REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Anta ifadesini içeren 65 kelime bulundu...

alayiş

  • Bulaşıklık, bulaşma. (Farsça)
  • Debdebe, tantana, gösteriş. (Farsça)

arahim

  • Büyük olan şey.
  • Bir cins beyaz büyük mantar.

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

askul

  • (Çoğulu: Asâkil) Beyaz, büyük mantar.

asri / asrî

  • Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.

aybe

  • (Çoğulu: İyâb) Heybe, deri çanta.

battal / بطال

  • Boş. Hükümsüz.
  • İşsiz.
  • Metrûk. Kullanılmaz. olan.
  • Bâtıl. Mensuh ve mefsuh.
  • Faydasız.
  • Pek büyük. Hantal.
  • Yiğit. (Arapça)
  • Köhnemiş. (Arapça)
  • Hantal. (Arapça)

büfe

  • İçinde sofra takımı konulan dolap. (Fransızca)
  • Davetlileri ağırlamak için çeşitli yiyecek ve içeceklerin hazır bulundurulduğu masa. (Fransızca)
  • İstasyon lokantası. (Fransızca)
  • Sigara, kibrit, gazete, sandviç v.s. satılan yer. (Fransızca)

ceb'

  • (Çoğulu: Cebeât) Kızıl mantar.
  • (Çoğulu: Ecbu) Nakir dedikleri ağzı dar kap ki, içine su koyarlar.
  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

ceda

  • Bol yağmur, rahmet.
  • Hediye, ihsan. İn'âm.
  • Avantaj, kazanç.

cilbend

  • Büyük cüzdan. Evrak koymaya mahsus birçok gözlere ayrılmış cüzdan şeklinde çanta ki, koltuk altına alınır.

cüzdan / جزئدان

  • Para çantası. (Arapça - Farsça)
  • Evrak çantası. (Arapça - Farsça)

dan

  • Arabca, Farsça veya bazı Türkçe kelimelerin sonuna takılarak, âlet ismi veya sıfat yapılır. Meselâ: Ateş-dan : Mangal. Cüz-dan : Cüz kabı, çanta.

darat

  • Debdebe, tantana, şan, gösteriş, çalım. (Farsça)

debdebe

  • Gürültü, patırtı. Gösteri için yapılan gürültü. Tantana. Haşmet.

ecribe

  • (Tekili: Cirâb) Dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış olan çantalar.

efatih

  • Mantar ve ona benzer bitkiler.

emyan

  • Para kesesi, içine para konulan torba, çanta. (Farsça)

enban

  • Yiyecek çantası, heybe. Dağarcık adı verilen deri çanta. (Farsça)

fak'

  • (Çoğulu: Fıkıa) Bir cins beyaz yumuşak mantar.

futur

  • Büyük ve beyaz mantar.

garde

  • (Çoğulu: Megârid) Mantar.

han

  • Yemek sofrası. Üstüne yemek konan tepsi. (Farsça)
  • Yemek, taam. (Farsça)
  • Ahçı dükkânı, lokanta. (Farsça)

haşmet

  • (Hışmet) Kendisine tabi olanlardan dolayı, "haşem" den olan, büyüklük ve heybet. Tantana-i azamet. Hürmetten gelen çekinme.
  • Hiddet, kızgınlık.
  • Alçak gönüllülük.

haverşinas / hâverşinas / خاورشناس

  • Doğubilimci, oryantalist, müsteşrik. (Farsça)

helva sohbetleri

  • Eskiden kış mevsiminin başlıca eğlencelerinden biriydi. Bu eğlenceler, her sınıf halk arasında rağbetteydi. Devlet erkânı, vükelâ, zengin konak sahibleri ve orta halli halk kendi imkânları ölçüsünde helva sohbetleri düzenler, eş ve ahbabına ziyafetler verirdi. Vükelânın düzenlediği sohbetler tantana

hemyan

  • Kese, torba, çanta, dağarcık. (Farsça)

hulliyyat

  • (Tekili: Hulliyy) Pırlanta, altun, gümüş gibi süs eşyaları.

huzami / huzamî

  • Lavanta çiçeği.

kal'a

  • Kale. Eskiden yapılan büyük merkezlerin ve şehirlerin bulunduğu etrafı duvarlarla çevrili ve düşmanın hücumundan muhafaza edilen yüksek yerlerde inşa edilmiş yapı.
  • Çobanın çantası.
  • Hurma ağacının dibinden kesilen taze fidan.

kalensüve

  • Üzerine sarık sarılarak başa giyilen külâh.
  • Mantarın başlığı, tablası.

kanatir

  • (Tekili: Kantar) Kantarlar.
  • (Tekili: Kantara) Taştan yapılan kemerli büyük köprüler. Kantarlar.

kantariyye

  • Kantar ücreti. Tartma parası.

kebban

  • Büyük terâzi. Kantar.

kem'e

  • Yer mantarı.

kevkebe

  • Fevkalâde tantana. İhtişam, debdebe, şöhret. (Farsça)

kise / kîse

  • (Kis-Kese) Küçük-büyük torba kab. (Farsça)
  • Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab. (Farsça)
  • Yoğurt kesesi. (Farsça)
  • Para. Para hesabı. Öz para. (Farsça)
  • Kestirme yol. (Farsça)
  • Poşet, çanta, kese.

küf

  • Yetiştiği satıhta kimyevî değişikliklere sebep olan küçük boylu mantarlara verilen umumi ad.
  • Maddelerin oksitlenme neticesinde dış tarafını kaplayan tabaka. Pas.

kurhane

  • (Çoğulu: Kurhân) Bir cins mantar.

luka incili / luka incîli

  • Meşhûr dört İncîl'den biri. Antakyalı papas Luka tarafından yazıldığı için bu ad verilmiştir. Şimdi elde bulunan İncîllerin en yanlış olanıdır.

mecbee

  • Mantar yetişen yer.

muanven

  • İsim sahibi. Ünvanlı. Ünvan verilen. Meşhur. Tantanalı.

müdebdeb

  • Debdebeli, tantanalı.

muhteşem

  • Büyük, debdebeli, tantanalı.
  • Etraflı ve taraftarlarının çokluğu ile büyük.

mukantar

  • (Kantara. dan) Kemer şeklinde olan köprü.
  • Birbiri üstüne yığılmış çok şey.
  • Muhkem.

mukantara

  • (Bak: MUKANTAR)

mukantarat

  • (Tekili: Mukantara) Köprüler. Kemer şeklinde olan yapılar.

müsteşrik / مستشرق

  • Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse.
  • Doğu memleketlerini, din, dil ve târihleri başta olmak üzere her yönden araştırıp tesbite çalışan batılı ilim adamı. Garplı bilgin, oryantalist, şarkiyâtçı.
  • Doğubilimci, oryantalist. (Arapça)

mutantan / مطنطن

  • Debdebeli. Tantanalı. Gürültülü. Gösterişli ve şatafatlı.
  • Tantanalı, gösterişli.
  • Tantanalı, gösterişli.
  • Tantanalı. (Arapça)
  • Gösterişli. (Arapça)

necat

  • Kurtuluş, selâmet.
  • Hırs ve hased.
  • Yüksek mekân.
  • Ağaç budağı.
  • Mantar.

pırlanta

  • İtl. Çok tıraş edilmiş, foyasız parlak elmas. Taşı pırlanta olan.

pırlanta-misal

  • Pırlanta gibi.

pırlantamisal

  • Pırlanta gibi.

pujine

  • Kantar. (Farsça)

re'b

  • Mantar.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

saltanat

  • Kudret, kuvvet.
  • Hâkimiyet, padişahlık.
  • Tantana, gösteriş, debdebe.
  • Şatafatlı hayat. Bolluk. Zenginlik.

saray

  • (Seray) Büyük kimselerin veya padişahların oturduğu yüksek ve büyük bina. Büyük, muntazam ve tantanalı konak, ev. (Farsça)

şem'un

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerindendir. Petros veya Sen Piyer de denir. Antakya kilisesini yaptırmıştır. Mi: 65'de Roma'da Neron tarafından hapsedilmiş ve çarmıha gerilerek şehid edilmiştir. Hristiyan âlemine büyük hizmeti vardır. Esas adı, Şem'un-us Safâ'dır.

semarug

  • Başı yumru yumurta gibi olan mantar.

serer

  • (Çoğulu: Esirre) Ayın son gecesi.
  • Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
  • Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya Çoğulu: Esrâr ve C: Esârir).

tabh-hane

  • Lokanta, mutfak.

tabldot

  • Lokanta, okul ve otellerde belli bir miktar para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek. (Fransızca)

tekemmü'

  • Mantar koparmak.

vezzan

  • (Vezn. den) Tartan, vezneden.
  • Kantarcı.

yordam

  • t. Edâ.
  • Alâyiş, tantana, debdebe.
  • Meleke, çalım, çeviklik, alışkanlık, yatkınlık. Çabukluk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın