LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Avar ifadesini içeren 287 kelime bulundu...

abes

  • Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters.

afreye

  • Horoz ibiği. İnsanın ense saçı.
  • Davarın alın saçı.

afşelil

  • Sırtlan dedikleri canavar.
  • Yaşlı, eti ve derisi sarkmış kuru kadın.

ağnam

  • "Ganem"in çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.

aksam

  • Dişi yarısından ufanmış.
  • Boynuzsuz davar.

amrus

  • (Çoğulu: Amâris) Kuzu.
  • Çok yürütmek istediklerinde yürümeyen davar.

anun / anûn

  • İsyankâr, kavgacı.
  • Davarların önünde yürüyen davar.

arafet

  • (Çoğulu: Avârif) Atâ, ihsan, hediye.

aren

  • Davar ayağında olan kuru kemre.
  • Yarık.
  • Bir nesne yumuşak olmak.

ariyy

  • (Çoğulu: Erâri) Davar bağlanan yer ve ip.

arz

  • (Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya.
  • Aşağı ve alçak.
  • Memleket, ülke.
  • Küre.
  • İklim.
  • Davarın ayağının altı.

asal

  • (Çoğulu: Asâl) Davarın kuyruğu devrik olmak.
  • Bağırsak.

asb

  • Bağlamak.
  • Sağlam olarak dürmek.
  • İmâme, sarık.
  • Yemen'de yapılır bir nevi kumaş.
  • Firavun atı adı verilen bir deniz canavarının dişisi.
  • Kurumak.
  • Kızarmak.
  • Sarmaşık.
  • Sargı, bağ.
  • Mendil.

atban

  • Tek ayak üstüne sıçramak.
  • Davarın üç ayak üstüne yürümesi.

avaregi / avaregî

  • Avarelik, serserilik, işsiz güçsüzlük, aylaklık. (Farsça)

bad-peyma

  • Başıboş, boş gezen, âvâre, serseri. (Farsça)

bahayim

  • (Tekili: Behaim) (Behime) Suriye'de bir sıradağ ismi.
  • Canavarlar.
  • Dört ayaklı hayvanlar.

bahil / bâhil

  • Avâre, başıboş, serseri.
  • Yularsız deve. Deyneği olmayan çoban.
  • İşsiz, avare, başı boş.
  • Yularsız deve.

barnabas incili / barnabas incîli

  • Hazret-i Îsâ'nın havârîlerinden biri olan Barnabas'ın, Îsâ aleyhisselâmdan görüp işittiklerini doğru şekilde yazıp derlediği İncil.

batalet

  • Avarelik. İşsizlik.
  • Boş şeyler söylemek.
  • Bahadırlık. Cesurluk. Cesâret.

bebr

  • Kaplana benzer, ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır. (Farsça)

behzere

  • (Çoğulu: Behâzere) Semiz davar.

bek'

  • (Çoğulu: Bilkâ) Sütü az olan davar.

birsam

  • (Hallüsinasyon) Akıl hastalarının, gerçekten var olmayan bir şeyi varmış gibi yanlış idrak etmeleri halidir. Meselâ karınlarında veya başlarının içinde yılan bulunduğunu söylemeleri yahut bir canavarın ağzını açıp kendilerine baktığını söylemeleri birsam hâlini gösterir.

bu'susa

  • Küçük canavar.

can-aver

  • Zihayat, canlı, yaşayan. Hayatdar.
  • Domuz, canavar, hınzır.
  • Zararlı hayvan.

canavarvari / canavarvarî

  • Canavar gibi.

canver / cânver / جان ور

  • Canlı. (Farsça)
  • Canavar. (Farsça)

cerez

  • Davarın art sinirinde olan bir hastalık.

ceşer

  • Davarı otlamaya çıkarmak.

ceşir

  • Büyük çuval.
  • Ev önünde davar yürüyecek yer.

cezre

  • Kasaplık koyun, keçi gibi davar.
  • Semiz koyun.

cüfal

  • Selin kenara attığı çör çöp.
  • Davarın yünü ve kılı çok olmak.
  • Kıllı kimse.
  • Bol.

cümza

  • Seri davar.

cürahüm

  • İri gövdeli davar.

daak

  • Davarın ayağıyla kazılmış yer.

dacin

  • (Çoğulu: Devâcin) Evi öğrenmiş olan davar.

dafuf

  • Sütü çok olan davar.

dahas

  • Davarın tırnağında olan bir verem.

dahul

  • Geyik tuzağı.
  • Canavar tuzağı.

dakdaka

  • Davarın tırnağının taşa dokunup ses çıkarması.

dalle

  • Evini bilmeyip başka yere giden davar.

danık

  • (Çoğulu: Devânik) Bir dirhemin altıda biri ve iki kırât ağırlığı. (Her kırat beş arpa ağırlığıdır.)
  • Zayıf düşkün davar.

dar'

  • (Çoğulu: Durâ-Duru) Davar emziği.

dar'a'

  • Başı siyah, gövdesi beyaz olan davar. (Müz: Edrâ.)

derbeder / دربدر

  • Aylak, avare. (Farsça)

derem

  • Baldır etli olduğundan dolayı topuğun görünmeyip belirsiz olması ve sâir kemiklerin etlilikten belirmeyip örtülmesi.
  • Ağızdan dişlerin dökülüp yerini et bürüyüp belirsiz olması.
  • Davarın yavaş yürüyüp adımlarını birbirine yakın atması.

derir

  • Yürügen davar.

diyas

  • Ekini davar ayağı ile bastırıp çiğnetmek.
  • Kılıcı ruşen etmek, kılıcı parlatmak.

du'mus

  • (Çoğulu: Deâmis) Rengi siyaha benzer bir küçük su canavarı.

dugmus

  • (Çoğulu: Degâmis) Rengi siyaha yakın küçük bir su canavarı.

duhas

  • Denizlerde çok olan büyük bir canavar. (Arkasıyla, boğulan kimselere yardım edip kurtarır, "dülfin" de derler.)

dülake

  • Davar emziğinde kalan süt bakiyesi.

dülke

  • Küçük bir canavar.

ebu halid

  • Köpek, kelb.
  • Canavar.

ebu humeyd

  • Ayı denilen canavar.

efn

  • Noksan etmek. İçmek.
  • Sağmak.
  • Davarın sütü az olmak.

ejder

  • (Ejderha) Büyük canavar. Büyük yılan. (Farsça)
  • Büyük canavar, büyük yılan.

en'am / en'âm

  • Davar, koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanlar.

eş'ar

  • (Çoğulu: Eşâir) En iyi şâir.
  • Kılı çok olan kimse.
  • Davarın tırnağı çevresinde olan kıl.

ezra

  • Kulağı beyaz, gövdesi siyah olan davar.

farih

  • (Çoğulu: Fevârih-Füreh) Gayretli davar.
  • Akıllı kişi.

fasic / fâsic

  • Kısır, semiz davar.

fehd

  • (Çoğulu: Fühud) Pars denilen canavar.
  • Semer ortasındaki mıh.
  • Gafil olmak.

ferahe

  • Zeyreklik. Çok akıllılık. Davarın gayretli olması.

ferr

  • Kaçmak. Firar etmek.
  • Davarın yaşını anlamak için dişini görmek.

gamez

  • Malın ve davarın kemi ve küçüğü.

gasase

  • (Gasis-Gususe) Davarın zayıf olması.
  • Sözün boş ve faydasız olması.
  • Yaradan irinin akması.

gazva

  • Malın ve davarın kötüsü.

gürg

  • (Çoğulu: Gürgân) Canavar, kurt, zi'b. (Farsça)

habat

  • Vücuttaki bir yara iyileştikten veya vücuda bir sopa ile vurulduktan sonra bedende kalan iz.
  • Davarın çok yemekten dolayı karnının şişmesi.

habil

  • Sihirbaz, efsuncu, büyücü.
  • Kement ile yakalanan canavar.

hadia / hadîa

  • Davarın karnından gelen ses.

hafa

  • Çok yürümekten adamın ayağının ve davarın tırnağının aşınması.

hafir

  • (Çoğulu: Havâfir) Davar tırnağı.

hamer

  • Davarın arpa yemekten dolayı içinin ve ağzının kokması.

hane ber-duş

  • Evi omuzunda. Avare. Serseri.

hane-i avarız

  • Avarız ve bedel-i nüzul ve buna benzer vergiler ve tekâlifin toplanmasında tutulan ölçü. Buradaki hanenin, lügat mânası olan evle münasebeti yoktur. Kasabalar, köyler nüfuslarına ve emlâk ve arazilerinin miktar ve hâsılatlarına göre hane itibar edilir ve mahallî masraflarla sair vergiler ona göre ta

hanev

  • Eğmek.
  • Davar kösnemesi.

hank

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
  • Bir şeyi çiğneyip damağıyla ezmek.
  • Davarın ağzına gem vurmak veya urgan koymak.

harat

  • Davarın memesinde olan bir hastalık. (Sütün parça parça, ufanmış gibi çıkmasına sebep olur)

harm

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
  • Davara yük vurmak.
  • İşinde çabuk çabuk olmak.
  • Udul etmek.
  • Kat'etmek.

hart

  • Katı katı ovmak.
  • Davarın yulaf yerken çıkardığı ses.

harut

  • Mukaddes kimse.
  • İpini sahibi elinden çekip kaçan davar.

hass

  • Zannetmek.
  • Silkmek.
  • Davarı kaşağılamak.
  • Közün üstünde birşey pişirmek.
  • Katletmek, öldürmek.

haşş

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Davara ot vermek.
  • Ateş yakmak.

haviriyyun / havîriyyûn

  • Havariler.

hazem

  • Göğüs kemiği.
  • Davarın karnının ve böğrünün dolu olması.

hedb

  • Meyve toplamak.
  • Davar sağmak.

helva'

  • Hızlı yürüyüşlü davar.

hemla'

  • Seri.
  • Kurt (canavar.)

her'a

  • Küçük bir canavar.
  • Erkeğiyle muhalata ettiğinde şevkinin şiddetinden hemen inzal eden kadın.

hevs

  • Bir şeyi vurarak kırmak.
  • İfsad etmek.
  • Dolaşmak.
  • Davarı yavaşça ileri sürmek.

heyş

  • Hareket.
  • Davar sağmak.
  • Fitne.
  • Iztırab, acı.

hıbat

  • Yüzde olan dağ ve nişân.
  • Davarın ayağında ve uyluğunda yapılan işâret.

hınziz / hınzîz

  • (Çoğulu: Hanâzız) Enenmemiş veya enenmiş erkek davar.

hirzun

  • Bir küçük canavar.

hiskil

  • (Çoğulu: Hasâkil) Her canavarın yavruları içinde küçük olanı.

hüdlul

  • Kurt. (Canavar)

hülas

  • Zayıf davar.

hurkuf

  • Zayıf davar.

hürnu'

  • Küçük canavar.

hurşun

  • (Çoğulu: Harâşın) Ufacık bıtırak. (Davarların tüyüne yapışır.)

hutm

  • Her kuşun gagasına, her davarın burnunun ucuna ve ağızının önüne derler.

idak

  • Davarın kösneyip aygır istemesi.

ifhac

  • Davarın ayaklarını ayırıp sağmak.

ıfrat

  • Davarın alın saçı.
  • İnsanın ense saçı.

ifrit / ifrît / عفریت

  • Mitolojik canavar. (Arapça)

incal

  • Davarı çimene salma, yeşilliğe bırakma.

incil-i yuhanna

  • Yuhanna İncili dört incilden birisi, Hz. İsa'nın (a.s.) havarilerinden Yuhanna tarafından yazılan İncil, Hz. İsa'ya indirilen kitap.

isa

  • Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.

istikra / istikrâ

  • Gezme, dolaşma, âvârelik, konuklama.
  • Bir şey hakkında etraflı bilgi edinme.

kaat

  • Gadap, hiddet, öfke.
  • Darlık.
  • Yaşlı koyun.
  • Davar memesi.
  • Bağırma ve çığlık şiddeti.

kaba'ser

  • (Çoğulu: Kabâis) Büyük, kuvvetli, sağlam. Zayıf deve yavrusu.
  • Deniz canavarlarından bir canavar.

kame

  • (Çoğulu: Kumme) Başını sudan kaldıran davar.

kamh

  • Yemeğe iştihâsı az olmak.
  • Suya dalmak.
  • Davarın başını sudan kaldırması.

kamıh

  • Suyu içmeyip, başını kaldırıp duran davar.

kams

  • Hareket ettirmek.
  • Davar önüne sıçramak.

kanuni

  • Kanuna dâir. Kanuna ait.
  • Avrupavâri kanuna vesile olan Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman'ın bir nâmı.

karib

  • (Çoğulu: Kavarib-Ekrub) Gemi sandalı.

karih

  • (Çoğulu: Kuruh-Kavârih) Kesbedici, kazanan.
  • Dişleri tam olan davar.

karısa

  • (Çoğulu: Kavâris) İncitici söz.

kariye

  • (Çoğulu: Kavâri) Uzun burunlu, kısa ayaklı, arkası yeşil bir kuş.
  • Süngü demirinin keskin yeri.
  • Kılıcın ve ona benzer şeylerin keskin yeri.

karure

  • (Çoğulu: Kavârir) Göz bebeği. Gözün siyah kısmı.
  • Şişe.

kasat

  • Davarın arka ayaklarının dik ve doğru olması.

katf

  • Atın veya diğer davarın adımını geç atması.
  • Tırmalamak.
  • Üzüm kesmek.
  • Ağaçtan meyve devşirme.
  • Devşirme mevsimi.

katuf

  • Tenbel.
  • Yavaş yürüyüşlü davar, yavaş olan hayvan.

kavayim

  • Davarın ayakları.
  • Evin direkleri.

kazim

  • (Çoğulu: Kazmân-Kazam) Gümüş.
  • Yazı yazmada kullanılan beyaz deri.
  • Davara verdikleri arpa.

kebc

  • Davarı durdurmak için dizginini çekmek.

kebv

  • Davarın, başını vücuduna sürçmesi.
  • Çakmak çöngelip ateşi çıkmaz olmak.
  • Görmek.
  • Kabın içindekini dökmek.
  • Ateşi kül bürüyüp örtmek.

kedid

  • Davar tırnağıyla didilmiş ve yumuşamış olan yumuşak yer.

kes'am

  • Pars (canavar).

kesd

  • Davarı üç parmakla sağmak.
  • Bir şeyi dişiyle kesmek.

keyy

  • Adama veya davara yapılan nişan.
  • Yarayı dağlama.

kırar

  • Davarın yaşını anlamak için dişine bakmak.

kirs

  • (Çoğulu: Ekrâs-Ekâris) Her nesnenin aslı.
  • Bir araya getirilmiş beytler.
  • Biri biri üstüne yığılmış kalmış davar tersi.

kırşib

  • Yaşlı davar.
  • Arslan. Çok yiyen, obur.
  • Uzun boylu kimse.
  • Kötü ahlâklı.

kişah

  • Davarın böğrüne yapılan işaret.

küfae

  • Davarın bir yıllık dölü, sütü, yoğurdu, yünü ve yapağısı.

külhani

  • Serseri, çapkın, âvâre. (Farsça)

küşud

  • Memesi küçük davar.

lakh

  • Davar yüklü olmak.

lebeb

  • (Çoğulu: Elbâb) Göğüste gerdanlık takılan yer.
  • Atın göğsüne yapılan sinebend.
  • Devenin ve sâir davarın göğsüne bağladıkları nesne.
  • Dağ eteğinde olan azıcık yumuşak kum.

lecebe

  • (Çoğulu: Elcâb-Licâb-Lecebât) Doğurduktan dört ay sonra sütü çekilmiş davar.

lecun

  • Halsiz, yaşlı davar.

leds

  • Yalamak.
  • Davarın ayağına nal vurmak.
  • Yırtık dikmek.

letm

  • Davarın boğazlanacak yerine bıçak çalmak.

lez'

  • Davarı iyi gütmek.

lezlaz

  • Kurt. (Canavar)

lib'e

  • (Çoğulu: Libâ) Ağuz denilen koyu süt. (Her dişi davar doğurduğunda önce olur.)

lücube

  • Davarın sütünün çekilip azalması.

lühbe

  • Sütü azalmış davar.

ma'lufe

  • Yulaf verilen davar.

makade

  • Davar yedmek.

mas'

  • Davarın kuyruğunu salması.
  • Vurmak.
  • Parlamak.

meb'at

  • Yaban sığırının yatağı.
  • Davar ve deve yatağı.
  • Mekân, menzil.

meka

  • (Çoğulu: Emkâ) Tilki, tavşan ve bunlara benzer hayvanlar.
  • Canavarların inleri ve yatakları.

merag

  • Davar ağnanmak ve toprağa yuvarlanmak.

merbat

  • Davar bağlayacak yer. Ahır, ağıl.
  • Manastır.
  • Tekke.

mery

  • Sağılır davarın memesini meshedip sağmak.

meş'

  • Kesbetmek, kazanmak.
  • Toplamak, cem'etmek. Davar sağmak.

meslah

  • Mezbaha. Davar kesilen yer.

meşş

  • Elini bez ile silmek.
  • Bir şeyi aldıktan sonra yine almak.
  • Davarın sütünü sağıp bazısını koymak.

mevaşi / mevâşi

  • Davar, koyun, keçi, inek ve öküz gibi hayvanlar.
  • Davar ve mal gibi hayvanlar (koyun, keçi, öküz, inek...)

mi'zal

  • (Çoğulu: Meâzil) Zayıf ahmak adam.
  • Silâhsız kimse.
  • Davarını halktan ayırıp uzak yerlerde otlatan kimse.

mıhbat

  • Davar için ağaçtan yaprak dökmekte kullanılan sopa.

mihlat

  • İçine yulaf koyup davara vermekte kullanılan torba.

mihyaf

  • Tez susayan davar.

miran

  • (Çoğulu: Mârin) Vahşi canavar yatağı.

mirbat

  • Davar bağlanacak bağ.

mirbed

  • (Çoğulu: Merâbid) Ev içinde olan küçük hücre (içine esvap koyarlar).
  • Davar ahırı.
  • Davar duracak yer.
  • Hurma kuruttukları yer.

mirşaha

  • Eyer altına konulan keçeyi davardan almak.

mirsal

  • (Çoğulu: Merâsil) Tenbel yürüyüşlü davar.
  • Küçük ok.

mişvar

  • Tarz, tavır, gidiş, gidişât.
  • Gümeçten bal peteği sağılan âlet.
  • Davar satılacak yer.

mualli / muallî

  • Yücelten, yükselten.
  • Sağılır davarın sağ tarafından sağmaya varan kişi.

mugve

  • (Çoğulu: Mugveyât) Canavarı düşürüp yakalamak için kazıp ağzını örttükleri kuyu.

mühmelane / mühmelâne

  • Önem ve ehemmiyet vermeksizin, başdan savarcasına. (Farsça)

muhnak

  • (Çoğulu: Mehânik) Zayıflamış davar.

mürah

  • Davarın gece gelip yattığı yer.

müraka

  • Deriden yolunan yün. Yolup davara verilen ot.

murane

  • Karıncavâri, karınca gibi. (Farsça)

musade

  • Avlanan canavar.

müsevvem

  • Alâmetli, işaretli.
  • Süslü, ziynetli.
  • Yabana otlamaya salıverilen davar.

musu'

  • Davarın sütü çekilip gitmek.

müvesseb

  • Yünlü ve kıllı davar.

nahh

  • Davar sürmek.
  • İplik.
  • Zeyli denilen döşek.
  • Güç seyr.
  • Deve çökertmek için söylenen söz.

natiha

  • (Çoğulu: Netâyıh) Başka davar tarafından boynuzlanıp öldürülmüş olan davar.

nefş

  • Açmak.
  • Yapmak.
  • Yün ve pamuk atmak.
  • Davarların, geceleyin yayılıp çobansız otlaması.

nekad

  • (Çoğulu: Nukyud-Nikâd) Ayakları kısa, yüzü çirkin koyun.
  • Büyümesi geç olan çocuk.
  • Ağızda dişler çürüyüp ufanmak.
  • Davarın tırnağı soyulup yüzülmek.

nesel

  • Davar sağıldıktan sonra meme başlarında arta kalan sütü.
  • İki tarafı saf saf ağaçlar olan yol.

neşş

  • Kaynamak, galeyan.
  • Her nesnenin yarısı.
  • Davarın tezce derisini yüzüp etinden ayırıp çıkarmak.
  • Yirmi dirhem.
  • Karıştırmak.

neşvar

  • Davar gevişi.

nüfuş

  • Yabana yayılmak.
  • Davarların geceleyin yayılıp çobansız otlamaları.

nüşka

  • Davarın boynuna takılan ip.

nutuh

  • Boynuzuyla vuran davar.

nüz'

  • Erkek ister kösnek davar.

racin

  • Adama alışmış davar.

rasid

  • Muntazır, bekleyen kimse.
  • Avını bekleyen ve yaklaştığında hemen üzerine sıçrayan canavar.

raufe

  • Kuyuyu temizleyen kişinin üzerine oturması için kuyunun dibine konan taş.
  • Davarlarını sulayan veya su içen kimselerin oturması için kuyunun kenarına konan taş.

rebah

  • Faide, menfaat.
  • Kediye benzer bir canavarın adı.

rebika

  • İp ile bağlanan davar.

recel

  • Saçın ne sarkık ve ne de çok kıvırcık olması.
  • İstedikçe emsin diye davarı yavrusuyla beraber otlağa salmak.

redyan

  • Davar yelmek.

renf

  • (Davar) zayıflığından kulaklarını sarkıtmak.

resen

  • (Çoğulu: Ersân) Atı veya davarı ip ile bağlamak.
  • İp, halat, urgan.

revy

  • (Davar) Suya kanmak.

rıbka

  • (Çoğulu: Ribak) Davar bağlamada kullanılan ip.

riddet

  • İslâm dininden dönme. İrtidad.
  • Doğumdan evvel davarın memesinin süt ile dolu olması.

rikase

  • Davar bağlanan yer.

rimaha

  • Tepici davar, tepen davar.

rücbe

  • Canavar avlamak için yapılan yer. (İçine iple et bağlarlar ki canavar gelip yapıştığı gibi üzerine düşer.)

rüft

  • Bir küçük canavar. ("İnâk-ul arz" da derler)

rüzah

  • Davarın çok zayıf olması.

rüzam

  • Davarın çok yorulup zayıflaması.

şa'la'

  • Kuyruğu beyaz olan davar.

saff suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 61. suredir. İsa, Havariyyun Suresi de denir. Medenîdir.

sare

  • (Çoğulu: Savâr) Hâcet, ihtiyaç.
  • Susuzluk.

sarife

  • (Çoğulu: Savârif) Değişiklik. Değişme.

savr

  • (Çoğulu: Savâri) Hamle yapmak.
  • Parçalamak, pâre pâre etmek.
  • Bir yerde toplanmış küçük hurma ağaçları.

sayime

  • (Çoğulu: Sevâyim) Yılın ekserinde yabanda yürüyen davar.

şazib

  • (Çoğulu: Şüzeb) Zayıf, ince belli davar.
  • Katı yer, sert arazi.

şeal

  • Davar kuyruğunun beyazlığı.

şearir

  • Davar yanırına üşüşen sinek ve üvez.
  • Her yöne dağılmak.

sebtel

  • Satıl adı verilen kab. (At bakıcıları onunla davara su verirler.)
  • Susak. (Pınarlarda su içilir.)

sebu'

  • (Çoğulu: Sebâ') Yırtıcı hayvan. Canavar.

sebuiye

  • Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili.

şeker

  • Davarın sütü çok olmak.
  • Dolmak.

şekire

  • Sütü çok olan davar.

şem'un

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerindendir. Petros veya Sen Piyer de denir. Antakya kilisesini yaptırmıştır. Mi: 65'de Roma'da Neron tarafından hapsedilmiş ve çarmıha gerilerek şehid edilmiştir. Hristiyan âlemine büyük hizmeti vardır. Esas adı, Şem'un-us Safâ'dır.

semad

  • Davar tersi.
  • Gül.

şemerdel

  • Uzun boyunlu, seri davar.

serah

  • Kıl taramak.
  • Halâs etmek.
  • Davar gütmek.
  • Eşini boşamak.

sergerdan / sergerdân / سرگردان

  • Avare, aylak. (Farsça)
  • Şaşkın. (Farsça)

sergeşte

  • Sersem. Başı dönmüş. Avâre ve mütehayyir olan. Hayrette kalmış. (Farsça)

serh

  • Kıl taramak.
  • Halâs etmek, kurtarmak.
  • Uzun, büyük ağaç.
  • Güdülen davar ve sığır sürüsü.
  • Otlak, mera.
  • İrsal etmek.

serhan

  • Canavar. Kurt.

şerib

  • Yabancı kimse ile oturup şarap içen.
  • Davarını yabancı kimsenin davarıyla birlikte sulamak.

serseri

  • Ötede beride gezen, başı boş. İşi gücü olmayıp boşta dolaşan, haylaz, derbeder, avare. (Farsça)
  • Boş söz. (Farsça)

sery

  • Davarı iyi gütmek.
  • Yıldırımın parlayıp çakması.
  • Kurt, eşine çıkmak.
  • Hiddetlenmek, kızmak.

şevr

  • Davarı baharda otlamağa bırakmak.
  • Kovandan bal almak.
  • Satılığa çıkarmak.

siba'

  • Cima.
  • Kesret-i cima ile iftihar edişmek.
  • (Tekili: Sebu) Canavarlar, yırtıcı hayvanlar.

şıhne

  • Adâvet, düşmanlık.
  • Davar bağladıkları yer.

şimas

  • Davarın ürkek olması.

sircin

  • Kurumuş davar tersi.

sirkin

  • Kuru davar tersi.

sisa'

  • (Çoğulu: Seyâsi) Davar arkası.
  • Omuz başı.

şüms

  • (Çoğulu: Şümus) Vahşi erkek davar.
  • Bir nevi gerdanlık.

sured

  • (Çoğulu: Surdân) Göçgen adı verilen küçük kuş.
  • Davar arkasında yanırdan olan beyazlık.

şüzub

  • Davarın ince belli olması.

ta'yil

  • Davarı yürütmek.

ta'zib

  • Davarları gece yabanda otlatıp eve getirmemek.

takrit

  • Kulağına küpe takmak.
  • Davarın başına yular takmak.

talve

  • Vahşi canavarların yavrusu.
  • Keçi bağladıkları ip parçası.

tav'

  • İsteyerek uymak. Bir şeyi istekle yapmak. Muti' olmak.
  • Mer'anın genişliğinden dolayı davarın her tarafta otlamasının mümkün olması.

tecbib

  • Ürkmek. Kaçmak.
  • Davarın ön ayaklarının dizlerine kadar beyaz olması.

tegayyüz

  • Meşeliğe otlaması için davar salmak.
  • Meşelik içinde yerleşmek.

tehi

  • Boş, avare kalmak, hâlî. Eli boş.

telcin

  • Davarın sütünü sağıp memesini boşaltmak.
  • Kalınlaştırmak.

telzie

  • Davarı iyi gütmek.

temassur

  • Davarın memesinde kalan sütü sağmak.

terbub

  • İşe vurulmamış davar.

teşezzür

  • Ayrılmak.
  • Korkmak.
  • Hazırlanmak.
  • Davara binmek.

teşni'

  • Başa kakmak.
  • Davara binmek.
  • Silâh takınmak.
  • Kötülük yapmak. Kötü göstermek. Ayıplamak.
  • Birisinin çok şeni' olduğunu söylemek.

tesrid

  • Davar boğazlandığında daha soğumadan bir yerini kesmek veya kırmak.

tesvim

  • Davarı otlamaya salmak.
  • İşaretlemek, nişan etmek.
  • Dağlamak.

tev'eban

  • Davar memesinin iki yanı.

teva'un

  • Davarın, beslenip semizlemek hususunda nihayet hududu bulması.

tevellüc

  • Dühul etmek, dâhil olmak, girmek.
  • Vahşi canavarların yatağı.

tevrik

  • Davarın üstüne oturmak.

tezkik

  • Davarın derisini hilâf-ı âdet üzerine başı tarafından yüzmek.

tüfe

  • Yırtıcı bir canavar.
  • Karakulak denilen canavar.
  • Örtünmüş kadın.

uffe

  • Bir deniz hayvanı.
  • Davarın emziğinde kalan süt bakiyesi.

üsame

  • Davar otlatmak.
  • Arslan.

üstur

  • At, katır davar gibi dört ayaklı hayvan. (Farsça)

vaif

  • Davar yürüdüğünde karnından işitilen ses.

vakre

  • Davarın tırnağının taşa dokunup sürçmesi.

veber

  • Bedevi, göçer.
  • Deve yünü.
  • Davar tırnağı.

vegik

  • Davar yürürken karnından çıkan ses.

verel

  • (Çoğulu: Vürelân - Evrâl) Kelere benzer bir canavardır. Kuyruğu keler kuyruğundan uzun olur.

veriş / verîş

  • Yürümek ve seğirtmek istediği hâlde sahibi engel olan davar.

vikal

  • Devamlı diğer davarların ardına kalan davar.

yuda

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerindendir ve onu ihbar edip ihanet etmiştir. Yehuda veya Yuda Şem'un da denir.

yuhanna

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerinden birisidir. İncillerden birisini yazmıştır. İbranicede Yahya mânasına gelir. Yuhannes, Ohannes, Con (Fr.: Jan) denir.
  • Îsâ aleyhisselâma îmân eden on iki havârîden biri. İbrânî dilinde Yahyâ demektir.Rumca'da Yohannes, İngilizce'de Can, Fransızca'da Jan denir. Dört İncîl'i yazanlardan biridir. Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğlu idi. Yüz senesinde Efes'te öldü. Hır istiyanlar, on ikinci ayın yirmi yedisinde y

yuhanna incili

  • Dört incilden birisi, Hz. İsa'nın (a.s.) havarilerinden Yuhanna tarafından yazılan İncil Hz. İsa'ya indirilen kitap.

zal'

  • Eğilmek, meyl etmek.
  • Dar olmak.
  • Davarın ağır yük getirmekten dolayı yürürken iki yanına eğilmesi.

zeml

  • Atın, davarın neşeli yürüyüşü.
  • Yük yüklemek.
  • Refik. Arkadaş.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR