LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Bolu ifadesini içeren 331 kelime bulundu...

adem-i tecezzi / adem-i tecezzî

  • Parçalanmazlık, bölünmezlik.

adn

  • Cennette bir bölüm.

afilun / afilûn

  • (Tekili: Afil) Gelip geçici, fâni olanlar.
  • Gözden kaybolup gidenler. Uful edenler.

ahd-i cedid / ahd-i cedîd

  • Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitâb-ı mukaddes'in ikinci bölümü.

ahyaz

  • (Tekili: Hayiz) Odalar, bölmeler, bölümler.

ahzab / ahzâb

  • (Tekili: Hizb) Hizbler, bölükler, kısımlar, gruplar.
  • Toprağı katı yer.
  • Kur'ânın kısımları. Hizbleri.
  • Hizipler, bölümler, partiler.

aksam / aksâm / اقسام

  • (Tekili: Kısım) Kısımlar. Bölümler. Parçalar.
  • Kısımlar, bölümler.
  • Kısımlar, bölümler. (Arapça)

aksam-ı saire / aksâm-ı sâire / اقسام سائره

  • Diğer kısımlar, öbür bölümler.

aksam-ı seb'a

  • Yedi kısım.
  • Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri.

aksam-ı selase

  • Üç kısım.
  • Gr: İsim, fiil, harf bölümleri.

alaca bayrak

  • Tar:Ondördüncü Yeniçeri Bölüğüne verilen ad.

alay

  • (Ask.) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet.
  • Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi.
  • Cemaat, topluluk, güruh, kalabalık, fevç.
  • Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler.
  • Beş bölük erden oluşan askerî topluluk.

almanak

  • Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir. Senenin bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler de verir. (Fransızca)

anonim

  • yun. Yapıcısının adı belirtilmeyen eser.
  • Sermayesi hisselere bölünerek, her ortağın mes'uliyet ve salâhiyeti sermayedeki hissesiyle orantılı bulunan ortaklık, şirket.

argon

  • yun. Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz. Havada % 1 nisbetinde bulunur.

aşır

  • On âyetten oluşan bölüm.

aşir

  • Kur'ân-ı Kerimden on âyetten oluşan bir bölüm.

aşr

  • On. Bir cemâat içerisinde ve daha çok cemâatle kılınan namazlardan sonra Kur'ân-ı kerîmden sesli olarak okunan on âyet veya bu mikdara yakın bir bölüm.

asrem

  • Kulağı sakat, hasta.
  • Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse).
  • Bölük bölük.

ateme

  • Gecenin ilk üçte bir bölümü. Yatsı namazı vakti.
  • İşsizlik, tembellik, atalet, üşengeçlik.
  • Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt.

atom

  • yun. Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir, günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır. Atom, maddenin bölünmez bir parçası değil, kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir. Dünyada, kâinatta ve atom âleminde hep a

ayniyye / عينيه

  • Taşınabilir değerli eşya. (Arapça)
  • Göz hastalıkları bölümü. (Arapça)

ba'z

  • Bir şeyin bir bölümü,bir parçası, bazısı.

bab / bâb / باب

  • Bölüm, kısım.
  • Kapı.
  • Fasıl, bölüm.
  • Mine'l-bab ile'l-mihrab: Kapıdan mihraba dek, baştan sona kadar.
  • Kapı.
  • Kısım.
  • Mevzu.
  • Fasıl. Bölüm. Parça. Kitab.
  • Hususi madde.
  • Sığınacak yer.
  • İş.
  • Şekil.
  • Tövbe.
  • Kapı.
  • Bir kitâbın bölümlerinden her biri.
  • Bozuk bir yol olan Bâbîliğin kurucusu Ali Muhammed'in kendisine verdiği ad.
  • Kapı, bölüm.
  • Kapı. (Arapça)
  • Konu. (Arapça)
  • Bölüm. (Arapça)

babü's-sin / bâbü's-sin

  • Sözlük ve lügatlerde "sin" harfinin bulunduğu bölüm, Sin maddesi.

bakteri

  • Basit, çekirdeksiz, bölünerek çoğalan tek hücreli canlılara verilen addır. Çeşitli şekilleri vardır: Kürevî (coccus), çubuk şeklinde (basil), virgül şeklinde (vibriyon), burmalı (spiril).Bakteriler ya tek tek, ya da birkaçı bir arada bulunmalarına göre de ayrı adları vardır. Havanın oksijeni ile yaş (Fransızca)

baryum

  • yun. Kim: "Ba" sembolü ile gösterilen bir element.

basit

  • Sade, düz, bölünmez.

bayrak-ı vahdaniyet

  • Allah'ın bir ve tek olduğunun sembolü olan bayrak.

bazıyet / bâzıyet

  • Kısımlara ayrılma, ayrılabilir olma, bölünebilir olma.

berazik

  • Bölük, cemaat.

berilyum

  • yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. (Be) sembolü ile gösterilir.

bevş

  • Her biri bir yerden gelmiş olan bir bölük cemaat.

beyan ilmi

  • Belâgat ilminin,hakikat, mecaz, kinaye, teşbih ve istiare gibi konularından bahseden bölümü.

beyt-i kıymettari / beyt-i kıymettârî

  • Değerli beyit; şiirde iki mısradan oluşan bölüm.

biyoloji

  • yun. Canlı varlıkları inceliyen ilim. Hayvanları inceleyen bölümüne zooloji; bitkileri inceleyen bölümüne botanik denir. Biyoloji, incelediği konulara göre çeşitli isimler alır. Canlının dış yapısını inceleyen: Morfoloji; dokuları inceleyen; histoloji canlıların büyüyüp gelişmelerini: embriyoloji; h

Bolşevik

  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.
  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.

cebel-i selamet / cebel-i selâmet

  • Kurtuluşun sembolü olan esenlikli ve güvenli dağ.

cemaat

  • Topluluk. Bir yere toplanmış insanlar. Takım, bölük.
  • Fık: Bir imama uyup namaz kılan müslümanların heyeti. Bir mezhebe tâbi bir heyet teşkil eden ahali.
  • Aralarındaki münasebetleri din, örf ve âdetlere göre tanzim eden, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi rabıtalarla birbiri

ceste ceste

  • Bölüm bölüm, yavaş yavaş.

çete

  • Bölük, birlik, takım. Bir reisin idaresi altında bulunan birlik.
  • Asker bölüğü, müfreze.
  • Çapulcu ve akıncı takımı.

cevher-i ferd / جَوْهَرِ فَرْدْ

  • Maddenin bölünemeyen en küçük parçası.

cezr

  • Kök, asıl, temel. Bünyâd.
  • Kesmek.
  • Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur.
  • Derya, deniz.
  • Arı kovanından bal almak.
  • Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz

cihangir

  • Dünyanın önemli bir bölümüne hükmeden, egemenliği altına alan.

cild

  • Deri.
  • Meşin.
  • Kitab kabı.
  • (Masdar olarak) Kitabın dikilip kap geçirilmesi.
  • Bir büyük kitabın bölündüğü kısımların her biri.

cildiyye

  • Cilt hastalıkları bölümü.

coğrafya

  • Yeryüzünün şimdiki hâlini çeşitli cihetlerden inceleyen ilim. Bölümlerinden olan Fizikî Coğrafyada: Karalarla denizlerin durumları ve iklimleri;İktisadî Coğrafyada: Toprak mahsulleri, sanayi ve ticaret işleri;Siyasî Coğrafyada: Irk, dil, millet hususiyetleri ve devlet sınırları anlatılır.Bunlardan b

cüz

  • Bölüm, parça.

cüz' / جُزْؤْ

  • Kurânın özel bölünmüş yirmi sahîfesi.

cüz-i layetecezza / cüz-i lâyetecezzâ

  • Bir daha bölünmeyen en küçük parça. En küçük cisim parçası. Tecezzisi kabil olmayan. Atom. Yani parçalansa, maddîlikten çıkıp kanun-u İlâhî ile bir nevi kuvvete inkılâb eder.

cüz-i maksum / cüz-i maksûm

  • Bölünmüş parça.

cüz-ü evvel

  • İlk bölüm.

cüz-ü i'caz / cüz-ü i'câz

  • Mu'cizeli cüz, bölüm.

cüz-ü layetecezza / cüz-ü lâyetecezzâ

  • Bir daha bölünemeyen en küçük parça, en küçük cisim parçası, atom.

cüz-ü tefsir

  • Tefsir bölümü.

cüz-ü vahid

  • Bir parça, bir bölüm.

cüzler

  • Parçalar, bölümler.

dahhas

  • (Çoğulu: Dehâhis) Toprak içinde kaybolup bulunmayan küçük bir böcek.

daire-i dahil

  • İç dâire, iç bölüm.

dakika

  • (Çoğulu: Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri. Altmış saniyelik zaman.
  • İnce fikir, mülâhaza, nükte.
  • Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar.

dar-ül-gurur / dâr-ül-gurûr

  • İnsanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden yer. Dünyâ.

derece

  • (Çoğulu: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak.
  • Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar.
  • Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye.
  • Miktar, rütbe.

dibace

  • Bir kitapta yer alan önsöz bölümü.

dü-nim

  • İki parça, ikiye yarılmış, bölünmüş ikiye ayrılmış. (Farsça)

dünim / dünîm / دونيم

  • İkiye bölünmüş. (Farsça)

ebabil

  • Dağ kırlangıcı. Kuş sürüsü. Sürüler, bölükler.

ebvab / ebvâb / ابواب

  • Kapılar, bölümler.
  • Kapılar. (Arapça)
  • Bölümler, bâblar. (Arapça)

ebvab-ı müteaddide / ebvâb-ı müteaddide

  • Çeşitli bölümler, kapılar.

ecza / eczâ

  • Cüzler, bölümler, kısımlar.

ecza-i asliye / eczâ-i asliye

  • Asıl parçalar, bölümler.

ecza-i i'caz / eczâ-i i'câz

  • Mu'cize bölümler, kısımlar.

eczalar

  • Parçalar, bölümler.

efavic

  • (Tekili: Efvâc) Bölükler, takımlar, kısımlar.

efvac / efvâc / افواج

  • (Tekili: Fevc) Cemaatler, takımlar, kısımlar, bölükler, grublar.
  • Bölükler. (Arapça)

ehl-i suffa

  • Medîne-i münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamber efendimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan eshâb-ı kirâm.

ehtat

  • Bir bölük cemaat.

ektad

  • Cemaatler, topluluklar, kalabalıklar, bölükler, takımlar.
  • Misaller, temsiller, örnekler.

embriyoloji

  • yun. Biy: Canlıların başlangıçtan itibaren gelişmesini inceliyen biyoloji ilminin bir bölümü. İkiye ayrılır: 1- Ontogonez: Yumurtadan yavruların meydana gelişini inceler. 2 - Flogenez: Canlıların ilk yaratılışı ile bugünkü şekli arasında meydana gelen değişmeleri inceler. Dünyada başlangıçtan bugüne

emla'

  • (Tekili: Mele') Topluluklar, mele'ler, cemaatler, cemiyetler, bölükler, kalabalıklar.

emvac-ı zeval / emvâc-ı zevâl

  • Kaybolup giden, yok olan dalgalar.

erkan / erkân

  • Rükunlar, esaslar, direkler, üniteler, bölümler.

esbab-ı tefrika

  • Bölünme, ayrılma sebepleri.

eshab-ı suffa / eshâb-ı suffa

  • Suffe ehli. Peygamber efendimizin Mekke'den hicretinden sonra, Medîne-i münevverede yaptırdığı câminin (Mescid-i Nebevî'nin) örtülü bölümünde ilim ve ibâdetle meşgul olan fakir ve kimsesiz müslümanlar.

eştat

  • (Tekili: Şetit) Takımlar, fırkalar, bölümler. Esnaf, sınıflar. Çeşitler, cinsler, neviler.

eşya' / eşyâ'

  • (Tekili: Şia) Bölükler, bölümler, kısımlar, neviler, fırkalar, tabakalar, cinsler, çeşitler. Cemaatler, cemiyetler, topluluklar.
  • Yardımcılar.

etnik

  • yun. Bir kavim, bir ırkla ilgili olan. İslâmiyet, kavmiyeti ve ırkçılığı reddeder. Etnik bölücülüğe karşı en kuvvetli siper, İslâm şuuru ve kardeşliğidir.

evbaş

  • Mahalle çapkını. Şahısların rezilleri.
  • Muhtelif yerlerden gelmiş, toplanmış bir cemaat, bir bölük.

evvel-i menazil

  • İlk konaklanan yerler; kitabın ilk bölümlerinde yer alan başlıklar.

ezfile

  • Cemaat, topluluk, güruh, bölük.

fakülte

  • Meleke, üniversitenin bölümlerinden her biri.

fasikül

  • Bir kitabın ayrı bir kapak içinde satılan bölümlerinden her biri. (Fransızca)

fasıl / فَصِلْ

  • Mevsim, bölüm.
  • Bölüm.

fasıla / fâsıla

  • Bend. Kısım. Bölük. Durak.
  • Mevsim.
  • Mebhas.

fasl / فصل

  • (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal.
  • Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme.
  • Bölüm.
  • Mevsim.
  • Aynı makamda çalınan şarkı.
  • Çocuğu memeden kesmek.
  • Birini zem
  • Ayrıntı, ayırma, kesinti, bölüm.
  • Halletme, neticelendirme, kesip atma.
  • Bölüm, mevsim.
  • Mevsim. (Arapça)
  • Bölüm. (Arapça)
  • Çözümleme. (Arapça)

fasl-ı zaman

  • Zaman dilimi, bölümü.

fenn-i bedii / fenn-i bedîi

  • Sözün güzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden belâgat ilminin bir bölümü.

fenn-i beyan ve maani / fenn-i beyan ve maânî

  • Belâgatin iki bölümü olan beyan ve mânâ ilimleri.

fer'

  • Şube, bölüm, dal, kol.

ferd-ül ferd

  • İkiye bölünemiyen sayı.

ferik / ferîk

  • Tümen (Fırka) kumandanı. Korgeneral.
  • İnsan kalabalığı. Büyük insan bölüğü.

fevasıl / fevâsıl

  • Fasıllar, bölümler.
  • Fasıllar, bölümler.

fevc / فوج

  • Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım.
  • Koşmak. Sür'at etmek.
  • İyi kokunun dağılıp yayılması.
  • Bölük, takım, cemaat.
  • Grup, cemaat, zümre. (Arapça)
  • Bölük, takım. (Arapça)

fıkarat / fıkarât / فقرات

  • (Tekili: Fıkra) Kıssalar, fıkralar, küçük hikâyeler.
  • Fasıllar, bölümler, kısımlar.
  • Cümleler, parağraflar.
  • Omurga kemiklerindeki boğumlar.
  • Paragraflar, nükteler, bölümler.
  • Fıkralar. (Arapça)
  • Bölümler. (Arapça)
  • Omurlar. (Arapça)

fıkra / فقره

  • Fıkra. (Arapça)
  • Bölüm. (Arapça)
  • Omur. (Arapça)

fıkra-i arabiye

  • Arapça bölüm.

fıkra-ı ra'na / fıkra-ı râ'na

  • Parlak bölüm, ifade.

filo

  • Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası. Donanmanın bir kısım ve bölüğü.

fırak / fırâk / فرق

  • Tümenler, alaylar, bölükler.
  • Partiler.
  • Takımlar, kalabalıklar, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılan mezhepler.
  • (Tekili: Fırka) Fırkalar, partiler.
  • Alaylar, bölükler.
  • Cennetler.
  • Ehl-i Sünnet cemaatından ayrılan mezhebler.
  • Fırkalar, partiler, bölükler.
  • Fırkalar, partiler. (Arapça)
  • Bölükler. (Arapça)
  • Zümreler. (Arapça)

fırka / فرقه

  • Parti. İnsan grubu. Kısım olmak ve ayrılmak. Bölük.
  • Tümen.
  • Cemâat, topluluk, bölük, grup.
  • Parti, bölük.
  • Parti. (Arapça)
  • Bölük. (Arapça)
  • Zümre. (Arapça)

fitne / فتنه

  • Bölücülük, kargaşa çıkartma. (Arapça)
  • Sıkıntı. (Arapça)

fıtra

  • Fitre: Ramazan'da bölünmeden verilmesi şer'ân vacip olan fıtr, sadaka.

forma

  • Bölüm, elbise.

füruat-ı şeriat

  • Dinin temel meselelerinden ayrılan dalları, alt bölümleri.

fusul / fusûl / فصول

  • (Tekili: Fasıl) Fasıllar. Mevsimler. Bölükler. Kısımlar.
  • Fasıllar, mevsimler.
  • Bölümler, kısımlar.
  • Fasıllar, bölümler. (Arapça)
  • Mevsimler. (Arapça)

gayr-ı mütecezzi / gayr-ı mütecezzî

  • Ayrılamayan, bölünemeyen.

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

güruh / gürûh / گروه / گُروُهْ

  • Bölük. Cemaat. Takım. Kısım. (Farsça)
  • Fevc. (Farsça)
  • Cemaat, bölük, takım, topluluk, çete.
  • Topluluk, zümre, bölük. (Farsça)
  • Cemaat, takım, bölük.

haber / خَبَرْ

  • Cümle başındaki ismin ardından gelen ve onu tanımlayan bölüm.

haç / hâç

  • Birbirini dik olarak kesen iki doğrunun meydana getirdiği, hıristiyanlık dîninin sembolü olarak kabûl edilen şekil. Buna salîb ve istavroz da denir.
  • Hıristiyanların sembolü olan şekil.

hane

  • Ev, mesken, beyt. (Farsça)
  • Mat: Basamak, bölüm, göz. (Farsça)
  • Bazı kelimelerle birleştirilip mürekkep isim yapılan bir "ek" tir. "Hasta-hane, ecza-hane, yazı-hane, kıraat-hane" gibi. (Farsça)

hatve

  • Adım, bölüm.

havamis-i süleymaniye

  • Tar: Süleymaniye Medresesini teşkil eden medreselerden beşinin müderrisine verilen ünvan. İlk zamanlarda havamis namı altında beş medrese ve beş aded de müderris bulunurken daha sonraları müderrislerin sayıları arttırılmış ve bundan dolayı "havamis" kelimesi de "hamise"ye kalbolunmuştur. Havamis med

hazer ve ibaha / hazer ve ibâha

  • Yasaklar ve mübahlar. Fıkıh kitablarında dînen yasaklanan ve izin verilen şeyleri anlatan bölüm. Bâzı fıkıh kitaplarında bu bölüm kerâhiyye ve istihsân adıyla anılır.

hazire / hazîre

  • Az cemaat.
  • Asker bölüğü.
  • Yara içinde toplanan kan ve irin.

helva-hane

  • İçinde helva pişirilen genişçe ve derinliği az tencere. (Farsça)
  • Tar: Saray için her türlü tatlı yiyeceklerin yapılmasına yarayan saray mutfağının bir bölümü. (Farsça)

herkül

  • yun. Cesaretiyle meşhur olup, efsaneleşmiş bir Yunanlının adı. (Onlarda kuvvet sembolüdür)

hisarlı

  • Hisarla çevrili yer.
  • Hisarda oturan, kalede mukim.
  • Ask: Sınırlarda bulunan şehir ve kalelerde topçuya ait hizmetlerde kullanılan bir sınıf asker. Bunlara İstanbul'dan gönderilen "topçuağası" kumanda ederdi. Hisarlılar, bölük ve ortalara ayrılmamıştı. Sayıları sınırlı ve sabit

hisse

  • Bölünebilen bir mal veya şeyin her ortağa âit olan kısmı, ortaklardan her birinin hakkı, payı.

hisse senedi

  • Sermayesi paylara bölünebilen ticaret şirketlerinde, ortalıkdan doğan hakları ve sermaye payını temsil eden değerli evrak.

hitabiyyat

  • Hitabolunarak söylenen sözler.

hıtabiyye

  • Rafizî taifesinden bir bölük cemaat.

hizb / حِزْبْ

  • Bölük, taraftar.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sayfadan meydana gelen cüzlerinin dörtte biri olan beş sahife.
  • Bölüm, devamlı okunan yer.

hizb-hizib

  • Kısım, bölük.
  • Taraftar.
  • Kur'ân cüzünün dörtte biri.

hizb-i mahsus

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hizb-i mahsus-u kur'ani / hizb-i mahsus-u kur'ânî

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hizbü'l-ekber

  • Yirmi Dokuzuncu Lem'a olan Tefekkürnâme adlı eserde yer alan bir bölüm.

hums

  • Beş bölükten birisi. Beşte bir.

huruf-u şemsiye

  • Gr: "El" harf-i tarifinin "lâm" harfi ile yan yana geldiğinde, kendisi okunmayıp "Lâm" harfine kalboluyorsa, o harflere "huruf-u şemsiye" harfleri denir. (Te, se, dal, zel, rı, ze, sin, şın, sad, dat, tı, zı, lem, nun harfleri) Meselâ: El-turab yazılıyor, etturab okunuyor. El-şems yazılıyor, eşşems

hüve nüktesi

  • On Üçüncü Sözden bir bölüm.

ibtihar

  • İki parça olma, ikiye bölünme.

iftiyat

  • Düşünmeden bir işe başlama.
  • Bir şey kaybolup gitme.

ihtitam-ı bahaiye

  • Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin devamlı okuduğu virdin son bölümü.

ikilik

  • t. İki kuruş kıymetindeki eski gümüş para.
  • İki kısımdan meydana gelmiş.
  • Ayrılık, ihtilâf, ikiye bölünme, iki taraf olma.

iktisam

  • (Kısım. dan) Bölüşmek, paylaşmak.

ilahiyyat / ilâhiyyât

  • İnanılacak şeylerden bahseden kelâm ilminin; Allahü teâlânın varlığı, zâtı, sıfatları ve fiillerinden (işlerinden) bahseden bölümü.

ilm-i bedi'

  • İlm-i beyânın üç bölümünden üçüncü bölümüdür ki, bediiyat da denir. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lâfız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir.Her şeyin güzellik cihetlerinden bilhassa Arabi terkiblerden bahseder, kelâmın güz

inkısam / inkısâm / انقسام

  • Kısımlara ayrılma. Bölünme. Taksim olunma.
  • Bölünme.
  • Bölünme, kısımlara ayrılma.
  • Bölünme.

inkisam / inkisâm / انقسام

  • Bölünme. (Arapça)
  • İnkisâm etmek: Bölünmek. (Arapça)

inkısam eden

  • Bölünen.

inkısam etme

  • Bölünme, parçalanma.

inşiab / inşiâb / انشعاب

  • Şubelendirme. Ayırma. Şubelere ayrılma.
  • Bölük bölük olma.
  • Dalbudak verme.
  • Bölümlenme.
  • Bölünme. (Arapça)
  • Dallanma. (Arapça)

inşikak / inşikâk / انشقاق

  • Yarılma, ikiye bölünme.
  • Yarılma, bölünme. (Arapça)
  • İnşikâk etmek: Yarılmak, bölünmek. (Arapça)

inşikak-ı asa / inşikak-ı âsâ

  • Değneğin bölünmesi, âsânın ikiye ayrılması; 'ihtilaf ve ayrılıklarla, birliğin bozularak kuvvetin dağılması' mânâsında bir deyim.

inşikak-ı kamer / inşikâk-ı kamer

  • Ayın ikiye bölünmesi.

inşikak-ı kulub / inşikak-ı kulûb

  • Kalplerin bölünmesi, fikir ayrılığı.

istiksam

  • Yemin teklif etme.
  • Bölüşme, taksim etme, paylaşma.

kabil-i taksim

  • Bölünebilen.

kadınlarla muhavere

  • Yirmi Dördüncü Lem'a'nın sonunda yer alan bir bölüm.

kadir-i layezal / kadîr-i lâyezâl

  • Hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, sonsuz kudret sahibi Allah.

kaide-i taksimü'l-a'mal / kaide-i taksimü'l-a'mâl

  • İşbölümü kuralı.

kalbgah / kalbgâh

  • Ordunun sağ ve sol kanadlarının ortası. Merkez bölümü. (Farsça)
  • Canevi. (Farsça)

ketibe

  • Asker bölüğü. Ordudan ayrılmış toplu alay. Düşmana çapul eden birkaçyüz kişilik süvari kolu.

kıdde

  • Tarikat.
  • Bölük.

kırkbayır

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü.

kisfe

  • (Çoğulu: Kisef) Kısım, cüz, parça, bölüm.

kısım

  • (Kısm) Bir parça, bölük, takım, kesim.
  • Kapalı avucunun alabildiği miktar.
  • Bölüm.

kısm / قسم

  • Bölüm.
  • Kısım, bölüm. (Arapça)

kısm-ı kalil / kısm-ı kalîl

  • Küçük bir bölüm.

kısmen

  • Bir bölümü.

kısmi / kısmî

  • Bir kısmı, bir parça, bir bölüm.

kıtaat

  • (Tekili: Kıt'a) Bölümler, cüzler, parçalar.
  • Büyük kara parçaları.
  • Askeri birlikler.
  • Ülkeler, memleketler.

kolordu

  • Ordunun bir bölümü.

kompartıman

  • Yolcu trenlerinde vagonların bölümlerle ayrılmış kısımlarından her biri. (Fransızca)

küçük sözler

  • Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık.

kurun

  • Zamanlar, devirler, büyük tarih bölümleri.

kutne

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü. Şirden.

kutr

  • Taraf. Canib.
  • Nahiye. Mahal. Arzın veya semânın bir ciheti.
  • Çap.
  • Bölük. Bölge.
  • Geo: Dairenin merkezinden geçip onu iki müsavi kısma bölen doğru parçası, çap.

lasiyyemalar / lâsiyyemalar

  • Mesnevî-i Nuriye isimli eserde yer alan bir bölüm.

layenfekk / lâyenfekk

  • Bölünemez, ayrılamaz. Parçalanamaz.

layetecezza / lâyetecezza / lâyetecezzâ

  • Bölünmez. Parçalanmaz. Ayrılmaz. Tecezzi kabul etmez.
  • Bölünmez.

lift

  • Şalgam.
  • Parça, bölük.

ma'şer

  • Cemâat, müttehid cemâat. Birinin ehil veya iyâli. İns ve cin cemaatı.
  • Bölük, topluluk.

ma-fi-l-bab

  • Kapı içinde. Bir kitabın içindeki bölümde (babda) olan şey.

madrub

  • Vurulmuş. Döğülmüş. Çarpılmış. Darbolunmuş.
  • Damgalanmış.
  • Mat: Darbedilen (çarpılan) sayı.

mağrib-i ihtifa / mağrib-i ihtifâ

  • Kaybolup gizlenme yeri olan batı (tarih, güneşin gizleip kaybolduğu yer olan, batıya benzetilmiş).

magsub

  • (Gasb. dan) Zorla ve cebren alınmış. Gasbolunmuş.

mahalle

  • (Çoğulu: Mahallât) Şehir ve kasabaların bölündüğü parçalardan herbiri.

mahbub-u layezal / mahbûb-u lâyezâl

  • Hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek yegane sevgili olan Allah.

maklub

  • (Kalb. den) Altı üstüne çevrilmiş, kalbolunmuş. Ters döndürülmüş. Başka şekle sokulmuş.
  • Harfleri tersinden okunduğu zaman yine aynı olan kelime veya cümle. (Anastas mum satsana cümlesi gibi)

maksum / maksûm

  • Taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş.
  • Kısmet, nasib.
  • Bölünmüş.

mansub

  • Nasbolunmuş, me'muriyete konulmuş.
  • Konulmuş, dikilmiş.
  • Gr: Sonu fetha (üstün) kılınmış kelime. Meftuh olan.
  • Nasbolunmuş, konmuş dikilmiş, nesne.

matbu'

  • Tabolunmuş, basılmış.
  • Hoş, latif, makbul.

mazrub

  • (Zarb. dan) Zarbolunmuş. Çarpılmış. Dövülmüş.
  • Basılmış, damgalanmış.
  • Mat: Çarpılan.

mebahis-i erbaa / mebâhis-i erbaa

  • Dört bahis, bölüm.

mebhas / مبحث

  • Bölüm.
  • Bölüm, fasıl. (Arapça)
  • Bilim. (Arapça)

meclub / meclûb

  • Celbolunmuş. Çekilmiş. Kapılmış.
  • Tarafdarlığı kazanılmış kimse.
  • Aşık. Tutkun.
  • Çekilen, celbolunan.

medarlar

  • Yirmi Dokuzuncu Söz'de bulunan bölümler; haşir ile ilgili deliller.

mefrak

  • (Çoğulu: Mefârik) Başın tepesi. Tepe kısmı. Başın üstünde, saçların ikiye bölündüğü yer.

mefruk

  • Bölünmüş, ayrılmış tefrik edilmiş.

mefruz

  • İftira olunmuş, ayrılmış, bölünmüş.

meksub

  • Kesbolunmuş. Kazanılmış.
  • Sonradan tahsil olunmuş, elde edilmiş.
  • Yüksekten dökülen.
  • Çağlayan.

meşa'

  • Duyulan, intişar eden, açıklanan, yayılan. Etrafa yayılmış olan.
  • Bölünmeyip ortaklaşa kalmış olan. Müşterek olan.

meşihat dairesi / meşîhat dairesi

  • Osmanlı devletinde Diyanetin dinî ilimlerle ilgili bölümü, Şeyhülislâmlık.

mevadd-ı müncezibe

  • Cezbolunan, çekilen maddeler.

mevkıf

  • Kısım, bölüm.
  • Durak, bölüm.

mifrak

  • (Çoğulu: Mefârik) Başın ortası (saçın bölük olduğu yerdir.)

mikdar

  • Parça. Kısım. Bölük.
  • Kıymet. Değer. Derece.

minkaz

  • Uzunluğuna yarılmış, boylamasına bölünmüş.

miraciye / mîrâciye

  • Mevlidin mîraçla ilgili bölümü.

misbahü'l-iman

  • İman lâmbası anlamında Asâ-yı Mûsâ'nın ikinci bölümüne verilen ad.

muaşşer

  • (Aşr. dan) Onlu, onluk. On kısma bölünmüş.
  • Edb: Onar mısralık bendlerden teşekkül eden manzumeler.

mübevveb

  • Bab bab olmuş, bölümlere ayrılmış kitap.

muhaya

  • Bölünemiyen bir şeyi nöbetleşe ve sıra ile kullanma.

muhayee

  • Pay edilmesi ve bölünmesi mümkün olmayan bir şeyi sıra ile nöbetleşe kullanma.

mukaddemat-ı isna aşer / mukaddemat-ı isnâ aşer

  • Muhakemat isimli eserin ilk bölümünde yer alan ve on iki mukaddemenin bulunduğu "Birinci Makale" bölümü.

mukaseme

  • (Kısm. dan) Paylaşma, bölüşme, taksim etme.

mukasım

  • (Kısm. dan) Paylaşan, bölüşen, taksim eden.

mukassem

  • (Kısm. dan) Ayrılmış, bölünmüş, taksim edilmiş.
  • Güzel yüzlü.

müneccemen

  • Bölüm bölüm, parça parça.

münkasım

  • (Kısım. dan) Bölünen, kısım kısım ayrılan, taksim edilen.
  • Kısımlara ayrılmış, bölünmüş.
  • Bölünen.

münkasim

  • Bölünmüş olan, kısımlara ayrılmış.

münkasım / منقسم

  • Bölünmüş. (Arapça)
  • Münkasım olmak: Bölünmek, bölünmüş olmak. (Arapça)

munsadı'

  • Yarılmış, bölünmüş.

münşaib

  • (Şa'b. dan) Şubelenen, dallanan, çatallanan, kollara ayrılan, ayrılmış. Bölük bölük, kol kol, kısım kısım olan.

müntehabat

  • Seçilen ve belirlenen bölümler.

müntesaf

  • İkiye bölünmüş ve yarı olmuş.

müsadere etmek

  • Suç karşılığı olarak, malın tamamına ya da bir bölümüne el konulması.

müsalemet / müsâlemet

  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.

müşatare

  • Uzaklık. Iraklık.
  • Bir şeyi yarı yarıya bölüşme. Paylaşma.

müsenna

  • Kat kat olan.
  • İkili. İki bölümden meydana gelmiş olan. İki kat olan, iki noktalı olan, iki defa nâzil olan Sure-i Fâtiha. Gr: İki şahsa veya iki şeye delâlet eden kelime.

müstaksim

  • (Kısım. dan) Bölüşen, pay eden, taksim eden.
  • (Kasem. den) Yemin isteyen.

mütekasım

  • (Çoğulu: Mütekasımîn) (Kısm. dan) Paylaşan, bölüşen. Bir şeyi paylaşanların beheri.

necim necim

  • Bölüm bölüm, parça parça.

nev-i azim / nev-i azîm

  • Büyük kısmı, bölümü.

nısfiyet

  • Yarımlık, yarı yarıya bölünmüşlük.

nitak-ı ka'be-i ulya / nitâk-ı ka'be-i ulyâ

  • Yüce Kâbe'nin örtüsü (Burada Kâbe örtüsü nutaka benzetilmiştir. Nutak ise, hanımların vücudun ortasına gelecek şekilde taktıkları ikiye bölünmüş bir elbise veya elbisenin bir parçasıdır ve yere kadar serbestçe sarkıtılır.).

nübüvvet-i mutlakanın mebhasi

  • Mutlak peygamberlik; peygamberliğin insanlık için zorunluluğunu ispat eden bölüm.

oba

  • Ev biçimi, birkaç direkli, uzun bölüntülü keçeden yapılmış göçebe çadırı.
  • Çadırlardan müteşekkil küçük topluluk.
  • Göçebe ailesi. Çadır halkı.

paragraf

  • Yazı bölümü.
  • Yun. Düz yazıda bölümlerden herbiri.

pare

  • Cüz, parça. Kesinti. (Farsça)
  • Para. Kuruşun kırkta biri. (Farsça)
  • Kur'an-ı Kerim'in otuz kısmından bir kısmı, bir cüz'ü. (Farsça)
  • Sayı, bölük. (Farsça)
  • "Parça" mânâsına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Meh-pâre : Ay parçası. (Farsça)
  • Güzel. Yek-pâre : Tek parça, bir parça. (Farsça)

perde

  • Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. (Farsça)
  • Mc: Irz, namus, iffet. (Farsça)
  • Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. (Farsça)
  • Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. (Farsça)
  • Ekran, (Farsça)

ramazaniye

  • Ramazan hediyesi olarak gelen Yirmi Dokuzuncu Mektup'ta yer alan Ramazan'a dair olan bölüm.

rayet-i ulviyet-i şeyh-i hakkani / râyet-i ulviyet-i şeyh-i hakkanî

  • Mânevî mertebelere ulaşma ve hakikatleri elde etme yolunda Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin elinde tuttuğu yücelik sembolü olan sancak.

refez

  • Bölük bölük olan cemaat. (Çoğulu: Erfaz) Kap dibinde kalmış azıcık su.

rek'at

  • Namazın bölümlerinden her biri; bir namazda kıyâm, rükû ve iki secdenin toplamı.

rekat / rekât

  • Namazda bir kıyam, bir rüku' ve iki secdeden oluşan bölüm.
  • Namazın bir bölümü.

reşhalar

  • Mesnevî-i Nuriye isimli eserde yer alan bir bölüm.

rıka

  • Darbolunmuş dirhem.

sadi'

  • Sabah vakti.
  • Koyun ve deve bölüğü.
  • Yedi günlük oğlan.

şak

  • Ayrılma, bölünme.

şakik

  • İkiye bölünmüş bir şeyin yarısı.
  • Öz kardeş.
  • İkiye bölünmüş bir şeyin yarısı.
  • Ana baba bir erkek kardeş.

şakk-ı kamer

  • Ay'ın ikiye bölünmesi mu'cizesi.

salib / salîb

  • Hıristiyanlık dîninin sembolü kabûl edilen birbirini dik kesen iki doğrunun meydana getirdiği şekil, haç, istavroz.

samsame

  • Cemaat, topluluk.
  • Bölük.

sarf

  • Dilbilgisinin konusu kelimeler olan bölümü.

sarf nahiv

  • Dil bilgisi; dilin şekil ve cümle yapılarını inceleyen bölümleri.

sebeb-i iftirak

  • Ayrılık sebebi, bölünüp parçalanma nedeni.

şemme

  • En küçük miktar; bir defacık koklama; Mesnevî-i Nuriye'de yer alan bir bölüm.

seriü'z-zeval ve't-tahavvül

  • Hızla kaybolup giden ve değişen.

seriye

  • Askerî bölük.

şiar-ı irfan

  • İrfan ve bilgi işareti, irfan sembolü.

şiar-ı medeniyet

  • Medeniyet alâmeti, sembolü.

şık / شق

  • Bölüm.
  • İkiye bölünmüş bir şeyin her parçası. (Arapça)

şikak / şikâk

  • Ayrılma, bölünme.

şıkk

  • İkiye bölünmüş bir şeyin bir parçası.
  • Bir işin iki yönünden her biri.

sılame

  • (Çoğulu: Sılâmât) Bölük, cemaat, topluluk, fırka.

silsile-i tefekkür

  • Tefekkür mânâları ve ifadeleri bulunan ve günlük olarak tekrarlanan bölümlerin zincirleme devam etmesi.

sınıf

  • Kısım, bölüm, tabaka.
  • Kısım, bölüm, tabaka.

siyah dutun bir meyvesi

  • On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı'nda yer alan bir bölüm.

sorgu dairesi

  • Mahkemeye çıkarılan sanıkların sorgulandıkları bölüm, makam.

şu'be

  • Bölük, bölüm.
  • Dal, budak.
  • İkinci derecedeki kollar. Kol.

şu'le

  • Mesnevî-i Nuriye isimli eserde yer alan bir bölüm.

şuabat

  • (Tekili: Şu'be) Şubeler, kısımlar, takımlar, bölükler. Dallar.

sübat

  • (Tekili: Sübe) Cemaatler, bölükler.

şube / şûbe

  • Bölüm, kısım.
  • Bölüm, kısım.
  • Bölüm, kısım.

sud'a

  • Deve ve koyun bölüğü.

sure / sûre

  • Kur'an-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri.
  • Derece.
  • Duracak yer. Menzilet.
  • Şeref ve şan.
  • Güzel inşa edilmiş bina. Sur.
  • Refi'.
  • Alâmet, nişan.
  • Kur'ân-ı kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çokluk şekli süverdir. Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Bekara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb'ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha'ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesâ
  • Kur'ân'ın ayrıldığı 114 bölümden her biri.
  • Kurânın âyetlerden oluşan her bir bölümü.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri.

sütun

  • Direk, amud, rükün. Silindir biçiminde destek. (Farsça)
  • Gazete veya kitap sahifelerinde yukarıdan aşağıya olan bölünmüş kısımlardan herbiri. Kolon. (Farsça)

şuubat

  • (Tekili: şu'be) Şubeler, kısımlar, bölümler.

tabur / طَابُورْ

  • Bölüklerden oluşan askerî birlik.
  • Dört bölükten meydana gelen askerî birlik.
  • Dört bölükten oluşan askeri birlik.

taife / tâife

  • Bölük, gurup.

taksim / taksîm / تقسيم / تَقْس۪يمْ

  • Bölüştürme.
  • Bölme. (Arapça)
  • Bölüm. (Arapça)
  • Bölü. (Arapça)
  • Taksîm edilmek: Bölünmek. (Arapça)
  • Taksîm etmek: Bölmek. (Arapça)
  • Bölüştürme.

taksim etmek

  • Bölüştürmek.

taksim olunan

  • Bölüştürülen.

taksim-i a'mal / taksim-i a'mâl

  • İş bölümü.
  • İş bölümü, iş taksimi.

taksim-i akli / taksim-i aklî

  • Akıl ve fikir yoluyla bir konuyu bölümlere ayırmak.

taksim-i mesai

  • İş bölümü, mesailerin tanzimi, ayarlanması.

taksim-i umur / taksîm-i umûr / تَقْس۪يمِ اُمُورْ

  • İşleri bölüştürme.

taksimat / تقسيمات / taksîmât / تَقْس۪يمَاتْ

  • Bölümlendirme, bölme. (Arapça)
  • Bölüştürmeler.

taksimü'l-a'mal / taksimü'l-a'mâl

  • İşbölümü.

taksimü'l-mesai / taksimü'l-mesâi

  • İşbölümü.

taksimülamal / taksimülâmâl

  • İş bölümü.

takti-i huruf / taktî-i huruf

  • Harflerin bölünmesi, kesilmesi; harflere bölme.

takvim / takvîm

  • Zamânı; sene, ay, hafta, gün ve saat gibi sâbit bölümlere ayıran, dînî-millî gün ve bayramları gösteren cetveller.

tavaif / tavâif

  • (Tekili: Taife) Gruplar. Milletler, kavimler. Bölükler.
  • Guruplar, bölükler.

tayyar

  • Uçan. Uçucu. Uçma kabiliyeti olan. Havaya kalbolup gaib olan.

teb'ız

  • Bölmek, bölük bölük etmek, bir kısma ait etmek, parçalamak.

teb'iz

  • Bölmek. Bölük bölük etmek. Bir kısma ait etmek.

tecezzi / tecezzî / تجزی

  • Parçalara ayrılma ve bölünme. Ufalanma.
  • Bölünme, parçalara ayrılma.
  • Parçalara ayrılma ve bölünme, ufalanma.
  • Bölünme, parçalanma, ayrışma. (Arapça)

tecezzüv

  • (Cüz. den) Kısım kısım bölünme. Doğranma, ufalanma.

tefarık / tefârık

  • Parçalar, kısımlar, bölümler.

tefrika / تفرقه

  • Ayrılık, bölünme.
  • Bölücülük. (Arapça)
  • Ayrılma. (Arapça)
  • Bölüm bölüm yayınlama. (Arapça)

tefrika verme

  • Bölücülük ve ayrımcılığa neden olma.

tekasüm

  • (Kasem. den) Andlaşma.
  • Bölüşme.

tektib

  • Askeri bölük bölük etmek, bölüklere ayırmak.
  • (Ketebe. den) Yazdırma.

telafif

  • Birbirine sarmaşmış bölük bölük nebatlar.
  • Büklümler, kıvrımlar.
  • Birbirine girmiş ve sarmaşmış vaziyette olma. Lif lif olma.

telvihat-ı tis'a / telvihât-ı tis'a

  • Dokuz işaret; Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Dokuzuncu Kısmında yer alan bölüm.

temasül

  • Benzeyiş. Benzeme. Birbirine benzemek. Birbirine müsavi ve müşabih olmak.
  • Hasta sıhhate, iyi olmağa yaklaşmak.
  • Mat: Kesirsiz taksim kabul etmek, kesirsiz bölünebilmek.

temhid / temhîd

  • Konunun hazırlık bölümü.

tenzil / tenzîl

  • Kur'ân-ı Kerim (Kur'ân-ı Kerim 23 yılda bölüm bölüm indirildiği için "indirilen, parça parça indirilmiş" anlamına gelen Tenzîl ismi verilmiştir).

teşa'ub

  • Perâkende ve kol kol olup bölükler ve şubeler sahibi olma.
  • Bozuk bir şeyin düzelmesi.
  • Iraklaşmak.
  • Kısım ve bölümlere ayrılma.

teşa'ubat / teşa'ubât

  • (Tekili: Teşa'ub) Şubeler. Bölük bölük, kısım kısım olmalar.

teşaub etme

  • Şubelere, bölümlere ayrılma.

tesrib

  • (Sürub. dan) (Asker) gönderme, yollama.
  • Atı ve deveyi bölük bölük edip yollamak.

tevari

  • Gizlenme, kaybolup göze görünmeme.

tevezzü'

  • Yer tutma.
  • Dağılma. Bölünme, taksim olunma.

tezyinat-ı lafziyye / tezyinât-ı lafziyye

  • (Muhassınat-ı lafziyye de denir. İlm-i Bediin iki bölümünden ikinci bölümüdür. ) Kelâmın lafzında olan ve göze hitab eden edebî san'atlar. Cinas, seci' gibi.

timsal-i belagat / timsal-i belâgat

  • Belâğat örneği, sembolü.

tusu'

  • Dokuz bölükte bir bölük.

üçüncü maksad

  • Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfında yer alan bölüm.

uful

  • Gurub, batış. Gözden kayboluş. Görünmez olmak.
  • Mc: Ölmek.

ülüm

  • Bölük, takım, cemaat. (Farsça)

unsuru'l-belagat / unsuru'l-belâgat

  • Belâgat maddesi; belâgatin esaslarını ele alan bölüm.

ya'fur

  • (Çoğulu: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân.
  • Ceylân yavrusu.
  • Gecenin beşte veya altıda bir bölümü.
  • Peygamberimizin merkebinin adı.

yedinci şua

  • Şualar'da yer alan ve Ayet'ül-Kübra olarak da bilinen bölüm.

zailat / zâilât

  • Yok olanlar, kaybolup gidenler.

zal

  • İhtiyar. Ak sakallı. (Farsça)
  • İranlı meşhur kuvvet ve pehlivanlık senbolü Rüstemin babasının adı. (Farsça)

zaviye

  • Köşe.
  • Küçük tekke.
  • İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, şekil.
  • Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık. Açı. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde "derece", 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde "g

ze'a'

  • Bölükler, fırkalar.

zevabe

  • (Çoğulu: Zevâib) Saç bölüğü.
  • Zülüf.
  • Kılıç tasması.

zeval-i eşya / zevâl-i eşya

  • Varlıkların kaybolup gitmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR