LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Bugday ifadesini içeren 82 kelime bulundu...

ales

  • Bir cins buğday ki bir kabuk içinde iki tane olur.
  • Buğday arasında biten çavdar ve mercimek.
  • Büyük kene.
  • Bir nevi karınca.
  • Katı, sağlam nesne.

ard

  • Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un. (Farsça)
  • Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk. (Farsça)

asife

  • Buğday ve arpa başağını örten yapraklar.

banbu

  • (Malezya dilinden) Sıcak ve yağışlı bölgelerde yaşıyan bir bitki cinsi. Buğday ailesinden olup ikiyüzden fazla çeşiti vardır.

besek

  • (Besdek) Esneme. (Farsça)
  • Harman yerinde toplanılarak demet yapılan arpa ve buğdaylar. (Farsça)

besniyye

  • Alçak ve yumuşak yerde biten buğday.
  • Şam diyarında belli bir yerde yetişen buğdaya da derler.

bürbur

  • Bulgur. (Buğdaydan yapılır.)

bürr

  • Buğday.

cavers

  • Buğdaylar arasında biten bir cins sarı darı.

cennur

  • Arpa ve buğday döğdükleri yer.

debs

  • Dibekde buğday döğmek.

dirase

  • Kitab okumak.
  • Elbiseyi eskitmek.
  • Gizli yol.
  • Harmanda buğday döğmek.
  • Uyuz olan deveyi katranlamak.

feda'

  • Kurban.
  • Uğruna verme, gözden çıkarma.
  • Bir yere toplanmış arpa, buğday veya hurma.
  • Hurma ve üzüm kurutulan yer.

fega

  • Buğdayın çürümesi.
  • Hurma koruğunun çürümesi ve çürüğü.

ferik / ferîk

  • İnsan topluluğu, cemaat.
  • Askerî kolordu kumandanı.
  • Körpe, buğday tanesinin yarı olgunu, firik.
  • Buğday tanesinin olgunu, öğütülecek hâle gelmiş buğday tânesi.

fevres

  • Buğday, hınta.

fıtra

  • Fitre; ihtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü) miktârı malı, parası olan her hür müslümanın Ramazan bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya kıymetleri kadar altın v

fum

  • Buğday.

füvm

  • Buğday. Hınta.

galis

  • Arpa ve buğday karışımından yapılan ekmek.

gendüm / گندم

  • Buğday. (Farsça)
  • Buğday. (Farsça)

gendüm-gun

  • Buğday renkli. (Farsça)

gendumgun / gendûmgûn / گندمگون

  • Buğday rengi. (Farsça)

habb

  • Tane, çekirdek.
  • Yuvarlak olarak hazırlanmış ilâç.
  • Buğday tanesi veya buna benzer tohum.

hadime / hadîme

  • Su içinde eriyince pişmiş olan buğday.

hakile / hakîle

  • Uzun buğday.
  • Bağırsak içinde olan su.

harc

  • Gider, sarfiyat, bir iş için kullanılan madde.
  • Vergi.
  • Çıkmak.
  • Yeni çıkan bulut.
  • Yemâme vilayetinde bir yer.
  • Ecir.
  • Buğday. (Dinimizde lüzumsuz harcamak, israf haramdır. Zillet ve fakirliğe sebeptir.)

harre

  • (Çoğulu: Hurer) Değirmenin buğday konulan deliği.

helime / helîme

  • Buğday ve pirinç gibi bazı hububatın kaynamasıyla hâsıl olan koyu ve yapışkanlı su.

hınat

  • (Tekili: Hınta) Buğdaylar.

hınata

  • Buğday satmak.

hınta

  • Buğday.

hubeb

  • (Tekili: Habbe) Buğday, mısır, arpa gibi ufak ve yuvarlak nebatatın taneleri.

hububat / حُبُوبَاتْ

  • Buğday mısır gibi taneli bitkiler.

hubz-i hınta

  • Buğday ekmeği.

hufale

  • Arpa, buğday ve pirinç kabuğundan saçılan.
  • Her kabuklunun arınıp pâk olanı.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.
  • Yağ tortusu.
  • Şıra sıkıntısı ve kepeği.

husare

  • Arpa, buğday ve pirinç gibi hububâtın kabuğundan düşen parçalar.
  • Her kabuklu nesnenin, kabuğundan ayrılıp temizlenmesi.
  • Şirâ sıkıntısı.
  • Her nesnenin fenâsı.

huvta

  • Arpa, buğday gibi hububat için yapılan avlu veya anbar.

ikmah

  • Buğdayı un yapma. Buğday yetiştirme.
  • Kafa tutmak, kibir ve azametle karşı gelmek.

irmik

  • Buğday gibi hububatdan elde edilen ve helva, çorba yapımında kullanılan iri taneli un.

kaly

  • Et ve buğday kavurmak.
  • Buğz, adavet, düşmanlık.

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

kamh

  • Buğday.
  • Yukarı kaldırmak.

kasal

  • Buğday içinde olan siyah taneler.

kav'

  • (Çoğulu: Akvâ) Erkek dişiye aşmak.
  • Üstüne hurma ve buğday döktükleri düz yer.

kendüm

  • Buğday. (Farsça)

kerbele

  • Ayaklarda olan gevşeklik. Yürüdüğünde balçık içinde yürür gibi yürümek.
  • Buğday ve arpa gibi hububatın kalburlanması.

keşkek

  • Haşlandıktan sonra kurutulmuş buğday.

kısra

  • Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları.

kıya'

  • Erkek dişiye aşmak.
  • Hurma ve buğday döktükleri düz yer.

kunabe

  • Toplu yapraklar (Buğdayın başı onun içinde olur.)

kusale

  • Buğday ve arpa kesmiği.

mekilat / mekîlât

  • (Tekili: Mekîl) Buğday, arpa gibi kile ile ölçülen şeyler.

merira

  • Buğday arasında olan acı bir tohum.

meslufe

  • Düzelmiş yer.
  • Kabuksuz arpa ve buğday.

mühakale

  • Ekini biçmeden buğday ile satmak.

müreyra

  • Buğday arasındaki "delice" dedikleri nesne.

musale

  • Kuyudan ince akan damla.
  • Harman sonunda kalan kesmik.
  • Arpa ve buğday kapçığı. (Tane onun içinde olur.)

nüsafe

  • Buğdaydan ayrılan saman.

öşür

  • Tek yıllık ürün veren buğday gibi mallardan alınan onda bir ölçüsünde zekât.

rebele

  • (Buğday) Çok olmak.

rey'

  • Arpa, buğday, tahıl.
  • Rücu', geri dönme, avdet.
  • Ziyade, çok.

riba-i fazl

  • Tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazlasıyla satılması. Meselâ: Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi.

sadaka-i fıtır

  • İhtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak, nisâb yâni dinde zenginlik ölçüsü miktarında malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazân bayramının birinci günü sabâhı, fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktarlardaki buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm yahut kıymetleri kadar altın v

se'bül

  • (Çoğulu: Sevâbil) Aş havucu.
  • Pirinç, buğday, nohut, mercimek.

sebel

  • Tıb: Bulanık görme hastalığı.
  • Göze inen perde.
  • Buluttan çıkıp da henüz yere ulaşmamış yağmur.
  • Buğday başı.

sefa'

  • Buğday başının kılçığı.
  • Orak.
  • Kuyu içinden çıkan toprak.

selik

  • Arpa, buğday ve bunlara benzer hububatın yarması.

senut

  • Yere saçılan buğday.

sevs

  • Arpaya, buğdaya ve ona benzer hububata bit düşmesi.

şeylem

  • Sarhoşluk veren ve bazan buğdayların arasında çıkan siyah bir tohum.

sült

  • Hububattan buğdaya benzer bir tanenin adı.

sus

  • Huy, tabiat, tıynet.
  • Buğday ve arpa biti. Hububata düşen kurt. Güve.
  • Miyan kökü.

ta'vim

  • Arpayı ve buğdayı tutam tutam biçip yığmak.

tefciye

  • Yemeğin içine nohut, buğday, pirinç, maydanoz ve bunlara benzer şeyler koymak. (Bu konulan şeylere "ebazir" derler.)

tesvis

  • Buğdaya bit düşmek.

ucale

  • Misafirlerin yolda yemek için götürdükleri azık.
  • Çiftçilerin azık diye evvelce koyup getirdikleri buğday ve arpa.

udme

  • Buğday renklilik.
  • Beyazı çok olan deve.

ümm-üt taam / ümm-üt taâm

  • Buğday.

usafe

  • Buğday sapından düşen parça.

vizam

  • Her nesnenin ağırlığı.
  • Başka birşeyle karışmış olan nesne. (Buğdayla karışmış toprak gibi.)

zevat

  • (Tekili: Zât) Zatlar, şahıslar, kimseler.
  • Üzüm, buğday gibi şeylerin kabuğu.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR