LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Aziz ifadesini içeren 50 kelime bulundu...

aktab / aktâb / اقطاب

  • Kutuplar. (Arapça)
  • Azizler. (Arapça)
  • Efendiler. (Arapça)

ali / âli

  • Büyük, yüksek, şerif, celil, aziz olan.

aliye / âliye

  • Yüksek, yüce. Şerif ve aziz olan.
  • Necid ve Hicaz ülkesi.
  • (Çoğulu: Avali) Süngü başı.

avniye

  • Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından ilk olarak, daha sonra da Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında giyilen kolsuz asker kaputu.
  • Bir nevi yağmurluk.

azizan / azizân / azîzan

  • Azizler. (Farsça)
  • Azizler. Kelimenin sonundaki ân takısı Arabça'da ikilik, Farsça'da çokluk ifâde eder.
  • "İki azîz (velî)" mânâsına İslâm âlimlerinin ve evliyânın büyüklerinden Ali Râmitenî hazretlerine verilen lakab.
  • Büyükler, evliyâ. Birisiyle oturup kalbin toparlanmazsa Kalbindeki dünyâ düşüncesini s

azize

  • (Müe.) Aziz olan.
  • Hristiyanlıkta kadın rahib. Rahibe.

azze

  • Aziz ve şânı büyük olsun, büyük ve aziz oldu (meâlinde).
  • Aziz oldu, şanı yüce oldu!

azze ve celle

  • Aziz ve Celâl olsun, oldu... (meâlinde, Cenab-ı Hakkın isminden sonra hürmet maksadı ile söylenir.)

azze vecelle

  • Allahü teâlânın ismi söyleyince, işitince ve yazınca "O, Azîz ve Celîldir (yücedir)" mânâsına söylenilen ve yazılan saygı ifâdesi.

cabir / câbir

  • Cebredici, zorla yaptıran.
  • Galib gelen.
  • Şefkatsiz, merhametsiz.
  • Tekebbür ve taazzüm eden.
  • Aziz ve kavi olan.
  • Tıb: Kırıkçı, çıkıkçı.
  • Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.

celle

  • "Yüce ve aziz oldu" mânâsında söylenir.

celvetiyye

  • Evliyânın büyüklerinden Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin tasavvuftaki yolu.

dane

  • (Diyn. den) "İtaat etti. İtaatli oldu, boyun eğdi, aziz oldu" mânasında fiil.

eazz

  • Galip.
  • Daha aziz, daha şerefli, en şerefli, azizler.

eazz-i ahibba / eazz-i ahibbâ

  • Dostların en azizi.

egarr

  • Çok parlak ve kıymetli. Beyaz şey.
  • İşi güzel ve hatırlı olan kimse, aziz ve şerefli. (Müennesi daha çok müsta'meldir: Şeriat-ı Garrâ gibi.)

eizze / اعزه

  • (Tekili: Aziz) Azizler.
  • Azizler, ermişler. (Arapça)
  • Saygın kişiler. (Arapça)

eyyühe'l-aziz

  • Ey aziz.

eyyühe'l-azizin azizi / eyyühe'l-azîzin azizi

  • Ey Azizin azizi; Aziz olan Üstadın yanındaki aziz.

eyyühe'l-üstadü'l-aziz / eyyühe'l-üstadü'l-azîz

  • Ey aziz Üstad.

girami / giramî

  • Muhterem, aziz, hürmete değer. (Farsça)
  • Ulu, büyük. (Farsça)

girit madalyası

  • Tar: Biri Sultan Aziz diğeri Sultan II.Abdülhamid devrinde olmak üzere ihdas olunan madalyalar. Her ikisinin de altun ve gümüş olmak üzere iki türlüsü vardı. Girit işinde hizmeti görünen devlet ricaline altun, ikinci derecedeki memurlarla halka, gümüş olanı verilirdi.

hadıyd

  • (Hazîz) Oturaklı, mütemekkin, yer.
  • Dağ eteği. Zir. Alçak yer.
  • Koz: Ayın veya başka bir seyyarenin mahreki üzerinde dünyaya en yakın bir mesafede bulunan nokta. Dünya ile diğer seyyarelerin güneşin merkezinden en uzak oldukları bir nokta.

hıdiv / hıdîv

  • Vezir, âsaf. (Farsça)
  • Kral nâibi. (Farsça)
  • Osmanlı Padişahı Abdülaziz zamanında (1861 - 1876) Mısır valilerine verilen ünvan. Sultan Abdülaziz, hıdîv ünvanını Büyük Fuad Paşa'nın arzusu üzerine ilk olarak Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu olan İsmail Paşa'ya verdi. (8/6/1867) İsmail Paşadan (Farsça)

hınziz / hınzîz

  • (Çoğulu: Hanâzız) Enenmemiş veya enenmiş erkek davar.

i'lem eyyühe'l-aziz

  • Ey aziz kardeşim bil ki!.

i'lem eyyühe'l-aziz" notekey

  • 'Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!' mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir ifade.

i'tizaz

  • Kendini aziz, izzetli saymak.

i'zaz

  • Hürmet etmek. Ağırlamak. İkram etmek. Aziz kılmak. Galip gelmek.

i'zaz etme

  • Aziz kılma, yüceltme, güçlendirme.

idare-i mahsusa

  • İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi.

ilemeyyühelaziz / îlemeyyühelazîz

  • Bil ey azîz!

izaz / îzaz

  • Aziz kılma, yüceltme, ihsan etme.

izzet

  • Üstünlük, yücelik, azîz olma.
  • Hürmet, saygı. Çünkü bildin mü'minin kalbinde bir Allah var, Niçin izzet etmedin ol beyte kim Allah var.

kıtfir

  • Zeliha'nın kocası olan Mısır azizinin ismi.

kudsiyet

  • Kudsilik, mukaddeslik, azizlik.
  • Temizlik, paklık.

melaike-i kiram / melâike-i kiram

  • Aziz, şeref ve kerem sahibi melekler.

misafir-i aziz

  • Aziz ve şerefli misafir.

mu'izz / mu'îzz

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Kullarından bâzılarını, maddî ve mânevî mülk ve saltanat vermek sûretiyle, azîz (üstün) kılan.

muazzez / معزز

  • Çok azîz, yüce.
  • Çok aziz. Muhterem. Çok sevgili, kıymettâr, izzetlendirilmiş.
  • Değerli, aziz. (Arapça)

mübeccel

  • Yüceltilmiş, muhterem, azîz, büyük saygı gösterilen.
  • Muhterem. Azizlenmiş. Yüceltilen, yükseltilen. Büyük saygı gösterilmiş.

mübecceliyet

  • Yücelik, ululuk, azizlik.

muizz

  • İzzet ve ikram eden. Ağırlayan. Aziz ve şerif eyleyen.

mükerrem

  • Muhterem, azîz, saygı değer.

ruh-u muhammedi / ruh-u muhammedî

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in aziz ve pâk ruhu.

ta'ziz / ta'zîz / تعزیز

  • Bir adamı aziz kılmak. Hürmet ve muhabbetle sevmek.
  • Aziz tutma, değer verme. (Arapça)

taazzüz

  • Aziz saymak. Tenezzül etmeme.
  • Çekinme.

tac-ı ser

  • Baş tacı.
  • Mc: Çok sevilip itibar edilen şey veya kimse. Muhterem, aziz.

üstad-ı muazzez

  • Çok azîz, muhterem Üstad.

visata

  • Kavim arasında şerefli ve aziz olmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR