LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Cevi ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

abese suresi / abese sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte,

abluka

  • Kuşatma, etrafını çevirme.

adaptasyon

  • Tatbik etme işi. Bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması. Bir canlının, yaşadığı muhite uyması işi. (Fransızca)
  • Yabancı dilde yazılmış bir eseri yerli adlar ile ve yerli hayata uydurarak çevirme. (Fransızca)

ahize / âhize

  • Fiz : Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren alet.

ahu-pay

  • Ceylan ayaklı. Çevik, atik. (Farsça)
  • Altı köşeli, nakışlı ev ve köşk. (Farsça)

akrebe

  • Dişi akrep.
  • Çevik ve zeki cariye.
  • Ayakkabı bağcığı.
  • Kazan, tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca.

aksetmek

  • Tersine çevirmek.

as'ase

  • (Is'as) Yönelme. Arka çevirme.
  • Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek.
  • Bulutun yere yakın olması.

asit

  • Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik hamız. (Fransızca)

ateş

  • Odun vs. gibi maddelerin yanmasından hasıl olan hâl. Od, nâr. (Farsça)
  • Kızgınlık, hararet. (Farsça)
  • Hiddet, gazab, şiddet. (Farsça)
  • Hayvanın çevik, hareketli ve oynak olması. (Farsça)
  • Yangın. (Farsça)
  • Gözyaşı. (Farsça)
  • Hastalık. (Farsça)
  • Harb, savaş. (Farsça)

ateş-pa / ateş-pâ

  • Ateş gibi. (Farsça)
  • Mc: Atik, çevik. (Farsça)

atf / عطف

  • Bağlama. Bağ. Ekleme.
  • Meyletme.
  • Şefkat. Sevgi.
  • Eğilme.
  • İkiye bükme. İki kat eyleme.
  • Çevirme.
  • Geri döndürme.
  • Bir kimse üzerine tekrar hamle eylemek.
  • Gr: Bir kelimeyi diğer bir kelimeye harf-i atıf vasıtasiyle ilhak eylemek.
  • <
  • Eğme. (Arapça)
  • Bağlaç. (Arapça)
  • Çevirme,yöneltme. (Arapça)
  • Atfetmek: Yöneltmek, vermek. (Arapça)

atıf / âtıf

  • (Atf. dan) Yüzünü çeviren, bakan. Meyleden, yönelen.
  • Bağlaç.
  • Şefkat edici kimse. Merhametli, müşfik.
  • Yarış atlarının altıncısı.
  • Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime.

atik

  • Çabuk davranan, çevik.

atletizm

  • yun. Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan bedeni çalışmalar.

badinc

  • Hindistan cevizi. (Farsça)

bahr-i müncemid-i cenubi / bahr-i müncemid-i cenubî

  • Güney kutbunu çeviren deniz. Güney Buz Denizi.

bahr-i müncemid-i şimali / bahr-i müncemid-i şimalî

  • Kuzey kutbunu çeviren deniz. Kuzey Buz Denizi.

bergaşte

  • Yüz çevirmiş. (Farsça)

bergeşte

  • Tersine dönmüş. Yüz çevirmiş. Mâkûs. (Farsça)

bevva

  • Hindistan cevizi.

bezbaz

  • Hindistan cevizinin kabuğu. (Farsça)

bişkul

  • Becerikli, çevik. (Farsça)
  • İhtiyatlı, tedbirli. (Farsça)
  • Akıllı. (Farsça)
  • Kuvvet sahibi. (Farsça)

çabük / çâbük / چابك

  • Kıvrak, çevik, çabuk. (Farsça)

çabüki / çâbükî / چابكى

  • Kıvraklık, çeviklik, çabukluk. (Farsça)

çalak / çâlâk / چالاک

  • Çevik, kıvrak. (Farsça)

çalaki / çalakî / çâlâkî / چالاكى

  • Çeviklik, süratlilik, tezlik. (Farsça)
  • Çeviklik, kıvraklık. (Farsça)

cayir

  • Cevir ve cefâ eden. Eziyet veren.

çenber

  • Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. (Farsça)
  • Fıçı ve tekerlek gibi şeylere takviye edip, dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek tarzda geçirilen demir veya tahta halka. (Farsça)
  • Başa ve boyna bağlanan yemeni. (Farsça)
  • Esirlik, bağlılık, kölelik. (Farsça)
  • Geo: Bir düz (Farsça)

çep şüden

  • Solak olmak. (Farsça)
  • Mc: Doğruluktan yüz çevirmek. (Farsça)

çevikçalak / çevikçalâk

  • Çevik ve hızlı.

cevine

  • (Bak: CEVİN)

cevir / جور

  • Haksızlık, üzülme, üzme, zulüm. (Arapça)
  • Cevir çekmek: Acı çekmek, zulüm görmek. (Arapça)

ceviz-i hindi / ceviz-i hindî

  • Hindistan cevizi.

cevz

  • (Çoğulu: Ecvâz-Cevzât) Ceviz.
  • Her nesnenin ortası.

cevz-i bevva / cevz-i bevvâ

  • Hindistan cevizi.

cevzenic

  • Cevizli helva.

cevzine

  • Cevizli helva.

çüst / چست

  • Çevik, çabuk hareketli. Seri-ül-hareke. (Farsça)
  • Dar, sıkı. (Farsça)
  • Muntazam, mükemmel, düzgün. Yakışıklı. (Farsça)
  • Çevik, kıvrak. (Farsça)

çüsti / çüstî / چستى

  • Atiklik, çeviklik, çabukluk. (Farsça)
  • Çeviklik, kıvraklık. (Farsça)

da'daa

  • Koyunu ve keçiyi çıkarıp sürmek.
  • Sallamak.
  • Bir kimseye "güzel dur" demek.
  • Miktarı çok olsun diye depretip çevirmek ve doldurmak.

dabr

  • Cemaat.
  • Yaban cevizi.
  • Sıçramak.

dershane-i yusufiye

  • Yusuf'un (a.s.) dershanesi; Hz. Yusuf'un kaldığı ve medreseye çevirdiği zindana benzetilerek hapishaneye verilen isim.

dinamo

  • yun. Hareketi elektrik akımına çevirmeye mahsus âlet.

düvvame

  • Çocukların çevirerek oynadığı bir fırıldak.

efin

  • Çürük ceviz.
  • Zayıf fikirli ahmak kimse.

entrika

  • Dalavere, dolap çevirme.

entrikacı

  • Dalavere yapan, dolap çeviren.

ercil

  • bot.: Ceviz-i hindi. Hindistan cevizi.

etvak

  • (Tekili: Tavk) Kadın gerdanlıkları.
  • Hindistan cevizinin sütü.

gafir / gafîr

  • Çok fazla, sayısız, kalabalık.
  • Örten, etrafını çeviren.
  • Umumi.
  • Boyun, boğaz ve kafada olan tüyler.

gerdan / gerdân

  • Dönen, dönücü. Çeviren. (Farsça)

gerdena

  • Kuş veya kuzu çevirmesi. (Farsça)
  • Yürümeye yeni başlayan çocukları, yürümeye alıştırmak için yapılmış bir cins araba. (Farsça)
  • Kebap şişi. (Farsça)
  • Fırıldak, topaç. (Farsça)

gevz / گوز

  • Ceviz. (Farsça)
  • Ceviz. (Farsça)

girdu / girdû / گردو

  • Ceviz. (Farsça)
  • Ceviz. (Farsça)

gül-vend

  • En çok ceviz, incir, fıstık gibi şeylerden yapılan hediye, armağan. (Farsça)

hal

  • Küçük Hindistan cevizi.

harez

  • (Çoğulu: Ehrâz) Çocukların oynadıkları ceviz.

harf-i masdari / harf-i masdarî

  • Fiil mânasında olan bir kelimeyi, masdar mânâsına çeviren harf.

hasır

  • (Hasr. dan) Muhâsara eden, etrafını çeviren, hasreden.

hasr

  • Sıkıştırma.
  • Etrafını çevirme, mahsus kılma, tahsis etme.

hava

  • (Hevâ) Hava. Dünyayı çeviren atmosfer. Cevv. Yer ile gök arası.
  • Hafif yel.
  • Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı.
  • Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu.
  • Müzikte ezgili ses, sadâ.

hazf ve kalb

  • Bazı harflerini silme ve ters çevirme; misâl olarak müdriken kelimesinin bazı harflerini silerek Arapça kök harfleri olan d-r-k'nin k-r-d (kürd) olarak ters çevrilmesi gibi.

hiyat

  • (Hiyâtet) Bir şeyin etrafını çevirme.

hokkabaz

  • Elçabukluğu ile birtakım şaşırtıcı oyunlar göstermeyi kendine meslek edinmiş kişi.
  • Mc: Başkalarını aldatarak yalan ve hile ile iş çeviren kimse.

i'raz / i'râz / اعراض / اِعْرَاضْ

  • Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
  • Yüz çevirme.
  • Yüz çevirme, başka tarafa dönme.
  • Yüz çevirme. (Arapça)
  • Uzak durma. (Arapça)
  • Yüz çevirme.

idare / idâre / اداره

  • Devrettirmek. Çekip çevirmek. Döndürmek. Kullanmak. Becermek.
  • Döndürme. (Arapça)
  • Çekip çevirme, yönetme. (Arapça)
  • Devlet dairesi. (Arapça)
  • Yönetim. (Arapça)

idrab

  • (Darb. dan) Rüc'u etmek, vaz geçmek. Bir şeyi yapmaktan yüz çevirmek. Mukim olmak.
  • Bir kimse üzerine kırağı yağmak.
  • Sıcak yel eserek yerdeki suyu kurutmak.
  • Ekmeğin pişmesi. (Kamus'tan alınmıştır.)

ihata / ihâta

  • Etrafından çevirmek, kuşatmak, içine almak. Kuşatılmak, sarılmak.
  • Geniş bilgi ile anlamak, tam kavramak.
  • Kuşatma, etrafını çevirme.
  • Geniş tam bilgi ve ihtisas.
  • Kuşatma, çevirme.
  • Çevirme, kuşatma, kavrayış.

ihtifaf

  • Kuşatma, etrafını çevirme.
  • Yüzdeki kılları giderme, traş etme.

ıklab

  • Aksine döndürmek. Tersine çevirmek veya çevrilmek.

iklab / iklâb

  • Tersine çevrilme, çevirmek. Tersine döndürmek.
  • Çevirme, bir halden başka bir hale döndürme.

iksir / iksîr / اِكْسِيرْ

  • Madenleri altına çevirdiğine inanılan madde.

ilva

  • Çevirmek. Baş eğmek. Başı eğilmek.
  • Başkasının sözünü maksadı olmayan başka tarafa çevirmek.
  • Birinin hakkını inkâr eylemek.
  • Bayrağı kaldırmak. Sancak dikmek.

inangerdan

  • Dizgin çevirme, geri dönme. (Farsça)

inantab

  • Dizgin çevirip dönen. (Farsça)

inkılab ale-l a'kıb / inkılâb ale-l a'kıb

  • Ökçeler üzerine dönmek demektir ki, asker yürüyüşünde olduğu gibi, tam sağdan veya soldan geri dönmektir. İki ökçeyi birden yerinde çevirmek suretiyle inkılâb ale-l a'kıb, ayakları çaprazlaştırdığından yürümeyi imkânsız bırakır. Kur'an'da bu tâbir ya harbde firardan kinaye veya dinde irtidaddan meca

iraz / îrâz

  • Yüz çevirme.

iraz etmek

  • Yüz çevirmek, uzak durmak.

irca etmek

  • Geri çevirmek, geri döndürmek.

irca' / ircâ' / ارجاع

  • Geri çevirmek, geri döndürmek.
  • Alışverişi faydalı kılmak.
  • Musibet vaktinde Allah'a sığındığını âyet okuyarak ifade etmek.
  • Döndürme, geri çevirme.
  • Eski haline döndürme, çevirme. (Arapça)
  • İrcâ' etmek: Döndürmek, çevirmek. (Arapça)

irca-i inan

  • Atın dizginini çevirme, başka tarafa yöneltme.

irca-i kelam / irca-i kelâm

  • Sözü yine maksada çevirme ve getirme.

irca-i nazar

  • Bakışı gerilere çevirme, mâziye bakma.

istidbar

  • (İdbar. dan) Yüz çevirmek. Arka dönmek.
  • Geri geri gitmek.
  • Bir kimsenin peşinden gitmek.

iştimal

  • İçine almak, kaplamak. Çevirmek, ihata etmek. Şâmil olmak.

istinkaf / istinkâf

  • Kabul etmeme, yüz çevirme, çekimser kalma, reddetme.

kalb / قلب / قَلْبْ

  • Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.
  • Gönül.
  • Herşeyin ortası.
  • Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme.
  • İmanın mahalli.
  • Fuâd, sıkt-ül ilim, tâbut-ül ilim, beyt-ül hikmet, via-i ilim de denilir. (Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb i
  • Çevirme, kalb.
  • Çevirme.

kalb etmek

  • Tersine çevirmek.

kalb-i hayal

  • Hayâlin, gerçekte carî olan şeyleri tersine çevirmesi.

kalbeden

  • Değiştiren, çeviren.

kalp

  • Yürek.
  • Yürek hastalığı.
  • Gönül.
  • Her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme.

kefa'

  • Kabı başaşağı etmek, ters çevirmek.

kulkul

  • Şen, çevik, atik.
  • Bir şeyin deprenmesiyle çıkan ses.
  • Büyük, derin deniz.
  • Hızlı giden at.

lev

  • Gr: (Şart edâtı) Dahâ ziyade, olsa bile (manâsına gelir.) "İnne" gibi mâzi mânâsını muzariye çevirmeyip aksine muzâriyi de mâziye çevirir. Temenni edâtı ve vasıl edâtı olur. Meselâ : Lev-câe Aliyyun leraeytühu: Ali gelse idi, elbette görürdüm.

levc

  • Ağız içinde lokma veya başka bir şeyi döndürüp çevirme.

levend

  • (Levent) Yeniçeri devrinde deniz erlerine verilen bir isim. Asker. (Farsça)
  • Mc: Boylu boslu, yakışıklı, çevik kimse. (Farsça)

levka

  • Ceviz ağacı.

lifafe

  • (Çoğulu: Lefâif) Sargı.
  • Kefen. Ölünün sarıldığı bez katlarının herbiri.
  • Bazı çiçeklerin etrafını çeviren değişik yapraklar.

lısb

  • Küçük kaya yarığı.
  • Derenin dar yeri. Dar olan her cins madde.
  • İçi zorla çıkan ceviz.

live / lîve

  • Aldatıcı, dolandırıcı. (Farsça)
  • Şakacı, lâtifeci. (Farsça)
  • Çevik, atılgan. (Farsça)

makleb

  • Kalbetme. Bir şeyin altını üstüne çevirme.
  • Kalbedilecek, çevrilecek veya değişecek yer.

mecaze

  • Cevizlik yer.

mekr-i ilahi / mekr-i ilâhî

  • Allahü teâlânın mekr (hîle) yapanların mekrini kendilerine çevirmesi, kötülüklerini, kurdukları tuzaklarını bozması, mekrlerine karşılık onları cezâlandırması.

mert

  • Çevik, zinde, hareketli. (Farsça)

mesh

  • Bir şeyin suretini çirkin ve kötü hale çevirmek.
  • Hayvanı kovarak koşturup onu sıkıştırmakla yormak, bitâb hale getirmek.

meys

  • Ceviz ağacı.
  • Sallana sallana yürümek.

mu'riz

  • İ'raz eden. Yüz çeviren. Başka tarafa dönen. Ta'riz eden. Dokunaklı konuşan.

müdavele

  • Elden ele gezdirme. Alıp verme, devretme.
  • Fikir verme, konuşma.
  • Çevirme, döndürme.

müdevvir

  • (Devr. den) Döndüren, çeviren, tedvir eden.

müdir / müdîr

  • (Müdür) İdâre eden. Çeviren bakan.
  • İdareden anlayan.
  • İdare memuru. Bir dairede memurların başı.
  • Nâhiye merkezinin idare memuru.
  • İdare eden, çeviren, idareden anlayan, direktör.

muhasara

  • Etraftan çevirmek. Kuşatmak. Düşmanı etraftan sarmak. Abluka etmek.

muhit / muhît

  • İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren.
  • Etraf. Çevre.
  • Büyük deniz. Okyanus.
  • Mc: Büyük âlim.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). İhâta eden, çeviren, ilmi her şeyi kuşatan.

muid / muîd

  • Yardımcı. Mubassır.
  • Dersi iade eden, tekrar ettiren. Muallim yardımcısı.
  • Geri çevirtici.
  • Bir şeyi âdet edinmiş olan.
  • Tecrübeli. Hâzık.
  • Güçlü. Kuvvetli.
  • Arslan.
  • Gazâ ve cihad eden kimse.

mukallibü'l-leyli ve'n-nehar / mukallibü'l-leyli ve'n-nehâr

  • Gece ve gündüzü birbiri ardına çeviren Allah.

münib

  • Hakk'a yönelen, günahları terk ile hakka dönen. Pişman olup dönen.
  • Kâinattan yüzünü çevirip Bâki-yi Hakiki'ye yönelen.
  • Güzel yağan faydalı yağmur.
  • Bereketli ve verimli bahar.

münserih

  • Çabuk ve çevik davranan.
  • Hızlı hızlı giden hayvan.

musaara

  • Büyüklük taslayarak birisinin yüzüne bakmayıp başını çevirmek.

müstedbir

  • (Dübr. den) Yüz çeviren, arkasını döndüren. İstidbâr eden.

mutasarrıf / مُتَصَرِّفْ

  • İdare eden, çekip çeviren.

müteberri

  • Teberri eden, yüz çeviren.

mütercim / مترجم

  • Tercüme eden, bir dilden başka dile çeviren.
  • Anlatan, anlaşılmayan bir mânayı açıklayan.
  • Çevirmen. (Arapça)

mütercimin / mütercimîn

  • (Tekili: Mütercim) Tercüme edenler. Bir lisandan başka bir lisana çevirenler.

müteveccih olma

  • Yönelme, yüzünü çevirme.

nagfa

  • Ceviz ağacına benzer bir ağacın adıdır ve Beyrut dağlarında olur; dut gibi yemiş verir.

nakl

  • Bir yerden bir yere götürme. Taşıma.
  • Ev ya da yer değiştirme. Taşınma.
  • Duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek.
  • Bir dilden başka dile çevirmek.
  • Bir şeyi başka bir yere götürmek, taşımak, yer değiştirmek.
  • Anlatmak, duyduğu bir şeyi başkasına hikâye etmek, rivâyet etmek.
  • Bir dilden başka dile çevirmek, terceme etmek.
  • Eski mest ve çizme.
  • Yırtık elbiseyi yamamak.

narcil

  • Hindistan cevizi.

narçil

  • Hindistan cevizi. Ceviz-i Hindî. (Farsça)

nargil

  • Hindistan cevizi. (Farsça)

ranec

  • Hindistan cevizi.

redd / رد

  • Geri döndürmek, kabul etmemek, çevirmek, def etmek.
  • Bir şeyin karşılığını icra etmek.
  • Sözü selâset ve talâkatla eda edemeyip harfleri geri çevirerek konuşmağa sebep olan dilin tutukluğuna denir.
  • Cerhetmek.
  • Kötü ve fena şey.
  • Geri çevirme. (Arapça)
  • İnkar etme. (Arapça)

reks

  • (Rekkese) Geri döndürmek, çevirmek, tepesi aşağı etmek.

rü'yet

  • Görme, bakma.
  • İdare etme, çevirme.

rugerdan

  • Yüz döndüren, yüz çeviren. (Farsça)

ruhban / ruhbân

  • Evlenmeden bekâr yaşamayı tercih eden, dünyâdan yüz çevirip, insanlardan uzak yaşayan kimseler, râhibler. Hıristiyanlıkta sâdece ibâdetle meşgûl olan din adamları sınıfına verilen ad. Hıristiyan din adamları evlenmedikleri ve insanlardan uzak yaşadık ları için bu ad verilmiştir.

sadd

  • Yüz çevirmek, men eylemek, bir şeyden birini vazgeçirmek.
  • Fikir, niyet, kasd.
  • Yakınlık, civar.
  • Konuşulan husus.

safh

  • Suç bağışlama, dostluk etme. Günah ve cürmü afveyleme.
  • Bir şeyin bir tarafı.
  • Bir şey içirme.
  • Yüz çevirme.

şahbaz

  • Doğan kuşu, çevik, yiğit.
  • İri ve beyaz doğan kuşu. (Farsça)
  • Mc: Çevik ve becerikli. Yiğit, şanlı, kahraman. (Farsça)

sarf-ı nazar / صَرْفِ نَظَرْ

  • Bakışını çevirme, vazgeçme.

sarf-ı nazar etme

  • Bakışı başka bir yöne çevirme, bakmama.

şatır

  • (Şetaret. den) Neş'eli. Şen.
  • Çevik. Hizmete koşup, her işe hazır bulunan.
  • Vaktiyle vezirlerin yanında giden asker.

sebük / سبك

  • Hafif. (Farsça)
  • Kıvrak, çevik. (Farsça)
  • Çabuk. (Farsça)

şegaf

  • Yürek kabı. Yüreği çevreleyen nâzik deri.
  • Sağ tarafta iyeği kemiği altında olan bir hastalık.
  • Bir nesneyi çevirip kaplamak.

şehbaz

  • Çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.

semend / سمند

  • Çevik ve güzel at. (Farsça)
  • Güzel ve çevik at. (Farsça)

şezre

  • Bir kimseye yüz yüze bakmayıp şiddet ve öfke ile yandan bakış. Hasmâne bakış. Dargın bakışı gibi bakma. Göz değdirme.
  • İpi soluna bükme.
  • Tersine bükülmüş ip, urgan.
  • El değirmenini sola doğru çevirme.
  • Şiddet, suubet, zorluk.

sifal

  • (Sifâle) Topraktan yapılmış (çanak, çömlek, testi gibi) şey. (Farsça)
  • Orak. (Farsça)
  • Fıstık, ceviz, bâdem kabuğu. (Farsça)

simya

  • Adi madenleri altın madenine çevirmek gayesini güden bir çalışma. Bu çalışma bir takım maddelerin bulunmasına sebep olduğu için kimya ilminin ilerlemesine hizmeti dokunmuştur.

su'ban

  • (Çoğulu: Saâbin) Büyük yılan. Ejderha.
  • Koz: Semanın kuzey yarım küresinde bulunan Tinnîn Burcu'nun çevirdiği büyük kavisin ortasında ve küçük ayı dörtgeninin tam karşısında bulunan en parlak yıldız. (Alpha Draco)

taklib

  • (Çoğulu: Taklibât) (Kalb. dan) Döndürme, çevirme.
  • Bir şeyin kalıp ve şeklini değiştirme.

tas'ir

  • Kibirlenmekten dolayı karşısındakinin yüzüne bakmayıp, yüzünü çevirmek.

tasrif / tasrîf / تَصْر۪يفْ

  • İstediği şekilde idare etmek. Maslahatta tasarrufa izin vererek mutasarrıf kılmak.
  • Bir şeyi bozup değiştirerek türlü şekillere koymak, evirip çevirmek.
  • Gr: Bir kelimenin veya fiilin çeşitli zamanlara göre sıra ile söylenişi. Sarf kaidesi üzere kelimenin şeklini başka kelimele
  • Bir şeyi bir yöne çevirmek, yönlendirmek, istediği şekilde kullanma ve idare etme.
  • Çekip çevirme, çekim.
  • Çekip çevirme.

tasrif-i hava / tasrîf-i hava / تَصْرِيفِ هَوَا

  • Havayı çekip çevirme.

teberra

  • Uzak durma. Sevmeyip yüz çevirme.

teberri

  • Alâkasız olma. Sevmeyip yüz çevirme.
  • Temiz olma.

tedbir

  • İdare etme, çekip çevirme.

tedbir ve rububiyet / tedbir ve rubûbiyet

  • Varlıkları idare etme, çekip çevirme, terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma.

tedbir ve tedvir etmek

  • Çekip çevirmek, idare etmek, ihtiyaçlarını karşılamak.

tedvir / tedvîr

  • Devrettirmek, döndürmek. Çevirmek.
  • İdare etmek, yönetmek.
  • Daire şekline sokmak.
  • Edb: Bir mısradaki kelimelerin yerini değiştirmekle veznin ve mânanın bozulmamasıdır.
  • Kur'an-ı Kerim kıraatında: Tahkik ile hadr ortasında bir okuma usulüdür. Her iki yönde meşru m
  • İdare etmek, yönetmek, döndürmek, çevirmek, devrettirmek. Kur'ân kırâetinde orta süratle okuma tarzı.
  • Çekip çevirme, idare etme.

tedvir-ül menzil

  • Menzilleri çevirmek, döndürmek, idare etmek.
  • Ev idaresi.

teferrug

  • (Ferâg. dan) Vaz geçme, fârig olma.
  • Bir işi bitirip kurtulma.
  • Satın alınan bir mülkün tapusunu kendi üzerine çevirme.

tekalib

  • (Tekili: Taklib) Döndürmeler, çevirmeler. İçi dışa çevirmeler.

telviye

  • Bükme, burma, çevirme, kıvırma.

tenkir

  • Sıçratmak.
  • Ok çevirmek.

terceman

  • (Tercüman) Terceme eden. Bir dilden başka bir dile çeviren.
  • Birisinin veya bir şeyin maksadını anlatmaya, bir şeyi tasvir ve ifadeye vasıta olan.

terceme / ترجمه

  • Tercüme, çevirme.
  • (Tercüme) Bir sözü bir dilden başka dile çevirmek. Bir lügatı, diğer bilinen lügata çevirerek anlatmak.
  • Bir sözü bir dilden başka bir dile çevirmek.
  • Çeviri. (Arapça)

terci' / tercî' / ترجيع

  • (Rücu'. dan) Geri döndürme, geri çevirme.
  • Sesini yükseltmek.
  • Geri çevirme, döndürme. Sesi yükseltip alçaltarak ve tekrarlayarak okuma.
  • Geri çevirme. (Arapça)

terciat / terciât

  • (Tekili: Terci') Döndürmeler, geri çevirmeler.

tercüman / ترجمان

  • Yazılı ve sözlü metinleri başka bir dile çeviren.
  • Çevirmen. (Arapça)
  • Duyguları, görüşleri dile getiren. (Arapça)

tercüman-ı beliğ

  • Çevirileri açık seçik ve muhatabın hâline uygun tercüman.

tercüme

  • Çeviri.
  • Bir sözü bir dilden başka dile çevirme.

terdid / terdîd / تردید

  • Geri çevirmek, geriletmek.
  • Edb: Karşısındakini merakta bırakacak ve neticeyi sezdirmeyecek şekilde söz etmek.
  • İki ihtimâlle fikir anlatmak. Muhatabın beklemediği bir surette sözü bitirerek söze kuvvet vermek.
  • Geri çevirme. (Arapça)

tevcih

  • Yöneltme, çevirme.
  • Verme.

têvil

  • Sözü çevirme, ayrı mânâ verme.

tevliyet

  • Bir vakfın işlerine bakma vazifesi. Mütevellilik.
  • Yüz çevirme, yüz döndürme.
  • Fık: Sâhib olunan malı peşin değeri ile başkasına tevcih etme.

tuyur

  • Birbiri ardınca iade etmek, peşpeşe geri çevirmek. Tekrarlamak.

yağız

  • Esmer, çevik ve hareketli.

yordam

  • t. Edâ.
  • Alâyiş, tantana, debdebe.
  • Meleke, çalım, çeviklik, alışkanlık, yatkınlık. Çabukluk.

zefif

  • Çabuk davranan. Çevik.
  • Deve kuşunun yelmesi.
  • Gelini kocasına göndermek.
  • Hızla gitmek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın