LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Arzu ifadesini içeren 304 kelime bulundu...

ağraz

  • Maksatlar, arzular, amaçlar.

ağraz-ı nefsaniyye / ağraz-ı nefsâniyye

  • Nefsanî maksatlar, nefsî arzular.

aksa-yı meram

  • Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi.

alet-i hevesat / âlet-i hevesat

  • Gelip geçici istekler, arzular âleti.

aluk

  • Arzu.
  • Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve.
  • Devenin otladığı ot.
  • Süt.

amal / âmâl / آمَالْ

  • Emeller, arzular, istekler.
  • (Tekili: Emel) Emeller. Arzular. Gayeler. Dilekler. İstekler.
  • Arzular.

amal-i beşerin tenahisizliği / âmâl-i beşerin tenâhîsizliği

  • İnsanın arzu, istek ve emellerinin sonsuzluğu, bitmez ve tükenmez olması.

amal-i ma'sumane / âmâl-i ma'sumâne

  • Masumcasına emeller, arzular.

amal-i sermedi / âmâl-i sermedî

  • Sermediyete âit arzu ve emeller. Cennete, ebediyyete dâir dilek ve temenniler.

amal-i sermediyet / âmâl-i sermediyet

  • Daimî emeller ve arzular.

amd

  • Niyet, kasıt, istek, arzu.
  • Direk koymak.
  • Niyet, arzu, istek.

amil

  • Arzusu, isteği olan.

arz-ı hal / arz-ı hâl

  • Halini arzetme. İstida. Arzuhal.

arzu

  • Meşhur halk hikâyelerinden olan Arzu ile Kamber hikâyesinin kadın kahramanı.

arzu-dar / arzu-dâr

  • Hevesli, talebli, istekli, arzulu. (Farsça)

arzu-mendi / arzu-mendî

  • Taleb, istek, arzu, heves. (Farsça)

arzu-şikesten

  • Arzunun olamaması, yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı, inkisar-ı hayâl. (Farsça)

arzu-yu beka

  • Ebedilik arzusu.

arzu-yu hayır

  • Hayır işleme arzusu, meyli.

arzu-yu hilaf / arzu-yu hilâf

  • Muhalefet etme, karşı koyma arzusu.
  • Muhalefet etme, karşı koyma arzusu.

arzu-yu kalb

  • Kalben duyulan istek, arzu.

arzu-yu kalbi

  • Kalbin arzu ve isteği.

arzu-yu masiyet / arzu-yu mâsiyet

  • Günah işleme arzusu, isteği.

arzu-yu merhamet

  • Başkalarına merhamet etme, şefkat ve acıma arzusu.

arzu-yu muaraza

  • Muaraza isteği, karşı koyma arzusu.

arzu-yu nefsaniye

  • Nefse ait arzu ve istek.

arzu-yu san'at

  • San'at arzusu, san'ata olan istek.

arzu-yu taazzum

  • Büyüklük taslama arzusu.

arzu-yu tahkir

  • Başkalarını aşağılama arzusu.

arzu-yu tenzih-i hakikat

  • Hakikati temize çıkarma arzusu.

arzu-yu umumi / arzu-yu umumî

  • Genel arzu; herkesin istediği.

arzu-yu zati / arzu-yu zâtî

  • Şahsî arzusu, isteği.

arzukeş / arzûkeş / آرْزُوكَشْ

  • Arzulu, istekli.
  • Arzulu.
  • Arzulayan.

aşk-ı mecazi / aşk-ı mecazî

  • Fâni şeylere olan aşk. Nefis ve şehvet arzusuna dayanan aşk.
  • Tas: Kâmil bir zâtın Cenab-ı Hakk'a dâir şiddetli muhabbetinden evvel fani, dünyevî şeylere dair olan aşkı.

ataraksiya

  • yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli.
  • (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldız

ayn-ı heva / ayn-ı hevâ

  • Boş istek ve arzunun tâ kendisi.

azimet / azîmet

  • Kuvvetli irâde, istek, arzu. Haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınmakla berâber, mümkün olduğu kadar ruhsatlardan yâni dinde izin verilen kolaylıklardan uzak durup; evlâyı, en iyi olduğu bildirilenleri, nefse zor gelenleri yapmak; takvâ yol u.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

bekam

  • İsteğine, meramına kavuşan, nail olan. Arzu ettiğine erişen. Mesut, bahtiyar. (Farsça)

bermurad

  • Emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren. (Farsça)

berş

  • Afyon şurubu, keten yaprağı ile yapılan bir nevi sarhoş edici mâcun. (Farsça)
  • Arzu, gönül isteği. (Farsça)

beyus / beyûs

  • Arzu, istek, taleb. (Farsça)
  • Ümit. (Farsça)
  • Tamah. (Farsça)
  • Alçak gönüllülük. Mütevazilik. (Farsça)

bil'iştiyak / bil'iştiyâk / بِالْاِشْتِيَاقْ

  • Çok arzu ederek.

biliştiyak

  • İştiyakla, arzu etmekle.

birader-i pür-emel

  • Çokça emelleri arzu ve istekleri olan kardeş.

cehennem

  • Allah yerine, tabiat, madde, sebepler vb. yaratılmış şeyleri ilâh kabul eden; Allah'a kul olacaklarına, arzularına ve heveslerine, başka insanlara ve mahlukata kul olanların işledikleri cürüm ve suçtan dolayı İlâhi adaletle ceza görecekleri yer. Cehennem'in varlığını bütün geçmiş peygamberler ve onl

dahdah

  • (Çoğulu: Dahazıh) Arzu, istek.

daiye / dâiye / داعيه

  • Arzu, hırs, gerektirici sebep.
  • İnsanı bir şeye candan bağlamağa sürükleyen iç duygusu.
  • Mücib ve sebep.
  • Bâis olan husus, vakit ve zamanın bir hâleti.
  • Arzu, hırs.
  • Dava.
  • Bahane.
  • Arzu, istek. (Arapça)
  • İddia. (Arapça)

der-hast

  • Arzu, taleb, istek, dilek. (Farsça)
  • Dilekçe, istida. (Farsça)

derece-i ihtiyaç ve iştiyak

  • İhtiyaç ve arzu derecesi.

derece-i iştiyak

  • Çok kuvvetli arzu ve isteğin derecesi.

dikte

  • Başkası tarafından yazılmak üzere söyleyip yazdırma. (Fransızca)
  • Karşı koymayacak olan birisine, aşırı arzu ve isteklerini bildirip kabul ettirme. (Fransızca)

dil-hah

  • Gönül talebi, gönül arzusu. (Farsça)

dua / duâ

  • İsteme, yalvarma. Bir kimsenin kendisi veya başkası hakkında bir dileğine bir arzusuna kavuşması için Allahü teâlâya yalvarması.

dünya hırsı / dünyâ hırsı

  • Dünyâya lüzûmundan fazla meyletmek. Şiddetli mal, mülk arzusu, isteği.

ebedperest

  • Sonsuzluğu sevip arzulayan.
  • Sonsuz hayata arzulu.

eflah

  • Çok felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan. Taleb ettiği şeye, arzusuna vasıl olan.

ehass-ı emel

  • Arzu ve emellerin en özeli.

ehdaf

  • (Tekili: Hedef) Hedefler, nişan alınan yerler.
  • Yüksek yerler.
  • Meramlar, talebler, arzular, istekler, gayeler, maksadlar, kasıtlar.

ehl-i ehva / ehl-i ehvâ

  • Heva ehli, arzu ve isteklerine tabi olanlar.

ehl-i heva / ehl-i hevâ

  • Nefsine uyan, nefsinin arzu ve istekleri peşinde koşan.
  • Bid'at (dinde olmayan inanış ve işler) sâhibi.

ehl-i hevesat / ehl-i hevesât

  • Nefsin hoşlandığı, gelip geçici istek ve arzuların peşinde olanlar.

ehl-i şevk

  • Arzu, istek ve neşe sahipleri.

ehva / ehvâ

  • Nefis arzuları, boş istekler.
  • (Tekili: Heva) Nefsin istek ve arzuları. Muhabbetler. Hahişler.
  • Kasdetmek.
  • Atmak.
  • Hevalar; gelip geçici arzu ve istekler.

emani / emanî

  • Emniyetler. Niyetler, gayeler, istekler. Arzular, dilekler. (Farsça)
  • Eminlik, korkusuzluk. (Farsça)
  • Temenniler, arzular, istekler.

emani-i mahsusa

  • Hususi arzular, özel maksatlar.

emel / امل / اَمَلْ

  • Arzû, hırs, tamah.Çalış ibâdet et bırak emeli, Son nefese kadar bırakma ameli.
  • Arzu, istek, gaye.
  • Ümit, arzu.
  • Arzu. (Arapça)
  • Arzu.

eravend

  • Şevk, arzu, istek, taleb. (Farsça)
  • Şan, nam, şöhret, meşhur olma. (Farsça)

erman

  • Arzu, istek, taleb. (Farsça)
  • Pişmanlık, pişman olmak, nedamet. (Farsça)

eşvak / eşvâk

  • (Tekili: şevk) şiddetli arzular, istekler, neşveler.
  • Şiddetli arzular, istekler.

fena fillah / fenâ fillâh / فَنَا فِي اللَّهْ

  • Herşeyi Allah'tan bilme, kendi arzularını terk edip Allah'da fânî olma.

fena fiş-şeyh / fenâ fiş-şeyh

  • Tasavvuf ilminde talebenin velî olan hocasının arzû ve isteklerine tâbi olması, irâdesini isteğini onun eline bırakması. Ölü yıkayıcının elindeki meyyit (ölü) gibi olması. Ona hiç bir işinde muhâlefet etmemesi.

gaflet

  • Nefsin arzularına uyarak, Allahü teâlâyı, emir ve yasaklarını unutma hâli.

garam / garâm

  • Helâk. Mahv.
  • Aşk. Sevdâ. şiddetli arzu.
  • Hedef.
  • Aşk, sevda, şiddetli arzu.
  • Canlı duygu, arzu.

garaz

  • Kin, içinden düşmanlık yapmak.
  • Gâye, maksad, arzu, dilek, istek.

gaye-i emel

  • Emelinin gayesi, arzu edilen hedef.

gayret

  • Çaba, çalışma arzusu, kıskanma duygusu.

gıbta

  • İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin kendisinde de olmasını arzu etme.

gıllim

  • Cimâı şiddetle arzu eden.

gulame

  • Cima arzusu.

hadd-i zina / hadd-i zinâ

  • Akıllı olan, ergenlik çağına gelen ve konuşabilen müslüman veya müslüman olmayan kadın ve erkeğe, dâr-ül-İslâm'da (İslâm memleketinde), tehdîd edilmeden, arzûlariyle, zinâ yaparken yakalandıklarında verilmesi gereken cezâ.

hahan

  • İstekli, arzulu, tâlib. (Farsça)

hahiş / hâhiş

  • Fazla arzu.
  • Fazla arzu, isteyiş. (Farsça)
  • İstek, arzu, isteyiş.

hahiş-i vicdani / hâhiş-i vicdanî

  • Vicdanî isteyiş ve arzu.

hahiş-i vicdaniye / hâhiş-i vicdaniye

  • Vicdanî arzu, istek.

hahişger / hâhişger

  • Arzulu, istekli.
  • Arzulayan. İsteyen. İstekli. (Farsça)
  • Arzulayan.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî d

hamza

  • İstemek. Arzu etmek.
  • Ekşi olan her ota derler.

hanen

  • şevk.
  • Nefsin cima arzusu.

hanin / hanîn

  • Fazla istekten dolayı inleyiş, şiddetli ağlayış. Sızlanmak.
  • Şevk ve arzu.
  • Arzudan gelen inleme, sızlanma.

harbcu

  • Kavga çıkarmaya istekli olan, savaş arzu eden.

harhar

  • Devamlı arzu, sürekli istek. (Farsça)
  • Gönül üzüntüsü, iç sıkıntısı. (Farsça)
  • Devamlı kaşıntı. (Farsça)

hasret

  • Özleyiş. İç çekme. Bir şeyi çok isteyip, arzulayıp ona kavuşamamaktan gelen üzüntü.

hem-hah

  • Arzu ve talebleri aynı olan, aynı istekleri olan. (Farsça)

heva / hevâ

  • İstek. Nefsin isteği. Düşkünlük. Gelip geçici olan heves. Nefsin zararlı ve günah olan arzuları.
  • Heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma.
  • Nefsanî zevklere uyma.
  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.
  • Nefsin arzu ve istekleri.
  • Nefsin istekleri, kötü arzular, hava.

heva ve heves / hevâ ve heves

  • Nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular, hisler.

heva-i nefis / hevâ-i nefis

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

heva-i nefs / hevâ-i nefs

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

heva-yı nefis

  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.

hevaperest / hevâperest

  • Yasak arzuları peşinde koşan.

hevaperestane / hevâperestâne

  • Yasak arzuların peşinde koşarcasına.
  • Nefsin arzu ve isteklerinin peşinde olurcasına.

heves / هَوَسْ

  • Gelip geçici arzu ve istek.
  • Gelip geçici istek, arzu.
  • Nefsânî arzu.

heves ve heva / heves ve hevâ

  • Dünyadaki lezzet ve zevkleri isteyen his ve arzular.

heves-i nefsani / heves-i nefsânî / هَوَسِ نَفْسَان۪ي

  • Nefsânî arzu.

heves-i nefsaniye

  • Nefsin yasak arzu ve istekleri.

heves-i nefsi / heves-i nefsî

  • Nefsin arzu ve isteği.

hevesat / hevesât

  • Arzu ve nefsâni emeller. Boş, bâtıl ve günahlı şeylere dâir olan istekler. Hevesler. (Farsça)
  • Hevesler, gelip geçici arzu ve istekler.
  • Hevesler, geçici arzular, yasak istekler.

hevesat-ı faniye

  • Geçici arzu ve istekler.

hevesat-ı gayr-ı meşrua

  • Dinin izin vermediği arzu ve istekler.

hevesat-ı hayvaniye / hevesât-ı hayvâniye

  • Hayvansal hisler, arzular.

hevesat-ı müteaffin

  • Kokuşmuş istek ve arzular.

hevesat-ı nefsaniye / hevesât-ı nefsâniye

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.
  • Nefsin hevesleri, arzuları ve kötü istekleri.

hevesat-ı nefsiye

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

hevesat-ı rezile / hevesât-ı rezile

  • Rezilce hevesler, günah ve çirkin olan arzular.

hevesat-ı sihirbaz / hevesât-ı sihirbaz

  • Yalancı ve aldatıcı istek ve arzular.

hevesat-ı süfliye / hevesât-ı süfliye

  • Alçak arzular, kötü hevesler.

hevesi / hevesî

  • Arzu ve isteklerle ilgili.

heveskar / heveskâr

  • Hevesli istekli, arzulu. Meyli ve arzusu olan, heves eden. (Farsça)

heveskarane / heveskârâne

  • Hevesine, gelip geçici istek ve arzularına düşkün bir şekilde.

hevesperverane / hevesperverâne

  • Nefsin istek ve arzularına düşkün bir şekilde.

hıdiv / hıdîv

  • Vezir, âsaf. (Farsça)
  • Kral nâibi. (Farsça)
  • Osmanlı Padişahı Abdülaziz zamanında (1861 - 1876) Mısır valilerine verilen ünvan. Sultan Abdülaziz, hıdîv ünvanını Büyük Fuad Paşa'nın arzusu üzerine ilk olarak Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu olan İsmail Paşa'ya verdi. (8/6/1867) İsmail Paşadan (Farsça)

hıkd

  • Kin, intikam arzusu.

hilaf-ı heves / hilâf-ı heves

  • Nefsin arzu ve isteklerinin aksine.

himmet

  • Kast, irâde, kuvvetli istek, arzu. Allahü teâlânın velî kullarından bir zâtın, kalbinde yalnız bir işin yapılmasını bulundurup, başka bir şeyi kalbine getirmemesi ve Allahü teâlâdan o işin olmasını dileyerek, bu şekilde mânevî yardımda bulunması. Evliyânın himmeti, yaktı beni kül eyledi Sofi

hırs

  • Aç gözlülük. Tamahkârlık.
  • Kızgınlık.
  • Şiddetli istek, arzu.
  • Azgınlık.
  • Şiddetli istek ve arzu, açgözlülük.

hizb-üş şeytan

  • Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.

hoşkam / hoşkâm

  • Memnun, rahat, arzu ve isteklerine ulaşmış. (Farsça)

hubbüşşehevat / hubbüşşehevât

  • Şehvetleri sevme, nefsin arzu ve istekelerinine aşırı düşkünlük.

ibtiga

  • Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.

ihtiras / ihtirâs / اِحْتِرَاصْ

  • Bir şeyi fazla arzulama ve ona fazla düşkünlük.
  • Aşırı istek sahibi olmak, hırs duymak, şiddetli arzu.
  • Şiddetli arzu, aşırı heves, istek, gözün ve gönlün doymaması.
  • Çok hırslı arzulama.

ihtirasat

  • (Tekili: İhtiras) Şiddetli arzu ve istekler. İhtiraslar.

ihtirasat-ı dünyeviye / ihtirâsât-ı dünyeviye

  • Şiddetli arzu ve hırs ile dünyaya bağlılık.

ihtiyar

  • Yaşlanmış kimse. Yaşlı.
  • Ist: İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek.

incah

  • İşi tamamlama, işi bitirme.
  • İsteğe erme, arzu edilen şeye ulaşılma.

irade

  • İstek, arzu. Dilemek. Emir. Ferman.
  • Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç. (İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir. İhtiyar, taraflardan birini diğerine tafdil ile beraber tercihtir. İrade; yalnız tercihtir. Mütekellimler bazan iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlar

irade-i cüz'iyye

  • Allah tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu. İnsanın herhangi bir tarafa meyletme kuvveti ve isteği. Az ve zayıf irade.

irade-i içtihad

  • İçtihad etme arzusu, isteği.

irade-i zatiye / irade-i zâtiye

  • Bir adamın kendi arzu ve isteği.

irman

  • Arzu, taleb, istek. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)
  • Nedâmet, pişmanlık. (Farsça)
  • Dâvet edilmeden bir yere giden kimse. (Farsça)

is'af

  • Birisinin arzusunu, istediğini kabul etmek ve yerine getirmek.

iştaha

  • İstek, arzu.

isti'sar

  • Bir işin güç olmasını arzulama.

istidame

  • (Devam. dan) Bir halin devamını isteme. Bir şeyin devamını arzu etme.

istifsad

  • (Fesâd. dan) Bir şeyin bozulmasını arzulama, fesâdını isteme.

iştiha / iştihâ

  • Meyil. Haz. Fazla istek. Arzu.
  • Açlıktan gelen yemeğe karşı fazla isteklilik.
  • İştah; istek, arzu.

iştiha-i kazib / iştiha-i kâzib

  • Yalancı istek, arzu; gerçekte istenmeyen, arzu edimeyen.

istihab

  • (Hibe. den) Hibe ve hediye olarak isteme. Bağış olarak arzulama.

iştihalı

  • Fazla arzulu ve istekli.

istihma'

  • Himâye isteme, korunma arzulama.

istirca'

  • Geri dönmek. Dönmeği arzulamak.

istirdaf

  • Beraber olmayı istemek, beraber gitmeği arzu etmek.

istirfa'

  • (Ref'. den) Yapılmasını arzulama.
  • Yukarı kaldırılmasını isteme.

istirhamname

  • Bir rica veya arzu maksadıyla yazılan mektub. (Farsça)

istişfa

  • Şifa istemek. Hastalıktan kurtulup iyi olmayı arzulamak.

iştiyak / iştiyâk / اِشْتِيَاقْ

  • Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.
  • Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.
  • Şiddetli arzu, istek.
  • Çok arzu etme.

iştiyak-engiz

  • Çok arzulu ve istekli.

iştiyak-ı uhreviye

  • Âhiret sevgisi, arzusu, coşkusu.

iştiyakat / iştiyâkât

  • Çok kuvvetli arzu ve istekler.

iştiyakaver / iştiyakâver

  • Çok şiddetle arzu edilen.

iştiyakla

  • Arzu ve istekle.

istizade

  • (Ziyade. den) Arttırılmasını arzulama, çoğaltılmasını isteme.

kam / kâm / كام

  • İstek. Arzu. Maksad. Murad. Dilek. Lezzet. (Farsça)
  • Ağzın üstü. Damak. (Farsça)
  • Koyun, sığır ağılı. (Farsça)
  • Ağaç kilit. (Farsça)
  • Meram, arzu, istek, amel.
  • Lezzet, zevk.
  • Dilek, arzu.
  • Damak. (Farsça)
  • Arzu. (Farsça)

kame / kâme

  • Arzu, istek, meram, gaye, maksad. (Farsça)

kamgüzar / kâmgüzar

  • İsteğini elde edebilen. Arzusuna kavuşabilen. (Farsça)

kamran / kâmran

  • Arzusuna nâil olan, bahtiyar, mes'ud. (Farsça)

kamrani / kâmranî

  • Mutluluk, kâmranlık. İsteğine, arzusuna kavuşmuş olma. (Farsça)

kamveran / kâmverân

  • (Tekili: Kâmver) Mutlular, bahtiyarlar, arzularına kavuşmuş olanlar. (Farsça)

karem

  • Et arzu etmek.
  • Deniz içinde biten çınar ağacına benzer bir ağaç.

kaş / kâş

  • Çok istek, arzu, özleme. (Farsça)

katam

  • Cimâ arzulamak.
  • Et arzulamak.

kemal-i aşk ve şevk / kemâl-i aşk ve şevk

  • Tam bir aşk ve arzu.

kemal-i hahiş / kemâl-i hâhiş

  • Tam bir istek ve arzu.

kemal-i hulus ve iştiyak / kemâl-i hulûs ve iştiyâk / كَمَالِ خُلُوصْ وَ اِشْتِيَاقْ

  • Tam bir samimiyet ve arzu etme.

kemal-i iştiyak / kemâl-i iştiyâk / كَمَالِ اِشْتِيَاقْ

  • Tam bir istek ve arzu.
  • Mükemmel bir arzu.
  • Tam bir arzu etme.

kemal-i şevk / kemâl-i şevk

  • Tam bir istek ve arzu.

kemal-i zevk ve şevk / kemâl-i zevk ve şevk

  • Tam bir şevk ve arzu.

keyf

  • Afiyet, sağlık, sıhhat.
  • Memnunluk, hoşlanma.
  • Neş'e, sevinç, sürur.
  • Mizaç, tabiat.
  • İstek, taleb, arzu, heves.
  • Gönül açıklığı.

keyfi / keyfî

  • Keyfe, arzuya bağlı. İsteğe âid ve müteallik.
  • İsteğe, arzuya göre.

kimya

  • Basit cisimlerin hususiyetlerini, bu cisimlerin birbirlerine olan tesirlerini ve bundan ileri gelen birleşmeyi inceleyen ilim. Basit maddelerdeki değişikliği anlamağa çalışan ilim kolu.
  • Edb: Aşk.
  • İlâç.
  • Tas: Mevcud olana kanaat ve elde edilmesi mümkün olmayana ait arzu

kusara

  • İsteğin ve arzunun son derecesi.

kuvve-i şeheviye / قُوَّۀِ شَهَوِيَه

  • Arzulama duygusu.

lisan-ı hal-i şevk

  • Şevk ve arzunun hâl dili, beden dili.

magza

  • Maksad, gaye, meram, istek, arzu.
  • (Çoğulu: Magazi) Harb hikâyeleri. Muharebe ve gazaya ait hikayeler.
  • Savaş, muharebe, gaza, harb.

maksud

  • Kasdedilmiş. Kasdedilen.
  • İstenilen şey. İstek. Arzu. Gâye.

mal / mâl

  • İnsanın arzuladığı, ihtiyâç, yâni lâzım olunca, kullanmak için saklanabilen ayn, yâni madde, cisim.

marzi / marzî

  • Arzu edilen, razı olunan.

marzi-i nebevi / marzî-i nebevî

  • Peygamberin (a.s.m.) arzusu, isteği.

matlab-ı ala / matlab-ı âlâ

  • En yüce talep, arzu.

matlab-ı dil-hah

  • Gönlün isteği, arzu, maksad.

matlub / matlûb

  • Talep edilen, istenilen, arzulanılan.

matmah-ı cihani / matmah-ı cihanî

  • Dünyanın beklediği ve çok arzuladığı şey.

merak

  • Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük.
  • Dalgınlık. Kara sevdâ.
  • Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.

meram

  • Maksad. Niyet. Arzu. İstek. İçten tasarlanan.
  • Arzu, istek.

merambahş

  • Bir kimseye isteyip arzuladığı şeyi veren. (Farsça)

meşaet

  • Taleb etme, isteme, dileme, arzulama.

meşiet

  • Meşiyyet. Dilemek. İrade. Arzu. Matlub. Murad. İstek.

meşiet-i hassa-i ilahiyye / meşiet-i hâssa-i ilâhiyye

  • Allah'a ait, O'na mahsus meşiet, dilek, arzu ve işler.

meşiet-i rabbaniye / meşiet-i rabbâniye

  • Allah'ın kendisine özel istek, arzu ve muradı.

meşiyyet

  • İrade, arzu, istek.
  • Yürüyüş, yürütme.

metalib / metâlib

  • İstekler. Arzular. Taleb edilen şeyler.
  • İstekler, arzular.

metalib-i istikbal

  • İstikbale aid istekler. Gelecek için olan arzu ve talebler.

mevkib-i ikbal / mevkib-i ikbâl

  • Talihli kâfile, gelmesi arzu edilen topluluk.

meyelan-ı hayat / meyelân-ı hayat

  • Hayat bulma meyli, arzusu, kabiliyeti.

meyil

  • Eğilim, istek, arzu.

meyl

  • Ortadan bir tarafa eğik olmak.
  • İstek. Yönelme. Arzu.
  • Sevme, tutulma, âşık olma.
  • Gönül akışı.

meyl-i fıtri / meyl-i fıtrî

  • Yaratılıştan gelen meyil, arzu.

meyl-i harikulade / meyl-i harikulâde

  • Olağanüstü şeylere olan arzu, istek, eğilim.

meyl-i inbisat

  • Genişleme arzusu, meyil.

meyl-i saadet-i ebediye

  • Sonsuz mutluluğa olan eğilim, arzu.

meyl-i şedid

  • Şiddetli meyil, arzu.

meyl-i sefahet

  • Sefahate duyulan arzu, meyil.

meyl-i teceddüt

  • Yenilenme arzusu, eğilimi.

meyl-i tecellüd

  • Yiğitlik meyli, cesaretli olma ve kahramanlık arzusu.

meyl-üt tefevvuk

  • Üstünlük elde etmek meyil ve arzusu.

meyl-üt tezeyyüd

  • Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu.

meylü't-tahrip

  • Tahrip meyli, arzusu.

meylü't-tefevvuk

  • Üstün görünme meyli, arzusu.

meylülistikmal

  • Olgunluğa erme eğilimi, arzusu; birşeyin olgunluğa, kemâle erme istek ve arzusu.

muazzef

  • Nefsin arzularını terkeden, zühd sâhibi.

mübtega

  • (Çoğulu: Mübtegıyyât) İstenen ve arzu edilen şey.

mübtegıyyat

  • (Tekili: Mübtega) İstenen ve arzu edilen şeyler.

muhabbet-i bekà

  • Sonsuz yaşamayı sevme, arzu etme.

müna

  • (Minâ) Arzular.
  • Birinin yerine kaim-i makam olmak, birinin yerine geçmek.
  • Suya giden yol.
  • Mekke-i Mükerreme'de hacıların kurban bayramında kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları mukaddes yer.

müncemid heves / مُنَْجَمِّدْ هَوَسْ

  • Donmuş heves, arzu.

münye

  • Arzu edilen, istenilen şey. Maksad. Temenni olunan.

murad / murâd / مراد / مُرَادْ

  • İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.
  • Gâye. Maksad. Emel.
  • İstenilen; arzû edilen şey.
  • Tasavvuf yolunda bulunanlardan çalışmadan Allahü teâlânın yardım ve dilemesi ile yüksek makâmlara kavuşanlar. İctibâ (çekilenler, istenenler) yolunun sâlikleri, yolcuları.
  • Arzu, istek, dilek.
  • İstek, arzu. (Arapça)
  • Arzu.

murad-ı ilahi / murad-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın isteği, arzusu.

murad-ı nebi / murad-ı nebî

  • Hz. Peygamberin arzusu, kasdettiği şey.

muragabet

  • Arzu etme, dileme.

murat

  • Arzu, istek, amaç.

müravede

  • (Revd. den) İsteme. İstek, taleb, arzu.

mürteci

  • (Recâ. dan) Arzulu, ümitli, ümitvâr olan.

mürüvvet

  • İnsanlık, yiğitlik. Muhtâc olanlara, lâzım olan şeyleri vermek, başkalarına faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu, insanlık. Adâleti yerine getirme ve hiç kimseden intikam almayı istememe.

müştak / müştâk / مُشْتَاقْ

  • (şevk. den) Arzu ve iştiyak gösteren, fazla istekli.
  • Çok arzulu.

müştak olan

  • Arzulu, istekli, düşkün.

müştakane / müştâkane

  • Çok arzulu ve istekli bir şekilde.

müsted'a

  • (Çoğulu: Müsted'ayât) İstenen, arzu edilen, istidâ edilen, dilenen.
  • Dilekçe ile istenilen şey.

müşteri

  • Malı parayla alan. Satılan malı alan.
  • Bir yıldız ismidir. Jüpiter.
  • İstekli, arzulu.

mutlakıyyet-i idare

  • Bir kişinin arzu ve isteklerine bağlı olan idare sistemi.

müyul-ü müteşa'ibe

  • Çeşitli şubeleri olan meyiller. Çeşitli arzular, meyiller.

müyul-ü müteşaibe

  • Birçok dallara ayrılmış meyiller, arzular.

müyul-ü müteşaibeye / müyûl-ü müteşâibeye

  • Çeşitli dallara ayrılmış arzular, çeşitli meyiller.

müyulat

  • (Tekili: Meyl) Meyiller, arzular.

na-kam / na-kâm

  • Muradına eremeyen, tali'siz. Arzusuna kavuşamayan. (Farsça)

na-marzi

  • Beğenilmeyen, arzu ve isteğe uygun olmayan. (Farsça)

nail / nâil / نَائِلْ

  • Arzusuna eren.

nasb-ül ayn

  • Göz dikilmesi. Bir şeye hırsla ve şiddetli arzu ile bakmak, göz dikmek.

naverdhah / naverdhâh

  • Savaş isteyen, muharebe arzulayan. (Farsça)

nazar-ı heves

  • Arzulu bakış.

nefis

  • Can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.

nefis ve heva berzahları

  • Nefis ve heva geçitleri, geçici lezzet ve arzu engelleri.

nefisperest

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan.

nefisperestlik

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olmak.

nefsani / nefsanî

  • Bedenî arzu ve isteklerle alâkalı. Zaruret olmadığı hâlde keyf için olan istek ve arzuya ait. Kendine ait ve mensub.

nefsani müştehiyat / nefsânî müştehiyat

  • Nefsin hoşuna giden arzu ve istekler.

nefsaniyet

  • Nefsin hoşuna gider şekilde arzular.

neyelan

  • İsteğe ulaşma. Arzulanan şeye vâsıl olma.

nokta-i istimdad

  • Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.

püriştiyak

  • Arzu ve istekle dopdolu.

rağbet

  • (Ragbet) İstek, arzu. İyi sayılmak. Bir şeyi çok iştiyakla istemek. İhlasla dua etmek, teveccüh etmek.

reca

  • Emel, ümit, yalvarmak.
  • Cânib, taraf.
  • İstek, arzu, dilek.
  • Umma, dileme, isteme, arzu.

rivad

  • Talep etmek, istemek, arzulamak.

rıza

  • Memnunluk, hoşluk, razı olmak.
  • İstek, arzu. Kendi isteği.

rugba'

  • Rağbet etmek, istemek, arzulamak.

sahib-i zühd ve takva / sahib-i zühd ve takvâ

  • Zühd ve takva sahibi; her türlü nefsanî arzulara karşı koyarak kendini ibadete veren ve Allah korkusuyla dinin yasaklarından kaçınan kimse.

sefahet-i mutlaka

  • Nefsin her türlü kötü arzularına uyma.

şehevat

  • (Tekili: şehvet) şehvetler, nefsanî istekler, arzular.

şehvet

  • Nefsin arzusu, cinsî istek.
  • Bir şeyi sevip çok isteme, arzulama.
  • Nefis.
  • Cinsî arzu.
  • Nefsin arzu ve istekleri.
  • Nefsin arzu ve istekleri.
  • Hevâ-yı nefsin meyli ve arzusu.
  • Bir şeyi fazla istemek.
  • Cinsî istek. Mahbube için olan istek, iştiha. (Yemek, içmek, uyumak da şehvetin şubelerindendir.)Kudsi Hadis'te Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey benim için şehvetini bırakıp gençliğini bana veren genç! Sen meleklerin bir kısmı

şehvet-perest

  • Şehvetine çok düşkün. Nefsi arzularının esiri olan. (Farsça)

şevk / شَوْقْ

  • Çok istek, şiddetli arzu.
  • Neş'e.
  • Bir şeyi bir yere şeye sağlamca bağlama.
  • Memnun. Şâduman.
  • Şiddetli arzu ve istek.
  • Arzu, istek.

şevk u cezbe

  • Şiddetli arzu ve istek ve kendinden geçme.

şevk u iştiyak

  • Şevk ve arzu. Şevk ve iştiyak.

şevk-i itaat

  • İtaat etme arzusu, isteği.

şevk-i maali / şevk-i maâli

  • Yüce şeylere duyulan iştiyak ve arzu.

şevk-i mukaddes / شَوْقِ مُقَدَّسْ

  • (Allah'a layık) Mukaddes istek, arzu.

şevk-i nefsani / şevk-i nefsanî

  • Nefsin helâl olmayan arzularına karşı duyulan istek.

şevk-i taklidi

  • Benzerini yapma arzusu ve isteği.

şevk-i taklit

  • Taklit arzusu.

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî / şevk-i tenzîlî / شَوْقِ تَنْزِيلِي

  • Kur'ân'ın verdiği şevk, arzu.
  • Kur'âna âid arzu, istek.

şiddet-i hırs

  • Aşırı hırs, şiddetli istek, arzu.

şiddet-i rağbet

  • Şiddetli arzu, istek.

şiddet-i şevk

  • Şiddetli bir istek ve arzu.

su-i ihtiyar

  • Kötü arzu, fena istek.

taleb-i visal

  • Kavuşma isteği, arzusu.

talebkar / talebkâr

  • İstekli, talebli, arzulu. (Farsça)

tama'

  • Aç gözlülük, şiddetli arzu.

tasavvur

  • Bir şeyi zihinde şekillendirmek. Tasarlamak.
  • Düşünce, tasarı. Arzu.

tavk

  • Arzu etmek, istemek.

tehalük / tehâlük / تهالك

  • Can atış, can atma, atılma, çok arzu etme. (Arapça)

tehannün

  • Çok arzu ve istek göstermek.
  • Göreceği gelmek. Özlemek.

tehevvüs-ü süfli / tehevvüs-ü süflî

  • Alçakça arzu ve heveslere kapılma.

temenni / temennî / تمنى / تَمَنّ۪ي

  • Dileme, arzu etme.
  • İstek, arzu. (Arapça)
  • Temennî edilmek: Arzu edilmek. (Arapça)
  • Temennî etmek: Arzu etmek. (Arapça)
  • Arzu.

teşevvuk

  • Şevklenme, istek gösterme, arzu etme, sevinme.

teşne

  • Susamış. (Farsça)
  • Mc: İstekli, çok arzulayan, heveskâr. (Farsça)

teşnedil / تشنه دل

  • Seven, arzulu, can atan. (Farsça)

tevakku'

  • (Çoğulu: Tevakkuât) (Vuku. dan) Bekleme, umma, ümid etme. İsteme, arzu etme.

tul-i emel / tûl-i emel

  • Uzun emel, büyük, aşırı arzu ve istek.
  • Uzun emel; zevk ve safâ sürmek için çok yaşama arzusu. İbâdet yapmak için çok yaşamağı istemek tûl-i emel olmaz.

tul-ü emel / tûl-ü emel / طُولِ اَمَلْ

  • Dünya hayatının kısa ve geçiciliğine rağmen devamlı yaşayacakmış gibi dünyaya ait işlere karşı gösterilen aşırı arzu, istek.
  • Tükenmez dünyevî arzu.

ukde

  • Düğüm, bağ.
  • Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat.
  • Ağaçlık yer.
  • Pelteklik, kekemelik.
  • Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.

ümid

  • Ummak. Emel. Arzu. İntizar. Umut. Rica. (Farsça)

ümmid / ümmîd

  • Ummak, arzu, istek. Sebeblere yapıştıktan sonra iyi netice beklemek.

ümniyye

  • Umut, ümid.
  • Arzu, istek, talep.
  • Niyet, kuruntu.

vallahi / vallâhî

  • Allahü teâlâya yemin ederim mânâsına, bir sözün, niyyetin, bir işi yapmak veya yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösteren, söylendiği şeye aykırı hareket edildiğinde, yemin keffâreti lâzım gelen sözlerden birisi.

ya maksud / yâ maksud

  • Ey bütün varlıkların rızasına ermeyi ve cemâlini görmeyi arzuladıkları Allah.