LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Aye kelimesini içeren 37 kelime bulundu...

ayat / âyât / آیات

  • Ayetler.
  • Âyetler.
  • Âyetler.
  • Ayetler. (Arapça)

belağat-i ayet / belâğat-i âyet

  • Âyetin belâğati; düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme.

cümle-i ayet / cümle-i âyet

  • Âyet cümlesi.

delail-i nakliye / delâil-i nakliye

  • Âyet ve hadis gibi nakle dayanan deliller.

eazım-ı müçtehidin / eâzım-ı müçtehidîn

  • Âyet ve hadisler başta olmak üzere, diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan büyük İslâm âlimleri.

ehl-i zahir / ehl-i zâhir

  • Âyet ve hadislerin sadece lâfızlarına, şeklî mânâlarına göre tefsir yapıp hüküm veren âlimler.

esdaf-ı ayat / esdâf-ı âyât

  • Ayetlerin sadefleri; inci kabuğu gibi değerli olan mahfazaları.

fehm-i ayet / fehm-i âyet

  • Âyetin anlaşılması, idrak edilmesi.

fırka-i dalle / fırka-i dâlle

  • Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre mânâ vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalardan her biri.

ictihad / ictihâd

  • Âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma, içtihat.

iktiza-i nass / iktizâ-i nass

  • Âyet ve hadîslerin gerektirdiği şey; nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) hükmünün anlaşılabilmesi ve istenilen mânânın ortaya çıkması için sözün tamâmına bakılarak gerekli hükmün taktir edilmesi.

ila ahir-i aye / ilâ âhir-i âye

  • Âyetin sonuna kadar.

ila ahir-i ayet / ilâ âhir-i âyet

  • Âyetin sonuna kadar.

ila ahiri'l-aye / ilâ âhiri'l-âye

  • Âyetin sonuna kadar.

ilaahirilayet / ilââhirilâyet

  • Âyetin sonuna kadar.

lataknetu / lâtaknetu

  • Ayet-i Kerimeden bir kısım olup: Ümidinizi kesmeyiniz (meâlindedir.)

maani-i ayat / maânî-i âyât

  • Âyetlerin mânâları, anlamları.

maani-i mensusa / maânî-i mensûsa

  • Âyet ve hadis ile sabit, tesbit edilmiş kesin mânâlar.

mecmu-u ayat / mecmu-u âyât

  • Âyetlerin toplamı, tamamı.

mecmu-u ayet / mecmu-u âyet

  • Âyetlerin toplamı, tamamı.

medar-ı nazar bir ferd / medâr-ı nazar bir ferd

  • Âyetin baktığı, gösterdiği bir ferd, bir birey.

mensus / mensûs

  • Âyet ve hadîs gibi kesin delillerle tesbit edilmiş olan.

müctehid

  • Âyet ve hadîslerden hüküm çıkaran büyük âlim.

müçtehid

  • Âyet ve hadîsler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kàbiliyetine sahip olan.

müctehid / مُجْتَهِدْ

  • Âyet ve hadîsden hüküm çıkaran büyük zât.

müfessir

  • Âyetleri tefsir eden, açıklayan, yorumlayan, yorumcu.

mülhid

  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere yanlış mânâ vererek dinden çıkan, yâni îmânı bozuk olan, Eshâb-ı kirâma (Peygamber efendimizin arkadaşlarına) söğen.

nass-ı ayet / nass-ı âyet / نَصِّ اٰيَتْ

  • Âyetin kesin ifadesi.
  • Âyetin açık hükmü.

nazariyat / nazariyât / نَظَرِيَاتْ / nazarîyat

  • Ayet ve hadislerle kesin olarak sınırları belirlenmemiş dinin ictihada açık olan kısımları.
  • Ayet ve hadislerle kesin olarak sınırları belirlenmemiş dinin ictihada açık olan kısımları.

nazariyat-ı diniye / nazariyât-ı dîniye / نَظَرِيَاتِ دِينِيَه

  • Ayet ve hadislerle kesin olarak sınırları belirlenmemiş dinin ictihada açık olan kısımları.

necm-i ayet / necm-i âyet

  • Âyet yıldızı.

sarih-i ayat / sarîh-i âyât

  • Âyetlerin mânâlarının açıklığı.

selef-i müçtehidin / selef-i müçtehidîn

  • Âyet ve hadisler başta olmak üzere dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kâbiliyetine sahip olan İslâmın ilk dönemlerinde yaşamış İslâm âlimleri.

sırr-ı ayet / sırr-ı âyet

  • Âyetin sırrı.

tekrar-ı ayet / tekrar-ı âyet

  • Âyetin tekrarı.

tercüman-ı ayat / tercüman-ı âyât

  • Âyetlerin, delillerin tercümanı.

zahiri ulema / zâhirî ulema

  • Âyet ve hadislerin maksatlarına ulaşamayan ve sadece dış mânâlarına bağlı kalan âlimler.