik üzerine kurulu felsefe ekolü.

latifeperdazan

  • (Tekili: Lâtifeperdâz) Şakacılar, lâtifeciler. (Farsça)

leali / leâli / لئالى

  • (Tekili: Leâl) İnciler. Lü'lüler.
  • İnciler. (Arapça)

leali-feşan

  • İnciler saçan. (Farsça)

ma'ber

  • (Çoğulu: Maâbir) (Ubur. dan) Geçit, kemer, köprü.
  • Geçilecek yer.

maabid

  • (Tekili: Meâbid - Mabed) İbadet edilen yerler. Mâbetler.
  • (Abd) Hizmetçiler. Kullar.

maddiyyun / maddiyyûn

  • Maddeciler, mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.
  • Maddeciler, materyalistler.
  • (Maddiyun) Maddeciler. Her şeyin esası madde olduğunu iddia edip, ruhaniyatı inkâr eden dinsizler. Her şeyi madde ile ölçenler. Masnuât-ı İlâhiye olan mahlukatı ve zerrelerin muntazam hareketini, tesadüf eseri gibi kabul ve tevehhüm edip dinsizliğe yol açmağa çalışanlar.
  • Maddenin hep var olduğuna, sonradan yaratılmadığına ve yok olmayacağına inananlar, maddeciler.

maddiyyunluk

  • Maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.

mahzen-i erzak

  • Yenilecek ve içilecek şeylerin bulunduğu yer, depo.

martulos

  • (Martoloz) Osmanlı Devletinin teşekkülü sıralarında ve yeniçeri teşkilâtından önce, Hristiyanlardan, ordunun geri hizmetlerinde çalışmış olan teşekküllerden biridir. Silâhlanmış kişi mânasında Rumca bir kelimedir.
  • Eskiden Tuna gemicileri, korsanı mânasında da kullanılmıştır.

matta

  • İncil kitaplarından birisinin adı. Tahrif edilmiş dört yüz muhtelif İncil içinden seçilen biri.

meb'us

  • Gönderilmiş,
  • Peygamber olarak gönderilmiş kimse.
  • Öldükten sonra diriltilmiş kimse.
  • Halk tarafından seçilerek parlementoda yer alan kimse, millet vekili.
  • Gönderilen. Ba's edilen.
  • Halk arasından seçilerek Millet Meclisine âzâ edilen.
  • Allah tarafından gönderilmiş olan.
  • Öldükten sonra diriltilen.

meclis-i mebusan

  • Halk tarafından seçilen meb'usların meclisi. Millet Meclisi.

mehter

  • (Mih-ter) Daha büyük. (Farsça)
  • Reis. (Farsça)
  • Seyis. Osmanlı askeri mızıkası ve buna mensub müzikçiler. (Farsça)
  • Vaktiyle Bâb-ı âli çavuşu. (Farsça)
  • Rütbe, nişan veya vazife alanların evlerine müjde götürenler. (Farsça)
  • Tanzimattan önce Pâdişah çadırını kurmağa vazifeli asker. (Farsça)
  • At uşağı.(Farsça)

mellahan

  • (Tekili: Mellâh) Kaptanlar, denizciler, gemiciler.

mellahin / mellahîn

  • (Tekili: Mellâh) Denizciler, gemiciler, kaptanlar.

memer

  • Geçilecek yer, köprü.

memerr

  • Geçilecek yer. Cadde, sokak. Geçit yeri.

meşaiyyun / meşâiyyun

  • Sadece akla güvenen Aristo geleneğini izleyen felsefeciler.

meşare

  • Bostan. Tarla.
  • Çiftçiler arasında meşhur olan tahta yer.

meşreb

  • Huy. Yaradılış. Adet. Ahlâk.
  • Gidiş.
  • İçmek. İçilecek yer.
  • Fehmetmek.
  • Mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol.

meşrub

  • (Şürb. den) İçilecek şey.
  • İçilmiş, şürbedilmiş.

meşrubat / meşrûbât / مشروبات

  • İçilen şeyler. Herhangi bir içilecek şey. Şarap. ("Hamr" denen içkiye de şarap denir.)
  • İçilecek şeyler. (Arapça)

meşşaiyyun / meşşâiyyun

  • Akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler.

mey-hane

  • İçki satılan ve içilen yer. (Farsça)

meyhane / meyhâne / ميخانه

  • Şarap içilen yer, içkievi. (Farsça)

minsega

  • (Çoğulu: Menâsıg) Ekmekçilerin ekmek tozunu sildikleri nesne.
  • Yufka yuvarlağı.

mirda

  • Gemicilerin kullandıkları uzun ağaç.

misvat

  • Ekincilerin sürgüsü.

mu'tezile

  • Aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. Bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri Vâsıl b. Ata'dır.

muakkibin / muakkibîn

  • Tâkipçiler, arkasından koşanlar, ardından gelenler.

muarrifan / muarrifân

  • (Tesniye şeklindedir) İki tarif edici. (Farsça)
  • Tarif ediciler. Muarrifler. (Farsça)

mübeşşirin / mübeşşirîn

  • Müjdeciler.
  • Müjde verenler. hayırlı haber getirenler.
  • Peygamberlerin (A.S.) bir vasfı.
  • Çok müjde verici.

mücellidin / mücellidîn

  • (Tekili: Mücellid) Ciltçiler. Mücellidler. Kitap ciltleyenler.

mücevherat-ı kur'aniye / mücevherât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın içinde bulunan mânevî inciler.

müdakkikin / müdakkikîn

  • İncelemeciler.

müfessirin-i izam / müfessirîn-i izâm

  • Kur'ân'ı yorumlayan büyük tefsirciler.

muhaddisin-i muhaddesun / muhaddisîn-i muhaddesun

  • Allah tarafından ilhama mazhar olan hadisçiler.

muhafızin / muhafızîn

  • (Tekili: Muhafız) Muhafızlar, bekçiler. Bir yeri koruyup bekleyen kimseler.

muhtar kavl / muhtâr kavl

  • Bir mes'elede, bir mezhebin âlimlerinin çoğu tarafından mezhebin içinde mevcûd ictihâdlardan (büyük âlimlerin kitâb ve sünnetten çıkardıkları hükümlerden) seçilen ve bu seçime göre üstün tutulan ve fetvâya esâs alınan kavl, söz.

mukallidin / mukallidîn

  • (Tekili: Mukallid) Taklidçiler. Örnek ve misâl alanlar.
  • Takınanlar. Boyuna takanlar.

mukallidin-i maddiyyun / mukallidîn-i maddiyyun

  • Materyalistlerin taklitçileri, taklitçi materyalistler, maddeciler.

mümessilat / mümessilât

  • Temsilciler.

mümessilat-ı habise / mümessilât-ı habise

  • Pis ve kötü temsilciler.

münhiyan

  • (Tekili: Münhi) Haberciler. Haber getirenler.

münsecil

  • (Sicil. den) Mahkeme defterine yazılmış, sicile geçmiş.

müntehabat

  • Seçilen ve belirlenen bölümler.

murassaat

  • (Tekili: Murassa') Murassâlar. Cevher ve inciler gibi şeylerle. Süslenmiş olanlar. Takdir edilip yerleştirilmiş süslü ve kıymetli şeyler.

müreccah

  • Tercih edilen, seçilen.

mürselin / mürselîn

  • Gönderilenler. Peygamberler. Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler.

müsecca'

  • Secilendirilmiş. Cümlelerin sonu veya ortası kafiyeli olan nesir.

müseccil

  • (Secl. den) Tescil eden. Sicile, deftere geçiren.

muslihun / muslihûn

  • (Muslihîn) Islah edenler. Düzeltip iyileştirenler. Terbiyeciler.

müstahsilin / müstahsilîn

  • (Tekili: Müstahsil) Yetiştirenler, müstahsiller, üreticiler.

müstehak

  • Hak edilmiş, yiyip içilerek bitirilmiş, bitirilen, tüketilen.

müstehlek

  • İstihlâk edilmiş, yiyip içilerek bitirilmiş.

müstemiin / müstemiîn

  • (Tekili: Müstemi') Dinleyenler, dinleyici olanlar, dinleyiciler.

müteaccilin / müteaccilîn

  • (Tekili: Müteaccil) Acele edenler, aceleciler.

mütemeyyiz

  • (Çoğulu: Mütemeyyizîn) Seçilen, seçkin.

mütemeyyizin / mütemeyyizîn

  • (Tekili: Mütemeyyiz) Seçkin kişiler, seçilen kimseler, mütemeyyizler.

mütese'ilin / mütese'ilîn

  • (Tekili: Mütese'il) Dilenciler, dilenenler.

müverrihin / müverrihîn / مورخين

  • (Tekili: Müverrih) Tarihçiler, tarih yazanlar.
  • Tarihçiler. (Arapça)

nahviyyun

  • Kelime dizimi ve nahiv ilminin ehli olan âlimler. Arapça dil âlimleri, gramerciler.

nakale

  • (Tekili: Nâkıl) Haberciler, nakledenler.

nasibe / nâsibe

  • Müfrit Haricîlerden ve Emevîlerden ve Hz. Ali'ye (R.A.) çok muhalif olan zümrenin adı.
  • Hâricîler.
  • Haricilerden olan sapkın bir zümre.

necil

  • (Necile) Soyu temiz. Soylu.
  • Ağaç yaprağından bir cins.

nemaim

  • (Tekili: Nemime) Dedikoducular, çekiştiriciler.

nevati

  • (Tekili: Nevtî) Gemiciler.

nevatir

  • (Tekili: Nâtur) Hamam hademeleri.
  • Bostan bekçileri.

nuş

  • İçen, içici. (Farsça)
  • Tatlı şerbet gibi içilecek şey. (Farsça)
  • Zevk ve safâ. (Farsça)

nusha

  • Muska; büyü ve tılsım gibi hastalıkve âfetlerden korunmaya vesile olması için yazılan ve üste asılan veya suyu içilen veya tütsülenen dua.

pandomima kopmak

  • Karışıklık çıkmak.
  • Seyircileri eğlendiren kavga çıkmak.

perestaran / perestarân

  • (Tekili: Perestar) Kullar, köleler. (Farsça)
  • Hizmetçiler. (Farsça)
  • Dalkavuklar, yaltakçılık yapanlar. (Farsça)
  • Tapanlar, tapıcılar. (Farsça)

rabb-ül erbab

  • Bütün sâhiblerin, terbiyecilerin Rabbi, Allah. (C.C.)

racih / râcih

  • Üstün, seçilen.

rakiban

  • (Tekili: Rakib) Rakibler. Birbirleriyle yarışanlar. (Farsça)
  • Bekçiler. (Farsça)

recin

  • Devecilerin ini.

reh-güzer

  • (Reh-güzâr) : Geçilen yol. Yol üstü. Geçit. (Farsça)

rehnümun

  • Rehberler, yol göstericiler.

riyaziyyun / riyâziyyûn / ریاضيون

  • Matematikçiler. (Arapça)

rukaba'

  • (Tekili: Rakib) Bekçiler.

rükban

  • (Tekili: Râkib) Biniciler, binenler, binmişler.

rükkab

  • (Tekili: Râkib) Biniciler, ata binenler.

saalik

  • Dilenciler.
  • Serseriler.
  • Kalenderler.
  • Dervişler.

saban

  • Çiftçilerin toprağı sürmek için kullandıkları bir araç.

sabuh / sabûh / صبوح

  • Sabah içilen şarap. (Arapça)

şagirdan / şâgirdân / شاگردان

  • Öğrenciler. (Farsça)
  • Çıraklar. (Farsça)

sahire

  • İçine kızmış taş koyup kaynatılan ve üstüne yağ döküp içilen süt.

saiyan

  • (Tekili: Sâi) Haberciler, haber götürenler.
  • Çalışanlar.

samiin / samiîn

  • (Samiûn) Dinleyiciler.
  • Bir nevi icraatta alâkadar olmayıp dinleyici olanlar, devam edenler.

şarab

  • İçilecek şey. İçki.
  • Mey. Bâde. Hamr. İçilmesi haram olan bir içki.

şarap

  • İçilecek şey; tatlı ve soğuk içecek.

seele

  • (Tekili: Sâil) Dilenciler.
  • Sailler, dilenciler.

selef

  • (Self) Eskiden olan. Evvelce bulunmuş olan.
  • Yerine geçilen.
  • Önde olmak, ileri geçmek.
  • Eski adam.

şevb

  • Karıştırmak.
  • İçilecek olan şeye katılıp karıştırılan şey.

si'r

  • Fiyat, mala biçilen değer.

sidretülmünteha / sidretülmüntehâ / سدرة المنتها

  • Uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine geçilemeyen bir ağaç. (Arapça)

sikaye

  • Su içilen kap. Maşraba.
  • İçme suyunun toplanması için yapılan yer.

sırat

  • Âhirette cennete gitmek için üstünden geçilen köprü.

siyasiler / siyasîler

  • Siyasetçiler.

siyasiyun / siyasiyûn / سياسيون

  • Siyasetçiler, politikacılar. (Arapça)

siyasiyyun

  • Siyasetçiler.
  • Politikacılar, siyasetçiler. Devlet idaresine çalışanlar.

şüfea'

  • (Tekili: Şefi') Şefaatçiler. Şefaat edenler, bir suçun bağışlanması için aracılık yapanlar.

süfera / süferâ / سفرا

  • (Tekili: Sefir) Sefirler, elçiler.
  • Elçiler, büyükelçiler. (Arapça)

süfera-yi ecnebiye

  • Yabancı devlet sefirleri. Yabancı devlet elçileri.

süham

  • (Sühamî - Sühamiye) Lezzetli, sindirici, hoş içilecek şey.
  • Kuş yelekleri arasındaki yumuşak tüyler.
  • Yumuşak kumaş, elbise.

şükat

  • (Tekili: şâki) şikâyet edenler, şikâyetçiler.

surre

  • Para kesesi, cüzdan. Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i şerîfeyn (Mekke ve Medîne) halkına ve buralarda geçici olarak bulunan müslümanlara, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölge sindeki diğer idârecilere gönderdikleri para ve d

ta'til

  • Çalışmağa ara vermek. Çalışmayı durdurmak. İzine başlamak.
  • Kesmek.
  • Muattal bırakmak.
  • Ziynetsiz etmek, süssüz yapmak.
  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tabaka-yı ulya / tabaka-yı ulyâ

  • Yüksek tabaka; zengin, aydın ve sosyal statüsü yüksek tabaka; zenginler, yöneticiler ve saire.

tabi'iyyun / tabî'iyyûn

  • (Bak. TABÎ'İYYECİLER)

tatil

  • Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tavvafiyye

  • Resmî dairelerdeki gece bekçilerine verilen ücret.

teke

  • Keçilerin erkeği. Sürü önünden giden kösemen. (Farsça)
  • Bir cilt defter. (Farsça)
  • Tezek. (Farsça)

telamiz / telâmîz / تلاميذ

  • Öğrenciler. (Arapça)

temaşageran / temaşagerân

  • (Tekili: Temaşager) Seyirciler. Temaşa edenler.

tescil / tescîl / تسجيل

  • Sicile geçirme, deftere kaydetme.
  • Sağlamlaştırma.
  • Sicile geçirme.
  • Kayıt defterine geçirme, sicile kaydetme. (Arapça)
  • Tescîl edilmek: Sicile kaydedilmek. (Arapça)
  • Tescîl etmek: Sicile kaydetmek. (Arapça)

tescilat / tescilât

  • (Tekili: Tescil) Kütüğe geçirmeler, sicile geçirmeler.

tiyese

  • (Tekili: Teys) Erkek keçiler, tekeler.

trajedi

  • yun. Fâcia. Mevzuunu efsanelerden veya tarihî hâdiselerden alan, seyirciler üzerinde merhamet veya dehşet hissi uyandıran sahne eseri.

tübban

  • Güreşçilerin donu.

tullab / tullâb / طلاب

  • Öğrenciler. (Arapça)

ucale

  • Misafirlerin yolda yemek için götürdükleri azık.
  • Çiftçilerin azık diye evvelce koyup getirdikleri buğday ve arpa.

ukul-ü aşere / ukûl-ü aşere

  • Bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl; birincisi Allah'ın yarattığı akıl, diğerleri de ondan türemiş akıllar.
  • Bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl (Onlara göre birinci akıl Allah'ın yarattığı akıldır, diğerleri ise, her biri, sırasıyla bir sonrasını türetmiştir.).

ulema-yı arabiye

  • Arap dil bilimcileri ve edebiyatçıları.

ulü'l-emir

  • İş idare eden, idareci, yönetici ve siyasetçiler.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.
  • İdareciler, devlet yöneticileri.

ulül'emr

  • Emir verenler, idareciler.

ümera / ümerâ / اُمَرَا

  • Emirler, beyler, yöneticiler.
  • Âmirler, idareciler.
  • İdareciler.

ummal / ummâl / عمال

  • Görevliler. (Arapça)
  • Yöneticiler. (Arapça)

umud

  • (Tekili: Amud) Direkler. Sütunlar.
  • Mc: Seyyidler. Askerî elçiler.

vesaif

  • (Tekili: Vasif) Hizmetçiler, uşaklar.

veter

  • Yayın çilesi. İp ve kiriş.
  • Bir kavsın iki ucu arasına çekilen doğru çizgi.
  • Kasları hareket ettiren kalın sinir.

vildan / vildân

  • Allahü teâlânın cennettekilere hizmet için nûrdan yarattığı güler yüzlü ve tatlı dilli hizmetçiler.

vüffed

  • (Tekili: Vâfid) Temsilciler, elçiler.

vüfud / vüfûd / وفود

  • Erişme, gelme.
  • (Tekili: Vâfid) Elçiler, temsilciler.
  • Elçiler. (Arapça)

vülat-ı emr / vülât-ı emr

  • Vâliler. İşin başındakiler, idareciler. İdareye memur zâbitler.

vusafa

  • (Tekili: Vasif) Hizmetçiler, uşaklar.

yed-i emin / yed-i emîn

  • Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs.
  • Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse.
  • Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer.
  • Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı.
  • Kânûnen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs.Mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse; güvenilir, emin el.

yoga

  • Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.

yogi

  • Hindistan'da çilecilere (yogalara) verilen isim.

yüksek tahsil gençliği

  • Genç üniversite talebeleri, öğrencileri.

zad

  • Azık. Yolda yenecek veya içilecek gıda maddesi.

zad ve zahire / zad ve zahîre

  • Azık, yolda yenilecek ve içilecek şeyler.

zahiriyyun

  • Zahirciler, dış görünüşe aldananlar, dışa yansıyan yönlere göre hüküm verenler.

zailat / zâilât

  • Zailler, gelip geçiciler.

zalim

  • (Çoğulu: Zılem-Zılmân) Deve kuşunun erkeği.
  • Kaymağı alınmadan içilen süt.
  • Hiç bozulmamış yerden kazılan toprak.

zer

  • Sarı.
  • Altın, akçe.
  • Nöbet.
  • Oruç.
  • Çile.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR