LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Car kelimesini içeren 84 kelime bulundu...

aceleten / عجلة

  • Çarçabuk, alelacele. (Arapça)

aks-endaz

  • Çarpıp duran. (Farsça)

ale-l-acele

  • Çarçabuk, acele olarak, çabuk.

alelacele / على العجله

  • Çarçabuk. (Arapça)

bedestan / bedestân

  • Çarşı.

beyariş

  • Çare. Tedbir. Deva, derman. İlâç, tiryak. (Farsça)

bi-çare / bî-çare

  • Çaresiz. Zavallı. Şaşkın. (Farsça)

biçare / bîçâre

  • Çaresiz, zavallı.
  • Çaresiz.

Biçare / Bîçare

  • Çaresiz

biçare / bîçâre / ب۪يچَارَه

  • Çâresiz.

bistar

  • Çarpık, eğri. Gevşek. (Farsça)

çar / çâr / چار

  • Çare. (Farsça)

çar-yari / çar-yarî

  • Çar-yâra ait. Sünnîlik. (Farsça)

çardak / چارطاق

  • Çardak. (Farsça)

çare-cu / çâre-cu

  • Çâre arıyan. (Farsça)

çare-saz / çâre-sâz

  • Çâre bulan. (Farsça)

çarecu / çârecû / چاره جو

  • Çare arayan. (Farsça)

çaresaz / çâresâz / چاره ساز

  • Çare bulan. (Farsça)
  • Çâresâz olmak: Çare bulmak. (Farsça)

çaresazi / çâresâzî / چاره سازی

  • Çare bulma. (Farsça)

çarh

  • Çark, felek, talih.
  • Çark.

çarmıh / چارميخ

  • Çarmıh. (Farsça)

carşeb

  • Çarşaf, cilbab. (Farsça)

çarşeb / çârşeb / چارشب

  • Çarşaf. (Farsça)

çarşenbe / çârşenbe / چارشنبه

  • Çarşamba. (Farsça)

çarsu / çârsû / چارسو

  • Çarşı. (Farsça - Arapça)

çaruğ

  • Çarık. (Farsça)

cemen

  • Çardak. (Farsça)

cerayet

  • Câriyelik hâli.

darb / ضَرْبْ

  • Çarpma işlemi.
  • Çarpma.

darb etmek

  • Çarpmak.

davlumbaz

  • Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire.

de'sa

  • Câriye.

deva-saz

  • Çâre bulan, ilâç tertip eden. (Farsça)

devasız

  • Çaresiz.

dübar

  • Çarşamba günü.

ehl-i suk / ehl-i sûk

  • Çarşı halkı, esnaf. (Farsça)

ferbal

  • Çardak. Etrafı pencerelerle kaplı yazlık köşk. (Farsça)

fevren

  • Çarçabuk, birden bire.

halayık

  • Cariye, hizmetçi.

halecan / خلجان

  • Çarpıntı. (Arapça)

hasıl-ı darb / hâsıl-ı darb

  • Çarpma işleminin sonucu.

hürre

  • Cariye veya esir olmayan kadın.

ihtiyac

  • Çaresiz kalıp istemek. Muhabbetle meyletmek. Acz, fakr ve yoksulluk. Zaruret hali.

iman-ı ye's

  • Çaresiz kalan, hayatından ümidsiz olan bir kimsenin imanı.

ıztırar

  • Çâresiz olmak. Mecburiyet. İhtiyaç.

ıztırar vakti

  • Çaresizlik içinde kalındığı zaman dilimi.

ıztırari / ıztırarî

  • Çaresizlik içinde oluş. Mecburiyet.

ıztırari olarak / ıztırârî olarak

  • Çaresizce, zorunlu olarak.

kameriyye / قمریه

  • Çardak. Bahçelerde, mehtaplı gecelerde oturmak üzere yapılıp, etrâfı sarmaşık v.s. çiçeklerle örtülü bulunan yer. Küçük köşk.
  • Çardak. (Arapça)

kej

  • Çarpık, eğri. Kumral. Tüylü keçi. (Farsça)

keniz / kenîz / كنيز

  • Cariye. (Farsça)

kıyemi / kıyemî

  • Çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan mal.

lailaç / lâilaç

  • Çâresiz, dermansız, imkânsız.

lemis / lemîs

  • Câriye ismi.

lisan-ı ıztırar

  • Çaresizlik ve mecburiyet dili.

lisan-ı ıztırari / lisan-ı ıztırarî

  • Çaresizlik ve mecburiyet dili.

mareke / mâreke

  • Çarpışma yeri, çarpışma.

masdum

  • Çarpılmış. Kendisine vurulmuş.

merhemsaz / merhemsâz

  • Çare bulan. Merhemci, ilâç yapan. (Farsça)

merhemsazi / merhemsâzî

  • Çare buluculuk. (Farsça)

misli / mislî

  • Çarşıda, pazarda aynı evsâfta, özellikte benzeri bulunan, fiyatları farklı olmayan mal.

mübareze / mübâreze / مُبَارَزَه

  • Çarpışma, dövüşme.
  • Çarpışma.

mübarezekarane / mübârezekârâne

  • Çarpışarak, dövüşerek.

musademat

  • Çarpışmalar. Vuruşmalar. Müsademeler.

müsademat / müsâdemât

  • Çarpışmalar.
  • Çarpışmalar, vuruşmalar.

musademe

  • Çarpışma, çatışma.

müsademe / müsâdeme / مُصَادَمَه

  • Çarpışma.
  • Çarpışma, vuruşma.
  • Çarpışma.

müsadim

  • Çarpışan.
  • Çarpışan, vuruşan.

muzdar / مُضْطَرْ

  • Çaresiz.

muztarrin / muztarrîn

  • Çaresizler. Sıkıntı içinde olanlar.

na-çar

  • Çaresiz, elinden iş gelmeyen. Mecbur kalmış olan. (Farsça)

na-çari / na-çarî

  • Çaresizlik. (Farsça)

naçar / nâçâr

  • Çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan.

narh

  • Çarşıda pazarda satılan her türlü mal için hükûmet tarafından konulan fiyat.

netice-i ıztırar

  • Çaresizliğin sonucu.

ödünç vermek

  • Çarşıda misli yâni benzeri bulunan her şeyi, belirsiz bir zaman sonra, misli geri verilmek üzere verme.

re'bil

  • Câriye, kadın esir.

suk / sûk / سوق

  • Çarşı, pazar. Alım satım yeri.
  • Çarşı.
  • Çarşı.
  • Çarşı. (Arapça)

suka

  • Çarşı adamı, esnaf.

tedabir / tedâbir / تدابير

  • Çareler, tedbirler. (Arapça)

tedbir / tedbîr / تدبير

  • Çare, önlem. (Arapça)

tesadüm / tesâdüm / تصادم

  • Çarpışma.
  • Çarpışma, tokuşma. (Arapça)
  • Tesâdüm etmek: Çarpışmak, tokuşmak. (Arapça)

teserri

  • Cariye alma, odalık edinme.

zaruret / zarûret

  • Çaresizlik. Muhtaçlık. Sıkıntı. Yoksulluk.
  • Çaresizlik, yoksulluk, mecburiyet.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR