LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Avuk ifadesini içeren 80 kelime bulundu...

arakçin / arakçîn / عرقچين

  • Takke kavuk altı takkesi. (Arapça - Farsça)

aşavet

  • Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı.

aşi

  • Akşam.
  • Akşam yemeği.
  • Tavuk karasına tutulan kimse.

ayişne

  • (Ayişte) Casus, ajan. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)

basbasa

  • Dalkavukların nefret edilecek hâlleri, tabasbusları, yaltaklanması.
  • Köpeğin, kuyruğunu sallayarak sokulması.

beyuz

  • Yumurtlayan tavuk.

cablus

  • Dalkavukluk, yaltaklanma. (Farsça)
  • Dalkavukluk eden, yaltaklanan. (Farsça)

cablusi / cablusî

  • Dalkavukluk, yaltaklanıcılık. (Farsça)

çalbus

  • Dalkavuk, yaltakçı. (Farsça)

çaplus / çâplûs / چاپلوس

  • Dalkavuk, yaltakçı. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)

dava vekaleti / dâvâ vekâleti

  • Avukatlık.

dava vekili / dâvâ vekili

  • Avukat, sözcü.

dava vekilliği / dâvâ vekilliği

  • Dâvâyı savunma makamı, avukatlık.

decac

  • (Çoğulu: Dücüc) Tavuk.
  • Horoz, tavuk ve piliç cinsi.

decace

  • (Dücâce, dicâce) Tavuk.

devriy

  • (Devriyye) Geceleri gezen kol takımı, gezici karakol.
  • Bülbül, karatavuk, sığırcık ve bu gibi kuşların dahil olduğu sınıf.

dicace / dicâce / دجاجه

  • Tavuk. (Arapça)

dücace / dücâce / دجاجه

  • Tavuk. (Arapça)

dücüc

  • (Tekili: Decâc) Tavuklar. Tavuk, horoz ve piliç cinsleri.

enişe

  • Hafiye, gizli polis. (Farsça)
  • Casus. Gizli haberler öğrenerek veya sırları çözerek düşmanlara haber veren kimse. (Farsça)
  • Dalkavuk, yaltakçı. (Farsça)

ersusa

  • Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık.

evşen

  • Yaltakçı, dalkavuk.

ferh

  • Civciv. Tavuk veya kuş yavrusu.
  • Nebatların diplerinde çıkan filiz.

ferruc

  • (Çoğulu: Ferâric) Tavuk pilici.

gargara

  • Suyu, içilen ilâcı veya başka bir sıvıyı, boğazda oynatıp çalkalama.
  • Tavuk ve güvercinin ötmesi.
  • Can boğaza gelip tereddüt etmek.
  • Çömleğin kaynayıp fıkırdaması.
  • Çoban koyuna haykırıp çağırması.

hafş

  • Tıb: "Tavuk karası" adı verilen bir göz hastalığı.

hotoz

  • Eski zamanda kadınların başlarına giydikleri süslü serpuş.
  • Hayvan, kuş ve tavuk tepesi.
  • Yapıların ve eşyaların üzerine konulan tepelik.

hukukçu

  • Hukuk mütehassısı. Hukuku meslek edinen kimse. Avukat, müdde-i umumi "savcı" ve hâkim.

huluskar / huluskâr / hulûskâr / خلوصكار

  • Bir insana karşı samimi muhabbeti olan. (Farsça)
  • Dalkavuk. Menfaati için sevgi ve iyi muamele gösteren. (Farsça)
  • Yağcı, dalkavuk. (Arapça - Farsça)

huluskarane / huluskârâne

  • Samimi muhabbet ve sevgi ile. (Farsça)
  • İkiyüzlülükle, dalkavuklukla. (Farsça)

irman

  • Arzu, taleb, istek. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)
  • Nedâmet, pişmanlık. (Farsça)
  • Dâvet edilmeden bir yere giden kimse. (Farsça)

ispanyol hastalığı

  • Tavuk vebası da denir. Tıp ilmindeki adı.

kalansuve

  • (Çoğulu: Kalânis-Kalânis-Kılâs) Takke, külâh, kavuk.

kallavi / kallavî

  • Vaktiyle vezirlerin giydikleri bir cins kavuk.

kark

  • Tavuk gıdaklaması.

kas'a-lis

  • Dalkavuk. Çanak yalayıcı.

kase-lis / kâse-lis

  • (Kâselis) Çanak yalayıcı. Çok yiyen, obur. Hırslı. (Farsça)
  • Dalkavukluk. Alçak huylu kimse. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)

kase-lisan / kâse-lisan

  • (Tekili: Kâselis) Dalkavuklar, çanak yalayıcılar.

kaselis / kâselis

  • Çanak yalayıcı, dalkavuk.

kavkah

  • Tavuk gıdaklaması, tavuk sesi.

kayka'

  • Tavuk avazı, tavuk sesi.

kodes

  • Tavuk yeri, kümes.
  • Hapishane.

kümme

  • Kavuk.

kuşa'rire

  • Titreme.
  • Tavuk derisi gibi ürperip kabarmış deri.

labe

  • Yalvarma, yaltaklanma, dalkavukluk etme. Acz gösterme. (Farsça)
  • Bu yolda söylenen söz. (Farsça)

legorn

  • ing. Çok yumurtlayan bir tavuk cinsi.

lis

  • Yalayıcı, yalayan. Birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Kâse-lis : Çanak yalayıcı. Dalkavuk. (Farsça)

makiyan / mâkiyan / ماكيان

  • Tavuk. (Farsça)
  • Tavuk. (Farsça)

melk

  • Dalkavukluk.
  • Yumuşaklık yapmak.
  • Mahvetmek.
  • Yıkamak.
  • Emmek.
  • Vurmak.

mellah

  • Dalkavukluk eden, yaltaklanan. Tez tez yürüyen, hızlı yürüyen.

mücevveze

  • Eskiden başa giyilen resmi kavuk.

müdahene / müdâhene

  • Dalkavukluk. Menfaat beklediği bir kimseyi yüzüne karşı medhetmek. Koltuklamak. Bir kimsenin yüzüne karşı iyi görünmek. Münâfıklık.
  • Dalkavukluk.
  • Dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma.

müdahene-kar / müdahene-kâr

  • F. Dalkavuk, koltukçu.

müdaheneci / müdâheneci

  • Dalkavuk, yaltakçı.

müdahin / müdâhin

  • Dalkavuk. Yüze gülen. Birisini yalandan yüzüne karşı medheden. Menfaat koparmak için dostluk eden.
  • Menfaat için yüze gülen, yağcılık ve dalkavukluk yapan; dalkavuk.
  • Dalkavuk.

muhamat

  • Korumak.
  • Avukatlık etmek.
  • Birinden birşeyi def etmek.

muhami / muhamî

  • Avukat.
  • Himaye eden.

mürai / müraî

  • İki yüzlü kimse, dalkavuk, riyakâr, münafık.

mutasallıf

  • Dalkavuk, şarlatan; seviyesinin üstünde fazilet ve zerafet iddiasında bulunan.

mütemellik / متملك

  • Dalkavuk, yardakçı. (Arapça)

nakik

  • Kurbağa, akrep ve tavuk sesleri.

perestar / perestâr / پرستار

  • (Çoğulu: Perestarân) Hizmetçi. (Farsça)
  • Kul. (Farsça)
  • Tapan, tapıcı. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)
  • Tapan. (Farsça)
  • Besleme. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)

perestaran / perestarân

  • (Tekili: Perestar) Kullar, köleler. (Farsça)
  • Hizmetçiler. (Farsça)
  • Dalkavuklar, yaltakçılık yapanlar. (Farsça)
  • Tapanlar, tapıcılar. (Farsça)

perestari / perestarî

  • Hizmetçilik. (Farsça)
  • Kulluk. (Farsça)
  • Tapıcılık. (Farsça)
  • Dalkavukluk. (Farsça)

sanduka

  • Türbelerde mezarların üzerine tahtadan sandık şeklinde yapılan ve üstüne yeşil çuha örtülen yerin adıdır. Kadın sandukaları düz olduğu halde, erkek sandukalarının baş tarafına bir ağaç konarak üzerine kavuk, taç, sikke gibi sağlığında giydikleri başlık konurdu. Açık mezarlıklarda sandukalar taştan y

sarık

  • Kavuk, fes, takke gibi başlıkların üzerine sarılan tülbent veya şal.

tabasbusat

  • Dalkavukluklar, kendini küçülterek başkasına kendini beğendirmeye çalışmalar.

tehami

  • (Çoğulu: Tehâmiyât) Kendini sakınma, korunma.
  • Avukatlık etme.

tekapu / tekâpu / تكاپو

  • Öteye beriye seğirtme. Telâşla koşarak birşeyler araştırma. (Farsça)
  • Dalkavukluk. (Farsça)
  • Telaş, koşuşturma. (Farsça)
  • Dalkavukluk. (Farsça)

temelluk

  • Dalkavukluk.
  • Yaltaklanmak.
  • Tevâzu ve yumuşaklık göstermek.
  • Dalkavukluk.

temellukkarane / temellukkârâne

  • Dalkavukluk göstererek, yaltaklanarak.

temellükkarane / temellükkârâne

  • Dalkavukluk göstererek, yaltaklanarak.

tetafful

  • (Tufl. dan) Dalkavukluk.

tufeyli / tufeylî

  • (Davetsiz ziyafete giden Tufeyl adında birisinin ismindendir) Sahte.
  • Dalkavuk. Çanak yalayıcı.
  • Başkasının sırtından geçinen. Asalak. Parazit. Fazladan.

ümm-ün nafi' / ümm-ün nâfi'

  • Tavuk.

vakvaka

  • Kurbağa, tavuk, kuş sesi veya köpek havlaması.

vekalet / vekâlet / وكالت

  • Vekillik. (Arapça)
  • Bakanlık. (Arapça)
  • Avukatlık. (Arapça)

vekil / وكيل

  • Avukat. (Arapça)
  • Biri tarafından yetki verilmiş. (Arapça)
  • Bakan. (Arapça)

vükela-i deavi / vükelâ-i deâvî

  • Dâvâ vekilleri. Avukatlar.

vukuka

  • Tavuk gıdaklaması.
  • Köpek havlaması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın