LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Arap ifadesini içeren 427 kelime bulundu...

a'cam

  • Acemler; Arap milletinden olmayanlar.

a'cemi / a'cemî

  • Arap olmayan.
  • Aceme mensub.
  • Arapçayı iyi konuşmayan. Dilsiz.
  • Beceriksiz.

a'rab / a'râb / اعراب

  • Vatanı çöl olan ve medeniyetten uzak yaşayan Arap.
  • Göçebe Araplar, çölde yaşayan Araplar.
  • Araplar, çöl arapları. (Arapça)

a'rabi / a'râbî

  • Bedevi arap.

a'şa

  • Gözleri dumanlı olan adam.
  • Çeşitli yüzyıllarda yaşamış olan birkaç Arap şairinin adı.
  • Gece vakti gözleri görmeyen kimse.

ab-ı ahmer / âb-ı ahmer / آب احمر

  • Kızıl su.
  • Kırmızı şarap.
  • Gözyaşı.

ab-ı ateşin / âb-ı âteşîn / آب آتشين

  • Ateşli su.
  • Kırmızı şarap.
  • Gözyaşı.

ab-ı engur / âb-ı engûr / آب انگور

  • Üzüm suyu.
  • Şarap.

ab-ı harabat / âb-ı harâbât / آب خرابات

  • (meyhane suyu) şarap.

ab-ı kevser / âb-ı kevser / آب كوثر

  • Cennet suyu.
  • Şarap.

acam

  • Acemler, iranlılar, Arap olmayanlar.

acem / عجم

  • Arap olmayan, iranlı.
  • İranlı. Yabancı.
  • Arapça konuşmayanlar. Arab olmayanlar.
  • Çekirdek.
  • Arap milletinden olmayan başka milletler.
  • Arap olmayan. (Arapça)
  • İranlı, acem. (Arapça)

acemi ve ecnebi huruf / acemî ve ecnebî huruf

  • Arap alfabesinin dışında kullanılan yabancı harfler.

acuz

  • Çok yaşlı kadın. Kocakarı.
  • Kılıç.
  • Şarap.
  • Sırtlan.

afar

  • Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç.
  • Hurma ağacını islah etmek.
  • Katıksız ekmek yemek.

ahreb

  • Çok harap, perişan, yıkık.
  • Kulağı yarık kimse.
  • Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlayan oniki şekilden herbiri.

akifan

  • Uzun ayaklı karınca.
  • Araptan bir kabile adı.

ar'ar

  • Arap diyârında bir yerin adı.
  • Bir oyun çeşidi.

arab / عرب

  • Arap (Arapça)

arab lisanı

  • Arap dili, Arapça.

arabi / arabî / عربى

  • Arapça.
  • Arap, Arapça.
  • Arapça. (Arapça)

arabi hat / arabî hat

  • Arapça yazı.

arabi hattı ve hurufu / arabî hattı ve hurufu

  • Arapça yazısı ve harfleri.

arabi huruf / arabî huruf

  • Arap alfabesinin harfleri.

arabi ibare / arabî ibare

  • Arapça metin.

arabi lisan / arabî lisan

  • Arap dili; Arapça.

arabi risaleler / arabî risaleler

  • Arapça kitaplar.

arabi tarih / arabî tarih

  • Arap takvimine göre belirlenen tarih.

arabistan

  • Arap milletinin yoğun olarak bulunduğu Ortadoğu bölgesi.
  • Arap ülkesi. Arapların yaşadığı ülke. (Farsça)

arabiyat

  • Arap dili ve edebiyatı.

arabiye / arabîye

  • Arapça.

arabiyyat

  • (Tekili: Arabiyyet) Arapçaya dâir ilimler, kitab veya fikirler. Arap edebiyatı.

arabiyyet

  • Arapça ile ilgili olan (İlim, fikir veya kitap). Arap edebiyatı.

arabiyyü'l-ibare / arabiyyü'l-ibâre

  • Arapça ibare, metin.

arabiyyülibare / arabîyyülibare

  • Arapça söz, ibare, metin.

arapça

  • Arap dili.

arazi-i gamire / arâzi-i gamire

  • Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.

arib / ârib

  • Halis Arap cinsinden olan.

aruz

  • Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere etrafındaki nahiye ve köyler.
  • Edb: Şiirin ahenk ölçülerinden, nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap, Fars, Türk şiirinde kullanılan vezin ki, hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (açıklık) değerlerine dayanır.
  • Bir beytin birinci

asmai / asmaî

  • Arapların şöhret bulmuş şairi.

ater

  • Arap kadınlarının misk ve başka güzel şeylerle yoğurup, boyunlarına taktıkları gerdanlık.

ateş-i ter

  • Kırmızı şarap.

atf için vav

  • Arap gramerine göre başına geldiği kelimeyi daha önce geçen bir kelime yapmayı sağlayan vav harfi.

atik

  • (Çoğulu: Avâtik) Sırtın üst kısmı. Omuz ile boyun arası.
  • Eski şarap.

avamil / avâmil

  • Âmiller, sebepler.
  • Arap nahvine ait ve bu isimdeki kitap.

ayın

  • Arap alfabesinin onsekizinci ve Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi olup, ebced hesabında yetmiş sayısına tekabül eder.
  • Arap alfabesinin 21. harfi. Ebced hesabında sayı değeri 70'dir.

ayn

  • Çeşme, güneş ve göz anlamlarına gelen Arapça kelime.

ba-i kasem / bâ-i kasem

  • Arabçada yemin maksadı ile kelime başına getirilen bâ. "Billâhi" gibi.
  • Farsçada: Bâ diye yazılırsa; ile, beraber, birlikte, sâhip mânalarına gelir. Arapçadaki Zû gibidir.

bad-ı şimali / bâd-ı şimalî

  • Kuzey rüzgârı. (Farsça)
  • Nefes, soluk. (Farsça)
  • Ah sesi, ah çekme. (Farsça)
  • Allah'ın inâyeti. (Farsça)
  • Medih. (Farsça)
  • Söz. (Farsça)
  • Büyüklük taslama, kibirlilik. (Farsça)
  • şarap. (Farsça)

bade / bâde / باده

  • Şarap, içki.
  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)
  • İçki. (Farsça)
  • Şarap. (Farsça)

badekeş / bâdekeş / باده كش

  • Şarap içen. (Farsça)

bahile

  • Arap kabilelerinden birinin ismi.
  • Dul kadın.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

bedevi / bedevî

  • Çölde çadırda yaşayan göçebe, çöllü, Arap göçebesi.

belka'

  • Tenha çöl. Harap ve boş yer.
  • Yazı.
  • Yalan yere yemin etmek.
  • Su, süt gibi boğaz ıslatan şeyler.
  • Bir hurma cinsi.

berbad / berbâd

  • Harap. Kötü. Virâne. Bozuk. Perişan. Telef ve helâk olmuş. (Farsça)
  • Harap, pis, fena, kirli.

berbekan

  • Arapların giydiği bir elbise cinsi.

berhane / berhâne / برخانه

  • Eskiyip harap olmuş konak. (Farsça)
  • Harap vaziyetteki ev. (Farsça)

beşir

  • Müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü.
  • Hıristiyan Araplar'da İncil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse.
  • Peygamberimizin bir vasfı.

bilad-ı arab / bilâd-ı arab

  • Arap beldeleri, ülkeleri.

bilad-ı arabiye / bilâd-ı arabiye

  • Arap beldeleri, Arap memleketleri.

bilad-ı arap / bilâd-ı arap

  • Arap beldeleri, ülkeleri.

bint-ül kerem

  • Şarap, hamr.

bülega-yı arab

  • Arap belâğatçıları, edebiyatçıları.

bülkut

  • (Çoğulu: Belâki) Bir hurma cinsi.
  • Ot ve su olmayan harap ve boş yer.
  • Yalan yere yemin etmek.

bürcüd

  • Arap elbiselerinden bir nevi kalın elbise.

busayri / busayrî

  • (Şeref-üd-din) (Mi: 1213-1295) Busayr'da doğdu. Meşhur Arap şair ve hattatıdır. "Kaside-i Bürde" sahibidir. Esas ismi "El-Kevakib-üd-Dürriyye fi Medh-i Hayrilberiyye" olan kasidesine; tutulmuş olduğu hastalıktan, rü'yasında Resûlullah'ın hırkasını (bürde) üzerine örtüp şifa bulması sebebiyle "Kaside

büz

  • Harap yer.
  • Fâsid nesne.
  • Helâk.

cadis

  • Viran, harap, yıkık.
  • Çorak, kurak, işlenmemiş, ekilmemiş toprak, gelir getirmeyen boş arazi.

car

  • Arapçada bir edat.

carif

  • Yıkıp harap etmek.

cem'-i kıllet

  • Arapça'da türlü vezinlerde cemileri olan isimlerin, bu cemilerinden dokuzdan aşağı mahsus olanları.

cenbiyye

  • Arapların kullandıkları bir cins eğri kamadır ki, yan taraflarına takarlar.

cerf

  • Ahzetmek, almak.
  • Yıkmak, harap etmek.
  • Yerden bel veya kürekle bir şey atmak.

cerm

  • (Çoğulu: Cürüm) Bir cins Arap sandalı.
  • Kat'. Kesme.
  • Günahkâr olma, günah işleme.
  • Koyun kırkma.
  • Sıcak, sıcaklık.

cevahir-ül-kelimat

  • Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı.

cezire-i vasia / cezire-i vâsia

  • Geniş ada; Arap yarımadası.

ceziretü'l-arab / cezîretü'l-arab

  • Arap yarımadası.

ceziretülarab / cezîretülarâb

  • Arap Yarımadası.

cim

  • ( harfinin arapça adı olup ebced hesabında üç sayısının karşılığıdır.

ciryal

  • Altının kırmızılığı.
  • Bir cins kırmızı boya.
  • Temiz renk.
  • Şarap.

cümle-i arabiye

  • Arapça cümle.

cümmar

  • Hurma yağı denilen beyaz bir maddedir ve hurma ağacının başından çıkar ve araplar onu yerler.

cürcani / cürcanî

  • (Abdülkahir) Hicri beşinci asrın ikinci yarısında yaşamış büyük âlimlerden ve Arapçanın dâhi mütehassıslarındandır. Dindarlığı ve takvası da çok ileri olduğu nakledilir... Asıl adı: Abdülkahir-el Cürcanî olan bu Zâtın ilk tahsilini memleketi Cürcan'da yaptığı biliniyor. Adı ve künyesi şu şekilde olu

dal

  • Arap alfabesinin sekizinci harfi.

dem-keş

  • Nefes çeken, soluk çeken. (Farsça)
  • Devamlı öten bir güvercin cinsi. (Farsça)
  • Kaval, ney gibi çalgıları devamlı üfürenler. (Farsça)
  • Bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri. (Farsça)
  • Şarap içen. (Farsça)

deri

  • Farsçanın sahihi, fasih olanı. (Kapı demek olan "der" ismi Farsça olduğu halde Arapça sayılarak müennesi "deriyye" yapılmıştır.) (Farsça)
  • Havası hoş ve lâtif. Yeşilliği bol olan dağ eteği. (Farsça)

desmere

  • (Çoğulu: Desâmire) Dağ başında olan harap yıkık kale.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

devrak

  • Şarap ölçeği.

dil-i viran

  • Harap gönül, yıkık gönül.

disar

  • (Çoğulu: Düsür) Üste giyilen kaftan, elbise.
  • Yatak çarşafı.
  • Arapçada elbise demek olduğu hâlde Osmanlıcada yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiblerinde ziyadelik, çokluk, bolluk mânasında kullanılmıştır.

divan

  • Arap şiiri, Divan-ı Arab, Arab'ın şiir külliyatı.

duhan

  • Duman. Tütün.
  • Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
  • Mc: Gaflet ve dalâlet dumanı ki, hakikatların görünmesine mâni olur. Arap lisanında galib olan şerre, duhan tesmiye ederler.
  • Kıtlık ve kuraklık.

dümme

  • Arap oyunlarından bir oyun ismi.
  • Yol, tarik.

dürdkeş / دردكش

  • Tortulu şarap içen. (Farsça)

dürzi

  • (Çoğulu: Düruz) Suriye'nin güneyi ile Ürdün ve İsrâil'de yaşayan ve sonradan Araplaşmış olan bir kavimdir. Arapça konuşurlar. Dalâlet fırkalarından en bâtıl yolda olan bir fırkadır.

düsse

  • Arap çocukları arasında meşhur olan bir oyun.

e

  • Gr: İstifham, sorgu edatı. (Ezehebe Nuri: Nuri gitti mi? derken Ezehebe'nin başındaki "E" harfi gibi)
  • Arapça kelimelerin sonuna "e" gelerek onları müennes yapmaya yarar. Âdil, Âdile... Emin, Emine... Kâmil, Kâmile... Nuri, Nuriye... gibi.

eacim

  • (Tekili: Acem) Yabancılar, Arap olmayanlar. İranlılar.

ebced / ابجد

  • Arap harflerinin herbirisine rakam değeri verilerek yapılan yorum.
  • Arap harflerinin diziliş sırası, bu harflerin rakam olarak değerlerinden yola çıkılarak yapılan hesap.
  • Sayısal değer verilmiş arap alfabesi. (Arapça)

ebced hesabı

  • Arapça harflerin sayı değerlerine göre tarih düşürme işlemi.

ebdal

  • (Tekili: Bedil veya Bedel) Evliyâdan, ziyâde nuraniyyet kazanmış olanlar. Evliyâ zümresinden bir cemaat. Arapçada halkın lüzumlu işlerinin tasarrufuna memur bir cemaata denir.

ebu firas el-hamedani / ebû firâs el-hamedânî

  • Meşhur Arap şâirlerindendir. 932 yılında Musul'da doğdu. Hamedan devleti hükümdarı Seyfü'd-Devle'nin himâyesinde yetişti. Arap milletinin asâleti ve Seyfü'd-Devle'yi öven çok sayıda kaside ve mersiye yazdı. 968 tarihinde öldü.

ebu-l ala-i maarri / ebu-l ala-i maarrî

  • (Mi: 973 - 1057) Kör olmasına rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şairlerinden biridir ki, kasideleriyle meşhurdur.

ecnebi ve acemi huruf / ecnebî ve acemî huruf

  • Arap alfabesinin dışında kullanılan Lâtin harfleri.

edebiyat-ı arabiye

  • Arap Edebiyatı.

ef'al-i kulub / ef'âl-i kulûb

  • Kalbin işleri, kalbe doğan çeşitli duygu ve düşünceler. Arapça'da kalbî fiiller (bilmek, görmek gibi)

ela / elâ

  • Arapça'da başlama ve tenbih edatı, "öyle değil mi?", "dikkat ediniz" gibi anlamlara gelir.

elf

  • Arapça "bin".

elf'

  • Arapça 1000 (bin).

elif-lam / elif-lâm

  • Arap alfabesinde yer alan iki harf ve kelimelerin başına konan bir takı.

elifba / elifbâ

  • Arap dilinin seslerini ve yazı sistemini gösteren harfler dizisi, Arap alfabesi.

elsine-i selase / elsine-i selâse

  • Üç lisan. Türkçe, Arapça ve Farsça.

emsile

  • (Tekili: Misâl) Misaller. Örnekler.
  • Arapçada fiil tasrifini gösteren kitap.

ervam

  • (Tekili: Rumi) Romalılar, Roma imparatorluğu halkından olanlar, rumlar.
  • Rumiler, Arap diyarının haricinde bulunanlar.

esalib-i arab / esâlîb-i arab

  • Arap edebiyatında kullanılan üsluplar, ifade ve anlatım tarzları, Arap kelâmının kalıpları.

esalib-i arap / esâlîb-i arap

  • Araplar'ın üslupları; Arap Edebiyatında kullanılan ifade tarzları.

esb-i tazi / esb-i tâzi

  • Arap atı.

eşhuru'l-hac

  • Hac ayları. Şevval, Zilkade ve Zilhicce'nin ilk on gününden ibaret olan cem'an 70 gün İslâm'dan önce de Araplar bu günlerde Kâbe'yi ziyaret ederlerdi.

eşhuru'l-hurum

  • Haram aylar. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları. İslâm'dan önce Araplar bu aylarda savaş yapmayı haram sayarlardı.

eski harf

  • Arap alfabesi.

esma-i züruf

  • Gr: Zarf olan isimler. Bir şeyin bir zamanda veya mekânda veya diğer bir şey ile beraber veya ondan evvel veya sonra vuku' bulduğunu ifade eden kelimelerdir. Bunlar Arapçada (maa, kabl, ba'd, ind) gibi kelimelerdir.

evtas

  • Arap Yarımadasında, Hevâzın ilinde bir derenin ismi olup, Peygamberimizin (A.S.M.) Huneyn Vak'ası bu vâdide vuku bulmuştur.

eyniye

  • Mekânsal ("Eyne?" Arapçada "Nerede?" mânâsına gelir ve yer ve mekân bu soru edatıyla sorulur.).

ezrebi / ezrebî

  • Azerbeycan'ın Arapça adı.

fa-yı atıf / fâ-yı atıf

  • Arapçada kelimelerin başına gelen ve baştakî bir ifadeyle bağlantı kurulmasını ifade eden 'fâ' harfi.

fazih / fazîh

  • Hurma koruğundan yapılan şarap.

felsefe

  • Yunanca (Philosophos)dan Arapçalaşmış. Feylesofların mesleği.
  • İlm-i hikmet.
  • Maddeyi, hayatı ve bunların çeşitli tezâhürlerini, sebeblerini, ilk unsurları ve gaye cihetinden inceleyen fikri çalışma ve bu çalışmaların neticelerini toplayan ilim.
  • Herkesin hususi fikri. M

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

fetehat

  • (Tekili: Fetha) Fethalar, arapçadaki üstün işaretinin adı.

fiil-i muzari / fiil-i muzâri

  • Arapçada şimdiki, geniş ve gelecek zamanı ifade eden fiil kipi.

fıkra-i arabiye

  • Arapça bölüm.

fıskıye

  • Suyu muhtelif şekillerde yukarıya doğru fışkırtan ve ekseriya havuzların ortasında yapılan borunun üzerindeki aletin adıdır. Buna, Arapçası olan fevvare denildiği gibi, Türkçe olan fışkırak da denilir.

füseha-i arab

  • Arap fasihleri, Arapların en güzel, akıcı ve etkili konuşanları.

gabit sahrası / gabît sahrâsı

  • Gabît çölü; Arap Yarımadasında, Benî Yerbû' kabilesinin yaşadığı ve bugün Yemen sınırları içerisinde yer alan bir çölün adı.

gaddare

  • Arapların cenbiyesine benzer pala nev'inden bir silâh.

gamir

  • Ekilmemiş, terkedilmiş ıssız yer.
  • Faydalanılmamış şey.
  • Mamur olmayan harap yer.

gayn

  • Susuzluk.
  • Arapçada "ayn" harfinden sonra gelen harfin adı.

gubari / gubarî

  • Eski harflerle yazılan bir çeşit ince yazı. Bu isim Arapça toz demek olan gubardan alınmıştır. Yazı, toz gibi ince yazıldığı için bu adı almıştır. Eski Türk devletlerinde güvercin postalarıyla gönderilen mektuplar bu yazı ile yazılırdı.

gubeyra

  • Yaban iğdesi.
  • Habeş vilâyetinde darıdan yapılan bir cins şarap.

gurre / غره

  • Arap aylarının ilk günü. (Arapça)
  • Akıtma. (Arapça)

haber

  • Arapça gramerde, isim cümlesindeki hükmü (iş, oluş veya hareketi) ifade eden kısım.

hadd-i sekr

  • Fık: Şarap haricindeki diğer içkilerin bil'ihtiyar içilmesinden hâsıl olan sarhoşluğun icab ettirdiği ceza.

hadd-i şürb

  • Fık: Az veya çok miktarda şarap (alkollü içki) içilmesinden dolayı uygulanacak ceza.

hak ile yeksan / hâk ile yeksan

  • Toprakla bir yıkık, harap, yerle bir.

hala

  • (Çoğulu: Hâlât) Babanın kız kardeşi, hala. Arapçada: Ananın kızkardeşi. Teyze.

halahil

  • (Tekili: Halhal) Arap kadınlarının süs olarak ayak bileklerine taktıkları halkalar. Bunlar altun veya gümüşten yapılır.

hamel

  • Kuzu.
  • Ast: Burçlardan birinin adıdır. Bu burcu teşkil eden yıldızlar kuzuya benzediği için arapça kuzu demek olan hamel denilmiştir. Güneş bu burca 21 Mart'ta girer ve gece ile gündüz bir olur.

hammar

  • (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı.
  • Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz.

hamr / خمر

  • Ekşi. Şarap. İçki olup sarhoşluk veren şey.
  • Birine bâde içirmek.
  • Bir hususu söylemeyip setreylemek. Ketmeylemek.
  • Şarap.
  • Şarap.
  • Şarap. (Arapça)

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

handeris

  • Eski şarap.

haniye

  • Şarap.
  • Erkeği öldükten sonra evlenmeyip, çocuğuna bakan kadın.

harab / harâb / خراب

  • Harap, yıkık.
  • Yıkık, harap. (Arapça)
  • Fitil gibi sarhoş. (Arapça)
  • Harâb etmek: Yıkmak, bozmak, tahrip etmek. (Arapça)
  • Harâb olmak: Yıkılmak, bozulmak, kırılmak. (Arapça)

harabiyet / harâbiyet

  • Haraplık.

haras-ı harab / harâs-ı harâb

  • Harap olmuş değirmen.
  • Mc: Dünya.

hareke

  • Arapça harflerin u, e, i şeklinde okunacağını gösteren işaretler. (Zamme "ötre" fetha "üstün" kesre "esre" (gibi)
  • Hareket lafzının Arapça terkibde aldığı şekil.

harf-i tarif / harf-i târif

  • Gr. Arapça'da isimlerin başına gelen ve o ismi belirli, bilinen bir isim yapan "el" takısı.

haten

  • (Çoğulu: Ahtân) Kadın tarafından olan kimseler. (Baba, kardeş ve emmi gibi)
  • Araplar, damat mânasına kullanırlar.

hatt-ı arabi / hatt-ı arabî

  • Arapça hat, yazı.

hatt-ı arabi-i kur'ani / hatt-ı arabî-i kur'ânî

  • Arapça Kur'ân hattı, yazısı.

hatt-ı arabiye

  • Arap harfleriyle yazmak.

havsere

  • Araptan bir kabile.

hayber

  • Arap Yarımadasında Hicaz bölgesinin doğu sınırında ve Medine-i Münevvere'nin 170 km. kuzeyinde bir kasabadır. Evleri, yüksek bir kayanın üzerinde kurulmuş olan bir kalenin etrafında bulunur. Hicretin yedinci senesinde vuku bulan Hayber Gazası ile meşhur olmuştur. Aynı sene içinde Hz. Resulullah Efen

hazf ve kalb

  • Bazı harflerini silme ve ters çevirme; misâl olarak müdriken kelimesinin bazı harflerini silerek Arapça kök harfleri olan d-r-k'nin k-r-d (kürd) olarak ters çevrilmesi gibi.

hazn

  • Sağlam yer.
  • Kabile ismi.
  • Arap beldeleri.

hazret-i muhammed-i arabi / hazret-i muhammed-i arabî

  • Arap olan anne ve babadan dünyaya gelmiş Hz. Muhammed (a.s.m.).

hecin

  • Pek hızlı yürüyen bir cins deve.
  • Arap atı ile diğer cins attan doğmuş melez at.

hel

  • Arapçada soru cümlesinin başına gelen bir harf olup; em bel kad edatları yerinde ve ceza mânasına emri ve bazan isbat, bazan da nehiy için kullanılır.
  • Arapça "mı, mi, mu, mü" anlamlarına gelen soru edatı.

hicazi / hicazî

  • (Hicaziyye) Hicaza mensub. Hicazla alâkalı.
  • Hicazlı Arap.

hıffet

  • Hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı 'kavele' dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için 'vav' harfi 'elif'e çevrilerek kàle denmiştir.

hıkab

  • Arap kadınlarına mahsus bir nevi kumaştır, onu bellerine kuşanıp süslerini ve zinetlerini ona takarlar.

hilafet-i arabiye

  • Arap halifeliği.

hımhım

  • Burundan konuşan. Sesleri burnundan çıkararak konuşan kimse.
  • Burnundan çıkan ses gibi boğuk.
  • Arap diyarında biten bir ot.
  • Çok siyah.

hükümet-i arabiye

  • Arap hükümeti.

hum

  • Küp. (Farsça)
  • Şarap küpü. İçine şarap doldurulan küp. (Farsça)

humhane / humhâne / خم خانه

  • Meyhane. (Farsça)
  • Şarap küplerinin konulduğu yer. (Farsça)
  • Tas: Âşığın kalbi. (Farsça)
  • Şarap mahzeni. (Farsça)
  • Meyhane. (Farsça)

hun-i can / hun-i cân

  • Şarap.

huneyn vak'ası

  • Hicretin sekizinci senesinde şirkten kurtulmamış bazı Arap kabileleri Mekkeyi geri almak maksadıyla hücum ettikleri zaman burada müslüman askerlere karşı gelerek başlangıçta galip gibi görünmüşlerse de daha sonra galebe ve zafer, İslâm askerlerine nasib olmuştur. Bu muhârebede Sahabe-i kiramdan birç

hurtum

  • (Çoğulu: Harâtim) Burun.
  • şarap.

huruf ve hatt-ı kur'an / huruf ve hatt-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın harfleri ve yazısı; Arapça harfler.

huruf-u arabiye

  • Arap harfleri.

huruf-u ecnebiye

  • Arap harfleri dışında yabancı harfler, Lâtin harfleri.

huruf-u kameriye

  • Gr: Arapçada kelimenin başında harf-i tarif olduğu vakit, harf-i tarifin lâmı okunan harfler. Meselâ: El-Kamer, El-İnsân, El-Bedi' kelimelerinde olduğu gibi. Burada kelime başında "kaf, elif, bâ" harfleri kameriyeden olduğu için aynen okunuyor. (Bunlar: Elif, bâ, cim, hı, hâ, ayın, gayn, fe, kaf, ke

huruf-u mukattáa

  • Arap harflerini heceler halinde kesik kesik yazmak (Yâsin, Elif Lâm Mim vb.).

huruf-u mukattaa / hurûf-u mukattaa

  • Bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan Arapça hece harfleri.

huruf-u şartiye

  • Şart edatları; Türkçe'de "eğer, şayet, …se, …sa" kelimelerinin karşılığı olarak kullanılan Arapça edatlar, in, lev gibi.

hutbe-i arabiye

  • Arapça hutbe.

i'rab / i'râb

  • Düzgün konuşma ve hakikatı belirtme.
  • Arapça kelimelerin sonundaki harf veya harekenin değişmesi.

ibare-i arabi / ibare-i arabî

  • Arapça ibare, metin.

ibare-i arabiye

  • Arapça metin.

ibrahim

  • İbrahim kelimesi, İbranicede baba anlamına gelen "eb"; ve cumhur demek olan "reham" kelimelerinden meydana gelmiştir. "Ebu-l cumhur" ise; cumhurun babası demektir. Bu ismi meydana getiren kelimelerin ikisinin de hareke veya telaffuzlarını az bir değişiklik yapmakla yine bu mânalar Arapçada vardır. B

ibrik / ibrîk / ابریق

  • İbrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap. (Arapça)

igtibak

  • Akşam vaktinde şarap içmek.

ikra / oku / اقرأ

  • Arapça'da "oku" anlamına gelir. Alak suresinin ilk ayeti "ikra bismirabbikellezi alak" (oku, yaradan Rabbinin adıyla oku)

ila ahiri hayalatihim / ilâ âhiri hayalâtihim

  • "Sonuna kadar bütün bunlar onların hayalleridir" mânâsında Arapça bir ibare.

ılk

  • (Çoğulu: Alâk) Kurumak.
  • şarap, hamr.
  • Her nesnenin iyisi.

ilm-i nahiv

  • Gr. Arapçada cümle yapısını inceleyen ilim dalı.

ilm-i nahv

  • Arapça gramer ilmi.

ilm-i sarf ve nahv

  • Arapçada kelime ve cümle bilgisi.

ind

  • Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve manevî mekân. Maddî ve manevî huzura delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. Gayr-ı mütemekkindir. Yani harekeleri değişmez. İzafete göre zamanı ifade eder (Min) harf-i cerriyle birleşebilir. Bazan da zarf olmaz. Baz

ırak-ı arab / ırâk-ı arab

  • Arap Irak. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan ve Bağdat'ın kuzeyine kadar uzanan topraklara Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilen isim.

işba'

  • Doyurmak, açlığı gidermek. Doymak.
  • Fiz: Bir sıvının içinde, belli bir cisimden eriyebilecek en çok miktarın erimiş bulunması.
  • Edb: Arap nazmında, kafiye veya vezin zaruretinden dolayı kelimeye bir harf ilâve etme.

isfend

  • Şarap.

ism-i tasgir

  • Küçültme ismi. Küçüklük veya azlığa delâlet eden isimdir. Arapçada ekseri (Fueyl) veya (Fuayil) vezninde, Türkçede kelime sonuna cik, cık, cağız, ceğiz gibi ekler getirerek yapılır. Abd: Kul, Ubeyd: Kulcağız, kulcuk gibi.

isti'rab

  • Sonradan Araplara dâhil olmak, araplaşmak.

istinafiyye / istinâfiyye

  • Yeniden başlamaya ait.
  • İstinaf mahkemesine ait.
  • Arapça'da bir soruya cevap anlamında bulunan cümle.

kabail-i arab

  • Arap kabileleri.

kaf nun / kâf nun

  • Arapça "kün" (ol) emrinin harfleri; Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

kaf-nun / kâf-nûn

  • Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah'ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden "kün", yani "ol" emri.

kafkaf

  • Şarap, hamr.

kahve

  • şarap.
  • Hâlis süt.
  • Kahve.
  • Güzel koku.
  • Bolluk, bereket.
  • Kahvehane.

kaide-i nahviye

  • Arapça gramer kaidesi, dilbilgisi kuralı.

kaide-i nahviyece

  • Arapça dilbilgisi kuralı olarak.

kaide-i sarfiye

  • Arapça gramerinde yer alan bir kural.

kamus-i arabi / kamus-i arabî

  • Arapça lügat kitabı, Arapça sözlük.

karkaf

  • Şarap, hamr.

katar

  • Arabistan yarımadasında müstakil bir devlettir. İstiklâlini 1/1/1971 de ilân etmiştir. Hükümet merkezi Doha şehridir. Üç yanı denizle çevrilidir. Halkı müslümandır. Resmi lisanı Arapçadır.

kavm-i arap

  • Arap kavmi, milleti.

kayl

  • (Çoğulu: Akyâl) Ulu şerif kimse.
  • Öğle vakti şarap içmek.

ke

  • "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi)
  • Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın)

kedad

  • Araplar arasında mâruf bir erkek eşeğin adı. (Ona nisbet edip "benat-ul kedad" derler.)

kelam-ı mudari / kelâm-ı mudarî / kelâm-ı mudârî

  • Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça. Kur'an-ı Kerim bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.
  • Arap kabîlelerinden Mudar kabilesinin konuştuğu Arapça, Kur'ân-ı Kerîm bu lehçe üzerine nâzil olmuştur, en fasîh Arapça'dır.

kerar

  • Arap kadınlarının takındıkları boncuk.

kesis

  • Hurma şarabı.
  • Darı bozası.
  • Arapların taş üstünde kurutup ve dövüp azık edip yedikleri et.

key

  • Arapçada muzari fiilini nasbeden (son harfini üstün okutan) ve "İçin, tâ ki, hangi, nasıl?" yerinde kullanılan harf.

kındid / kındîd

  • Şarap, hamr.

kınnine / kınnîne

  • Büyük şişe.
  • Şarap kabı.

kisve-i arabiye

  • Arapça elbisesi (burada Arapça dili bir elbiseye benzetilmiştir).

külliye

  • (Külliyet) Bütünlük, umumilik, genellik.
  • Bolluk, çokluk, ziyadelik.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arap vilâyetlerinde bazı medreselere, üniversite karşılığı verilen ad.

kümeyt

  • Koyu doru at.
  • Kırmızı şarap.

kummehan

  • Za'ferân.
  • Şarap köpüğü.

kur'an hattı / kur'ân hattı

  • Kur'ân'ın yazılı olduğu alfabe, Arap alfabesi.

kureyş

  • Kökü Hz. İbrahim'e dayanan Peygamberimizin mensup olduğu meşhur Arap kabilesi.

kureyş kabilesi

  • Kökü Hz. İbrahim'e dayanan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in mensup olduğu meşhur arap kabilesi.

kut-ı mesih

  • Hurma.
  • Şarap.

kütüb-ü arabiye

  • Arapça kitaplar.

kütüb-ü ilmiye ve arabiye

  • İlmî ve Arapça kitaplar.

kütüb-ü nahiv

  • Gramer kitapları; Arapça cümle yapısını ele alan eserler.

lam / lâm

  • Arap alfabesinde yer alan bir harf.

lam-ı asli / lâm-ı aslî

  • Kelimenin aslında olan Arapça "lam" harfi.

lam-ı istiğrak / lâm-ı istiğrak

  • Arapça, başına geldiği kelimeyi umûmileştiren "lâm".

lat / lât

  • İslâmdan önce Arapların Kâbe'de bulunan putlarından biri.

lisan-ı arabi / lisân-ı arabî

  • Arap dili.

lisan-ı arabiye / lisan-ı arabîye

  • Arapça.

lisan-ı arap

  • Arap dili, Arapça.

lisan-ı nahvi / lisan-ı nahvî

  • Arapça gramer dili.
  • Arapçanın bir vasfı; intizam ve kaidelere, düsturlara bağlı belâgatlı dil.

lisan-ı türki ve arabi / lisan-ı türkî ve arabî

  • Türkçe ve Arapça dil.

magmur

  • Şöhretsiz. Adı sanı silinmiş olan.
  • Harap. Yıkık.

mağmure

  • Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen, harap olmuş.

magmuriyet

  • Mağmurluk, viranlık, haraplık.
  • Adı sanı kaybolmuş.

maksur

  • (Kasr. dan) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış, alıkonulmuş.
  • Mahbus.
  • Kasrolunmuş nesne.
  • Gelinin üzerine tutulan duvak.
  • Gr: Bir kısım arapça kelimelerin sonunda yâ şeklinde yazılan, fakat elif gibi okunan harf. ( : Dâ'vâ) kelimesinde olduğu gibi. Buna, "Elif-i

marife / mârife

  • Arapça'da genellikle başına belirlilik takısı "elif-lâm"ı alan ve belirli bir şeyi gösteren kelime.

masdar-ı ca'li / masdar-ı ca'lî

  • (Mec'ul) yapma olan masdar. Arapçada, bazı isim ve sıfatların sonlarına (-iyyet) ilâve edilerek yapılır. Meselâ: İnsan: İnsaniyyet, Şâir: Şâiriyyet. Câhil: Câhiliyyet. Merbut: Merbutiyyet gibi.Arapça veya Farsça kelimenin sonuna (-îden) eki getirilerek yapılır. Meselâ: Cenk. den, Cengîden: Cenk etme

masna'

  • (Masnaa) Su mahzeni. Sarnıç.
  • Şimdiki Arapçada: Fabrika.
  • Bucak, köşe.

maziye

  • Şarap, hamr.
  • Beyaz iyi bal.
  • Beyaz ince yumuşak gömlek.

medrese-i ceziretü'l-arap

  • Bir okulu andıran Arap yarımadası.

mef'ul-ü sarih

  • Doğrudan doğruya mef'ul demektir. Bir harf-i cerle ifâde olunmaz. "Nuri dalı kırdı" cümlesinde "dal" mef'ul-ü sarihtir. "Nuri daldan düştü" dersek, bunu arapça ifâde için (min) harf-i cerri ile söyleyebiliriz. İşte böyle harf-i cerle söylenen mef'ullere, "mef'ul-ü gayr-i sarih" denir. Bunlar mef'uld

melsa'

  • Pürüzsüz ve düz yer.
  • şarap.

mesail-i nahviye / mesâil-i nahviye

  • Arapça dilbilgisi konuları.

meşmule

  • Şarap.

meşrubat

  • İçilen şeyler. Herhangi bir içilecek şey. Şarap. ("Hamr" denen içkiye de şarap denir.)

mevsim

  • (Çoğulu: Mevâsim) Pazar yeri.
  • Arap pazargâhları.
  • Yılın dört kısmından biri.
  • Zaman. Vakit. Alâmet.

mey / مى

  • Şarap, içki. (Farsça)
  • Şarap,
  • Şarap. (Farsça)
  • İçki. (Farsça)

mey-aşam

  • İçki içen. Şarap içen. (Farsça)

mey-füruş

  • Şarap satan, meyhâneci, şarapçı. (Farsça)

mey-gun

  • Şarap renginde olan, kırmızıya yakın olan. (Farsça)

mey-keş

  • İçki içen, şarap içen. (Farsça)

mey-perest

  • (Çoğulu: Meyperestân) Devamlı şarap içen. (Farsça)

meygun / meygûn / ميگون

  • Şarap rengi. (Farsça)

meyhane / meyhâne / ميخانه

  • Şarap içilen yer, içkievi. (Farsça)

mim

  • Arap alfabesinin bir harfi.

mim'siz medeniyet

  • Deniyet, ahlâksızlık, alçaklık; Arapça'da medeniyet kelimesinden "mim" harfi atılınca geriye alçaklık anlamında "deniyet" kelimesi kalır.

mishat

  • Şarap koyacak kap.

muallakat / muallâkat

  • İslâm'dan önce Arap şairlerinin Kâbe duvarına asılan meşhur kasideleri.
  • Asılı, takılı olan şeyler (mânâlar).
  • Câhiliye döneminde meşhur Arap şâirlerinin Kâbe'nin duvarına asılan meşhur şiirleri.

muallakat-ı seb'a / muallâkat-ı seb'a

  • Yedi askı; Kur'ân nâzil olmadan önce, cahiliyet devrinde meşhur Arap şairlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe'nin duvarına astıkları yazılar ve şiirler.

muallekat-ı seb'a

  • (Yedi askı) Kur'ân henüz nâzil olmadan, câhiliyet devrinde meşhur Arap şâirlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe'nin duvarına astıkları yedi meşhur kaside.

muarreb

  • Araplaşmış.

mübteda / mübtedâ

  • Arapça isim cümlelerinde özne.

müdam

  • Şarap, mey, hamr.

müdami / müdamî

  • Devamlı olarak şarap içen.

muhammed-i arabi / muhammed-i arabî

  • Arap milletinden olan peygamberimiz Hz. Muhammed.

mukalkal

  • Kararsız.
  • Şarap, hamr.

mül

  • Şarap. (Farsça)

mülemmaat

  • (Tekili: Mülemma') Bir kısmı Türkçe, bir kısmı Farsça veya Arapça söylenmiş olan manzumeler.

mürr

  • Acı.
  • Arap beldesinde bir ağacın zamkı.

musammet

  • (Sammet. den) Kof olmayan. İçi boş olmıyan şey.
  • Gr: Arap alfabesine "b, f, l, m, n, r" nin haricindeki bütün harfler.

müşedded

  • Şeddelenmiş, Arapçada bir harfi iki kez okumayı sağlayan işaretin konulduğu harf.

müskir

  • Sarhoş edici, şarap ve içki.

müsta'reb

  • Araplaşmış.

müsta'rib

  • (Arab. dan) Araplaşmış. Aslen Arap olmadığı hâlde sonradan Araplaşmış olan.

mustar

  • Şarap.

müstarib / müstârib

  • Araplaşmış.

mütearribe

  • (Arab. dan) Aslında Arap olmayıp sonradan Araplaşmış kimse.

mutref

  • (Çoğulu: Metârif) Haz kumaşından dokunmuş bir kaç alemli Arap kaftanı.
  • Başı ve kuyruğu beyaz veya siyah olup, vücudu başka renk olan at.

muzafun ileyh

  • Arapça gramerine göre kendisine bir sıfatın izafe edildiği kelime.

muzari / muzâri

  • Arapçada hem şimdiki zamanı hem de geniş zamanı ihtiva eden fiil kipi.
  • Arapçada şimdiki ve geniş zamanı ifade eden fiil kipi.

muzari sigası / muzâri sigası

  • Gr. Arapçada şimdiki, geniş ve yakın gelecek zamanı birden ifade eden fiil kipi, kalıbı.

nahiv ilmi

  • Arapça dilbigisinde cümle yapısını inceleyen ilim.

nahnü

  • Arapça'da 'biz' anlamına gelen bir zamir.

nahv

  • Arapça'da cümle yapısını ele alan 'nahiv ilmi'.
  • (Nahiv) Yol, cihet. Etraf, yön.
  • Misâl.
  • Miktar.
  • Kasd ve azmeylemek.
  • Gr: Kelimelerin birbirine rabt, izafet ve amel eylemeleriyle ilgili olan kaideleri içine alan ilim. Nahiv ilmi ile Arapça kelimelerin yeri ve usulü bilinir, yani cümle tahlili yapılır.

nahvi / nahvî

  • Nahiv ilmine ait. Arapça gramere ait. Nahiv ilmini iyice bilen.
  • Arapça dil bilimci, uzman.

nahviyyun

  • Kelime dizimi ve nahiv ilminin ehli olan âlimler. Arapça dil âlimleri, gramerciler.

naki'

  • (Çoğulu: Enkia) Kuru üzümü su içinde ıslatarak yapılan şarap.
  • İçinde hurma ıslatılan havuz.
  • Suyu çok olan kuyu.
  • Kandıran, kandırıcı.

nakıs

  • Ekşi şarap.

nasb

  • Dikme. Bir rütbe alma. Bir memurluğa tayin edilme.
  • Gr: Arapçada kelimenin i'rabının mensub ( üstün) olması, yani; (e, a) diye okunuşu.
  • Dikme, bir rütbe alma, bir memurluğa atama. Bazı Arapça kelimelerin sonunun üstünlü olma durumu.

necm

  • (Necim) Yıldız, ahter, kevkeb. Ülker yıldızına da denir. Ülker, onbir yıldızdır. Altısı görünür, gözü kuvvetli olan yedinciyi de görebilir.
  • Belirli olan vakit. (Araplar, vakti yıldızlarla tahdit ederlerdi)
  • Kabak ve hıyar gibi yayvan nebat.
  • Belirli vakitte yapılan vazi

nezd

  • Yan. Yakın. Karib. (Farsça)
  • Göre, nazarında, fikrince. (Arapçadaki "ind" mânâsındadır) (Farsça)

nun

  • Arap alfabesinin yirmi beşinci harfi.

nuşdaru

  • Panzehir. (Farsça)
  • Tiryak. (Farsça)
  • şarap. (Farsça)

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

okyanus

  • Büyük deniz. Bahr-ı muhit.
  • Arapça büyük lügat kitabı.

ordu (urdu) dili

  • Pakistan'da Müslümanların konuştukları Arapça, Türkçe, Farsça ve Hintçeden müteşekkil olan dil.

osmanlıca

  • Osmanlıların konuştuğu dil olup, Türkçe, Arapça ve Farsçadan müteşekkildir.

pakend

  • Yakut. (Farsça)
  • şarap, bâde. (Farsça)

peymane

  • Büyük kadeh. (Farsça)
  • Ölçek, kile. (Farsça)
  • Şarap bardağı. (Farsça)

piyale / piyâle / پياله

  • Kadeh. Şarap bardağı. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)
  • Şarap kadehi. (Farsça)

rah

  • (Çoğulu: Rayâh) Şarap, içki, hamr.
  • El ayası mânâsına olan "Râha'nın C."
  • Gitmek.

rahik

  • Safi şarap, Cennet şarabı.

ratanet

  • Arapçanın hâricindeki bir dille konuşma.

ref'

  • Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma.
  • Lağvetme, hükümsüz bırakma.
  • Gr: Arapça bir kelimenin sonunu merfu' (ötreli) okumak.

reyah

  • (Tekili: Râh) şaraplar.
  • Gökçek kokulu küçük bir kuyu.

ribab

  • Arap kabilelerinden Zubeh, Sevr, Akl, Teym ve Ady denilen beş kabilenin adı.

risale-i arabi / risale-i arabî

  • Arapça risale, kitap.

risale-i arabiye

  • Arapça risale.

rıtane

  • Arap lisanından başka dille konuşmak.

sa'f

  • Bir şarap cinsi.

sabuh / sabûh / صبوح

  • Sabah içilen şarap. (Arapça)

sac

  • Hint vilâyetinde yetişen siyah ve büyük cins bir ağaç.
  • Geniş, yuvarlak libas. (Araplar giyerler)

sad

  • Arap alfabesinde 14. harf; Sad Sûresi.

sahba / sahbâ / صهبا

  • Şarap. (Arapça)

şahıs zamiri

  • İsim yerine kullanılan ve insanlara işaret eden kelimeler. Farsçada: (Men: ben), (Tu: sen), (U: o), (Mâ: biz), (Şümâ: siz), (İşân: onlar). Bunlar gayr-ı muttasıl (bitişik olmayan) zamirlerdir.Arapçada; gayr-ı muttasıl zamirler: (Ene: ben), (Ente-sen), (Entümâ: ikiniz), (Hu: O), (Entüm: siz), (Entünn

sahra-yı bedeviyet / sahrâ-yı bedeviyet

  • Göçebe Arapların yaşadığı çöl.

sahra-yı ceziretü'l-arab / sahrâ-yı ceziretü'l-arab

  • Arap Yarımadasında bulunan çöl.

salih

  • Büyük peygamberlerden olup Hicaz ile Şam arasında oturmuş olan Semud kavmine gönderilmişti. Semud kavmi Âd kavminden sonra Arap yarımadasında kuvvet ve ma'muriyet bulup küfür ve dalâlete meyl ile putlara ibadet ediyorlardı. Salih (A.S.) kendilerini hak dine davet etmiş ise de, inanmayıp kendisinden

saltanat-ı arab

  • Arapların saltanatı, idaresi, hâkimiyeti.

şam

  • Akşam. Akşam yemeği. "Şe'm, şâm" Arapçada "sol" mânâsına gelir. "Yemen" sağ demek olduğundan Hicaz'a nisbetle sol taraftaki memleketlere Şam, sağ tarafdaki beldeye de Yemen ismi verilmiştir.
  • Suriye ve Lübnan memleketlerine de Şam denilmiştir.
  • Arabların Dımışk dedikleri şehrin

şame

  • Kadın baş örtüsü. (Farsça)
  • Arapçada: Vücuddaki ben. (Farsça)

şarab / şarâb / شراب

  • Şarap, içki, bu isim helâl içkileri de kapsar.
  • Şarap. (Arapça)

şarabi / şarâbî / شرابى

  • Şarapçı. (Arapça)
  • Şarap rengi. (Arapça)

sarf ve nahiv / صَرْفْ وَ نَحِوْ

  • Arapça kelime ve cümle bilgisi.

şart edatı

  • Arapça'da, Türkçe'deki "eğer, şayet, …se, …sa" kelimelerinin karşılığı olarak kullanılan, kendi başına bir mânâsı olmadığı halde isim ve fiillerle birlikte mânâ kazanan edatlar, in, lev, emma gibi.

şart edatları

  • (Huruf-u şartiye) Bunlara "Şart isimleri" de denir. Arapçada şart mânâsını ifade eden edatlar: İn, Men, Ma, Mehmâ, Eyyü, Metâ, Eynemâ, Eyyâne, Ennâ, Haysümâ, Keyfemâ. Bu edatlar iki fiili (şart ve ceza fiillerini) cezmederler. Şart mânâsını ifade eden edatlardan sonra gelen ilk fiil, şart; ikincisi

şartiye

  • Arapça gramerinde şart edatı olarak kullanılır.

seb'

  • İçmek için şarap satın almak.
  • Yakmak.
  • Bir kimseyi değnek veya kamçı ile dövmek.

şebam

  • Anasını emmesin diye kuzu ve oğlak ağzına takılan ağaç ağızlık.
  • Araptan bir kabile.

sebic

  • Yatık veya sekik adı verilen, ağzı dar şarap testisi.
  • Gecelik.

şebike

  • Kötü niyetle çalışan gizli topluluk. (Farsça)
  • Balık ağı. (Farsça)
  • Batı taraflarında Arapların kullandıkları hasırdan örülmüş bir cins başlık. (Farsça)

şedde

  • Arapça'da bir harfin üzerine konulan ve o harfi iki defa okutan işaret.

şeddeli nun

  • Arapça'da, üzerinde bulunduğu harfi iki defa okutan işaretin bulunduğu nun harfi.

seker

  • Hurmadan elde edilen içki, bir nevi şarap.

sekkare

  • Şarap yapan.

semale

  • (Çoğulu: Simâl) Kap veya havuz dibinde olan artık.
  • Tereyağı.
  • Araptan bir kabile.

şemul

  • Sâfi halis şarap.
  • Kıble mukabilinden esen rüzgar.

şenn

  • (Çoğulu: Şinân) Eski kırba.
  • Araptan bir kabile.
  • Dağılıp perâkende olmak.

şerabhar / şerâbhâr / شرابخوار

  • Şarap içen. (Arapça - Farsça)

serahor

  • Osmanlı İmparatorluğunun ilk devirlerinde ordunun bir yerden başka bir yere hareketinde yolların yapılması ile beraber ağırlıkların nakil vesairesi veyahut memleket içinde zelzele, deprem gibi bir âfetin vukuuyla harap olan yerlerin hemen tamir edilmesi işlerinde kullanılanlara verilen addır.

şerib

  • Yabancı kimse ile oturup şarap içen.
  • Davarını yabancı kimsenin davarıyla birlikte sulamak.

seru

  • Boynuz. (Farsça)
  • şarap kadehi. (Farsça)

seyyid-i arap

  • Arapların Efendisi.

sıga-i mübalağa / sıga-i mübalâğa

  • Arapça dilbilgisinde bir şeyin çokluğunu ve fazlalığını ifade için kullanılan kalıp, kip.

siga-i muzari / siga-i muzâri

  • Gr. Arapçada şimdiki, geniş ve gelecek zamanı birden ifade eden fiil kipi.

sıla

  • Gr. sıla cümlesi; Arapça'da "ellezî=öyleki" gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle.

şit (şis) aleyhisselam / şit (şîs) aleyhisselâm

  • Âdem aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselâmın oğludur. Babası vefât edince peygamber oldu. Kendisine elli suhuf kitâb verildi. Şit ismi İbrânice olup Arapça'da Allah'ın hibesi (hediyesi) mânâsındadır. Şit yerine Şîs de denilmiştir.

sitt

  • Hanım. (Aslı seyyidet iken muharref ve âmi arapçada sitt ve sitte olarak kullanılır.)

sükk

  • Meşhur bir Arap tabibin adı.
  • Ağzı ve dibi dar olan kuyu.

sürh-ab / sürh-âb

  • Kırmızı su. (Farsça)
  • Mc: Kan veya şarap. (Farsça)

ta / tâ

  • Arap alfabesinden bir harf.

ta'lik

  • Asmak, geciktirmek, bağlamak, bir zamana bırakmak, Arap yazısının bir çeşidi.

ta'rib / ta'rîb / تعریب

  • Arapçalaştırma. (Arapça)
  • Ta'rîb edilmek: Arapçalaştırılmak. (Arapça)
  • Ta'rîb etmek: Arapçalaştırmak. (Arapça)

taaddi / taaddî

  • Geçme, öteye geçme, saldırma.
  • Zulmetme, adaletsizlik.
  • Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma.
  • Arapça'da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.

taarrüb / تعرب

  • Araplaşma. Arap kılığına girme.
  • Araplaşma. (Arapça)

tabiat-ı arap

  • Arap milletinin kendine özel yapısı, mizacı, karakteri.

tadahduh

  • Şarap dökülmek.

tahamür

  • Uyuşturmak.
  • şarap yapmak.

tahrib / تخریب

  • Yıkma, harap etme. (Arapça)
  • Tahrîb edilmek: Yıkılmak, bozulmak, harap edilmek. (Arapça)
  • Tahrîb etmek: Yıkmak, bozmak, harap etmek. (Arapça)

taride

  • Arap çocuklarına mahsus bir oyun.
  • Okları cilâ edip parlattıkları ağaç.

tarifiyle / târifiyle

  • Arapça belirlik takısı olan "el" ile birlikte gelmesiyle.

tarih-i arabi / tarih-i arabî

  • Arap takvimine göre belirlenen tarih.

tatar

  • (Tetar) (Arapçada: Teter) Bu isim, asıl itibariyle Moğol milletlerinden bir kavmin adıdır. Bu kavmin efrâdı, Cengiz Han askerlerinin pişdarları hükmünde olduğundan eski zamanlarda Moğollar mânasında kullanılmıştır.Arap ve Fars tarihlerinde de yukardaki mânada kullanılmıştır. Sonra bu isim bü

tazi / tâzî / تازی

  • (Çoğulu: Tâziyân) Araplar.
  • Arapça. (Farsça)
  • Tazı. (Farsça)

taziyan / tâziyân / تازیان

  • Araplar. (Farsça)

tebah

  • Harap yer, yıkıntı, yıkılmış.

tebelbül

  • Lisanların muhtelif ve muhtelit olması. Bazısı Arapça, bazısı Farsça ve Türkçe olmak gibi.
  • Karışıklık.

tedai / tedaî

  • Birbirini bir iş için davet etmek.
  • Yıkılıp harap olmak.
  • Bir şeyi hatıra getirmek. Bir şeyin başka bir şeyi hatıra getirmesi. Çağrışım.

tefekkür-ü arabi / tefekkür-ü arabî

  • Arapça tefekkür, düşünme.

tefsir-i arabi / tefsir-i arabî

  • Arapça tefsir.

tenvin

  • Arapça gramerinde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hali.

tesniye

  • Vasıflandırma.
  • Gr: Arapçada bir kelimenin iki şeye delâlet etmesi hâli, kelimeyi iki şeye delâlet ettiren siga. Bu şekil kelimenin sonuna "elif-nun" veya "ye-nun" getirilerek yapılır. Meselâ: Recul: Adam. İki adam demek için: Reculân () veya Reculeyn () denir.

tıla'

  • Sürülecek şey. Sürülecek merhem, yağ veya ilâç.
  • Madeni parlatmakta kullanılan sıvı yaldız.
  • Cilâ verecek boya.
  • Diş sarılığı.
  • Üzüm suyundan kaynatmak sebebiyle üçte birinden azı giden şarap.

tişrab

  • Şarap içmek.

tugave

  • Güneş dairesi.
  • Araptan bir kabile.

übülle

  • Basra yakınında bir harap şehir.
  • Bir miktar hurma.

ucm

  • Araptan gayrisi. Arap milletinden olmayanlar.
  • (Tekili: Acmâ) Dilinde tutukluk olanlar.

ücra

  • Pek uçta ve kenarda olan. Uzak. (Bu kelime, Arapça zannedilerek "hücra" yazılması yanlıştır.) (Farsça)

ukar

  • şarap.
  • Lüks mobilya.

ulema-yı arabiye

  • Arap dil bilimcileri ve edebiyatçıları.

ulk

  • Şarap.

ulum-u arabiye / ulûm-u arabiye

  • Arap Dili ve Edebiyatı ilimleri.

ümm-ül habais / ümm-ül habâis

  • Şarap, rakı gibi haram olan içki.

ümmü'l-habais / ümmü'l-habâis

  • (Kötülüklerin anası) şarap, içki.

unuşe

  • Refah, huzur, rahatlık.
  • Adâlet. Merhamet.
  • Şarap.
  • Beğenme.

urban / urbân

  • Asil Araplar.
  • Çöl Arapları.

üslub-u arabi / üslûb-u arabî

  • Arapça ifade biçimi.

üslub-u arabiye / üslûb-u arabiye

  • Arap edebiyatı ve dilindeki ifade tarzı.

usul-ü arabiye / usûl-ü arabiye

  • Arapça gramerinde geçerli olan temel kurallar.
  • Arap dili kural ve kaideleri.

utarid

  • Araptan bir kabile adı.
  • Merkür gezegeni.

vakf

  • Arapça bir kelimenin sonunun harekesiz okunması.

vav-ı atıf

  • Atıf vavı, kelimeyi veya cümleyi birbirine bağlayan Arapçadaki vav harfi.

ve'd-i benat

  • İslâmiyetten önce Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adeti.

viran / vîrân / ویران

  • Yıkık, harap. (Farsça)
  • Mc: Kederli, üzgün, gamlı. (Farsça)
  • Harap.
  • Yıkık, harap olmuş. (Farsça)
  • Yıkıntı, harabe. (Farsça)
  • Vîrân etmek: Yıkmak, harap etmek. (Farsça)
  • Vîrân olmak: (Farsça)
  • Yıkılmak, harap olmak. (Farsça)
  • Perişan olmak. (Farsça)

virane / virâne / vîrâne / ویرانه

  • Harap, harabe yapı.
  • Yıkıntı alan, harap yer, harap bina. (Farsça)

virani / viranî / vîrânî / ویرانى

  • Viranlık, haraplık. (Farsça)
  • Haraplık. (Farsça)

virdü'l-ekber

  • En büyük vird, dua; Yirmi Dokuzuncu Lem'a ve Âyetü'l-Kübrâ'nın Arapçası.

ya

  • "Hey, ey!" mânasında nida olarak kullanılır. Arapçada başına geldiği kelimenin i'rabını ötre okutur. "Yâ-Halimu, Yâ-Rahimu" da olduğu gibi. Yâ, terkibli kelimelerin başına gelirse; baştaki kelimeyi "üstün" meftuh okutur. "Yâ Rabbe-l Âlemîn" de olduğu gibi."Yâ" üç şekilde kullanılır:1- Müennes zamiri

ya-i nidai / yâ-i nidâî

  • Arapçada birisine seslenmeyi ifade eden ve "Ey" anlamına gelen iki harfli kalıp.

yakut-u müzab

  • Erimiş yakut.
  • Göz yaşı.
  • Kan.
  • Kırmızı şarap.

ye

  • Arap alfabesinde yer alan bir harf.

yebab

  • Yıkık, bozuk, harap, virâne. (Farsça)

yekun / yekûn

  • Toptan, hepsi. Netice. Toplam. (Arapçada; olur-oluyor mânâsınadır)

yemen

  • Arap diyarında bir vilayet ismi.

yerbu'

  • (Çoğulu: Yerabi') Arap tavşanı adı verilen yaban faresi.

zamir

  • Arapçada ismin yerini tutan harf (buradaki "he" harfi).

zat-ı muhammed-i arabi / zât-ı muhammed-i arabî

  • Arapların arasında gelen Hz. Muhammed'in (a.s.m.) zâtı.

zerab

  • Beyaz şarap. (Farsça)
  • Yaldız mürekkep. (Farsça)

zerdab

  • (Zerd-âb) İrin, cerahat. (Farsça)
  • Safra. (Farsça)
  • Beyaz şarap. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR