LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Biçim ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

ahsen-i takvim / ahsen-i takvîm / اَحْسَنِ تَقْوِيمْ

  • En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.
  • En güzel kıvam, biçim verme.

alicenabane / âlîcenabâne

  • Yüksek ahlâklı birine yakışır biçimde.

almanak

  • Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir. Senenin bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler de verir. (Fransızca)

ameliyat / ameliyât

  • Ameller, işler, bir tedavi biçimi.

atlal

  • (Tekili: Talel) şekiller, biçimler.

atol

  • Mercan adası. Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık.

bademcik

  • Tıb: Boğazın iki tarafında, badem biçimindeki bezler.

bakiyane / bâkiyâne

  • Devamlı ve kalıcı bir biçimde.

bakteriyoloji

  • yun. Bakterilerin ve umumiyetle mikropların biçimlerini, hususiyetlerini inceleyen bilim.

bari / bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

bari-i teala / bâri-i teâlâ

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir şekilde yaratan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

bed-endam

  • Endâmı bozuk, biçimsiz, çarpık. (Farsça)

bedaheten / bedâheten

  • Apaçık biçimde.

beliğane / belîğâne

  • Beliğ biçimde.

bervech

  • Şeklinde, biçiminde.

bikle

  • Fıtrat, yaradılış, tabiat.
  • Kılık, kıyafet. Şekil, biçim.

cazibedarane / câzibedarâne

  • Çekici bir biçimde.

celaldarane / celâldarâne

  • Celâlli bir biçimde.

cumhuriyet

  • Devlet başkanı yönetilenler tarafından seçilen yönetim biçimi.

dantela

  • Tentene. Her nevi iplikle örülen, bir kumaşın kenarına işlenen türlü biçimde ince örgü, dantel. (Fransızca)

deveran-ı umumi / deveran-ı umumî

  • Genel dönüş, akış; birinin diğerine sebep zannedilecek biçimde iki şeyin devamlı bir şekilde var ve yok sanılması.

din

  • Peygamberin bildirdiği biçimde kulluk görevlerini belirleyen ilâhî nizam.

dürc

  • Kutu, kutucuk, küçük kutu.
  • Mücevherat kutusu.
  • Hokka gibi olan ağız, biçimli ağız.

edebiyat

  • Güzel ve etkili biçimde konuşma ve yazma sanatı.

elemkarane / elemkârâne

  • Acılı bir biçimde.

elimane / elîmâne

  • Acılı biçimde.

emirname-i arifane / emirnâme-i ârifâne

  • Ârif olana, bilene yakışır biçimde olan emir yazısı.

endami / endamî

  • Vücuda uygun, bedene münasib, biçimli. (Farsça)

esalib / esâlîb

  • Üslûplar, ifade biçimleri.

eşkal / eşkâl

  • Şekiller, biçimler.

evran

  • Biçme, ölçü, mikyas, tahmin, keşif, biçim, endam, tenasüb.

fettah / fettâh

  • Her şeyi görülmedik biçimlerde açan Allah.

forma

  • Cüz. Kısım. Parça. (Fransızca)
  • Şekil. Biçim. Askeri nişan. Rütbe işareti. (Fransızca)
  • Bükülünce 8, 16, 32 sayfa olan kitap dizgisi. (Fransızca)

gidişat

  • Olayların durumu, işlerin gelişme biçimi, işlerin gidiş tarzı.

gıldırgıç

  • Mücellit ıstılahlarındandır. Kitapların kenarlarını kesmeğe mahsus, rende biçiminde bir âlettir.

gülle

  • Top mermisi. (Vaktiyle demirden veya taştan yuvarlak olarak yapılırdı. Şimdi çelikten, silindir biçiminde ve ucu sivri olarak yapılmaktadır.)
  • Eskiden demirden, yuvarlak bir biçimde yapılırken, günümüzde çelikten silindir biçiminde, bir ucu sivri olarak yapılan top mermisi.

gune / gûne / گونه

  • Biçim, tarz. (Farsça)

gururkarane / gurûrkârâne

  • Gururlu bir biçimde.

gusül

  • Bedenin her yerini yıkamak biçimindeki temizlik.

hatme-i nakşiye

  • Nakşî tarikatında belli kurallar çerçevesinde topluca icra edilen bir zikir ve dua biçimi.

haymi / haymî

  • Çadır biçiminde olan.

heftan

  • Zırhın altına giyilen pamuklu elbise.
  • Üstten giyilen kürk biçiminde süslü elbise. Kaftan. (Eskiden ekseriyetle taltif için, büyük kimseler tarafından liyâkat sahiplerine giydirilir veya üstlerine atılırdı.)

helezoni / helezonî

  • Helezon şeklinde olan. Sümüklü böcek kabuğu şeklinde olan, gittikçe darlaşır daire biçiminde olan.

hevesperverane / hevesperverâne

  • Hevesine düşkün bir biçimde.

heyat / heyât

  • Biçimler, görünüşler, topluluklar.

hokka

  • Cam, seramik veya metalden yapılmış küçük kutu biçimindeki kap. (Bilhassa içine mürekkep konulur.)

hüsn-i suret / hüsn-i sûret / حسن صورت

  • yüz güzelliği. (Arapça - Farsça)
  • En iyi biçim. (Arapça - Farsça)

ifade-i kur'aniye / ifade-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kendine mahsus anlatım biçimi.

ihtiyatkarane / ihtiyatkârane

  • İhtiyatlı bir biçimde.

iltiva-yi em'a / iltiva-yi em'â

  • Tıb: Bağırsağın kendi üzerine helezoni biçimde kıvrılması.

inebi / inebî

  • Üzüm biçiminde, üzümsü.

inhina

  • Eğilme, münhani olma, yay biçimine girme, kavislenme.

isfence

  • (İsfencî) Süngere benzer, sünger biçiminde, süngerimsi.

ısham

  • Biçim vakti yetişmek, hasat zamanının gelmesi.

istidare

  • (Devr. den) Dönme, dolaşma.
  • Daire biçimine girme, yuvarlak olma.

istihale / istihâle

  • Bir hâlden başka hâle geçme, biçim değiştirme.

itikad-ı küfriye

  • Küfür itikadı, inkâra dayalı inanç biçimi.

ittirad

  • Düzenli, uygun biçimde sıra ile birbirini izleyen. Biteviye.

izn-i bari / izn-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın izni.

izzet-i rububiyet

  • Her varlığı yaratılış amacına hikmetli bir biçimde ulaştırarak terbiye ve idare eden Allah'ın şeref ve yüceliği.

kadd-i mevzun

  • Mevzun boy, biçimli boy.

kalıb

  • (Ka, uzun okunur) Hususi bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç. (Buz kalıbı, çizme kalıbı gibi)
  • Hususi surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf.
  • Beden, vücut, gövde.
  • Şekil ve suret nümunesi, örnek.
  • Bir kalıba dökülmüş vey

kalpak

  • Kesik koni biçiminde deri, kürk veya kumaştan yapılmış başlık.

kavs

  • Yay.
  • Eğri, yay biçiminde olan şey.
  • Dokuzuncu burcun adı.

kavsi / kavsî

  • Yay biçiminde olan, yay gibi olan.

kehkeşan

  • Samanyolu. Saman uğrusu. (Gökte sık yıldız ışıklarıyla hasıl olan yol biçimi uzayıp giden ışıklı manzara.) (Farsça)

kinai / kinâî

  • Maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı olarak anlatan söz biçimi.

kis

  • (Çoğulu: Ekyâs) Cepte taşınır küçük para kesesi.
  • Rahimde döl yatağı.
  • Bedendeki bâzı sıvıların toplandığı kese biçimindeki oyuklar.

kise

  • (Kis-Kese) Küçük-büyük torba kab. (Farsça)
  • Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab. (Farsça)
  • Yoğurt kesesi. (Farsça)
  • Para. Para hesabı. Öz para. (Farsça)
  • Kestirme yol. (Farsça)

kroki

  • Bir konu veya nesnenin başlıca özelliklerini yansıtacak biçimde hazırlanmış taslağı.

kümmi / kümmî

  • Konik. Koni biçiminde olan.

künd

  • Biçimsiz, yakışıksız, kısa.
  • Kesmez, kör.
  • Yiğit, cesaretli, cesur.
  • Anlayışsız. Fehim ve idraki kısa.

lütuf ve inayet-i bari / lütuf ve inâyet-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir şekilde yaratan Allah'ın lütuf ve yardımı.

madalya

  • İtl. Büyük işlerde muvaffak olanlara veya büyük fedakârlık ve kahramanlık gösterenlere hediye ve hatıra olarak verilen ve çok defa yuvarlak biçimde, göğüse takılacak şekilde olan kıymetli madeni parça.

mahya

  • Ramazanlarda, kandillerde veya bayramlarda çifte minâreli olan camilerde iki minare arasına gerilen ipe asılmak suretiyle ışıklarla yazılan yazı veya yapılan resim.
  • Dam çatısında iki eğik sathın birleştiği çizgi ve buradaki aralığı kapatmak için kullanılan uzunca, oluk biçiminde kire

makulane / mâkûlâne

  • Akla uygun biçimde.

mancınık

  • Eskiden kale kuşatmalarında ağır taşlar fırlatmak için kullanılan, bir ucunda bir kepçe, öbür ucunda da bir karşı ağırlık bulunan kaldıraç biçiminde eski bir savaş âleti.

manevra

  • Bir makinenin, bir cihazın işleyişini düzenleme veya idare etme işi ve şekli. (Fransızca)
  • Ask: Muharebede düşmanın savaş gücünü yok etmek maksadıyla eldeki askerî kuvvetlerin en te'sirli bir biçimde düzenlenmesini te'min eden bütün hareketler. (Fransızca)
  • Barış zamanında kıt'alara ve kurmay hey'etle (Fransızca)

maslahatkarane / maslahatkârâne

  • Faydalı biçimde.

masumane / mâsûmâne

  • Suçsuz, günahsız bir biçimde.

memsuh

  • Suratı, daha çirkin şekle sokulmuş. Biçimsiz ve çirkin surete girmiş olan.
  • Biçimsiz ve çirkin surete girmiş.

meşrutiyet / meşrûtiyet

  • Devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi.

mevsukan / mevsûkan

  • Belgeli bir biçimde.

mevzun / موزون

  • Biçimli, düzgün. (Arapça)
  • Vezinli. (Arapça)

migferi / migferî

  • Miğfer şeklinde olan, miğfer biçiminde olan.
  • Miğferle ilgili.

mihrak

  • Fiz: Küre içi biçiminde (içbükey) bir aynaya müvâzi (paralel) gelen ışıkların, aksettikten sonra toplandıkları nokta. Yakıcı nokta.
  • Hareket merkezi.

minkar-ı mahrut

  • Gagaları konik biçimde ve kuvvetli olan kuşlar. (Serçe, karga gibi)

mınkari / mınkarî

  • Gaga biçiminde. Gagaya benzer olan.
  • Gaga ile alâkalı.

minkari / minkarî

  • Gaga biçiminde. Gagayı andırır tarzda.

model

  • Biçim, örnek, şekil. (Fransızca)
  • Resim yâhut heykel yapılırken bakarak benzetilmeğe çalışılan şey veyâ şahıs. (Fransızca)

mucizevi / mûcizevî

  • Mûcizeli biçimde, mûcize ile ilgili olarak.

mufassalan

  • Ayrıntılı biçimde.

müjdekarane / müjdekârane

  • Müjdeli biçimde.

mukarnes

  • Kubbe biçiminde olan.
  • İşlemeli, nakışlı ve rengarenk olan.
  • Merdiven şeklinde dereceleri olan kubbe.

mukavvim

  • Kıvama getiren. Biçimine koyan. Tesviye ve tanzim edici. Eğriyi doğrultucu.

mükemmelen

  • Mükemmel bir biçimde.

mükeyyes

  • Keselenmiş. Kese biçiminde toplanıp kalmış olan şey.

muktedirane / muktedirâne

  • Gücü yeter biçimde.

muktesidane

  • İktisadlı şekilde, tutumlu biçimde.

mümtazane / mümtâzâne

  • Seçkin bir biçimde.

münasebetdarane / münâsebetdârâne

  • Münasebetli bir biçimde.

musaffaf

  • (Saff. dan) Sıra sıra dizilmiş. Saflar biçiminde düzenlenmiş.

musavvir

  • Sûret veren, biçimlendiren, Allah.

musavvire

  • Sûretlenen, biçimlenen.

müşebbihe

  • Fls: İnsan biçiminde ilâh tasavvur edip suretlendiren bâtıl bir inanış. (Antropomorfizm) Mücessime de denir.

müşekkel / مشكل

  • (Şekl. den) Kalıbı, şekli, biçimi, kıyafeti gösterişli ve yerinde.
  • Şekil verilmiş, şekillendirilmiş.
  • Biçimli, kalıplı. (Arapça)

müsellesi / müsellesî

  • Üçgen biçiminde olan.

müstakimane

  • İstikametle, dosdoğru, düzgün biçimde.

mutavvaka

  • Halka biçimi boynunda tüyler olan güvercin kuşu.

mütenasık / mütenâsık

  • Dizili, birbirine uygun biçimde.

mütevazıane / mütevâzıane

  • Alçakgönüllü bir biçimde.

muvaffakiyetkarane / muvaffakiyetkârâne

  • Başarılı biçimde.

na'li / na'lî

  • Nal biçiminde olan.

na-endam

  • Muntazam olmıyan. Biçimsiz, gayr-ı muntazam. (Farsça)

nergis

  • (Nerges - Nercis) İri papatya biçiminde ortası yeşil veya sarı, yaprakları gri ve sarı bir çiçek. Suyu, uyuşturucudur. Mahmur bakışı andırır.

nergisi / nergisî

  • Nergis biçiminde kesilip yapılan bir çeşit hamur işi. (Farsça)

nesak-ı vahid / nesak-ı vâhid

  • Tek şekilde, tek tarzda, tek biçimde.

oba

  • Ev biçimi, birkaç direkli, uzun bölüntülü keçeden yapılmış göçebe çadırı.
  • Çadırlardan müteşekkil küçük topluluk.
  • Göçebe ailesi. Çadır halkı.

oran

  • Ölçü, mikyas.
  • Biçim, tenasüb, endam.
  • Tahmin, keşif.

rejim

  • Yönetim şekli, biçimi.
  • Bir devletin yönetim biçimi.

resm-i mahsus

  • Kendine has bir biçim.

rıza-yı bari / rıza-yı bârî

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın rızası.

san'atkarane / san'atkârâne

  • San'atlı bir biçimde.

sanavberi / sanavberî

  • Kozalak biçiminde. Koni şeklinde.

sanevberi / sanevberî

  • Koni biçiminde olan.

sedn

  • Vücut organlarının anormal biçimde gelişmesi.

şekil

  • Biçim.
  • (Şekl) Biçim, dış görünüş. Çehre. Tarz. Formül.
  • Şebih ve misil.
  • Hey'et.
  • Suret. Surette benzerlik.
  • Bir adamın tab' ve hevasına muvafık olan şey.
  • Muhtelif, müşkil işlerin her biri.
  • Birşeyin gerek hissedilen ve gerek mevhum sureti.
  • Geo: Bi

şekl

  • Şekil, biçim, benzer, taslak.
  • Tür, çeşit.
  • Beniz, çehre.
  • Şekil, biçim.

şekl-i hakiki / şekl-i hakikî

  • Gerçek şekil, biçim.

şekli / şeklî / شكلى

  • Şekle dayanan, biçimsel. (Arapça)

serv-endam

  • Selvi boylu. Uzun ve biçimli boylu olan kimse. (Farsça)

sıbgatullah

  • Cenab-ı Hakk'ın dilediği tarz, manevî renk, biçim ve şekilde yaratması. İslâmî ahlâk ve karakteri halketmesi.
  • Allah'ın dini.

sıyga

  • Gr. kip fiillerde belirli bir zamanla konuşanın, dinleyenin ve konuşulanın teklik veya çokluk olarak belirtilmiş biçimi.

suret / sûret / صورت

  • (Çoğulu: Sur - Suver) Biçim, görünüş.
  • Kılık. Tarz.
  • Yol. Gidiş. Hal.
  • Tasvir. Dıştan görünen şekil.
  • Çare.
  • Biçim, şekil.
  • Şekil, biçim.
  • Şekil, biçim, görünüş.
  • Yüz. (Arapça)
  • Çare. (Arapça)
  • Biçim. (Arapça)
  • Tarz. (Arapça)

suret-i daime

  • Daimi bir şekil, biçim.

suret-i ifade

  • İfade şekli, biçimi.

suret-i layık / suret-i lâyık

  • Uygun biçim, şekil.

suret-i libas

  • Elbise şekli, biçimi.

suret-i maneviye / suret-i mâneviye

  • Mânevî suret; maddî olmayan şekil, biçim.

suret-i mütegayyire / sûret-i mütegayyire

  • Değişken biçimler, şekiller.

suret-i telebbüs

  • Giyinme şekli, biçimi.

suret-i tertib

  • Tertip, diziliş şekli, biçimi.

sureta / suretâ

  • Biçim, görünüş itibariyle.

suretçe

  • Şekilce, biçimce.

sureten / sûreten

  • Sûretçe, biçimce, görünüşte.

suretiyle

  • Biçimiyle.

sütun

  • Direk, amud, rükün. Silindir biçiminde destek. (Farsça)
  • Gazete veya kitap sahifelerinde yukarıdan aşağıya olan bölünmüş kısımlardan herbiri. Kolon. (Farsça)

şuurdarane / şuûrdârâne

  • Şuurlu bir biçimde.

şuurkarane / şuûrkârâne

  • Şuurlu bir biçimde.

suver / صور

  • Yüzler. (Arapça)
  • Çareler. (Arapça)
  • Biçimler. (Arapça)
  • Tarzlar. (Arapça)

suver-i hayaliye

  • Hayale ait biçimler, şekiller, hayalî ifadeler.

suver-i maani / suver-i maânî

  • Mânâ şekilleri, biçimleri.

taazzuv / تعضو

  • Şekillenme, biçim alma, organ oluşturma. (Arapça)

takvim / takvîm / تَقْوِيمْ

  • Kıvam, biçim verme.

tamamen

  • Büsbütün, eksiksiz ve tam olarak, mükemmel biçimde.

tarz / طرز

  • Biçim, şekil.
  • Biçim, yol, metod.
  • Şekil, biçim. (Arapça)
  • Yöntem. (Arapça)

tarz-ı muamele

  • Davranış biçimi.

tasaffuh

  • Yaprak yaprak olma.
  • Levha biçiminde olma, levha hâline konulma.

tasvir-i müddea / tasvir-i müddeâ

  • İddia edilen şeyin delilsiz tasviri, san'atlı bir biçimde anlatımı.

teamül / teâmül

  • Alışılmış biçim.

teganni

  • Şarkı söyleme, bir metni müzik eserini andırır biçimde okuma.

tekehhüf

  • (Kehf. den) Mağara biçiminde oyulup kazılma.

tenkilat / tenkilât

  • (Tekili: Tenkil) Örnek olacak biçimde cezâlandırmalar.
  • Düşmanları tepelemeler.
  • Uzaklaştırmalar.

terasuf

  • (Kaldırım taşları biçiminde) birbirine yanaşarak sıkışma, istif olma.

tertil / tertîl

  • Kur'ân-ı Kerim'i iyi ve kaidelerine (kurallarına) uygun biçimde tane tane okuma.

teşbik

  • (Şebeke. den) Şebekeleştirme, ağ biçimine koyma.

teşkil

  • Biçimlendirme, oluşturma.

tevafuk

  • Birbirine uygunluk. Muvâfık oluş. Rast gelme hali. Nizamlanmış biçimde birbirine uygun olmak.

tevafuklu

  • İçerisinde tevafuk bulunan; düzgün bir biçimde birbirine denk gelen.

tıksar

  • Halka biçiminde taç.
  • Kaınların boyunlarına yaptıkları bağ.

ukdevi / ukdevî

  • Düğüm biçiminde olan. Ukde ile alâkalı.

unsurculuk

  • Irkçılık; olumsuz ve zararlı biçimde kullanılan ırkçılık, milliyetçilik.

üslub / üslûb

  • Tarz, yol. Biçim. İfade tarzı. Dizmek.
  • Tarz, biçim, ifade yolu.
  • Anlatım biçimi.

üslub-u arabi / üslûb-u arabî

  • Arapça ifade biçimi.

utme

  • İğde gibi zeytin biçimindeki meyve.

varaki / varakî

  • Yaprakla ilgili.
  • Yaprak biçiminde.

vefk-i müselles

  • Üçlü vefk; bir âyet veya ibarenin ebced ve cifir değerleri esas alınarak, dağıtıldığı ve üç rakamının karesi biçiminde dokuz küçük kareden oluşan tılsımlı kare alan.

yankesici

  • Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız.