LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te BAKIM ifadesini içeren 148 kelime bulundu...

adeden

  • Sayı bakımından, sayıca.

adn cenneti

  • Yedi kat göklerin üzerinde yaratılan sekiz Cennetten derece bakımından en yüksek olanı.

aklen

  • Akıl bakımından.

akli / aklî / عقلى

  • Akılca, akıl bakımından, rasyonel. (Arapça)

akraba / akrabâ

  • Aralarında neseb (soy), süt ve evlilik bakımından yakınlık bulunanlar.

alotropi

  • Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali. Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir.

amelen

  • İş ve emek bakımından, çalışma olarak.

amin

  • Kim. Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı.

asabiyeten

  • Asabilik bakımından.

asagir

  • (Tekili: Asgar) Şeref ve itibar bakımından küçük olanlar. Çok küçük şeyler.

ashab-ı suffa / ashâb-ı suffa

  • Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yükse

aslen

  • Kök veya soy bakımından, aslında, esasında; temelden, kökten.

atikıyyat

  • Eski eserler. Eski devirlerden kalma eserleri, - daha ziyade tarih ve san'at bakımından- tetkik eden ilim. Arkeoloji.

babil / bâbil

  • Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.

batınen / bâtınen

  • İçten, iç bakımından.

bihasebi'l-ade

  • Maddî sebepler bakımından.

bir nevi

  • Adeta, bir bakıma. (Türkçe - Arapça)

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

cihet / جهت

  • Yön, taraf. (Arapça)
  • Bakım, nokta. (Arapça)
  • Sebep. (Arapça)

cihetle

  • Bakımdan.

devlet

  • Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet

dinen / dînen / دینا

  • Din bakımından, diyanet noktasından, dince.
  • Dince, din bakımından. (Arapça)

diyaneten / diyâneten

  • Dindarlık bakımından.

edat

  • Tek başına bir anlam ifade etmeyen, kullanıldığı kelimelerle sebep, sonuç, vasıta benzerlik vb. bakımlardan ilişkisi olan kelime (dahi, gibi, için vs.).

efkarca / efkârca

  • Fikirler bakımından.

ehemmiyet-i san'aviye

  • San'at bakımından önemlilik.

emanat-ı mukaddese / emânât-ı mukaddese

  • İslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimize ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ve hâtıralar. Mukaddes emânetler. Bunlar: Hırka-i Saâdet, Seyf-i Nebevî, Nâme-i Saâdet, Mühr-i Seâdet, Dendân-ı Seâdet, Lıhy e-i Seâdet, Nakş-ı Kadem-i şerîf, Sancak-ı şerîf,

eser-i tefsir / eser-i tefsîr

  • Tefsîr eseri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

fadl-i cüz'i / fadl-i cüz'î

  • Bir bakımdan üstünlük.

fadl-i külli / fadl-i küllî

  • Her bakımdan üstünlük.

fakülte

  • (Faculty) Üniversitelerin, ihtisas mevzuu bakımından ayrılmış kollarından her biri. (Fransızca)
  • Hassa, meleke, iktidar. Kabiliyet, kuvvet. (Fransızca)

fehmen

  • Anlama bakımından.

fikren / فكرا

  • Düşünce bakımından. (Arapça)

hacmen

  • Büyüklükçe. Hacim bakımından.

hadisibilmana / hadîsibilmânâ

  • Anlam bakımından doğru hadîs.

hasbü'l-mahiye / hasbü'l-mâhiye / حسب الماهيه

  • Yapı bakımından. (Arapça)

hassas bölgeler

  • Sivil savunmada düşmanın hedef tutacağı bölgeler. Her hassas bölgenin ehemmiyeti aynı değildir. Hava savunması bakımından eldeki imkanlar ve hassas bölgeler arasında öncelik tesbitine ihtiyaç vardır. Hassas bölgeler, sırasıyla:1) Atomik vurucu üslerin bulunduğu bölgeler.2) Yüzeyden yüzeye füze üsler (Türkçe)

hava

  • (Hevâ) Hava. Dünyayı çeviren atmosfer. Cevv. Yer ile gök arası.
  • Hafif yel.
  • Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı.
  • Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu.
  • Müzikte ezgili ses, sadâ.

hayr-ül-beşer

  • İnsanların en hayırlısı, her bakımdan en iyisi mânâsına. Peygamber efendimizin lakablarından biri.

haysiyetiyle

  • Bakımından.

haysü

  • İtibariyle, bakımından.
  • Hangi yerde? Hangi?

helal

  • Allah'ın müsaade ettiği şey. Haram olmayan. Dinî bakımdan kullanılmasında, yenilip içilmesinde, dinlenmesi veya bakılmasında yahut dokunulmasında nehiy olmayan.
  • İhramdan çıkan hacı.

hissen

  • Duygu bakımından.

hulefa-i raşidin / hulefâ-i râşidîn

  • Her bakımdan olgun ve Resûlullah Efendimize uyan yüksek halîfeler mânâsına, Resûl-i ekremden (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra sırasıyla halîfe olan hazret-i Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (radıyallahü anhüm) için kullanılan tâbir.

hususat

  • (Tekili: Husus) Hususlar, bakımlar, işler. Tarzlar, şekiller. Mes'eleler. Maddeler.

ibaret-inass / ibâret-inass

  • Mânâya delâleti bakımından lafzın dört kısmından biri. Nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) yalnız ibâresinden anlaşılan mânâya delâlet etmesi.

ihtisasca

  • Uzmanlık bakımından.

ilçe

  • İdarî bakımdan vilâyetten sonra gelen yer. Kaza. Kaymakamlık. (Türkçe)

ilm-i bedi'

  • İlm-i beyânın üç bölümünden üçüncü bölümüdür ki, bediiyat da denir. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lâfız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir.Her şeyin güzellik cihetlerinden bilhassa Arabi terkiblerden bahseder, kelâmın güz

imtina-i hakiki

  • Bir şeyin mümkün olmamasının aklen zaruri olması. (Meselâ: Bir kimse kendinden yaş bakımından büyük olan başka bir kimse hakkında: "Bu benim oğlumdur" diye iddia etse, dâvâsı dinlenmez. Çünkü, kendinden yaşça büyük bir adamın, kendisinin neslen oğlu olması aklen muhaldir.)

insaniyeten

  • İnsanlık bakımından.

ırken / عرقا

  • Irk bakımından. (Arapça)

irtifaen

  • Yükseklikçe, yükseklik bakımından.

ismetlü

  • Tar: Derece bakımından yüksek kimselere, sultan ve şehzâdelerin hanımlarıyla kızlarına verilen bir ünvan idi.

istifadeten / istifâdeten

  • Faydalanma bakımında.

istifazaten / istifâzaten

  • Feyizlenme bakımından.

istikraen / istikrâen

  • İstikra bakımından.

itibar / itibâr

  • Özellik; bakımdan.

itibariyle

  • Bakımından. (Arapça - Türkçe)

itikaden / îtikâden

  • İnanma bakımından.

kadim / kadîm

  • Başlangıcı olmayan.
  • Allahü teâlânın zâtına âit sıfatlarından. Varlığının evveli, başlangıcı olmayan.
  • Zaman bakımından eski olan şey.

kafiye

  • Tâbi olan şey.
  • Herşeyin son tarafı.
  • Edb: Manzum yazılan satırların ses bakımından sonlarının aynı olması. (Yaman, duman, saman... gibi.)

kalemen

  • Yazı ile, kalem ile.
  • Sayıca, sayı bakımından.

kalori

  • Lat. Bir kilogram suyu bir derece ısıtmak için lâzım olan ısı miktarı.
  • Gıdaların vücuda yarayışlı olması ve hararet vermesi bakımından değeri.
  • Gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri.

kanaat-i imaniye

  • İmanî kanaat, iman bakımından tatmin olma.

kategori

  • Aralarında herhangi bir bakımdan alâka veya benzerlik bulunan şeylerin hepsi.
  • Zümre, grup.

kavmiyeten

  • Kavim olma bakımından.

keffaret / keffâret

  • Örtmek. Allahü teâlânın bâzı hususlarda kullarının kusur ve günahlarını affetmek ve örtmek için vesîle yaptığı şeylerden her biri. Çoğulu keffârâttır. Keffâretler, bir bakımdan ibâdet, bir bakımdan cezâ durumundadır. Keffâret, katl (insan öldürme), zıhar, yemîn, oruç ve hac keffâreti olmak üzere beş

kemiyeten

  • Nicelik bakımından.

kemmen

  • Sayıca, nicelik bakımından.

keyfen

  • Kıymetçe, nitelik bakımından.

keyfiyeten

  • Nitelik ve özellik bakımından.
  • Nitelik bakımından.

kinayeten / kinâyeten

  • Kinaye bakımından.

kıyas-ı istisnai / kıyas-ı istisnâî

  • Bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, "mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir" cümlesi gibi.

küfv

  • Eş, denk. Evlenecek kız ile erkeğin din bilgileri, takvâ (haramlardan kaçmak), neseb (soy), mevki ve servet bakımından denk olması.

lojistik

  • Ask: Askerlik san'atının ve seferi orduların iaşe, muhabere ve sevkiyat şartları, hareket ve harb kabiliyeti bakımından en etkili durumda bulundurulması için lâzım gelen çalışmalara aid kısım.

maaşen / maâşen

  • Yaşayış bakımından.
  • Yaşayış ve geçim bakımından.
  • Yaşayış bakımından.

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

maddeten

  • Maddece, madde bakımından.

mahv

  • Benlik bakımından silinme.

majüskül

  • Büyüklük bakımından diğerlerinden biraz daha farklı olan harfler.

manen

  • Mânâca. Mânâ cihetiyle. Ruhca. Esasca. Bâtınen. İç varlık bakımından.

manevi i'caz / mânevî i'câz

  • Mânevî mu'cizelik; Kur'ân'ın mânâ bakımından mu'cize oluşu.

mantıkan / منطقا

  • Mantık bakımından. (Arapça)

masnuatça

  • San'at eseri varlıklar bakımından.

mekanca / mekânca

  • Yer bakımından.

mekanen / mekânen

  • Mahal ve yer bakımından.

mesnuniyet cihetiyle / mesnûniyet cihetiyle

  • Yaş yönünden; yaşın küçük olması bakımından.

min-cihetin

  • Bir cihetten, bir bakıma göre.

min-vechin

  • Bir bakımdan, bir cihetten.

mirac-ı imani / mîrac-ı imanî

  • İman bakımından yükseliş.

mücadele / mücâdele

  • Karşısındakinin câhilliğini veya haksızlığını ortaya koymak ve kendisinin akıl, fazîlet ve şeref bakımından üstün olduğunu isbât etmek için iki kişinin bir şey üzerinde tartışması.

müfessir-i azam / müfessir-i âzam

  • Büyük müfessir; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse.

müfessir-i kur'an / müfessir-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, mânâ bakımından yorumlayan kimse.

muhalefetün-lil-havadis / muhâlefetün-lil-havâdis

  • Allahü teâlânın, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde (işlerinde) yarattıklarına, hiçbir bakımdan benzememesi.

muhit-i zaman ve mekan / muhit-i zaman ve mekân

  • Zaman ve yer bakımından yaşanan çevre, ortam.

muktir

  • Dar hâlli, durumu sıkıntılı.
  • Kocasını nafaka bakımından sıkıştıran kadın.

müteşabih

  • Birbirine benzeyen.
  • Kur'ân-ı Kerim'de mânâ ve lafız bakımından tevile elverişli olan âyetler. Muhkem olmayan âyet.

müteşabihat

  • Birbirine benzeyenler.
  • Lafız ve mânâ bakımından tevile elverişli âyetler.

neseben

  • Soyca, soy bakımından.
  • Soyca, sülâlece, soy bakımından.

nesilce

  • Nesil bakımından.

neslen

  • Nesil bakımından, soyca.

nev'an

  • Cins bakımından, çeşitçe.
  • Biraz.

nev'an ma / nev'an mâ / نوعا ما

  • Bir bakıma. (Arapça)

nev'an-ma

  • Bir dereceye kadar, bir bakıma göre, bir suretle.

nevan / nevân

  • Tür bakımından.

nezaret-i şahane

  • Son derece güzel bakım ve gözetim.

nisbet

  • Soy bakımından bağlılık, mensub olma.
  • Tasavvufta velî bir zâtla mânevî irtibat, feyz alma, huzûr.

nokta-i nazar / نقطهء نظر

  • Görüş açısı, bakım.

örfen

  • Âdet bakımından, gelenekçe.
  • Örf bakımından, âdetlere göre.

rehber-i mutlak

  • Her bakımdan rehber.

resul / resûl

  • Yaratılışı, huyu, ilmi, aklı ve her bakımdan zamânında bulunan bütün insanlardan üstün olan ve yeni bir din ile gönderilen peygamber.
  • Elçi, haberci.

revir

  • Alm. Okul, kışla gibi yerlerde ufak hastalıkları olanların yatırıldıkları hasta odası, ilk bakım yeri.
  • Bölge, mıntıka.

ruhen / rûhen

  • Ruh olarak, ruh bakımdan.
  • Ruh bakımından, ruhça.

sabikun / sâbikûn

  • Asıl îtibâriyle peygamberler aleyhimüsselâm, onlara tâbi olmak bakımından Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn, peygamberlere vâris olmak bakımından müctehidler, müfessirler (tefsir âlimleri), muhaddisler (hadîs âlimleri) ve tasavvuf büyükleri.

sahih

  • Fık: Rükünleri ve şartları tamam olan herhangi bir ibâdet ve muâmele.
  • Hâlis, kusursuz, şüphesiz.
  • Edb: Gerek söz bakımından ve gerek mânâca noksanları bulunmayan ifade.
  • Gr: Kelimenin kök harfleri (Huruf-u asliye) : 1- Hemzeden; 2- İki aynı harf yanyana geldiği zaman, y

şari' / şârî'

  • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

şecaat-i maddiye

  • Maddî kahramanlık, yiğitlik (Maddî bakımdan ilerlerken ifrat ve tefritten uzak olan orta ve doğru hâli ayakta tutma).

şefkaten

  • Şefkatten dolayı, şefkat bakımından.

şeklen

  • Şekilce. Şekil bakımından.

şeran / şerân

  • Şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.

serveten

  • Servet bakımından.

simaca

  • Görünüş bakımından.

sinnen

  • Yaşça, yaş bakımından.

siyaseten

  • Siyaset bakımından, siyasî bakımdan.

sohbet

  • Berâberlik. İnsanın derece bakımından kendinin üstünde veya altında yahut akranı ile bir araya gelip, Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin beğendiği, hoşnud olduğu şeyleri konuşması.

sukut

  • Düşme. Yukardan aşağıya birden iniverme.
  • Değerini kaybetme. Bozulma.
  • Devrilme.
  • Mahvolma.
  • Ahlâk bakımından alçalma.
  • Büyük bir vazifeden ayrılma.
  • Sarkma.
  • Çocuğun eksik veya ölü olarak doğması.

taassub

  • (Asab. dan) Bir şeye veya bir kimseye taraflı olma.
  • Din bakımından fazla salâbetli olma.
  • Kendi dinini çok üstün görmek.
  • Haksız yere husumet etmek.
  • Bir düşünüşe, bir inanışa körü körüne bağlanıp ondan başkasını düşünmemek hâli.

taban / tabân

  • Yaradılıştan, yaradılış bakımından.

takaddüm

  • (Kıdem. den) Önde bulunma. İleri geçme.
  • Zaman veya mevki bakımından ileride olma.

takva / takvâ

  • Allahü teâlâdan korkarak, haramlardan (yasaklardan, günâhlardan) sakınmak. Harama düşmemek için, şüphelilerden (haram veya helâl olduğu belli olmayan şeylerden) sakınmaya ise verâ denir. Bu bakımdan, haramlardan daha çok sakınma derecesi olan verâ da takvânın mânâsı altına girer.

takyid

  • Sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye bakımından belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama.

tanzir

  • Benzetme. Benzetilme. Nazire yapma.
  • Bir yazının şekil ve mâna bakımından benzerini yazma.

tasavvurca

  • Düşünme, hayal etme bakımından.

tedric-i habit / tedric-i hâbit

  • Edb: İfadenin alçalması. Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek. Bunun aksini yapmağa da Tedric-i sâid denir.

tefsir / tefsîr

  • Yorumlama; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

tefsir-i kur'an / tefsir-i kur'ân

  • Kur'ân tefsiri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

tetkikat-ı ilmiye

  • İlmî bakımdan incelemeler, araştırmalar.

tımar

  • Bakım, hizmet.

timar / tîmâr / تيمار

  • Bakım. (Farsça)
  • Tımar. (Farsça)

ulema-i rasihin / ulemâ-i râsihîn

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan yüksek din âlimlerine verilen isim. Bunlar; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i tâbiîn ve her bakımdan onlara tâbi olan müctehidler, tefsîr ve hadîs âlimleri ve tasavvuf büyükleridir.

uzema'

  • (Tekili: Azim) Mevki ve şeref bakımından büyükler.

vaz'an / وضعا

  • Konumu bakımından. (Arapça)

vechen

  • Bir vechiyle. Bir suretle. Bir bakımdan.

vicdanen / vicdânen / وجدانا

  • Vicdan bakımından.
  • Vicdan bakımından.
  • Vicdan bakımından. (Arapça)

vücuden

  • Varlık bakımından.

zamanen

  • Zaman içinde, zaman bakımından.

zemanen

  • Zamanca, zaman bakımından.
  • Vaktinde, vaktiyle.