LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Arsız ifadesini içeren 114 kelime bulundu...

acz

  • Beceriksizlik. İktidarsızlık. Kuvvetsizlik. Güçsüzlük. Yapamamak.
  • Zarardan korunmak gücünün olmaması.
  • Bir şeyin geri tarafı.

acz-mendi / acz-mendî

  • Âcizlik, iktidarsızlık. Fakr. (Farsça)

adem-i iktidar

  • İktidarsızlık. Güçsüzlük. Kuvvetsizlikten gelen hastalık.

adem-i inkar / adem-i inkâr

  • İnkâr etmeme. İnkârsızlık.

adem-i sebat

  • Kararsızlık, sabit olmama.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel.

antikor

  • Vücuda giren hastalık mikroplarını zararsız kılmak için organizmanın bir kanun-u İlahî ile çıkardığı madde. (Fransızca)

arsız / ârsız

  • Bî-ar, utanmaz, arsız.

asum

  • Obur, açgözlü, arsız.

atıl / âtıl / عاطل

  • Yararsız. (Arapça)
  • Tembel. (Arapça)

bahil / bâhil

  • Avâre, başıboş, serseri.
  • Yularsız deve. Deyneği olmayan çoban.
  • İşsiz, avare, başı boş.
  • Yularsız deve.

bi-ar / bî-ar

  • Arsız, hayasız, utanmaz.

bi-ihtiyar / bî-ihtiyar

  • İhtiyarsız. Elinde olmadan.

bi-kar / bî-kâr

  • Kârsız, işsiz kimse. Bekâr kişi. (Bekârlık, bikârların kârıdır. İşârât) (Farsça)

bi-karar / bî-karar

  • Kararsız.

bi-keran / bî-keran

  • (Bî-girân) Sınırsız, sonsuz. (Farsça)
  • Kenarsız. (Farsça)
  • Hesabsız. (Farsça)

biar / bîâr / بى عار

  • Arsız. (Farsça - Arapça)

bikarar / bîkarar / bîkarâr / بى قرار

  • Kararsız.
  • Kararsız.
  • Rahatsız.
  • Kararsız, rahatsız.
  • Kararsız. (Farsça - Arapça)

bikarar eyler / bîkarar eyler

  • Kararsız eder, şaşkın yapar.

bilaihtiyar / bilâihtiyar

  • İhtiyarsız, elinde olmayarak.

bistah

  • Küstah, hayâsız, edepsiz, arsız, utanmaz adam. (Farsça)

bisud / bîsûd / بى سود

  • Yararsız. (Farsça)

Bolşevizm

  • Rusça'da çoğunluk anlamına gelir.

    Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDIP) içindeki ayrılıkta Lenin ile aynı görüşü savunanlar kongre çoğunluğu sağlamışlar ve bu tarihten sonra Leninist görüşleri savunmanın diğer adı Bolşevizim olmuştur. Bu kelimenin Rusça'daki zıddı; Menşevik.

    Bu kongrede azınlıkta kalan grup ise Menşevikler olarak adlandırılmıştır. Marksist literatürde menşevik bir hakaret olarak kullanılır.

    Siyasi tutarsızlığı simgeler.

butlan-ı his

  • Ameliyat için bir uzvun hissinin iptâli, duyarsız hâle getirilmesi.

cenb

  • Yan taraf. Koltuk altının aşağısı.
  • Def'etmek, kovmak.
  • Müştak olmak.
  • Bir yere gitmek için bir yere inmek.
  • Birisinin sevdiğinden dolayı kararsız ve muztarib bulunmak.
  • Büyük ve çok olan.
  • Engin taraf.
  • Şetmetmek, söğmek.

çeşm-deride

  • Sıkılmaz, utanmaz, arsız. (Farsça)

çeşmderide / çeşmderîde / چشم دریده

  • Arsız. (Farsça)

der-bend

  • Dağda ve tepede zahmetlerle geçilen yer, dar geçit, boğaz. Hudut. Kale. (Farsça)
  • Anahtarsız kapı. (Farsça)

dü-dili / dü-dilî

  • Tereddüt, kararsızlık, neticeye varamamak. (Farsça)

ehl-i gaflet

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler.

ehl-i gaflet ve dalalet / ehl-i gaflet ve dalâlet

  • Âhirete ve Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız ve hak yoldan sapmış kimseler.

ehven

  • Daha aşağı. Daha ucuz. Bayağı. Adi.
  • Zararı az olan. En zararsız.
  • En zararsız, pek ucuz.

ehven-i sırreyn

  • İki gizliden en zararsızı.

ehveniyet

  • Ucuzluk, ehvenlik, daha hafif, daha zararsızlık.

feletat / feletât

  • Yanlışlar, yanılmalar, sürçmeler, tutarsızlıklar.

fetret

  • Aynı cinsten iki hâdise (olay) arasındaki kesinti devresi.
  • İki peygamber veya iki hükümdâr arasında peygambersiz ve hükümdârsız geçen zaman.

gafil / gâfil

  • Duyarsız, umursamaz.
  • Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranan.

gafilane / gafilâne

  • Umursamazca, duyarsızcasına.

gaflet

  • Umursamazlık; âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız kalma hali.

gafletkarane / gafletkârâne

  • Umursamazca, duyarsızcasına.

gafletli

  • Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranan.

gari / garî

  • Kararsız, sebatsız. (Farsça)

gıll u gış

  • Aklın muhtelif fikirler üzerinde kararsızlığı.
  • Gönül darlığı.
  • Kin ve hile. Hıyanet ve adavet.

gıll u gışş

  • Şüphe ve tereddüt, kararsızlık. Kin ve hile. Hiyanet ve düşmanlık.

güstah

  • Arsız, edepsiz, küstah, saygısız. (Farsça)

hafif-ül mizac

  • Kararsız, hoppa, temkinsiz.

hakaret

  • Küçüklük. İtibarsızlık. Hor ve hakir görmek. Küçümseme. Küçük görme. Tâzimsizlik.

hakir

  • Küçük. Ehemmiyetsiz. Kıymetsiz. İtibarsız. Kudretsiz.
  • İtibarsız, değersiz, önemsiz.

haşv / حشو

  • Doldurulmuş, yararsız söz. (Arapça)
  • Kuru ot. (Arapça)

haysebeyse

  • Kararsızlık, karışıklık, darlık.

hercai / hercaî / hercâî / هرجائى

  • (Hercâyî) Her yerde bulunur, kendine mahsus belirli bir yeri bulunmayan. Serseri, derbeder.
  • Kararsız, sebatsız, vefasız, dönek, mütelevvin.
  • Şıpsevdi. (Farsça)
  • Kararsız. (Farsça)

hıyre-çeşm

  • Kamaşık ve donuk gözlü. (Farsça)
  • Cesur, atılgan. (Farsça)
  • İnatçı, muannid. (Farsça)
  • Utanmaz, hayâsız, arsız. (Farsça)

hıyreçeşm / خيره چشم

  • Arsız, hayasız. (Farsça)
  • Cesur, gözüpek. (Farsça)

imtira'

  • Çıkarma, ihrac etme, dışarı atma.
  • Şüphelenme, kuşkulanma.
  • Tereddüt, mütereddidlik, kararsızlık.

ınnin / ınnîn

  • İktidarsız, güçsüz, âciz.

innin / innîn

  • İhtiyârlık, tenâsül hastalığı veya sihir sebebi ile cimâ yapamayan. İktidârsız erkek.

insan-ı gafil

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan.

ıyaf

  • Gönül dönmek.
  • Mütereddit olmak, kararsızlık, tereddüt etmek.
  • Tiksinmek, iğrenmek.

kalak

  • Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık.
  • Zahmet. Meşakkat.

kavad

  • Kaltaban. Arsız, gayretsiz.

kavvad

  • Arsız, pezevenk, deyyus, kaltaban, gayretsiz.

kemter

  • Aciz. Fakir. İtibarsız. (Farsça)
  • Başka şeylere göre daha az olan. Pek aşağı. (Farsça)
  • Noksan, eksik. (Farsça)
  • İtibarsız, eksik anlamında, tevazu ifadesi olarak "ben" yerine kullanılan bir söz.

kepaze

  • İtibarsız, âdi, mübtezel, kıymetsiz kimse. Haysiyetsiz, şerefsiz, rezil. Hürmet ve saygıya müstahak olmıyan.
  • Tâlim için kullanılır yay.

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

keşmekeş

  • Kararsızlık. Karışıklık. Tereddüd. Kavga. Çekişme. (Farsça)

labe's

  • Beis yok, zararsız.

lafahr

  • Fahirsiz. İftiharsız. İftihar etmeksizin.
  • Fahrolmasın.

lakaydane / lâkaydâne

  • İlgisizce, duyarsızca.

lakayt / lâkayt

  • Kayıtsız, duyarsız, ilgisiz.

lakaytlık / lâkaytlık

  • İlgisizlik, duyarsızlık.

laki / lakî

  • (Lâkıy) İtibarsız ve değersiz, zelil kimse.
  • Önemsiz ve kıymetsiz şey.

laş

  • Hakir ve aşağılık kimse. Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi. (Farsça)
  • Çapul, yağma. (Farsça)

mahruz

  • Kepâze, rezil, rüsvay, aşağılık, âdi. İtibarsız.

merc

  • (Merec) Katıştırmak.
  • Kararsızlık.
  • Iztırab.
  • Bozulmak.
  • Boşa gitmek.
  • Serbest bırakmak, salıvermek.
  • Hayvanların salındığı otlak.

merec

  • Kararsız ve mütehayyir olma.
  • Mecburi olma.

mukalkal

  • Kararsız.
  • Şarap, hamr.

mükerrem

  • Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan. (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.)

mütebeddil

  • (Bedel. den) Değişen, tebeddül eden, başka hâle giren. Bozulan.
  • Kararsız.

mütekalkıl

  • Kararsız, şüpheci, endişeli.

mütelevvin

  • Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.

mütereddid / مُتَرَدِّدْ

  • Kararsız, teredüdde kalan, karar veremeyen, cesaretsiz.
  • Bir yere gidip gelen.
  • Kararsız.

mütereddidane / mütereddidâne

  • Kararsızlıkla. Tereddüd ederek. (Farsça)
  • Bir yere gidip gelerek. (Farsça)

mütereddidin / mütereddidîn

  • (Tekili: Mütereddid) Karar veremeyenler, tereddüt edenler, kararsız kişiler.
  • Bir yere gidip gelenler.

mütereddit

  • Kararsız, şüpheye düşmüş.
  • Tereddüt eden, kararsız.

mütezebzib

  • Tezebzüb eden, kararsız, mütereddit.

muvazza'

  • İtibarsız kimse.

na-paydar

  • Süreksiz, geçici. Sebatsız, kararsız, durmaz. (Farsça)

na-tuvan

  • (Nâtüvân) İktidarsız, zayıf, halsiz, kudretsiz, çâresiz. (Farsça)

nafercam / nâfercâm / نافرجام

  • Sonu iyi olmayan, yararsız. (Farsça)

natüvanem / nâtüvânem

  • İktidarsızım, çaresizim.

nazar-ı gaflet ve dalalet / nazar-ı gaflet ve dalâlet

  • İman hakikatlerine karşı duyarsız davranan ve hak yoldan sapanların bakışı.

perde-i gaflet

  • Gaflet, umursamazlık ve duyarsızlık perdesi.

rezalet

  • Utanç verici şey. Utanılacak hal.
  • Alçaklık, rezillik.
  • Maskaralık.
  • Arsızlık.

rezil / rezîl

  • Alçak, îtibârsız.

rüsvayi / rüsvayî

  • Rezillik, itibarsızlık, haysiyetsizlik. (Farsça)

sebükmaye / sebükmâye

  • İtibarsız, değersiz, kıymetsiz. (Farsça)

şematetkarane / şematetkârane

  • Kuru gürültü yapmak suretiyle, arsızca, gürültü ile bağırmak. (Farsça)

septisizm

  • Şüphecilik felsefesi, kararsızlık.

şühus

  • Yüksek olmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Gözünü bir yere dikip hareket ettirmeden ve kapağını açıp yummadan durmak.
  • Bir hâdisenin meydana gelmesinden dolayı acı çekip kararsız olmak.

teakkum

  • Tereddüt etmek, kararsız olmak.

tegafül

  • Gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma.

tehi / tehî / تهى

  • Boş. (Farsça)
  • Anlamsız, yararsız. (Farsça)

televvün

  • (Levn. den) (Çoğulu: Televvünât) Renkten renge girme. Renk değiştirme.
  • Döneklik, kararsızlık.

temkin

  • Ağır başlılık, usluluk.
  • Ölçülü hareket sâhibi.
  • Vakar, izzet. İktidar, kudret.
  • Birini bir şeye muktedir kılmak.
  • Kararsızlıktan kurtulup huzur ve sükuna mazhar olmak.
  • Tedbir, ihtiyat.

tenakuz

  • Çelişki, tutarsızlık, birbirini iptal edip bozma.

tereddüd

  • Kararsızlık. Bir mes'ele hakkında karar veremiyerek şüphede kalmak.
  • Kararsızlık.

tezebzüb

  • Karışıklık. Mütereddit olmak. Kararsızlık.
  • Kararsızlık.

vahi / vâhî / واهى

  • Yararsız. (Arapça)

vakahat / vakâhat

  • Arsızlık. Utanmazlık. Katı yüzlülük. Açıklık ve saçıklık.
  • Pek sağlam ve metin.
  • Arsızlık, utanmazlık, küstahlık.
  • Arsızlık, utanmazlık.

vekahat / vekâhat / وقاحت

  • Arsızlık, utanmazlık, hayasızlık. (Arapça)

za'f

  • Zayıflık. Kuvvetsizlik. İktidarsızlık.

zaif

  • (Za'f. dan) Güçsüz, iktidarsız, kuvveti az, kuvvetsiz, tâkatsız. Kansız. Gevşek, tenbel.

zari

  • Ağlayıp sızlama. (Farsça)
  • Hakirlik ve itibarsızlık. (Farsça)

zeval-i gaflet

  • Gafletin dağılması; Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâlinin sona ermesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR