LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Barış ifadesini içeren 75 kelime bulundu...

asayiş / âsâyiş

  • Barış, huzur ve güvenlik.

aşti / aştî

  • Barışıklık, sulh. (Farsça)

aşti-hure / aştî-hûre

  • Barış ziyafeti. (Farsça)

aşti-perver / aştî-perver

  • Barış taraflısı, sulh. (Farsça)

aşti-perverane / aştî-perverane

  • Barış taraftarına yakışacak şekilde. (Farsça)

aşti-saz / aştî-sâz

  • Sulhsever, sulh taraftarı. Barışsever, barışçı. (Farsça)

aşti-sazi / aştî-sâzî

  • Barışseverlik, sulhseverlik. (Farsça)

ba'del musalaha / ba'del musâlaha

  • (Ba'de-l musâlaha) Musâlahadan, barıştan sonra.

hazar

  • Sulh zamanı. Barış zamanı.
  • Bir kimsenin huzuru, yakını.
  • Mukim olmak. Yolcu olmamak.
  • Barış zamanı.

hazar ve sefer

  • Barış ve muharebe zamanı.
  • Evde mukim olma ve yolculuk.

hazari / hazarî

  • Köyde ve kasabalarda yaşayanların yaşayış şekli ve tarzlarına ait. Şehirli.
  • Sulh ve asâyiş, sükun ve istirahat zamanlarına mensub ve müteallik. Barış ve güvenle alâkalı.

hüdn

  • Barış, sulh, musalaha.

ıslah / ıslâh

  • Terbiye etmek, iyi hâle getirmek.
  • Bozulan bir şeyi eski hâline getirme.
  • İnsanların aralarını düzeltmek, barıştırmak.

ıslah-ı zat-ül beyn / ıslah-ı zât-ül beyn

  • Aralarındaki kırgınlığı kaldırarak iki kişiyi barıştırma.

ıstılah

  • Tabir, deyim. Belirli bir topluluğun, bir lafzı lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmaları.
  • Bir ilim veya mesleğe âid kelime. Terim. Erbab-ı ilim arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime.
  • Muvafakat. Uygunluk. Barışmak. İttifak.

kutb-i medar / kutb-i medâr

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk-kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan büyük zât. Kutb-ül-aktâb, Kutb-ül-ebdâl da denir.

kutb-ül-aktab / kutb-ül-aktâb

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur.

leym

  • İnsanlar arasında sulh etmek, barış yapmak.
  • Salâh.
  • Bir nârenciye meyvesi.

manevra

  • Bir makinenin, bir cihazın işleyişini düzenleme veya idare etme işi ve şekli. (Fransızca)
  • Ask: Muharebede düşmanın savaş gücünü yok etmek maksadıyla eldeki askerî kuvvetlerin en te'sirli bir biçimde düzenlenmesini te'min eden bütün hareketler. (Fransızca)
  • Barış zamanında kıt'alara ve kurmay hey'etle (Fransızca)

maslahat

  • İş, emir, madde, keyfiyet, önemli iş.
  • Barış, dirlik-düzenlik.

mühadene

  • (Hıdn. dan) Barışma, sulh yapma.

muhadenet

  • Barışma.
  • Veda etme.

mühavede

  • Sulh etmek, barışmak.

munsalih

  • Sulh üzere olan. Barış hâlinde olan.

musalaha / musâlâha

  • Karşılıklı anlaşmak. Barışmak. Sulh akd etmek.
  • Barışma, uzlaşma, barış, güvenlik.
  • Barışma, anlaşma.
  • Barışma, barış anlaşması yapma.

müsalaha / müsalâha / müsâlâha

  • (Sulh. dan) Barışma. Anlaşma. Güvenlik.
  • Barışma.
  • Barışma.

musalaha / مصالحه

  • Barış. (Arapça)

müsalaha / مصالحه

  • Barış yapma. (Arapça)

musalaha etmek / musalâha etmek

  • Barışmak.

musalahakarane / musalâhakârâne / musâlâhakârâne

  • Barışarak, barış içinde.
  • Barışarak, barışırcasına.

müsalahaname / müsalahanâme

  • Barış antlaşması. (Farsça)

musalahat

  • (Tekili: Musâlaha) (Sulh. dan) Karşılıklı anlaşmalar. Barışlar.

musalahat-ı umumiye / musalâhat-ı umumiye

  • Genel barışlar.

müsalemet / müsâlemet

  • İki taraf arasında barışıklık, barış içinde olmak, sulh.
  • Karşılıklı barış içinde olma.
  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.
  • Barışıklık.

musalemet-i umumiye

  • Herkesi içine alan barış hâli, huzur.

müsalemet-i umumiye

  • Umumî barış ortamı; herkesi içine alan barış ve huzur.

müsalemetkar / müsalemetkâr / مسالمت كار

  • Barışçı, sulh taraftarı. (Farsça)
  • Barışçıl. (Arapça - Farsça)

musalih

  • Sulh yapan, barışan.

müşir

  • Emreden, işaret eden, bildiren.
  • Mareşal. En büyük ünvanı taşıyan asker. Silâhlı kuvvetlerde, kaide olarak barış zamanında orgeneral rütbesine kadar terfi etmek mümkündür. Mareşal rütbesi, ancak muharebe sırasında ve bir meydan muharebesi kazanmış olan generallere verilir. Asıl vazife

mütevadi'

  • Düşmanlığı ve husumeti bırakarak barışan.

muvadaa

  • Düşmanlığı bırakıp barışma. Adaveti bırakıp sulh etme.
  • Vedâlaşma.

nebras

  • (Nibrâs) (Çoğulu: Nebâris) (Süryânice) Kandil. Çıra. Lâmba.
  • Mc: Nur merkezi.

salah / salâh / صلاح

  • İyilik, bir şeyin iyi ve istenen şekilde bulunması, dindarlık, barış.
  • Düzgünlük, yolunda gitme. (Arapça)
  • Barış. (Arapça)
  • Dine bağlılık. (Arapça)

salah u selamet / salâh u selâmet

  • Barış ve selâmet.

selam / selâm

  • Rahatlık, emniyet, barış, iyilik.

selm / سَلْمْ

  • Barış, sulh. İtaat. Tek kulplu kova.
  • Barış.
  • Barışma, itaat.
  • Barış.

seml

  • (c.: Esmâl) Sulh etmek, barışmak.
  • Göz çıkarmak.
  • Pâk edip temizleyip arıtmak.

şerait-i sulhiye / şerâit-i sulhiye

  • Barışı ve barış ortamını meydana getiren şartlar.

silm

  • Barışma.
  • Barışmak, sulh, barışıklık.
  • İtaat. İslâm, müslim olmak.

sulh / صلح / صُلْحْ

  • Barış.
  • Barış.
  • Barış. Uyuşma.
  • Muharebeyi terk için anlaşma.
  • Rahatlık.
  • Barış.
  • Barış.
  • Rahatlık.
  • Uyuşma. Uzlaşma.
  • Barış. (Arapça)
  • Barış.

sulh ve müsalemet-i umumiye

  • Genel barış ve huzur.

sulh-amiz / sulh-âmiz

  • Ara bulucu, barıştırıcı. (Farsça)

sulh-name / sulh-nâme

  • Sulh, barış kâğıdı. (Farsça)

sulh-perver

  • Sulhçu. Dâimâ sulh ve sükun isteyen. Harp ve çarpışmak istemeyen. Barışsever. (Farsça)

sulh-u hudeybiye

  • Hudeybiye Barışı.

sulh-u umumi / sulh-u umumî

  • Genel barış, dünya barışı.

sulh-ü umumi / sulh-ü umumî

  • Genel barış, dünya barışı.

sulh-u umumiye

  • Herkesi içine alan barış, barış hâli.

sulhamiz / sulhâmîz / صلح آميز

  • Barışçıl. (Arapça - Farsça)

sulhen / صلحا

  • Sulh tarzında, barış yoluyla. Anlaşmak suretiyle.
  • Barış yoluyla. (Arapça)

sulhkarane / sulhkârâne

  • Barışık, barış içinde.
  • Barış edercesine.

sulhperver

  • Barışsever.

sulhperverlik

  • Barışseverlik.

tabakatın musalahası / tabakatın musalâhası

  • Toplumsal sınıfların barışı, barış içinde olması.

taglif-i süyuf

  • Kılıçları kılıfa koyma.
  • Mc: Sulh yapma, barışma.

te'lif / te'lîf

  • Barıştırmak. Husumeti defetmek. Ülfet ve imtizac ettirmek.
  • Çeşitli şeyleri birleştirip karıştırmak.
  • Eser yazmak.
  • Noksan bir adedi bine çıkarmak.
  • "Ülfet"den.
  • Uzlaştırma, barıştırma.
  • Kitap, eser yazma.

te'lif-i beyn

  • Ara bulma, barıştırma, uzlaştırma.

tebadür

  • Ani olarak zihne girmek.
  • Hâdis olmak.
  • Barışmak.
  • Öğretmek.
  • Diğerini geçmek için sür'atlenmek, hızlanmak.

tebuk gazvesi

  • Hicretin dokuzuncu senesinde vuku bulmuştur. Şam'da bulunan Rumlar tarafından o civarın halkı, müslümanlara karşı ayaklandırıldığı Peygamberimiz tarafından duyulduğunda, onlara karşı asker hazırlayarak Tebuk'e gitmiş ve oranın ileri gelenleri Peygamberimize gelerek barışa çalışmışlardır. Tebuk'te on

teellüf

  • Alışma. Hoş geçinme.
  • Barışma.
  • Huylanma.
  • Birikme.

tesalüm

  • Sulh edişmek, barışmak.

tevadu'

  • (İki taraf düşmanlıktan vazgeçip) barışma.

tevrat

  • Hz. Musâ Aleyhisselâm'a nâzil olan kitab-ı mukaddesin nâm-ı celili. (Hakiki Tevrat, Kur'an-ı Kerim ile barışıktır. Şimdiki ise, çok yerleri değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Bu kitabın aslından az bir şey kalmıştır. Aklı başında ve İslâmiyeti, Kur'an-ı Kerim'i tetkik eden Yahudiler de hidayeti seçmi

vakt-i hazar

  • Barış zamanı.

vifak

  • Dostça bir fikir üzerinde birleşmek. Samimi anlaşmak.
  • Barış.
  • Uygunluk.