LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Atık ifadesini içeren 172 kelime bulundu...

abese irca

  • Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat

abus

  • Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.

adetullah / âdetullah

  • Allahın yaratıklardaki kanunları.

afar

  • Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç.
  • Hurma ağacını islah etmek.
  • Katıksız ekmek yemek.

aferide / âferîde / آفریده

  • Yaratık, yaratılmış, mahluk. (Farsça)

ahd-i atik

  • Eski ahd. Hıristiyanlarca Mûsâ aleyhisselâma inen kitab. Bu ismi ilk olarak hıristiyanlar kullanmışlardır. Hıristiyanların Kitab-ı mukaddes denilen kitabları Ahd-i Atîk ile Ahd-i Cedîd'den meydana geldiğinden onlar da Ahd-i Atîk'i kutsal kabul etmekt edirler. Yahûdîler, Ahd-i Atîk yerine Tanah demek

ahsen-i mahlukat / ahsen-i mahlûkat

  • Yaratıkların en güzeli.
  • Yaratıkların en güzeli.

ahu-pay

  • Ceylan ayaklı. Çevik, atik. (Farsça)
  • Altı köşeli, nakışlı ev ve köşk. (Farsça)

akren

  • Kaşı çatık olan adam.

ameli / amelî / عملى

  • (Ameliyye) Amele mensup ve müteallik olan. Fiil olarak. İşlemek suretiyle. Pratik. Tecrübeli.
  • Pratik, uygulamalı. (Arapça)

ameliyat / ameliyât

  • Uygulamalar, tatbikler, pratikler.

antidemokratik

  • Demokratik olmayan.

arkeoloji

  • (Bak: Atikiyyat)

ateş-pa / ateş-pâ

  • Ateş gibi. (Farsça)
  • Mc: Atik, çevik. (Farsça)

atik

  • (Çoğulu: Avâtik) Sırtın üst kısmı. Omuz ile boyun arası.
  • Eski şarap.
  • (Atika) Esaretten serbest bırakılmış olan.
  • Soyu temiz. Necib.
  • Genç kız.
  • Kadim. İhtiyar.
  • Yavru kuş.
  • Eski.
  • Hz. Ebû Bekir'in (R.A.) bir nâmı.

atıka / âtıka

  • (Bak: ÂTIK)

atletizm

  • yun. Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan bedeni çalışmalar.

avatık

  • (Tekili: Atık) Yaşlılar.
  • Genç kızlar.
  • Hür ve serbest olanlar.
  • Yavru kuşlar.

ayine-i mahluk / âyine-i mahlûk

  • Cenâb-ı Allah'ın isimlerine aynalık yapan yaratıklar.

bab-ür-rahme / bâb-ür-rahme

  • Rahmet kapısı. Medîne-i münevverede Peygamber efendimizin yaptırdığı mescidin batı duvarındaki iki kapıdan biri. Bâb-ül-Âtike ve Bâb-üs-Sûk diye de bilinir.

bije

  • Safi, halis, katıksız, sade, sırf. (Farsça)
  • Hususiyle. (Farsça)

büstuka / büstûka

  • (Çoğulu: Besâtik) Küçük küp. Küpçük.

butakat

  • (Çoğulu: Bevatık) Pota dedikleri kap ki içinde maden eritirler.

büteka

  • (Çoğulu: Bevâtık) Pota dedikleri âlettir ve kuyumcular içinde altın ve gümüş eritirler.

çalak / çalâk

  • Atik, çabuk.

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

cem'i mahlukat / cem'i mahlukât

  • Bütün yaratıklar.

cemal-i masnuat / cemâl-i masnuat

  • Allah'ın yaratıklarındaki sanatkârane, mükemmel, kusursuz güzellikler.

çevik çalak / چَو۪يكْ چَالَاكْ

  • Atik.

çığır

  • t. Yeni açılan patika yolu.
  • Ayak izi ile karlı yerde açılan yol.
  • Başkalarının da uyabileceği yeni bir tarz ve yol.
  • Çığın açtığı iz, yol.
  • Patika, ince yol.

çin

  • Büklüm. (Farsça)
  • Çatıklık. Buruşukluk. Kıvrım. (Farsça)

çin-i ebru

  • Kaş çatıklığı.

çüsti / çüstî

  • Atiklik, çeviklik, çabukluk. (Farsça)

dabbe / dâbbe

  • Yürüyen yaratık.

dabbetülarz / dâbbetülarz

  • Âhirzaman alâmeti olan bir yaratık.

delalet-i selase / delalet-i selâse

  • Üç çeşit delâlet. Bunlar da: Delâlet-i mutabıkıye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizamiyedir.1- Delalet-i mutabıkıye: Bir kelâmın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânanın tamanına delâletidir. Meselâ: İnsan lâfzı, insanın tam mahiyeti olan, hayvan-ı natık, (yani, konuşan hayat sahibi varlık) mânas

determinant

  • Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. (Fransızca)

düstur-u riyazi / düstur-u riyazî

  • Matematiksel kaide.

ebu bekir-i sıddık

  • Asıl adı Abdullah, künyesi Ebu Bekir, lâkabı Sıddık ve Atik. Erkekler içerisinde Resul-i Ekreme (A.S.M.) ilk iman eden; bütün muharebelerde ona refakat eden; seferde, hazarda, bütün tehlikeli anlarda Peygamber Efendimizle (A.S.M.) beraber çalışmış ve onun en yakın Sahâbesi. Onun sohbetinden feyz alm

edmen

  • Hâlis ve katıksız misk. (Farsça)

enam

  • Yaratıklar, varlıklar.

er-rahman / er-rahmân

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah.

eşref-i mahlukat

  • Yaratıkların en şereflisi.

evvel

  • Herşeyden önce var olan ve yaratıkların önceki hâllerine de hükmeden Allah.

fahreddin-i razi / fahreddin-i razî

  • (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır.

fatik

  • (Çoğulu: Futtâk-Fevatik) Eline fırsat geçtikçe adam öldüren kimse.

fatike

  • (Bak: FATİK)

fenn

  • Hüner. Mârifet.
  • San'at.
  • Tecrübe.
  • İlim.
  • Nevi, sınıf, çeşit, tabaka.
  • Türlü.
  • Fizik, kimya, biyoloji, matematik ilimlerinin umumi adı.
  • Tatbikat ve isbat ile meydana gelen ilim.
  • Birisini muamelede aldatmak.
  • Fend.
  • Borç

füttak

  • (Tekili: Fâtik) Fırsat buldukça adam öldürenler.

garaib-i mahlukat / garaib-i mahlûkat

  • Hayrette bırakan yaratıklar.

halaik / halâik / خلائق

  • Yaratıklar. (Arapça)
  • Halayık. (Arapça)

halık-ı rahman / hâlık-ı rahmân

  • Rahmeti her şeyi kaplayan, yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran yaratıcı, Allah.

halık-ı rahmanü'r-rahim / hâlık-ı rahmânü'r-rahîm

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren, sonsuz rahmetiyle her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah.

halis / hâlis / خَالِصْ

  • Hilesiz. Katıksız. Saf. Duru. Saffetli.
  • Pek beyaz.
  • Evvelce karışık iken kusuru zâil olan.
  • Her ameli, yalnız Allah rızası için işleyen. (Müennesi: Hâlise'dir)
  • Katıksız.

halisen / hâlisen

  • Halis ve katıksız olduğu halde. Hilesizce, doğru olarak.

haşeviyye

  • Allahü teâlâyı mahlûklara,yaratıklarına benzeten, madde, cism diyen bozuk fırka, topluluk.

havtek

  • (Çoğulu: Havâtik) Kısa boylu.

hayvan

  • Canlı şey, insanla beraber her canlı.
  • İnsan olmayan idraksiz canlı yaratık.
  • Yük kaldıran, araba çeken ve binilen hayvan, beygir, katır v.s.
  • Mc: Akılsız ve idraksız insan, ahmak. (Aslı "Hayevan"dır)

hendese

  • Geo: şekil bilgisi.
  • Mat: Çizgi, yüzey ve hacim olarak bu üç şeklin özelliklerini ve ölçülerini inceleyen matematik kolu.

hesab-ı cifri ve ebcedi ve riyazi / hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî

  • Cifir, ebced ve matematiksel hesap.

hesabi rakamlar / hesabî rakamlar

  • Matematiksel rakamlar.

hidemat-ı mahlukat / hidemât-ı mahlûkat

  • Yaratıkların hizmetleri.

hikmet-i ameliye

  • Pratik bilgi.

hisab

  • Hesap, saymak, aritmatik.

hisab-ı ameli / hisab-ı amelî

  • Mat: Pratik hesap, aritmetik.

hüsn-ü mücerred / حُسْنُ مُجَرَّدْ

  • Saf katıksız güzellik.

hüttak

  • (Tekili: Hâtik) Bozanlar.
  • Yırtanlar.

iaşe-i umumiye / iâşe-i umumiye

  • Bütün yaratıkları kapsayan besleme, rızıklandırma.

idam

  • Katık. Ekmekle beraber yenen şey.

ilm-i hesab

  • Hesap bilgisi, aritmetik, matematik.

imkan-ı zati / imkân-ı zâtî

  • Bir özelliğin bir şeyin bizzat kendisinde olma ihtimali, yani hiçbir yaratıkta ilâhlık ihtimali yoktur.

imtihaz

  • Hâlis, katıksız ve saf olma. Durulanma.

işarat-ı riyaziye / işarât-ı riyaziye

  • Matematiksel işaretler.

italik

  • Üstten sağa doğru yatık matbaa harfi. (Fransızca)

ka'be / kâ'be

  • (Kâbe) Dünyanın en kudsi ma'bedi. Beytullah, Beyt-ül Ma'mur, Beyt-ül Atik. Bütün mü'minlerin ibâdet esnâsında yöneldikleri merkez. Dört köşe olduğu için Kâbe denir. Bu mukaddes makamın etrafına Mescid-ül Haram ismi verilir. İçinde bir kısım olarak Makam-ı İbrahim mevcuddur. Burası İbrahim Aleyhissel

kabe-i muazzama / kâbe-i muazzama

  • Yeryüzünde yapılan ilk mâbed. Müslümanların kıblesi. Arabistan'ın Mekke-i mükerreme şehrindeki Mescid-i Harâm'ın ortasında bulunan taştan yapılmış dört köşeli binâ. Beytullah, Beyt-ül-haram, Bekke, Beyt-ül-atîk, Hâtime, Basse, Kadîs, Nâzır, Karye-i Kadîme adları ile de anılmıştır.

kafar

  • Katıksız ekmek.

kafile-i mahlukat / kafile-i mahlûkat

  • Yaratıklar, varlıklar topluluğu.

kamtarir / kamtarîr

  • Çatık suratlı.
  • Çatık kaşlı.
  • Çatık suratlı, şiddetli, sert.

karen

  • (Çoğulu: Akrân) Ok mahfazası.
  • Kılıç.
  • Ok.
  • İki deveyi biribirine çattıkları ip. Başka deveye çatılmış deve.
  • Çatık kaşlı olmak.
  • "Yakınlık" mânâsına mastar.
  • Necid ahâlisinin mikâtı olan mevzi.

katb

  • (Katub) Daim çatık çehreli, ekşi yüz.
  • Bir kimseyi darıltmak, gücendirmek.
  • Birikmek, biriktirmek, doldurmak.
  • Dolu çuval taşımak, götürmek için hazırlamak.
  • Arslan.

katolik

  • Hıristiyanlıktaki mezheblerden biri. Roma kilisesinin kendine verdiği ad. Katolik kilisesine mensup kimse. Merkezi Roma'da (Vatikan'da) olup, rûhânî lideri papadır.

kaziye-i külliye

  • Man: Hüküm mevzuunun cemi efradına şâmil olan kaziyye. "İnsanların cümlesi nâtıktır" gibi.

kaziye-i ma'dule

  • Man: Selb, ya mevzuundan ya mahmülünden ikisinden cüz' olan, yâni kendinde hem isbat ve hem de nefiy kaziyyelerdir. "Nefs-i nâtıka gayr-i mürekkebdir" gibi.

kitab-ı mukaddes / kitâb-ı mukaddes

  • Hıristiyanların mukaddes bilip inandıkları Ahd-i atîk (Eski ahd) ve Ahd-i cedîd (Yeni ahd) kısımlarından meydana gelen kitab. İncîl.

kıyye

  • Okka. Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Kıyye-i atika da denir. Şimdiki 1282 gram.

kuhh

  • Halis, saf, katıksız.

kulkul

  • Şen, çevik, atik.
  • Bir şeyin deprenmesiyle çıkan ses.
  • Büyük, derin deniz.
  • Hızlı giden at.

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

ma'tuk

  • (Çoğulu: Maâtik) (Atâk. dan) Azat olunmuş. Azatlı.

mahic

  • Sâfi, saf, katıksız.

mahluk / mahlûk / مخلوق

  • Yaratık.
  • Yaratık.
  • Yaratılmış, yaratık.
  • Yaratık. (Arapça)

mahluk-u bifasal / mahlûk-u bîfasal

  • Fırsat vermeyen yaratık.

mahluk-u musahhar / mahlûk-u musahhar

  • Emir altında bulunan ve kendinden istenilen şeyleri yerine getiren yaratık, varlık.

mahlukat / mahlûkat

  • Yaratıklar.
  • Yaratıklar.

mahlukat-ı acibe / mahlûkat-ı acibe

  • Şaşırtıcı mahlûklar, harika yaratıklar, varlıklar.

mahlukat-ı arziye / mahlûkat-ı arziye

  • Yeryüzündeki yaratıklar, varlıklar.

mahlukat-ı ilahiye / mahlûkat-ı ilâhiye

  • Allah'ın yaratıkları.

mahlukat-ı mezkure / mahlûkat-ı mezkûre

  • Adı geçen yaratıklar.

mahlukat-ı semaviye / mahlûkat-ı semâviye

  • Gökteki yaratıklar.

mahmul

  • Yüklenilmiş. Hamlolunmuş. Bir şey arkasına yüklenmiş olan. Üzerine alınmış.
  • Gr: Bir cümlede fâile yükletilen işi, oluşu veya hâli gösteren fiil.
  • Man: Müsned, haber. "İnsan nâtık" cümlesinde "İnsan" mevzu, "nâtık" mahmuldur.

mahuza

  • Temiz. İtibarlı, şerefli, asil.
  • Saf, hâlis, katıksız.

mahz / محض

  • Safi ve hâlis. Katıksız. Sırf. Hâs. Hulus ile muhabbet.
  • Tâ kendisi.
  • Sadece.
  • Su katılmamış hâlis süt.
  • Katıksız.

mahza

  • Ancak. Yalnız. Tek.
  • Sâde. Hâlis. Katıksız. Tam.

makrun

  • (Karn. dan) Ulaşmış. Kavuşmuş. Yakın.
  • Müsaadeye mazhar.
  • Çatık kaşlı olmak.

masiva / mâsivâ

  • Yaratıklar.

masiva-yı ilahiye / mâsivâ-yı ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın yaratıkları Varlıklar.

mevcudat / mevcûdât

  • Var olan şeyler, mahlûklar, yaratıklar.

mistah

  • Yatık bardak.
  • Çadır direği.
  • Hurma yayıp kuruttukları yer.

mucib / mucîb

  • İsteyeni istediğine kavuşturan, yaratıklarının isteklerine cevap veren, Allah.

muhlis

  • Hâlis olan. İhlâsı kazanmak için gayret gösteren, samimi ve itikadı doğru olan. Her hâli içten ve riyâsız olan. Katıksız.

mükevvenat

  • Yaratıkların hepsi, kâinat mevcûdat.

mürhe

  • Karışmamış, saf, katıksız.

müsbet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

müspet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

müsteka

  • (Çoğulu: Mesâtık) Uzun yünlü kürk.

muzahrafat

  • Atıklar.

muzahrefat

  • Süprüntüler, atıklar.

nab

  • Katıksız, hâlis, saf. (Farsça)
  • Oluk. (Farsça)
  • Berrak. (Farsça)

nassiye

  • (yun: Dogmatizm) Fls: Bir görüşün doğruluğuna peşin olarak inanan ve bu inanışlarını tenkide tabi tutmayanların düşünüş tarzı. Son heceleri .. izm ile biten görüşler, taraftarlarınca peşin olarak kabul edildiklerinden birer dogmatik görüş örneğidir. Meselâ; komünizm, materyalizm, darvinizim, birer d

natıka-i cemiyet

  • Cemiyetin nâtıkası, yâni: Söz söyleme kudreti.

pak

  • Temiz, saf, katıksız. Hep, tamam, mübarek, kudsi. (Farsça)

pakize

  • Temiz, pak. Lekesiz. Hâlis, saf, katıksız. (Farsça)

pozitif ilimler

  • Deneye dayanan matematik, fizik gibi fen ilimleri.

rahman / rahmân

  • Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adâlet sâhibi. (Allah)
  • Çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah.
  • "Dünyâda dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mü'min olsun kâfir olsun bütün yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).

revan

  • Giden, akıcı. (Farsça)
  • Derhal. (Farsça)
  • Ruh, can. Nefs-i nâtıka. (Farsça)
  • Edb: Su gibi akıp giden güzel söz. (Farsça)

revk

  • (Çoğulu: Ervâk) Perde, hicâb.
  • Boynuz.
  • Ev önü.
  • Saf, hâlis, katıksız.

rezzak

  • Bütün yaratıkların rızkını veren Allah.
  • Bütün yaratıkların rızkını veren, Allah.

riyazi / riyazî / riyâzî / رِيَاض۪ي / ریاضى

  • Hesap ve matematikle ilgili.
  • Matematikle ilgili.
  • Matematikle alâkalı.
  • Matematikçi. (Arapça)
  • Matematiksel. (Arapça)

riyazi kat'iyyet / riyâzî kat'iyyet

  • Matematiksel kesinlik.

riyazi-riyaziyye

  • Matematikle ilgili.

riyaziyat / riyâziyat / ریاضيات

  • Matematik ilmi.
  • Matematik ilimlerine verilen ortak ad.
  • Matematik ilmi, hesap-hendese ilmi. Aritmetik-geometri.
  • Matematik. (Arapça)

riyaziyat-ı aliye / riyaziyat-ı âliye

  • Yüksek matematik.

riyaziyatçı / riyâziyatçı

  • Matematikçi. (Arapça - Türkçe)

riyaziye

  • Hesap ilmi. Matematik bilgisi. Hesapla alâkalı.
  • Bir yazı çeşidi.
  • Hesap ilmi, matematik.
  • Matematik.

riyaziyyat

  • Matematik bilgisi.

riyaziyyun / riyâziyyûn / ریاضيون

  • (Tekili: Riyazî) Matematik âlimleri.
  • Matematikçiler. (Arapça)

robot

  • Elektrikle veya mekanik yollarla hareket ettirilerek çeşitli işler yaptırılabilen otomatik cihaz. (Fransızca)

rustak

  • (Çoğulu: Resâtik) Köy, karye. Çiftlik.

rüstak

  • (Çoğulu: Resâtik) Büyük köy.

sade

  • Basit, karışık olmayan, katıksız. (Farsça)
  • Saf, gösterişsiz, lüzumsuz bulunmayan. (Farsça)
  • Tek katlı. (Farsça)
  • Ancak, yalnız. (Farsça)
  • Süssüz. (Farsça)
  • Derin düşünemiyen, saf adam. (Farsça)

safi / sâfi / صافي

  • Duru, katıksız, temiz.
  • Katıksız.

safiyy

  • Temiz, pak. Hâlis, saf, katıksız.

şahid / şâhid

  • Bütün zamanlardaki yaratıkları ve onların her hâlini gören Allah.

şakul

  • (Çekül) Geo: Bir yerin umumi hattını tâyin için kullanılan âlete denir. Bir ağır cismi ip ile yüksekten sarkıtmakla bir duvarın ne derece yatık, eğri veya doğru olduğu anlaşılması gibi.

sani-i rahman / sâni-i rahmân

  • Sonsuz şefkatiyle yaratıklarını esirgeyip rızıklandıran ve herşeyi mükemmel birşekilde san'atlı olarak yaratan Allah.

sara

  • Hâlis, saf, katıksız. (Farsça)
  • Hz. İbrahim'in (A.S.) birinci zevcesinin ismi. (Farsça)

sard

  • Nüfuz etmek, sözü geçer olmak.
  • Katıksız, saf, hâlis.
  • Soğuk.

sebic

  • Yatık veya sekik adı verilen, ağzı dar şarap testisi.
  • Gecelik.

şehbaz / şehbâz

  • Atik, becerikli, şanlı yiğit.

şeytan / şeytân

  • İnsanı azdırmaya çalışan görünmez yaratık.

şiab

  • (Tekili: Şi'b) Dar yollar. Dağ yolları. Patikalar.
  • (Şube) Şubeler.

sıbğa-i rahmaniye / sıbğa-i rahmâniye

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah'ın boyası.

sıhtit

  • Katı, şiddetli, şedid.
  • Çok yükselen toz.
  • Katıksız kavut denilen kavrulmuş un.

silsile-i mahlukat / silsile-i mahlûkat

  • Yaratıklar zinciri.

sühulet-bahş

  • Kolaylık veren. Kolay kullanılan. Pratik. (Farsça)

taassub / تعصب

  • Fanatiklik, katı yandaşlık. (Arapça)
  • Yobazlık. (Arapça)

taassubkar / taassubkâr / تعصبكار

  • Fanatik, mutaassıp. (Arapça - Farsça)

taassubkari / taassubkârî / تعصبكاری

  • Fanatiklik, mutaassıplık, taassup. (Arapça - Farsça)

tatbiki / tatbikî

  • Tatbike ait. Pratik ile alâkalı. Fiilen işlemek suretiyle.

tecelli-i ehadiyet / tecellî-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin her bir yaratıkta görünmesi.

tecessüd

  • Cisimleşme; batıl dinlerde, Allah'ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı.

teknik

  • Fizik, Kimya ve Matematikten elde edilen bilgilerin tatbik edilmesi. (Fransızca)

teknoloji

  • Teknik bilgiler. Matematik, Kimya ve Fizik ilminden elde edilen bilgiler. (Fransızca)

ubus

  • Çatık yüzlü. Abus.
  • Utanmaz kimse.

ubuset

  • Yüz ekşiliği. Çehre çatıklığı. Somurtkanlık.

ufki / ufkî

  • Ufka ait. Ufka dair ve müteallik.
  • Yatık düzlük. Yatay.

ulum-u riyaziye / ulûm-u riyaziye

  • Matematikle bağlantılı ilimler.

uteka

  • (Tekili: Atik) Azatlılar. Azat olmuş köle veya cariyeler.

vahy-i mahz

  • Tamamıyla Allah'ın vahyi olan, hâlis ve katıksız vahiy.

zahiri ilimler / zâhirî ilimler

  • Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri.

zat-ul hareke / zât-ul hareke

  • Kendi kendine hareket eden cisim. Aslında hareketli olan cisim. Otomatik.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR