LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te BEKLE ifadesini içeren 161 kelime bulundu...

ahdak

  • (Tekili: Hadeka) Göz bebekleri.

amade / âmâde / آمَادَه

  • Hazır, emir bekleyen.

amal / âmâl

  • Emeller, beklentiler, istekler.

babilik / bâbîlik

  • On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İran'da el-Bâb Ali Muhammed isminde bir acem tarafından ortaya çıkarılan bozuk yol. Kendisinin Mehdî olduğunu iddiâ eden, beklenen imâma açılan bir bâb (kapı) olduğunu söyleyen Ali Muhammed'e el-Bab, onun yoluna da Bâbîlik denildi. Daha sonra Behâîlik adıyla de

badih

  • (Bâdihe) Beklenmedik ziyaret.
  • Erkek ziyaretçi.
  • Birden bire gelen ilham.
  • Ansızın, âniden.

benat / benât

  • (Tekili: Bint) Kızlar.
  • Bebekler.

cezu'

  • Çok sızlanan, kıvranan, feryad eden. Allah'tan gayrısından imdad bekleyen.

cud / cûd

  • Cömertlik. Karşılık beklemeden yapılan cömertlik.

def'aten

  • Hemen, birdenbire âni olarak. Beklenmedik anda. Bir def'ada.

delil-i ihtirai / delil-i ihtirâî

  • Kâinatta her bir varlığın kendinden beklenen neticeleri yerine getirebilecek şekilde kabiliyetlerine göre en üst derecede yoktan yaratılması.

der-kemin

  • Pusu bekleyen, pusuda olan. (Farsça)

divan durmak

  • Huzurda hazır olarak beklemek.

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

emr-i vaki' / emr-i vâki'

  • Beklenilmeyen iş, sürpriz. Zorlayıcı bir baskı ile bir işi yapmaya mecbur etmek.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

ez kaza

  • Kazâ olarak, tevâfuk olarak. Beklenmedik ânda. (Farsça)

fevkalme'mul

  • Umulmadık bir şekilde, beklenenin üstünde.
  • (Fevk-al me'mul) Ümidin fevkinde, Umulandan ziyade. Ümid edilmedik şekilde. Beklenmedik bir anda.

fevkalmemul

  • Umulanın, beklenilenin üstünde.

fi sebilillah / fî sebilillah

  • Allah yolunda, karşılık beklemeksizin.

füc'eten

  • Apansızın. Birdenbire. Ansızın. Hiç beklenmedik anda.

fursat-cu / fursat-cû

  • Fırsat bekleyen, fırsat arıyan. (Farsça)

gabibe / gabîbe

  • Sabah sağılan koyun sütünün üzerine akşam yine sağıp, ertesi güne bekletilip ekşiyen süt.

gardiyan

  • Hapistekileri bekleyen görevli.

gayr-ı me'mul

  • Umulmadık. Beklenmedik. Birdenbire.

gayr-ı mütevekkil

  • Tevekkül etmeyen, sadece sebeplere takılıp neticeyi Allah'tan beklemeyen.

gerdendade-i tevfik / gerdendâde-i tevfik

  • Gerekli çalışma ve vazifeleri yerine getirdikten sonra neticeye boyun eğme ve sonucu Allah'tan bekleme.

hal-i intizar / hâl-i intizar

  • Bekleme hâli.

haris / hâris

  • Muhafız. Bekçi.
  • Gözcü. Himaye eden. Bekleyen.

hasbi / hasbî

  • Karşılık beklemeyen.

hasle

  • Göbekle kasık arası.

helhele

  • Okuyucunun tesirli nağmeyi tekrar etmesi.
  • Unu seyrek elekten elemek.
  • Teenni ile encamını beklemek.
  • Bir şeye pek yaklaşıp çatmak.

hidak

  • (Tekili: Hadeka) Göz bebekleri, hadekalar.

hıkd

  • Kin, buğz, adâvet.
  • İntikam almak için fırsat beklemek.
  • Kin tutma, öç almak için fırsat bekleme.

hilaf-ı me'mul / hilâf-ı me'mul

  • Beklenilenin tersine.

hilaf-ı memul / hilâf-ı memul / hilâf-ı memûl

  • Beklenenin aksine.
  • Umulanın tersine, beklenin aksine.

hıraset

  • Koruma.
  • Bekleme, bekçilik etme, muhafaza etme.

hüsran

  • Zarar, ziyan.
  • Beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.

i'tikaf / i'tikâf

  • İbâdet niyetiyle câmide bir müddet bulunmak. Îtikâf, nezr (adak) olursa vâcib, Ramazan ayının son on gününde sünnet, bunların dışında herhangi bir zamanda namaz kılmayı beklemek, göz-kulak günâh işlemesin niyetiyle mescidde bulunmak ise müstehâbdır (sevâbdır). Îtikâfa girene mü'tekif denir.

iddet

  • Bekleme müddeti.
  • Sayılmış. Madud.
  • Cemaat.
  • Hıfz.
  • Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.)
  • Kocasının ölümüyle dul kalan veya talak (boşama) ve fesh (nikâhın bozulması) sebebiyle evlilik bağı çözülen kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken zaman.
  • Bekleme süresi. İslâm hukukunda kocasından boşanan bir kadının 100 gün, kocası ölen bir kadının 130 gün bekleme müddeti. Bu müddet geçmeden başkasıyla evlenemez.
  • Kocası ölen kadının bekleme süresi.

iddet-i eşhür

  • Ay hesabıyla iddet beklemek. Boşanma tarihinden itibaren hür ise üç ay, cariye ise birbuçuk ay bekler.

iddet-i haml

  • Fık: Çocuk doğurmakla biten iddet. Kocası ölen veya boşanan gebe kadının, çocuğun doğmasını beklemesi demektir.

iddet-i vefat

  • Fık: Ölüm neticesinde icab eden iddet. Kocası ölen kadın hür ise 130 gün, cariye ise 65 gün iddet bekler.

ihlas-ı tam / ihlâs-ı tâm

  • Tam ihlâs, yaptığı her işinde Allah'ın emrini ve rızasını gözetme, dünyevî veya uhrevî hiçbir karşılık beklememe.

ıkmar

  • Ayın doğmasını bekleme.

inayethah

  • İnayet isteyen, meded bekleyen. (Farsça)

intizar / intizâr / انتظار / اِنْتِظَارْ

  • Bekleme.
  • (Nazar. dan) Gözlemek. Ümidederek beklemek.
  • Bekleme, gözleme.
  • Bekleme, bekleyiş. (Arapça)
  • İntizâr etmek: Beklemek. (Arapça)
  • Bekleme.

intizar eden

  • Bekleyen.

intizar edilen

  • Beklenen.

intizar etme

  • Bekleme.

intizar etmek

  • Beklemek.

intizar salonu

  • Bekleme salonu.

intizaren

  • Bekleyerek, gözleyerek.
  • Bekleyerek.

irtikab

  • Bekleme, gözleme.
  • Ümit etme, umma.

işrak

  • Allah'a şerik koşma. Allah'tan başkasından medet bekleme.

istibda

  • (İstibra') Ayırmak. Uzak etmek.
  • Küçük abdest bozduktan sonra idrardan temizlenmek, sidik eserinin tamâmen kesilmesini beklemek.
  • Nikâhla alınan dul bir kadının gebe olmadığına kanaat getirmek için, kadın bir âdet görünceye kadar beklemek.

istibra / istibrâ

  • Küçük abdestten sonra idrarın iyice kesilmesini beklemek.

istimaha

  • Birisinden hayır ummak. İyilik ve şefaat beklemek.

kavarir

  • (Tekili: Karure) Gözbebekleri.
  • Şişeler.

kaza

  • Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ.
  • Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
  • Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi.
  • Hâkimlik, hâkimin hükmü.
  • İstemeden yapılan zarar.
  • Hükmeylemek, hüküm.
  • Bir şeyi birbirine lâzım kılmak.

kazaen

  • Kaza olarak, tesadüfen. İstemiyerek. Bilerek değil. Beklenmedik halde.

kemerbeste

  • Kuşak bağlamış, hazır olmuş. Hazır olup emri bekler hâlde olan. (Farsça)

kemerbeste-i ubudiyet

  • Cenab-ı Hakkın huzuruna çıkıp, kollarını önden bağlar şekilde, emre hazır vaziyette bekleyip, kulluğunu ifâde ve ilân etmek. (Namazdaki gibi)

matmah-ı cihani / matmah-ı cihanî

  • Dünyanın beklediği ve çok arzuladığı şey.

mazanne-i su'

  • Kendisinden ancak kötülük beklenen kimse.

me'mul

  • Umulan. Ümid edilen. Beklenilen.

me'mulün hilafına

  • Beklenilenin aksine.

mededhah / mededhâh

  • Meded isteyen, yardım bekleyen. (Farsça)

mehdi-i muntazır

  • (Şiilerin itikadına göre) Kıyameti bekleyen mehdi.

mekr

  • Bir kimseye, hiç beklemediği, ummadığı yerden hîle yapmak, tuzak kurmak sûretiyle zarar vermeye çalışmak.
  • İstidrâc yâni Allahü teâlânın bir kimseye bir müddete kadar devamlı olarak hakkında hayırlı olmayan nîmetler verip, onun da bunu Allahü teâlânın bir lütfu ve ihsânı, tuttuğu yolu

meks

  • Durma, eğlenme, bekleme.

melhuf

  • Hasrette kalan.
  • Kederli, tasalı.
  • İmdad bekleyen.

memul / memûl / مأمول

  • Umulan, beklenilen.
  • Beklenen.
  • Umulan, beklenilen. (Arapça)

mikati / mikatî

  • Hacc mevsimini beklemek üzere Mekke-i Mükerreme'de kalan kimse.

min haysü la yeş'ur / min haysü lâ yeş'ur

  • Bilmediği bir tarzda, beklemediği şekilde.

mirsad

  • Gözetleme yeri. Rasad yeri.
  • Gözetleme âleti.
  • Suçluları gözleyip duran.
  • Pusu.
  • Suçlular için hazır bekleyen.

mubassır

  • Gözetici, bekleyici, bakıcı.
  • Eskiden gümrüklerde muhafaza memuru ve mektebte talebenin inzibatına bakan memur.

müdahene

  • Dalkavukluk. Menfaat beklediği bir kimseyi yüzüne karşı medhetmek. Koltuklamak. Bir kimsenin yüzüne karşı iyi görünmek. Münâfıklık.

müftehirane / müftehirâne

  • İftihar ederek, karşılık beklemeden. (Farsça)
  • Elbette. Memnuniyetle. (Farsça)

muhafızin / muhafızîn

  • (Tekili: Muhafız) Muhafızlar, bekçiler. Bir yeri koruyup bekleyen kimseler.

mukadder sualler

  • Gelmesi beklenen, muhtemel sorular.

müks

  • (Meks) Ağır ağır, vakit vakit.
  • Eğlenme, muntazır olma, durma, bekleme.

mümanat

  • Uzatmak.
  • İntizar etmek, beklemek.

mümhil

  • (Mehl. den) Mühlet veren, bekleyen.

muntazar

  • Beklenen.
  • Ümid ile gözlenen. Beklenen. Gözetilen.
  • Beklenen.

muntazır / منتظر / مُنْتَظِرْ

  • Bekleyen.
  • Bekleyen. Gözleyen. Birisinin gelmesini bekleyen.
  • Bekleyen.
  • Bekleyen. (Arapça)
  • Gözeten, bekleyen.

muntazır kalmak

  • Beklenti içinde olmak.

muntazıran

  • Bekleyerek.

muntazırane / muntazırâne

  • Beklercesine.
  • Beklenti içinde.

müntesıb

  • Bekleyen. Muntazır kimse.
  • Ayak üstüne dikilip duran.

murabata

  • Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip sebatla nöbet beklemek.
  • Mülâzemet etmek.
  • Bağlamak.

murabıt

  • Kalbini Allah'a bağlayan.
  • Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip nöbet bekleyen.

murad

  • İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.
  • Gâye. Maksad. Emel.

murakabe

  • Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek.
  • Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek.
  • Hıfz etmek.
  • Beklemek. İntizar.
  • Dalarak kendinden geçmek.
  • Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.

mürtekıb

  • (Rükub. dan) Bekleyen, gözleyen, uman.
  • Göz hapsine alan.

müstagis

  • Medet bekleyen, yardım dileyen.

müstagni

  • (Gani. den) Kimseden bir menfaat beklemeyen, bir şey istemeyen, istiğna eden, kimseye ihtiyacı olmayan. Gönlü tok, tok gözlü. Çekingen, nazlı.
  • Gerekli ve lüzumlu bulmayan.

müstağni / müstağnî

  • Tok gözlü, çekingen, başkalarından bir şey beklemeyen.
  • Başkasına muhtâç olmayan.
  • Sâhib olduğu şeyle kanâat edip, insanlardan bir şey beklemiyen. İhtiyâcını başkalarına söylemiyen.

müstakbel

  • Gelmesi beklenen zaman.

mustasrih

  • Bağırıp ağlayan. Meded bekleyen.

müstean / müsteân

  • (Avn. dan) Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen.
  • Kendisinden yardım istenen, yardım beklenen Allah.

müstevki'

  • Bir şeyin vukuunu bekleyen, olmasını bekleyen.
  • Olacak diye endişelenen.

mütelevvim

  • Muntazır olan, bekleyen.

müterabbıs

  • Bekleyen.

müterakkıb

  • (Rükub. dan) Gözleyen, bekleyen.

müterassıd

  • (Rasad. dan) Gözeten, tarassud eden, bekleyen, kollayan.

mütevakkıf

  • Bir şeye bağlı olan, onunla iş görecek olan, ilerlemeyip duran.
  • Bekleyen, tevakkuf eden, duran, eğlenen.

na-me'mul

  • Umulmadık, beklenmedik anda. (Farsça)

na-sazkar / na-sazkâr

  • Uygun görmeyen, muhâlif. (Farsça)
  • Beklenmemiş, işitilmemiş. (Farsça)
  • Münâsebetsiz işle uğraşan. (Farsça)

naib

  • (Nevb. den) Vekil, birinin yerine geçen.
  • Şeriat hâkimi olan kadı vekili.
  • Nöbet bekleyen.

name'mul / nâme'mûl / نامأمول

  • Umulmayan, beklenmedik. (Farsça - Arapça)

pad

  • Saklayan, hıfzeden. (Farsça)
  • Büyük, ulu. (Farsça)
  • Bekleyen, muhafaza eden, koruyan. (Farsça)

pas

  • Gecenin sekizde biri. (Farsça)
  • Gözetleme, bekleme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, gam. (Farsça)
  • İç sıkıntısı. (Farsça)

permer

  • Ümid etme, umma, bekleme. İntizar. (Farsça)

pervanegan / pervanegân

  • (Tekili: Pervane) Gece kelebekleri.

put

  • Allah'tan başka tapılan herşey.
  • Heykel. Sanem. Kendisinden medet beklenen veya lâyık olmadığı hürmet kendine yapılan maddi mânevi resim, heykel ve her çeşit cisim.

rakb

  • Muntezir olmak, beklemek.

rakıb

  • Gözeten, bekleyen.

rasad

  • Gözetlemek, beklemek, pusuda olmak.

rasadgah / rasadgâh

  • Bekleme yeri, gözetleme yeri. Gözlemevi. (Farsça)

rasid

  • Muntazır, bekleyen kimse.
  • Avını bekleyen ve yaklaştığında hemen üzerine sıçrayan canavar.

reht

  • (Çoğulu: Erhüt-Erhât-Erâhit) Cemaat, kalabalık.
  • Kavim, kabile.
  • Ondan az olan adamlar.
  • Göbekle diz arası miktarı deri. (Hayızlı avretler giyerler)

rekub

  • Erkeğinin ölümünü bekleyen kadın.
  • Evlâdı durmayan avret.
  • Kalabalıktan suya yaklaşamıyan deve.

ribat / ribât

  • Sınır karakolu; İslâm dînini üstün kılmak, müslümanlardan kâfirlerin şerrini, zararını def etmek için düşman sınırında nöbet beklemek.

rukba

  • Muntazır olmak, beklemek.
  • Bir kimseye, "Ben senden evvel ölürsem bu elbiseler senin olsun, eğer sen evvel ölürsen yine benim olsun" demek.

sabir

  • Tahammül eden, sabreden, bekleyen. Zorluğa karşı göğüs geren, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanan. Belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a (C.C.) şükreden.

sabr

  • Acıya ve zorluğa katlanmak.
  • Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması.
  • Muharebede şecaat gösterme.
  • Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak.
  • Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.

sadaka

  • Allahü teâlânın rızâsına niyet ederek ve karşılık beklemeden muhtâc olanlara, fakirlere, hibe edilen mal, para ve her türlü iyilikte, ihsânda bulunma.
  • Zekât.
  • Ganîmet.

sahib-i huruc / sâhib-i huruc

  • İsyan edip ayaklanarak idareyi ele geçirmiş olan kimse. (Farsça)
  • Büyük kahraman. (Farsça)
  • Şarktan zuhuru beklenen mehdi. (Farsça)

sahib-i zuhur

  • Zuhur sahibi; inkârcılık fikrine karşı ortaya çıkıp insanları hidayete ulaştırmaya vesile olan ve âhirzamanda ortaya çıkması beklenilen.

sarih

  • Kurtaran, maded veren. İmdad eden.
  • Çağırılan, kendisinden meded beklenen.
  • Meded isteyen.

serhadlu / serhadlû

  • Hudut boylarını bekleyen, hudutlardaki kalelerde vazife gören askerler.

şiddet-i fakr ve istiğna

  • Şiddetli fakirlik ve tokgözlülük; çok fakir olmasına rağmen kimseden bir şey beklememe.

şirk

  • En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek.

şirk-alud / şirk-âlud

  • Şirk karışık, sapıtmış. Şirk bulaşmış. Cenâb-ı Hak'tan gaflet edip başkasından meded bekler surette. (Farsça)

şisı'

  • Büyük ve çok mal.
  • Dar yer. Bir yerin uç tarafı.
  • Nalın kayışı.
  • Bir malı dikkatle bekleyip koruyan.

sual-i mukadder

  • Gelecek, gelmesi beklenen soru.

sünnet

  • Göbekle kasık arası.
  • Atın bileğinin ardındaki uzunca kıllar.

sürpriz

  • Beklenilmeyen bir anda meydana gelen ve şaşırtarak insanı sevindiren veya üzen hâdise. Umulmadık şey. (Fransızca)

sürri / sürrî

  • Göbekle alâkalı. Göbeğe ait.

tadil-i erkan / tâdil-i erkân

  • Namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme.

tahıl

  • Bayat su. Bekleyerek bozulmuş su.

talikan / tâlikan

  • Askıya alarak, bekleterek.

tatallu'

  • Nazar etmek, bakmak.
  • Beklemek, gözlemek, muntazır olmak.

teenni-i hikmet / teennî-i hikmet

  • Bilimsel bir süre veya bekleme, ihtiyatlı hareket.

teetti

  • Asan olmak, kolaylaşmak.
  • Beklemek, gözlemek.

tefviz / tefvîz

  • Ismarlama, havâle etme.
  • Bir işi sebeblere yapıştıktan sonra Allahü teâlâya havâle etmek, helâl ve faydalı şeyleri kazanmaya çalışıp da, bunlara kavuşmayı Allahü teâlâdan beklemek.
  • Kadına kendini boşama hakkı vermek. Yâni kendini sen boşa demek. Buna Temlîk de denir.

telaum

  • Muntazır olmak, gözlemek, beklemek.

televvüm

  • Muntazır olmak, beklemek, gözlemek.
  • Kabul etmemek.

temcid pilavı

  • Mc: Tekrar tekrar bahsedilen şey, daima öne sürülen madde. Mükerreren ortaya sürülen bahis, yahut söylenilen söz. (Menşei: "Erkeğini sahura bekleyen kadının, pilavı yanmasın diye kaldırması ve soğumasın diye tekrar koyması" diye söylenir.)

temsir

  • Birşeye göz dikip beklemek.

terabbus

  • (Tarabbus) Durup bekleme.

terakkub

  • Bekleme, gözetleme, yol gözleme.
  • Ümit etme.
  • Muntazır olma.

terakkubat / terakkubât

  • (Tekili: Terakkub) Gözetlemeler, beklemeler.

terdid

  • Geri çevirmek, geriletmek.
  • Edb: Karşısındakini merakta bırakacak ve neticeyi sezdirmeyecek şekilde söz etmek.
  • İki ihtimâlle fikir anlatmak. Muhatabın beklemediği bir surette sözü bitirerek söze kuvvet vermek.

tevakku' / توقع

  • (Çoğulu: Tevakkuât) (Vuku. dan) Bekleme, umma, ümid etme. İsteme, arzu etme.
  • Beklenti. (Arapça)

tevakkufat / tevakkufât

  • (Tekili: Tevakkuf) Beklemeler, durmalar, eğlenmeler.

tevkif

  • Alıkoyma, tutma. Hapis olarak bekletme. Vakfetme.
  • Arafatta mevkaf olan yerde durdurmak.
  • Bir kimsenin koluna bilezik takmak.

türbedar / türbedâr

  • Türbe bekleyen.

ümmid / ümmîd

  • Ummak, arzu, istek. Sebeblere yapıştıktan sonra iyi netice beklemek.

vardiya

  • İtl. Gemilerde beklenen nöbet.
  • Nöbet yeri. Nöbet beklenilen yer.

vildan / vildân / ولدان

  • Bebekler. (Arapça)
  • Köleler. (Arapça)