LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ben kelimesini içeren 182 kelime bulundu...

acib / acîb

  • Benzeri görülmeyen, şaşırtıcı.

acizleri / âcizleri

  • Bendeniz, ben. (Arapça - Türkçe)

adil / adîl

  • Benzer, eş, akran.

ahkam-ı bi-nazir / ahkâm-ı bî-nazîr

  • Benzersiz hükümler, esaslar.

bana sebkat eden

  • Beni geçen, ilerleyen.

bedaat / bedâat

  • Benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik.

bedi / bedî

  • Benzersiz güzel, üstün, özgün.

bedi' / bedî' / بَد۪يعْ

  • Benzersiz olan ve öyle yaratan (Allah).

bedia / bedîa

  • Benzersiz güzel olan.

bencileyin

  • Benim gibi. (Türkçe)

bend

  • Bent, bağlanmış.

bendehane / bendehâne / بنده خانه

  • Benim evim. (Farsça)

bengi / bengî

  • Beng tiryakisi, esrarkeş. (Farsça)

benu-d dünya

  • Beni Âdem, insanlar.

benzol

  • Benzin ve toluen karışımı bir akaryakıt.

bi-hemal / bî-hemal

  • Benzersiz, eşsiz. (Farsça)

bi-nazir / bî-nazir

  • Benzeri olmayan. Nasirsiz. (Farsça)

bihemta / bîhemta / bîhemtâ / بى همتا

  • Benzersiz.
  • Benzersiz. (Farsça)

bila teşbih / bilâ teşbih

  • Benzetme olmaksızın; Allah'ı yaratılmışlara benzemekten uzak tutmak için kullanılır.

bila teşbih vela temsil / bilâ teşbih velâ temsil

  • Benzetme ve temsil olmaksızın; Allah'ın zâtını hiçbir şeye benzetmemekle beraber.

bila-teşbih / bilâ-teşbih

  • Benzetmek gibi olmasın, benzetme olmaksızın.

bilateşbih / bilâteşbih

  • Benzetmesiz.

bimisal / bîmisâl / بى مثال

  • Benzersiz. (Farsça - Arapça)

binazir / bînazîr / بى نظير

  • Benzersiz.
  • Benzersiz. (Farsça - Arapça)

cemal-i bimisal / cemâl-i bîmisâl

  • Benzersiz güzellik.

cemil-i bimisal / cemîl-i bîmisâl

  • Benzersiz güzellik sahibi Allah.

cevher-i ferid

  • Benzeri bulunmayan, tek olan cevher.

cihet-i müşabehet

  • Benzeme yönü, benzeyiş itibariyle.

cilve-i bedayi / cilve-i bedâyi

  • Benzersiz san'atların tecellîleri, görüntüleri.

cilve-i kudret-i fatır / cilve-i kudret-i fâtır

  • Benzersiz şeyler yaratan Allah'ın kudretinin cilvesi, yansıması.

dürr-i yekta / dürr-i yektâ

  • Benzeri olmayan, tek inci.

ecirni / ecirnî

  • Beni koru.

ego

  • Ben, ene.

egoist

  • Bencil, hodpesent, hodbin, kendini beğenmiş, menfaatperest.

egoizm

  • Bencillik. Kendi menfaatını ön plâna alma. Her işi ve davranışta kendini düşünme. Bencillik, hem ahlâk, hem de dinde reddedilen kötü bir huydur. Bencillikten kurtulmanın çaresi, İslâm terbiyesidir. (Fransızca)

ehl-i enaniyet / ehl-i enâniyet

  • Bencil kişiler.

ekulü

  • Ben derim, ben söylüyorum (meâlinde.)

elyasa

  • Benî İsrail Peygamberlerindendir. Benî İsrail ise; günden güne Kitabullah'ı dinlemez olmuştu. Cenab-ı Hak Asuriye Devleti'ni onlara musallat eyledi. Sonra Yunus (A.S.) Asuriye içinde Ninova şehrinde Peygamber oldu.

emanet-i kübra / emanet-i kübrâ

  • Benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler.

emsal / emsâl / امثال / اَمْثَالْ

  • Benzer.
  • Benzerler.
  • Benzerler.

emsali / emsalî

  • Benzeri.

emsalsiz / emsâlsiz

  • Benzersiz.

enaniyet / enâniyet / انانيت

  • Benlik.
  • Benlik, gurur.
  • Benlik.

enaniyetli / enâniyetli

  • Bencil, gururlu.

endad

  • Benzerler, misiller.

endad ü ezdad

  • Benzerler ve zıtlar.

ene / انا / اَنَا

  • Ben, benlik.
  • Ben, benlik.
  • Ben, benlik.
  • Ben.
  • Ben. (Arapça)
  • Ben.

eşbah / eşbâh

  • Benzeyenler.
  • Benzerler.
  • Benzeyenler, nazirler.

eser-i bedia / eser-i bedîa

  • Benzersiz, harika eser.

ez-men

  • Benden. (Farsça)

fakirhane / fakirhâne / فقيرخانه

  • Bendenizin evi. (Arapça - Farsça)

fatır / fâtır

  • Benzeri bulunmayan şeyi harika üstün sanatıyla yaratan Allah.
  • Benzeri bulunmayan şeyi yaratan. Hârika üstün san'atiyle yaratan. Halkedici Allah (C.C.)
  • Benzeri bulunmayan eserleri yaratan Allah.

fatır-ı bimisal / fâtır-ı bîmisal

  • Benzersiz şeyleri hârika ve üstün sanatıyla yaratan Allah.

ferdiferid / ferdiferîd

  • Benzeri görülmemiş, eşsiz.

garibe

  • Benzersiz, garip şey.

hal-dar

  • Benli, benekli. (Farsça)

haldar / haldâr / خالدار

  • Benli. (Farsça)

halid bin sinan

  • Benî Abes kabilesinin Bin-Bagis'ten ehl-i tevhid bir zat olup; Hz. Peygamber Efendimiz, bu zat hakkında: "O bir nebi idi, fakat onun kavmi onu zâyi etti" buyurmuşlardır. Kendisi Peygamberimizin zamanına yetişememiştir.

hemanend

  • Benzer, gibi. (Farsça)

hodbin / hodbîn / خودبين

  • Bencil, kibirli.
  • Bencil, kendini gören.
  • Bencil. (Farsça)

hodgam / hodgâm

  • Bencil, egoist, kendini beğenmiş.

hodgami / hodgâmî

  • Bencil, kendini düşünen.

hodgamlık / hodgâmlık

  • Bencillik.

hudperest / خودپرست

  • Bencil. (Farsça)

hudperestlik

  • Bencillik, kendini düşünme. (Farsça - Türkçe)

ibda / ibdâ

  • Benzersiz güzellikte yaratma.

ibda-ı san'at

  • Benzeri olmayan mükemmellikte san'at eseri. İbda' yapabilene mübdi', eserlerine bedi'a denir.

ibda-i san'at / ibdâ-i san'at

  • Benzersiz güzellikte sanat eseri meydana getirme.

ibtida'

  • Benzeri olmayan bir şey yaratmak.

icaz / îcâz

  • Benzerini yapmakta insanı âciz bırakan.

icazkarane / îcâzkârâne

  • Benzerini yapmakta insanı âciz bırakırcasına.

ihtira' / ihtirâ' / اِخْتِرَاعْ

  • Benzersiz yaratma.

iltibas / iltibâs / التباس

  • Benzeyen şeyleri birbirine karıştırma. Şaşırıp yanılma.
  • Benzerlik. (Arapça)

ilyas

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç

imkan-ı örfi / imkân-ı örfî / اِمْكَانِ عُرْف۪ي

  • Benzeri olabilen ihtimâl.

infirad eden

  • Benzeri bulunmayan, özellikleriyle tek ve ender olan.

kabilinden

  • Benzerinden, türünden.

kıyasat-ı temsiliye / kıyâsât-ı temsiliye

  • Benzetmeye dayanan kıyaslar.

kudret-i harika / kudret-i hârika

  • Benzersiz kudret, güç.

lahiz / lahîz

  • Benzer, misil, nazir.

lateşbih / lâteşbih

  • Benzetmeksizin. Benzetmek olmasın.
  • Benzetmek gibi olmasın!

len-terani / len-teranî

  • Beni aslâ göremezsin (meâlinde).

lenterani / lenterânî

  • Beni asla göremezsin!

mahv

  • Benlik bakımından silinme.

mahviyetkar / mahviyetkâr

  • Benliğini silen.

mahviyetkarane / mahviyetkârane

  • Benliğini silercesine.

makine-i dakika-i bedia-i ilahiye / makine-i dakika-i bedîa-i ilâhiye

  • Benzersiz ve çok ince özelliklerle donanmış İlâhî makine.

makis / makîs

  • Benzer, denk.

manend / mânend

  • Benzer. Denk. Eş. Gibi. (Farsça)
  • Benzer, eş.

manende

  • Benzeyen, mümâsil.

me-ra

  • Beni. Benim. Bana. (Farsça)

mecaz-ı mürsel

  • Benzetme dışında başka bir ilişki sebebiyle kullanılan mecaz: Meselâ: "O köye sor" demek, "o köyden birine sor" demektir.

mehul

  • Benli, benekli.

men / من

  • Ben. (Farsçada birinci şahıs zamiri) (Farsça)
  • Ben. (Farsça)

men ene

  • Ben kimim?

meni / menî / منى

  • Benlik. Benlik iddiası. Hodbinlik. (Farsça)
  • Benlik. (Farsça)

meş'ale-i adimü'l-misal / meş'ale-i adîmü'l-misâl

  • Benzersiz meş'ale.

mesbuk-ul emsal / mesbuk-ul emsâl

  • Benzerleri ve emsali önceleri de görülmüş ve geçmiş.

mesel

  • Benzer, örnek.

mesil

  • Benzer. Misil. Gibi. Şibih. Eş. Nazir.

meşim

  • Benli kimse.

mesleksiz

  • Benimsediği herhangi bir yolu, düşüncesi olmayan.

misal / misâl

  • Benzer, örnek.

misalsiz

  • Benzersiz.

misil / مِثِلْ

  • Benzer.
  • Benzer, denk.

misilli

  • Benzeri.

misillü

  • Benzeri, gibi.

misilsiz

  • Benzersiz.

misl

  • Benzer.

mislen

  • Benzer olarak.
  • Benzer olarak.

misli

  • Benzeri.

misliyet

  • Benzerlik, misliyet.
  • Benzeri ve misli olmak. Benzerlik.
  • Benzerlik, eşlik.

mühakat

  • Benzerini yapma, taklit.

muhaki / muhakî / muhâkî

  • Benzeyen, benzer olan.
  • Benzer.
  • Benzer.

mukabele-i bilmisl

  • Benzeriyle, aynıyla karşılıkta bulunma.

mukallidane / mukallidâne

  • Benzetmeğe, taklide özenircesine. Taklid edercesine. Benzemeğe çalışırcasına. (Farsça)

mümaselet / mümâselet / مماثلت

  • Benzeyiş, müşabih olmak. şekilce, suretçe birbirine benzeyiş.
  • Benzerlik.
  • Benzerlik. (Arapça)

mümasil / mümâsil / مماثل / مُمَاسِلْ

  • Benzeyen, benzer. Gibi.
  • Benzeri, misli, dengi.
  • Benzer.
  • Benzer, andıran. (Arapça)
  • Mümasil olmak: Berbirine benzemek. (Arapça)
  • Benzer.

mümtaz bulunmak

  • Benzerlerinden ayrılmış, seçilmiş bulunmak.

münasebe

  • Benzemek.

münasib

  • Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır.

münasip / münâsip

  • Benzer, uygun.

musa

  • Beni İsrâil peygamberlerinden Hz. Musa'nın (A.S.) ismi. Dört büyük kitaptan birisi olan Tevrat, vahiy yoluyla kendisine gelmiştir. Yahudilerin en büyük peygamberidir. Şeriatı, İsa'ya (A.S.) kadar devam etti. Yusuf'un (A.S.) soyundan Yuşa nâmındaki peygamberi yerine tâyin ederek vefat etmiştir. Mısır

müşabbih

  • Benzeten.

müşabehet / müşâbehet / مشابهت

  • Benzeyiş.
  • Benzerlik.
  • Benzerlik. (Arapça)

müşabih / müşâbih / مشابه / مُشَابِهْ

  • Benzeyen, benzer.
  • Benzer.
  • Benzer, benzeyen.
  • Benzer. (Arapça)
  • Benzer.

müşakele

  • Benzeme, uygunluk, şekilce bir olma.

müşebbeh

  • Benzetilen.
  • Benzeyen.
  • Benzetilen.

müşebbih

  • Benzeten, iltibas eden.

mustalık gazası

  • Benî Mustalık gazasına Müreysî gazası da denilir. Benî Mustalık, Huzaa'nın bir şubesidir. Müreysî de bunların bir kuyusudur. Benî Mustalık, Resul-i Ekrem'le harb etmek üzere bu kuyu başında toplandıkları için bu sefer bu isimle anılır. Çeşitli râviler, bu gazanın hicrî dört veya beş veya altıncı sen

mütemasil

  • Benzer, eş.

mütemessil / مُتَمَثِّلْ

  • Benzeyen, sûretlenen.
  • Benzeyen.

müteşebbih

  • Benzeyen, andıran.
  • Benzeyen.

muzahi / muzahî

  • Benzeyen, benzeyici.

muzaraa

  • Benzemek.

na-mesbuk

  • Benzeri hiç olmamış, geçmemiş. (Farsça)

nazair / nazâir

  • Benzerler.

nazar-ı fakirane / nazar-ı fakirâne

  • Benim bakış açım anlamında, tevazu göstermek için kullanılan ifade.

nazir / nazîr / نظير / نَظ۪يرْ

  • Benzer.
  • Benzer. (Arapça)
  • Benzer.

nazır-ı binazir / nâzır-ı bînazîr

  • Benzersiz bakıcı, dikkatle bakan.

nazire / nazîre / نَظ۪يرَه

  • Benzeri, misli.
  • Benzerini yapma maksadlı örnek.

naziresi

  • Benzeri, misli.

nazirsiz / nazîrsiz

  • Benzersiz, eşsiz.

ne-şebem

  • Ben karanlık gece gibi nursuz değilim anlamında (Farsça)

nezair / nezâir

  • Benzerler.
  • Benzerler.

nokta

  • Benek, konu.

sa

  • Benzetme edâtı olan "âsâ" nın hafifletilmişidir. Meselâ: Anber-sâ : Anber gibi. (Farsça)

sanayi-i garibe

  • Benzersiz ve hayranlık verici san'atlar.

sand

  • Bendetmek, bağlamak.

şebahet / şebâhet / شباهت

  • Benzeme, benzeyiş.
  • Benzerlik. (Arapça)

şebih / şebîh / شبيه

  • Benzer.
  • Benzer.
  • Benzer, benzeyen. (Arapça)

şerda

  • Benzemek. Misil.

şevk-i taklidi

  • Benzerini yapma arzusu ve isteği.

şibh

  • Benzer. Benzeyen şey.

silsile-i emsal

  • Benzer unsurların oluşturdukları silsile.

sima

  • Beniz, çehre.

süleyman

  • Beni İsrail Peygamberlerindendir. Davud (A.S.) ın oğludur. Babasının vasiyyeti üzerine Beyt-ül Makdisi yedi senede inşa ettirdi. Kudüste büyük bir hükümet sarayı yaptırdı. Şark ve garb melikleri kendisine itaate geldiler. Kırk sene hem peygamberlik, hem padişahlık yaptı. Beni İsrailden Yahuda ve Bün

taklid

  • Benzemeye çalışma, öykünme.

tanzir / tanzîr / تَنْظ۪يرْ

  • Benzetme.
  • Benzerini yapma.
  • Benzerini yapma.

tanzir etmek

  • Benzerini yapmak.

taravet-i bimisal / tarâvet-i bîmisâl

  • Benzersiz tazelik.

teceddüd-ü emsal

  • Benzerlerinin yenilenmesi.

tekbil

  • Bendetmek.

temasül / temâsül / تماثل

  • Benzeşme. (Arapça)

temessül / تَمَثُّلْ

  • Benzer şekil ve sûrete girme, sûretlenme.

temessül etme

  • Benzeme, aynı görüntüyü yansıtma.

temeyyüz

  • Benzerlerinden farklı ve üstün olma. Diğerleri arasından kendini gösterme.
  • Benzerlerinden farklı, üstün olan.

temsillerin darbı

  • Benzetmelerin getirilmesi, örneklemelerin yapılması.

terk-i enaniyet / terk-i enâniyet

  • Bencilliği terk etmek.

teşabüh / teşâbüh / تشابه

  • Benzeşme. Birbirine benzeme.
  • Benzeşme. (Arapça)

teşbih / تشبيه / teşbîh / تَشْب۪يهْ

  • Benzetme.
  • Benzetme.
  • Benzetmek, benzetiş. Bir nitelikte saymak ve zannetmek.
  • Benzetme.
  • Benzetme. (Arapça)
  • Teşbîh edilmek: Benzetilmek. (Arapça)
  • Teşbîh etmek: Benzetmek. (Arapça)
  • Benzetme.

teşbihat / teşbihât

  • Benzetmeler.
  • Benzetmeler.

teşbihperest

  • Benzetme düşkünü.

teşebbüh

  • Benzemek, müşâbehet etmek. Zorla benzemeğe çalışmak.
  • Benzemek.
  • Benzeme.

teşebbüh etme

  • Benzeme.

tip

  • Benzerlerinin ana vasıfları kendinde görülen ideal örnek, misal. (Türkçe)

tuhye

  • Benî Temim kabilesinden bir cemaat.

ubudiyyet

  • Bendelik, kulluk, kölelik. Kul olduğunu bilip Allah'a itaat etmek. Allah'a teslim olup, Kur'an ve Peygamber (A.S.M.) vasıtası ile verilen emirleri aynen icra ve tatbike çalışmak.

vari

  • Benzer, gibi. (Farsça)

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

zat-ı ferd ve ehad / zât-ı ferd ve ehad

  • Benzeri olmayan ve herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zekeriyya

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Hz. Süleyman Aleyhisselâm'ın neslindendir. Beytül-Makdis'de Tevrat yazan ve kurban kesen reis idi. Zevcesi, Hz. Meryem'in teyzesi idi. Benî İsrail'in büyüklerinden olan İmran namındaki zatın karısı Hanne, Zekeriyya (A.S.) ın karısının kardeşidir. Hz. Meryem İmran kız

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR