LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Cera ifadesini içeren 42 kelime bulundu...

akıntı

  • Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış.
  • Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı.
  • Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması.

basur / bâsûr

  • (Çoğulu: Bevâsir) Tıb: Mayasıl. Kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesi ve bazen iltihablanması sebebiyle, makadın içinde ve dışında meydana gelen memeler yüzünden makaddan kan ve cerahat gelmesi hastalığı.

çağz

  • Kurbağa. (Farsça)
  • Korku, havf. (Farsça)
  • Kapandığı halde hâlâ içinde cerahat bulunan yara. (Farsça)
  • Ah ü fizar. İnilti. (Farsça)

cera'kik

  • (Bak: CERA'KUK)

cerad

  • "Cerâde"nin çoğulu.
  • Çekirgeler.
  • Yağmacılar.

cerade

  • (Çoğulu: Cerâd) Çekirge.

cercer

  • (Çoğulu: Cerâcir) Kağnı.

cerdak

  • (Çoğulu: Cerâdik) Yufka ekmeği.

cerid

  • (Çoğulu: Cerâyid) Hurma budağı.
  • Yaprağı dökülmüş olan hurma ağacı.

çire

  • Niçin? Çerâ? (Farsça)

çun

  • (Tâlil edatı) Ne zaman ki, çünkü, şu sebepten ki, gibi, şâyet, zirâ, nasıl, niçin, çerâ.. den beri mânalarına gelir. (Farsça)

cürmuk

  • (Çoğulu: Cerâmik) Çizme.

cürsum

  • (Çoğulu: Cerâsim) Her nesnenin aslı.

cüryaz

  • (Çoğulu: Cerâyız) Karnı büyük olan.

hacur

  • (Çoğulu: Hucerât) Dere kenarı.

hücre

  • (Çoğulu: Hucer-Hucerât) Deve ağılı.
  • Duvar çevrilmiş yer.

iltihab

  • Alevlenmek. Yanmak.
  • Tıb: Bir uzuvda olan hararet, yanma. Cerahat toplanıp yaranın hararetlenmesi.

irin

  • (Bak: Cerahat)

istim

  • Cerahat. Yara. (Farsça)

kelm

  • (Çoğulu: Külum-Kilâm) Cerâhat.

kih

  • İrin, cerahat.

kıssa

  • Fıkra. Hikâye. İbret verici hikâye. Vak'a. Mâcerâ. Rivâyet.

levs

  • Pislik, murdarlık. Kir.
  • Zor. Kuvvet.
  • Tam olmayan, zayıf beyyine.
  • Bir şeyi ağızda öte beri gevelemek.
  • Deprenmek.
  • Bulaştırmak ve karıştırmak. Bulaşıklık.
  • Cerâhet, yara.

maceraperest / mâceraperest / ماجراپرست

  • Maceracı. Macera meraklısı. (Farsça)
  • Maceracı. (Arapça - Farsça)

maceraperesti / maceraperestî / ماجراپرستى

  • Maceracılık, maceraperestlik. (Arapça - Farsça)

midde

  • Cerahat, irin.

mündefiat

  • Yaralardan çıkan irin, cerahat gibi şeyler.

munzic

  • Hazmettirici, sindirici.
  • Tıb: Yara veya çıbanı cerahatlendiren.
  • Kemâle eren, inzâc eden.

mütekarrih

  • (Karh. dan) Yaralı, çıbanlı. Cerahatli yara veya çıban.

mütekayyih

  • (Kayh. dan) İrinli. Cerahat bağlamış.

nefyan

  • Vurma ânında yara ve cerahatten akan kan.

nekbe

  • (Çoğulu: Nekebât) şiddet, meşakkat.
  • Bir şeyin kesilmesiyle olan cerahat.

nezle

  • (Çoğulu: Nevâzil) Burnun akmasını mucib olan hastalık.
  • Vücudun herhangi bir organından cerahat veya başka bir maddenin akması.

sahc

  • Bağırsağın yaş olup cerahat vermesi.
  • Kaşımak.
  • Tırmalamak.

sahne

  • Cerahat, yara.

şehname / şehnâme

  • İran Şairi Firdevsî'nin destan şeklindeki eseri. (Farsça)
  • Büyük hükümdarların kahramanlık mâcerâlarını anlatan büyük manzum eser. (Farsça)
  • Padişahların maceralarını anlatan eser.

sergüzeşt / سرگذشت

  • Macera, baştan geçen hâller. (Farsça)
  • Macera, serüven.
  • Macera, serüven. (Farsça)

sergüzeşte

  • Macera, serüven.

sergüzeşte-i hayat

  • Hayat macerası, serüveni.

serüven

  • Başa gelen, heyecan verici hâdise. Sergüzeşt, macera.

vakıf

  • (ة) harfiyle biten kelimelerde (ﻫ) sesi verilerek durma ("şeceratin" kelimesinin "şecerah" şeklinde okunması gibi).

zerdab

  • (Zerd-âb) İrin, cerahat. (Farsça)
  • Safra. (Farsça)
  • Beyaz şarap. (Farsça)