LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Birbirini ifadesini içeren 167 kelime bulundu...

mu'anaka / mu'ânaka

  • İki kişinin birbirinin boynuna sarılması.

apartman-ı ilahi / apartman-ı ilâhî

  • Allah'ın bir apartman gibi birbirini tamamlayıcı çeşitli sistemler tarzında yarattığı kâinat.

cazibe kanunu

  • Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.

conta

  • Birbirinin üzerine kapanan iki madeni parça arasında, açıklık kalmamasını te'min etmek için konulan karton, kösele, lâstik vs. şey.

devriye

  • Dairesel, çember gibi; birbirinin yerini alma.

esnan

  • (Tekili: Sinn) Dişler.
  • Yaşlar. İnsanın doğduğu andan ölümüne kadar uzvî sîretinde birbirini takibeden muhtelif zamanlar. (Yâni: Tufuliyet, Sabavet, Şebabet, Kühûlet ve Şeyhuhet denilen zamanlar.)

ezdad

  • Zıdlar. Mukabil ve muhalif olan şeyler. Birbirinin tersi veya zıddı olanlar.

galyot

  • Baş ve arka tarafları birbirinin aynı olan eski cins bir gemi.

haç

  • Birbirini dik olarak kesen iki doğrunun meydana getirdiği, hıristiyanlık dîninin sembolü olarak kabûl edilen şekil. Buna salîb ve istavroz da denir.

hane-i ayine / hane-i âyine

  • Her yanı birbirinin aynı olan oda, salon veya köşk.

harekat-ı muttarıda / harekât-ı muttarıda

  • Birbirini düzenli şekilde izleyen hareketler.

heyca

  • Cenk, cidal, vuruşma, birbirini öldürme, kıtal.

iftinan

  • Türlü türlü ve birbirini tutmayan düzensiz söz söyleme.
  • Fitneye düşmek.
  • Âşık olmak.

ihtica'

  • Karşılıklı olarak birbirini hicvetme.

iktital

  • Birbirini öldürme.

inak

  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

istital

  • Gözyaşları inci gibi dökülme.
  • Birbiri ardınca çıkma. Birbirinin peşinden çıkma.

ıttırad

  • İntizamlı, uygun şekilde. Saat gibi intizamlı hareket. Sıra ile birbirini takib eden. Ritmik.

ittirad

  • Düzenli, uygun biçimde sıra ile birbirini izleyen. Biteviye.

kervan

  • Birbirini takib ederek giden insan veya hayvan sürüsü. Kafile ve hey'etle giden yolcular takımı. (Farsça)

kıtal / قتال

  • Birbirini öldürme.
  • Savaş. (Arapça)
  • Birbirini öldürme. (Arapça)

kürur-u a'vam

  • Senelerin birbirini takib etmesi. Yılların ard arda geçmesi.

labirent

  • Bir defa içine girildiğinde çıkış yolu çok güçlükle bulunabilen bina. (Fransızca)
  • Çok karışık ve birbirini kesen yol. (Fransızca)

lian

  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.
  • Fık: Zevc ile zevcenin hâkim huzurunda şer'i usulüne uygun olarak dörder defa şahitlikte bulunduktan sonra, nefislerine lânet ve gadab okumak suretiyle olan yeminleri. Buna: Mülâene, telâun, iltiân da denir.
  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.

livaz

  • Sığınma, iltica etme.
  • Birbirinin arkasına gizlenme.

lükya

  • Birbirini görmek.

mahk

  • İnat etmek.
  • Birbirini tutup çekmek.

misleyn

  • Birbirine benzeyen iki şey, birbirinin aynısı olan iki şey.

mu'ayede / mu'âyede

  • Bayramlaşma. Birbirinin bayramını kutlama.

muanaka / muânaka

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.
  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

muanık

  • Birbirinin boynuna sarılan. Kucaklaşan.

muanik

  • (Unk. dan) Birbirinin boynuna sarılan, kucaklaşan.

muaşaka

  • Sevişme. Ziyadesiyle arz-ı muhabbet etme. Birbirini sevme. Karşılıklı aşk ve muhabbet.

mübaadet

  • (Bu'd. dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma. Nefret etme.
  • İki kişi birbirinden uzaklaşma.

mücaraha

  • (Cerh. den) Karşılıklı birbirini yaralama.

mücazebe

  • Karşılıklı birbirini çekme ve cezbetme.

müdavele-i efkar / müdavele-i efkâr

  • Birbirinin fikirlerinden istifade ile karşılıklı konuşmak ve fikir alış-verişi yapmak. (Müdavele-i efkârdan bârika-i hakikat çıkar. N.Kemal)

mugabene

  • (Gabn. dan) İki taraf birbirini aldatma.

mugamese

  • Suya daldırışmak, birbirini suya daldırmak.

mugazebe

  • Karşılıklı olarak birbirini kızdırıp gazaba getirme.

muhacat

  • (Hecv. den) Birbirini hicvetme. Karşılıklı olarak birbirlerini yerme.

muhacere

  • Birbirini men'etmek, birbirine engel olmak.

muhacet

  • (Hecv. den) Karşılıklı olarak birbirini hicvetme, yerme.

muhasara

  • Bir kişinin, diğer kimsenin elini tutup yürümesi veya ellerini birbirinin kuşağına sokup yürümeleri.

muhasede

  • (Hased. den) Birbirini çekememe, hased etme, kıskanma.

muhasım

  • Düşmanlık eden. Düşman olan taraflardan biri. Hasım olan. Birbirini dâva edenlerden her biri. Karşı tarafı tutan.

muhazere

  • Birbirini korkutmak.
  • İhtiraz etmek.
  • Uyanık olmak.

muhazi / muhazî

  • (Hiza. dan) Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan. Paralel.

muhazza

  • Birbirini tahrik edip bir işe kandırmak.

mukaffa

  • Kafiyeli, kafiyelenmiş. Birbirini tâkib eden.

mukatele

  • (A, uzun okunur) Birbirini vurmak, öldürmek. Vuruşmak, kavga, döğüş.
  • Birbirini öldürme, vuruşma, savaş.
  • Birbirini öldürme.

mukatil

  • (Katl. den) Birbirini öldüren, birbiriyle vuruşan. Düello yapan.

mülaveme

  • Birbirini çekiştirme.

münafat / münâfât

  • Birbirinin aksine olan. Birbirine aykırı olmak. Aykırılık, mugayeret, münafi, muhalefet.
  • Aykırılık, birbirinin aksine olma.

münakız

  • Birbirini tutmayan, zıt olan, nakzeden.
  • Başka kelâmın mânasına muhalif olan.
  • Zıt, çelişkili, birbirini tutmayan.

munassab

  • (Nasb. dan) Birbirinin üzerine tertiplenmiş olan.

müsabakat / müsâbakat

  • Yarışma; birbirini geçme gayretleri.

musafaa

  • Birbirinin boynuna sarılma.

müşareket

  • Birbirine ortak olmak, ortaklık. Beraber olup bir iş yapmak.
  • Gr: İkili tarafın da isteğini bildiren fiil.
  • Karşılıklı anlaşma, birbirini anlama.

müşareme

  • Birbirinin başını yarmak.
  • Hediyeleşmek, atâ etmek.

müselselen

  • (Silsile. den) Birbirinin ardından, aralıksız. Teselsül ederek, zincirleme, birbirine bağlı olarak.

müteanik

  • Birbirinin boynuna sarılmış durumda olan.

müteanika

  • Birbirinin boynuna sarılmış.

müteatıf

  • (Atf. dan) Kendisine atfolunan.
  • Birbirini seven.

mütebadil

  • (Bedel. den) Birbirinin yerine geçen, tebâdül eden.
  • Nöbetle değişen.

mütecavibe

  • Birbirine cevap veren, birbirini destekleyen.

mütecazib

  • Birbirini çeken, yakınlaştıran.

mütedahil

  • İç içe, birbirinin içine girmiş vaziyette olan. Karışan.
  • Ödenmemiş, gecikmiş maaş.

mütegabın

  • (Gabn. den) Birbirini aldatan.

mütehabb

  • (Hubb. dan) Birbirine dost olan. Birbirini dost sayan.

mütehalif

  • Birbirine muhalif olan. Birbirine uymayan. Birbirini tutmayan.

mütehasid

  • Birbirini kıskanan, çekemiyen. Birbirine hased eden.

mütehatir

  • Birbirini yalanlayan, tekzib eden.

mütekalib / mütekâlib

  • (Çoğulu: Mütekâlibîn) (Kelb. den) Köpek gibi birbirinin üstüne atılan.

mütekalibane / mütekâlibâne

  • Köpek gibi birbirinin üstüne sıçrayarak. (Farsça)

mütekatı'

  • Karşılıklı kesişen, birbirini kesen.

mütemasil

  • Birbirine benzer, eş.
  • Birbirinin benzeri, naziri olan.

mütenadi

  • (Nida. dan) Birbirini çağıran. Birbirine nida eden.

mütenafir

  • Birbirinden nefret eden, ürken. Birbirini görmek istemeyen.
  • Edb: Yanyana gelişleri ile söylemede zorluk çıkaran kelime veya harf.

mütenakız

  • Birbirine uymayan, birbirine zıt olan, birbirini bozup nakzeden, birbirini bozup nakzeder olan. İkinci söylediği sözü, birinci söylediği söze zıt olup uymayan.

mütenazır

  • (Nazar. dan) Tenazür eden, birbirinin karşısında bulunan. Simetrik olan.

müteradif

  • Birbirine bağlı, tâbi olan. Birbirinin ardınca giden.
  • Gr: Yazılışı ayrı, fakat mânası aynı olan kelime.

mütesanid / mütesânid

  • Dayanışma hâlinde olan, birbirini destekleyen.

mütesanit

  • Birbirini destekleyen.

müteselsil

  • Birbirini takib eden. Zincirleme, arasız, uzayıp giden.
  • Zincirleme, birbirini izleyen, zincir gibi birbirine bağlı olan.

müteselsilen / متسلسلا

  • Zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra. (Arapça)

mütetabian

  • Birbiri ardınca. Birbirinin peşinden.

mütevakil

  • Birbirini vekil eden.

mütevasib

  • Birbirinin üzerine sıçrayan.

mütevazinü't-tarafeyn

  • Varlığı da yokluğu da birbirine denk, birbirinin seviyesinde.

mütezadd

  • Birbirine zıt, birbirinin aksi olan.

mütezahif

  • (Çoğulu: Mütezahifîn) Harpte birbirinin üzerine yürüyüp çatan.

mütezahim

  • (Çoğulu: Mütezahimîn) (Ziham. dan) Birbirini iterek, herbirinin üstüne çıkarak biriken kalabalık.
  • Halkın kalabalığından sıkıntıya uğrayan.

mütezahimin / mütezahimîn

  • (Tekili: Mütezahim) İzdihamdan dolayı birbirinin üstüne çıkanlar. Kalabalıktan sıkışanlar.

mütezavir

  • (Çoğulu: Mütezavirîn) Birbirini ziyaret eden. Gidip gören.

muvahat

  • (Uhuvvet. den) Birbirini kardeşliğe kabul etme. Kardeş etme.

muvasebe

  • Birbirinin üstüne atlama, zıplama, sıçrama.

müzahametsiz

  • Birbirine engel olmaksızın, birbirini zorlamaksızın.

müzayakasız

  • Birbirini sıkıştırıp birbirine engel olmaksızın.

nakiz

  • (Nakz. dan) Zıt, karşı. Birbirine karşı, zıt olan şey veya iş.
  • Man: Bir şeyin, bir kaziyenin hükmüne, mânasına muhalif olan veya ondan başka kaziye. Bir şeyi ref'eden şey. (Meselâ: "Her insan hayvandır. Bazı insan hayvan değildir." kaziyeleri birbirinin nakizidir. Nakiz ile zıd beyni

nezzare / nezzâre

  • Birbirini takip eden, birbirine bakan.

pey-a-pey

  • Birbiri ardınca, birbirinin arkasından. (Farsça)
  • Azar azar, tedricen, peyderpey. (Farsça)

salib / salîb

  • Hıristiyanlık dîninin sembolü kabûl edilen birbirini dik kesen iki doğrunun meydana getirdiği şekil, haç, istavroz.

sırrdaş

  • Birbirinin sırrını bilen.
  • Sır saklıyan.

taarüf

  • Birbirini bilmek, tanımak.
  • Karşılıklı tanışma, birbirini tanıma.

tadagun

  • Birbirini istemeyip garaz edişmek.

tahasür

  • Birbirinin beline elini sokup yürümek.
  • Eli böğürüne koymak.

tahatül

  • Birbirini aldatmak.

tahavüz

  • Birbirini cenkten men'etmek. Dövüşten alıkoymak.

tahaz

  • Birbirini kandırmak, aldatmak.

tahazül

  • Birbirini rüsvay etmek, kepaze etmek.

takali

  • Birbirini düşman kabul etmek.

tasarum

  • Birbirini kesmek.

teadud

  • (Adud. dan) Kol kola girme.
  • Birbirini tutma. Karşılıklı yardımda bulunma. Birbirine yardım etme.

teakub / teâkub / تعاقب

  • Birbirini izleme.
  • Birbirini izleme. (Arapça)
  • Teâkub etmek: Birbirini izlemek. (Arapça)
  • Teâkud etmek: Karşılıklı akitleşmek. (Arapça)

teakubi / teâkubî

  • Arka arkaya gelme, sırayla birbirini takip etme şeklinde.

teanuk

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.

tearüf / teârüf / تعارف

  • Tanışmak. Birbirini tanımak. Birbirine tanış çıkmak.
  • Tanışma, birbirini tanıma.
  • Birbirini bilme. (Arapça)
  • Herkesçe bilinme. (Arapça)

tebadül / tebâdül

  • Birbirinin yerine geçmek. Karşılıklı değişmek. Trampa.
  • Birbirinin yerine geçme, yer değiştirme.

tecavüp / tecâvüp

  • Birbirinin ihtiyacına cevap verme.

tecazüb / tecâzüb

  • Birbirini cezbetme, yakınlaşma.

tecazüp

  • Birbirini cezbetme; birbirine duyulan yakınlık, sempati.

tedafü'

  • Birbirini def etme.
  • Müdafaa etme.
  • İtişme kakışma.

tedai / tedaî

  • Birbirini bir iş için davet etmek.
  • Yıkılıp harap olmak.
  • Bir şeyi hatıra getirmek. Bir şeyin başka bir şeyi hatıra getirmesi. Çağrışım.

tedarü'

  • Def'edişmek, birbirini kovmak.

tefaul / tefâul

  • Birbirinin fiilinden etkilenme.

tegat

  • Birbirini suya daldırmak.

tegavür

  • Birbirini yağmalamak.

tehafüt

  • Düşürmek, düşmek.
  • Birbirinin üstüne atılmak. Birbirinin ardınca olmak.

tehalük

  • (Çoğulu: Tehâlükât) (Helâk. dan) İstekle atılma. Tehlikeye aldırış etmeden, birbirini çiğneyecek gibi koşuşma.

tekafi / tekâfi

  • (Tekâfü') Birbirinin dengi olma.

tekarün

  • (Karn. dan) Birbirinin yanına gelme. Birbirine yanaşma. Mukarenet.

tekattül

  • Birbirini kesme, kesişme.

tekatu'

  • Kesme. Kesişme.
  • Çatışma. İki çizginin bir noktada birbirini kesmesi.

tekatül

  • (Katl. dan) Vuruşma. Birbirini öldürme. Mukatele.

tekazüb / tekâzüb

  • (Kizb. den) Birbirini aldatma. Birbirine yalan söyleme.

tekrarat-ı kur'aniye

  • Kur'anda birbirinin aynı olan veya birbirine benzer âyetlerin tekrar edilmiş olması.

telavüm

  • (Levm. den) Birbirine levmetme. Birbirini çekiştirme.

telazum / telâzum

  • Karşılıklı gerektirme, birbirini gerekli kılma.

temasül / temâsül

  • Birbirinin aynısı olma, karşılıklı benzeyiş.

tenafür / tenâfür

  • Birbirini itme, birbirinden nefret etme.

tenakuz / tenâkuz

  • Sözün birbirini tutmaması. Konuşmada beyan edilen söz ve fikirlerin birbirine zıt olması.
  • Man: İki şeyin birbirine nakiz olması. Bir şeyin nakizi, o şeyin ref'inden (kaldırılmasından) ibarettir.
  • Çelişki, tutarsızlık, birbirini iptal edip bozma.
  • Sözün birbirini tutmaması. Çelişki.

tenasi

  • Birbirinin nâsıyesine yapışmak.
  • Birbiri karşısına düşmek.

tenasur

  • Yardımlaşma. Karşılıklı yardım etme.
  • Haberler birbirini tasdik eylemek.

tenatüc

  • Neticelenme. Birbirini netice vermek.

terad

  • Birbirini reddetmek.

terai / teraî

  • Aynaya bakma.
  • Birbirini görmek ve görüşmek. Bir fikir hakkında mukabil görüş, endişe mülâhaza eylemek.
  • Hurmanın kuruyup renginin belli olması.

teraküb

  • Birbirine bağlanıp kenetlenme.
  • Birbirinin üzerine binme.

terazi

  • (Rıza. dan) Birbirini razı etme. Uyuşma.

tesakut

  • Birbiri ardınca düşmek. Birbirini düşürmek. Düşüşmek.

tesakutan / tesâkutan

  • Her biri diğerinin hükmünü düşürür, birbirini yok eder olarak.

teselsül

  • Burhân-ı tatbîk delîli ve benzerlerinde, Allahü teâlânın varlığının lâzım olduğunu isbat etmekte kullanılan delillerden biri. Hâdislerin (sonradan var olan şeylerin) birbirinin varlığına sebeb olarak geriye doğru sonsuza kadar zincirleme birbiri ardı sıra gitmesi.

tetabu'

  • Fasılasız birbiri ardından gelmek. Aralıksız birbirini takib etmek.

tetra

  • Birbiri ardınca olmak. Birbirinin peşinden gelmek.

tevakül

  • (Vekl. den) Birbirini vekil etme.

tevali / tevâli / tevâlî / توالى

  • Uzayıp gitme, birbirinin ardından gelme.
  • Kesintisiz sürme, birbirini izleme. (Arapça)
  • Tevâlî etmek: Kesintisiz sürmek, birbirini izlemek. (Arapça)

tevcih

  • Döndürmek, yöneltmek.
  • Tefsir etmek.
  • Birisini bir tarafa göndermek.
  • Rütbe vermek.
  • Bir kimseye söz atmak.
  • Edb: İki zıd mânaya gelebilen ve birbirinin zıddı mânada söz kullanmak.

tevcih-i kelam / tevcih-i kelâm

  • Sözle işarette bulunmak.
  • Birbirinin zıddı muhtelif mânaya gelebilen kelimeyi sözde kullanmak.

tezabüh

  • Bir karış miktarı yeri yarmak.
  • Birbirini boğazlamak.

tezacür

  • Birbirini kandırıp bir iş üzerine ümitlendirme.

tezahür

  • Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş.
  • Birbirini korumak, birbirine arka olmak.
  • Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek.
  • Avretine zıhar etmek, yani zevcesinin arkasını validesinin arkasına teşbih ederek "zuhruki kezuhri ümmî" demek.

tezakür

  • Birbirini zikretmek.

tezamür

  • Birbirini kandırmak.

tezavür

  • (Çoğulu: Tezâvürat) Birbirini ziyâret etme, gidip görme.
  • Vazgeçme, yoldan çıkma, udul etmek.
  • Eğilip meyletme.

velsan

  • Birbirinin boyunlarına el atarak yürüme.

vila'

  • Birbirinin ardı sıra gelmek.
  • Abdest esnasında uzuvları yıkarken birisi kurumadan diğerini yıkamağa başlamak.
  • Ahbablık, yakınlık, dostluk.

zıddeyn

  • Birbirinin aksi olan iki şey. İki zıt.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR