REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Buyut ifadesini içeren 42 kelime bulundu...

agrandisman

  • Büyütme (Fotoğrafçılıkta kullanılır.) (Fransızca)

alet-i mükebbir / âlet-i mükebbir

  • Büyütme âleti, büyüteç, mikroskop.

arş-ı rahman / arş-ı rahmân

  • Bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Allah'ın tasarruf dairesi, makamı.

arşu'r-rahman / arşu'r-râhmân

  • Bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Rahmân isminin tasarruf dairesi, makamı.

asiye / âsiye

  • Kederli, hüzünlü kadın.
  • Sütun, kolon, direk.
  • Hz. Musa'yı (A.S.) Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın. Firavunun zevcesinin ismi.

büyutat / büyûtât

  • (Tekili: Büyût) Asilzâde aileleri.
  • Asil kimseler, soylu kişiler.
  • Ev kümeleri.

falık-ül habbi venneva / fâlık-ül habbi vennevâ

  • Tohum ve çekirdekleri açarak büyüten (Allah C.C.)

habbeyi kubbe yapmak

  • Değeri olmayan bir şeye çok fazla ehemmiyet vermek. Zihinde büyütmek.

hayal-i şan

  • Hayalî olarak büyütülen şan ve şöhret.

hıdane / hıdâne

  • Çocuğu kucağa almak, besleyip büyütmek üzere yanında bulundurmak. İslâm nikâhının bozulmasından sonra (ayrılıkta), çocuğu, selâhiyetli (yetkili) olan kimsenin yâni başkası ile evli olmayan annenin belirli bir yaşa gelinceye (oğlan çocuğu yedi, kız ye tişkin oluncaya) kadar yanında alıkoyması ve terb

hızane

  • Bir şeyi bir şeye ilâve etmek.
  • Fık: Hak ve salâhiyeti haiz olan kimsenin belirli müddet zarfında çocuğunu besleyip büyütmek ve terbiye etmek üzere yanında bulundurması.
  • Bir şeyi kucağına almak.

hurdebin / خرده بين

  • Büyüteç. (Farsça)
  • Mikroskop. (Farsça)

i'zam / i'zâm / اِعْظَامْ

  • Büyük görmek, büyük bilmek. Bir hâdiseyi büyük göstermek, büyütmek.
  • Büyütme.
  • Büyütme.

i'zam edilme

  • Büyütme, büyük görme.

inbat

  • Bitki vs. bitirme, yeşertme; büyütme.

isti'zam / isti'zâm

  • Büyük gösterme, büyütme, yüceltme.

istizam / istizâm

  • Büyütme, olduğundan daha büyük gösterme.
  • Büyütme.

izam / îzâm

  • Büyütme.

kesir darbı

  • Bölme işleminde paydanın çarpılarak büyütülmesi.

kuvve-i münbite

  • (Ağaç ve bitkileri) Bitirip yeşillendirme ve büyütme gücü.

megafon

  • Sesi yükseltip büyüten alet.

mu'zam

  • Bir şeyin en büyük kısmı. İ'zam edilmiş, büyütülmüş.

mu'zamat

  • (Tekili: Mu'zam) Büyük görülmüş veya büyütülmüş şeyler.

mübalağa

  • Bir şeyi çok büyütme, abartma, küçük bir şeyi büyük gösterme.

mün'am

  • Çok kıymetli ve nazlı olarak büyütülmüş.

mürebbi / mürebbî

  • Terbiye eden, eğiten, yetiştiren.
  • Herşeyi terbiye ve idare eden, besleyip büyüten Allah.

müsteksir

  • (Kesret. den) Çok gören, çok kabul eden, büyüten.

muzam / mûzam

  • En büyük kısım, büyütülmüş.

naime

  • Rahatlık içinde nazlı büyütülmüş kadın.
  • Yumuşak yapılı hayvancıklar.

neşvünema vermek / neşvünemâ vermek

  • Büyütüp geliştirmek.

ocak imamı

  • Tar: Yeniçeri Ocağı'nın imamı. Cami-i Miyane adını alan ve ilkin mescid halinde bulunan Orta camii, Hicri 1000 senesinde büyütülerek cami haline getirilmiştir. Camiin imamı, hatibi, müezzini, muarrifi ve kayyumu vardı. İmam, Yeniçeriler arasında okuyup yazan ve tahsil görenlerden seçilirdi.

pertavsız

  • Büyüteç. (Farsça)

pertevsuz / پرتوسوز

  • Büyüteç. (Farsça)

perver / پرور

  • Yetiştiren, eğiten, büyüten, besleyen. (Farsça)

perverende

  • Besleyen, büyüten. Besleyici, büyütücü. (Farsça)
  • Terbiye edici, yetiştirici. (Farsça)

perveri / perverî

  • Büyütücülük, besleyicilik. Terbiye. (Farsça)

perverişyafte / perverişyâfte

  • Terbiye edilmiş, büyütülmüş, yetiştirilmiş, eğitilmiş. (Farsça)

ta'zim / ta'zîm

  • Büyük gösterme, büyütme.

techir

  • Büyütmek.
  • Genişletmek.

telid

  • (Telide) (Veled. den) Yabancı memlekette doğduğu halde küçük yaşta İslâm diyârına getirilerek orada büyütülmüş ve oranın tâbiiyetini kabul etmiş olan kişi.

tenmiye / تَنْمِيَه

  • (Nemâ. dan) Büyütmek. Yetiştirmek. Artırmak. Bereketlenmek.
  • Fesad veren haber yetiştirmek.
  • Ateş içine odun atmak.
  • Büyütme, geliştirme.
  • Büyütme, yetiştirme.
  • Çoğaltma, büyütme.

terbiyekarane / terbiyekârâne

  • Terbiye ederek, besleyip büyüterek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın