LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Anne ifadesini içeren 105 kelime bulundu...

ishak aleyhisselam / ishâk aleyhisselâm

  • Şam ve Filistin ahâlisine (halkına) gönderilen peygamberlerden. İbrâhim aleyhisselâmın ikinci oğlu olup, annesi hazret-i Sâre'dir. İbrâhim aleyhisselâmın dînini insanlara tebliğ etti. İsmi, Kur'ân-ı kerîmde on yedi yerde bildirilmiştir.

ahun lieb ve üm

  • Anne-baba bir olan kardeş.

ahval

  • (Tekili: Hâl) Dayılar. Annenin erkek kardeşleri.

amine / âmine

  • Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın.
  • Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

ber-bend

  • Ufak çocuğu annesinin sırtına bağlamağa yarıyan göğüs kuşağı. (Farsça)

ceddat

  • (Tekili: Cedde) Nineler. Büyük anneler, anneanneler, babaanneler.

cedde-i faside / cedde-i fâside

  • Ananın anası, anneanne.

cedde-i sahiha

  • Babanın anası, babaanne.

cehl-i mürekkeb

  • Câhil olduğu hâlde, câhilliğini bilmeyip, kendini âlim zannetmek.

da'va / da'vâ

  • Takib edilen fikir, iddia.
  • Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye müracaat etmesi.
  • Hakkı olanın iddia etmesi. Kendini haklı görüp veya zannedip üstün fikirlilik iddia etmek.
  • Mes'ele.
  • İnat. Ayak diremek.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek.

daye / dâye

  • Süt anne, hizmetçi.

dayelik / dâyelik

  • Süt annelik, dadılık.

dayı

  • Tunus ve Cezayir'in, Osmanlı idaresinde bulunduğu sıralarda buraları Osmanlılara tâbi olarak idare eden kimselere verilen ünvan.
  • Annenin erkek kardeşi.

deveran-ı umumi / deveran-ı umumî

  • Genel dönüş, akış; birinin diğerine sebep zannedilecek biçimde iki şeyin devamlı bir şekilde var ve yok sanılması.

ebeveyn

  • Anne-baba.

ebva'

  • Medine-i Münevvere'ye bağlı olup, Mekke-i Mükerreme yolunda bir köyün adıdır. Medine'ye yirmiüç mil uzaklıktadır. Köyün üstünde dik ve kuru bir dağın adı da Ebvâ'dır. Bu köy iki şey ile meşhurdur. Biri: Peygamberimizin annesi Hz. Amine'nin kabri orada bulunmaktadır. İkincisi ise: Hicretin birinci se

egosantrizm

  • Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve (Fransızca)

evham etmek

  • Olmayan bir şeyi var zannederek şüphelenmek, kuruntuya kapılmak.

ezvac-ı tahirat / ezvac-ı tâhirat / ezvâc-ı tâhirât

  • Hz. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ismetli ve iffetli, pâk zevce-i muhteremeleri (R.A.) "Mü'minlerin anneleri" diye bilinen ve Peygamberimize (A.S.M.) âilelik etmek şerefine ermiş mübârek hanımlar.
  • Peygamber efendimizin temiz ve çok mübârek hanımları, mü'minlerin anneleri.

felsefe-i tabiiye / felsefe-i tabîiye / فَلْسَفَۀِ طَب۪يعِيَه

  • Tabiatı yaratıcı zanneden felsefe.

hale

  • Annenin kız kardeşi. Teyze. Türkçede babanın kız kardeşine hala denir. Arabçada dayıya "Hâl" denir.

halime / halîme

  • Yumuşak huylu kadın. (Peygamberimizin süt annesinin adı)
  • Yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi.

halüsinasyon

  • Gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi görme, olmayan bir şeyi varmış zannetme ve işitme, hayal etme.

haminne

  • Hanım nine sözünün bozulmuş şekli, büyük anne.

hamletmek

  • Yüklemek, zannetmek.

hass

  • Zannetmek.
  • Silkmek.
  • Davarı kaşağılamak.
  • Közün üstünde birşey pişirmek.
  • Katletmek, öldürmek.

hatice-i kübra / hatîce-i kübra

  • Peygamberimizin (A.S.M.) ilk zevcesi ve mü'minlerin annesi. Yirmidört sene bütün varlığıyla ve mülküyle Peygamber Efendimize hizmet etmiş ve Ona ilk olarak iman etmiştir. (Radıyallahu Anha)

hayle

  • Zannetmek, sanmak.

hazret-i muhammed-i arabi / hazret-i muhammed-i arabî

  • Arap olan anne ve babadan dünyaya gelmiş Hz. Muhammed (a.s.m.).

hazret-i ümmü'l-mü'minin / hazret-i ümmü'l-mü'minîn

  • Mü'minlerin annesi.

helalzade / helalzâde / حلال زاده

  • Helal süt emmiş. (Arapça - Farsça)
  • Evli anne babanın çocuğu. (Arapça - Farsça)

hıdane / hıdâne

  • Çocuğu kucağa almak, besleyip büyütmek üzere yanında bulundurmak. İslâm nikâhının bozulmasından sonra (ayrılıkta), çocuğu, selâhiyetli (yetkili) olan kimsenin yâni başkası ile evli olmayan annenin belirli bir yaşa gelinceye (oğlan çocuğu yedi, kız ye tişkin oluncaya) kadar yanında alıkoyması ve terb

hış'a

  • Doğum anında ölen annenin karnı yarılarak çıkarılan çocuk.

hüseyin-i cisri / hüseyin-i cisrî

  • (Hi: 1261- 1327) Suriye ulemasındandır. Baba ve annesi Ehl-i Beyt'tendir. Câmi-ül Ezher'de tahsil görmüş ve zamanının dinî, edebî ve felsefî ilimleriyle iştigal etmiştir. En meşhur eseri "Risale-i Hamidiye"sidir. Türkçeye ve Orducaya tercüme edilmiştir. 1307 senesinde Tercüman-ı Hakikat gazetesi, ki

ihsas

  • Hissetmek. Hissettirmek. Açık anlatmadan kapalıca bahsetmek.
  • Bulmak. Görmek. Bilmek. Zannetmek. İdrak etmek. Duyurmak.

imam-ı ca'fer-i sadık / imam-ı ca'fer-i sâdık

  • (Hi: 83-148) Hazret-i Ali'nin (R.A.) torununun torunudur. Medine-i Münevvere'de yaşamıştır. Annesi, Hazret-i Ebu Bekir'in soyundandır. Mânevi nüfuzu çok ileri idi, dine büyük hizmetleri görüldü. Demiştir ki: "Kim nefsi için nefsi ile mücâhede ederse, keramete kavuşur, kim de Allah için nefsi ile müc

imkan-ı vehmi / imkân-ı vehmî

  • Vehimle bir şeyi mümkün görmek, zannetmek.

isa aleyhisselam / îsâ aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yeni bir din getiren peygamber olup, kendisine dört büyük kitaptan biri olan İncîl verildi. Annesinin adı Meryem'dir. Allahü teâlâ onu babasız yarattı.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

kat-ı sıla-i rahim

  • Hısım-akrabayı ve özellikle anne-babayı terk etme, bağlantıyı kesme.

kudret-i mevhume

  • Gerçekte olmayıp, varmış gibi zannedilen kudret, güç.

latim / latîm

  • Babası ve annesi olmayan kişi.
  • Yüzünün bir tarafı beyaz olan at.
  • Yarış atlarının dokuzuncusu.

lügaz

  • Edb: Manzum bilmecelere denir. Lügaz çözülürse insan, hayvan, eşya veya başka bir mânâ çıkar. Meselâ: (Hikmetullah şehrinin bir tânesiOğlunun karnında yatar annesi.)Bu manzum çözülürse cevap olarak "İpek böceği" çıkar.

mader / mâder / مادر

  • Anne. (Farsça)

maderane / mâderane

  • Annece. Anaya yakışır surette. (Farsça)

maderi / mâderî / maderî / مادری

  • Analık. Annelik. (Farsça)
  • Anne ile ilgili, ana tarafı. (Farsça)

mahrem

  • Gizli.
  • Dince ve şer'an müsaade olunmayan.
  • Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır.
  • Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba. (Baba, dede, anne, nine, erkek ve kızkardeş, amca, dayı, hala ve teyzeler arasında bir neseb yakınlığı, bir ebedî mahremiyet vardır

mahrum

  • Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak.
  • Malı bereket bulmaz olan bedbaht. Felâhtan nasibsiz olan.
  • İffetinden dolayı zengin zannedildiğinden sadakadan mahrum olan.

meryem

  • İsâ Aleyhisselâmın annesinin adı. (Süryânicede hâdim mânasınadır)

metta

  • Hz. Yunus'un (A.S.) annesinin adı.
  • Yunus aleyhisselâmın annesi.

mezan-ül icaz / mezan-ül îcaz

  • İcaz zannedilen yerler.

muhannetlik

  • Muhannetlik etmek: Kalleşlik etmek, edilik etmek.

mükerrem

  • Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan. (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.)

mültebis

  • İltibas etmiş, birini öteki zannetmiş, karıştırmış olan.
  • Karışık, şüpheli ve benzer olan.

murdia

  • Süt annesi.
  • Süt anne.

murzia / مرضعه

  • Sütanne. (Arapça)

musannef

  • (Çoğulu: Musannefât) (Sınf. dan) Sıraya konulup tasnif edilmiş.
  • Te'lif edilmiş, yazılmış.

musannefat

  • (Tekili: Musannef) Sıraya konulup tasnif edilmiş kitaplar.

peder ve valide

  • Anne ve baba.

pindar

  • Sanma, zannetme.
  • Böbürlenme.

rahm-ı mader / rahm-ı mâder

  • Anne karnındaki çocuğun bulunduğu yer.

şefkat-i valide

  • Anne şefkati.

şihab

  • Parlak yıldız.
  • Kıvılcım.
  • Yıldızdan fırladığı zannedilen ve dünyanın atmosferinde bir an görünüp kaybolan gök taşı.

su-i zan

  • Kötü zanna sahib olma, başkasının hareketini kötü zannetme.

sultan

  • Reis. İslâm Hükümdarı. Hâkimiyet sahibi. Padişah.
  • Allah. (C.C.)
  • Kuvvet, kudret ve hâkimiyet sâhibi.
  • Hükümdar âilesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri.
  • Hüccet ve delil.
  • Kahr ve tegallüb mânasında masdardır. Her şeyin yavuz, şiddet ve satvetin

tabiatperest / طَبِيعَتْپَرَسْتْ

  • Tabiatı yaratıcı zanneden kimse.
  • Tabiatı yaratıcı zanneden.

teemmüm

  • Kasdetmek.
  • (Ümm. den) Ana edinme. Birini anne kabul etme.

teferrüs

  • Ferasetle bir şeyi kestirmek. Bir şeyi dikkat ve teemmül ederek isabetli olarak idrak etmek, anlamak.
  • Zannetmek.

terettüb

  • Sıralanmak.
  • Gerekmek. Lâzım gelmek. Netice olarak çıkmak.
  • Bir yerde aslâ kımıldamak, bir vecih üzere sâbit ve pâyidar olup durmak.
  • Zuhura gelmek.
  • Muayen sebeblerin, muayyen ve mukannen olan neticeler vermesi.

teşbih

  • Benzetmek, benzetiş. Bir nitelikte saymak ve zannetmek.

tevehhüm

  • Evhamlanmak. Az tehlike ihtimâli olsa çok korkmak. Yok olanı var zannetmekle ye'se ve korkuya düşmek.
  • Kuruntuya kapılma, sanma, zannetme.

tevehhüm eden

  • Zanneden.

tevehhüm-i ebediyet

  • Ebedî yaşayacağını zannedip Allah'ın emirlerinden ve âhiret için hazırlanmaktan gaflet etmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi evhâm ile sâdece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.

tevehhüm-ü ebediyet / تَوَهُّمِ اَبَدِيَتْ

  • Ebedî yaşayacağını zannetme.

tevehhüm-ü zarar

  • Zarar zannetmek.

ücra

  • Pek uçta ve kenarda olan. Uzak. (Bu kelime, Arapça zannedilerek "hücra" yazılması yanlıştır.) (Farsça)

ukuk

  • Anne-babaya itaatsizlik ve saygısızlık.

ukuk-u valideyn / ukuk-u vâlideyn

  • Anne-babaya itaatsizlik ve hürmetsizlik etme, âsi olma.

ümm / ام

  • Ana, anne, vâlide. Nine.
  • Asıl, esas.
  • Başlıca olan şey.
  • Anne.
  • Anne, ana. (Arapça)

ümmehat / ümmehât / امهات

  • Anneler. (Arapça)
  • Temeller, esaslar. (Arapça)

ümmiyye

  • Analık, annelik.

ümmü'l-mü'minin / ümmü'l-mü'minîn

  • Mü'minlerin Annesi; Hz. Peygamber'in (a.s.m.) eşlerine verilen ad.

ümmülmü'minin / ümmülmü'minîn

  • Mü'minlerin annesi.

ümumet

  • (Ümm. den) Annelik, analık.

usuli / usulî

  • Asıllara, köklere ait; bir kimsenin soy ağacı itibariyle anne baba tarafından geriye doğru silsilesi, ataları, dedeleri.

validat

  • (Tekili: Vâlide) Anneler. Vâlideler.

valide / vâlide / والده

  • Anne.
  • Anne, ana. (Arapça)

validelik

  • Annelik.

valideyn

  • Anne-baba.

validiyyet

  • Annelik ve babalık vasfı.

vehmen

  • Öyle olmadığı halde öyle zannederek.

vehmi / vehmî

  • Olmadığı halde var zannederek. Düşünmeye, vehme dair, vehme ait.

yahya aleyhisselam / yahyâ aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Annesinin ismi Elîsa olup, hazret-i Meryem'in kızkardeşi ve İmrân'ın kızı idi. Dâvûd aleyhisselâmın neslinden olan Yahyâ aleyhisselâm, hazret-i Meryem'in teyzesinin oğludur.

yevm-i şek

  • Şaban ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak görülmedikçe oruç tutulması münasip olmayan gün.

yevm-i şevk

  • Şaban-ı Şerifin otuzuncu günü. Ramazan olması zannedilip ancak hilâl görülmedikçe oruç tutulması münasib olmayan gün.

yuhanna

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerinden birisidir. İncillerden birisini yazmıştır. İbranicede Yahya mânasına gelir. Yuhannes, Ohannes, Con (Fr.: Jan) denir.
  • Îsâ aleyhisselâma îmân eden on iki havârîden biri. İbrânî dilinde Yahyâ demektir.Rumca'da Yohannes, İngilizce'de Can, Fransızca'da Jan denir. Dört İncîl'i yazanlardan biridir. Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğlu idi. Yüz senesinde Efes'te öldü. Hır istiyanlar, on ikinci ayın yirmi yedisinde y

yuşa aleyhisselam / yûşâ aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına, Mûsâ aleyhisselâmın vefâtından sonra gönderilen peygamber. Mûsâ aleyhisselâmın yeğeni ve vekîli idi. İsmi Yeşû olup hıristiyanlar Yeşû diyorlar. Annesi Mûsâ aleyhisselâmın kız kardeşidir.

zahir

  • (Zuhur. dan) Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.
  • Görünüşe göre.
  • Şüphesiz.
  • Suret. Dış yüz. Görünüş.
  • Anlaşılan.
  • Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette.

zan

  • Zannetme, sanma.

zanin

  • Suç işlediği zannedilen kimse. Töhmetli, suçlu kimse.

zann / zânn / ظن

  • Şüphe. Zannetmek, samak. Sezme.
  • Sanan, zanneden.
  • Zanneden. Sanan. Zannedici.
  • Zan, sanı. (Arapça)
  • Zannedilmek: Sanılmak. (Arapça)
  • Zannetmek: Sanmak. (Arapça)

zekeriyya

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Hz. Süleyman Aleyhisselâm'ın neslindendir. Beytül-Makdis'de Tevrat yazan ve kurban kesen reis idi. Zevcesi, Hz. Meryem'in teyzesi idi. Benî İsrail'in büyüklerinden olan İmran namındaki zatın karısı Hanne, Zekeriyya (A.S.) ın karısının kardeşidir. Hz. Meryem İmran kız

zevcat-ı tahirat / zevcât-ı tâhirât

  • Peygamber efendimizin iffetli, pâk, muhterem zevceleri. Mü'minlerin anneleri.

zıhar

  • Bir kişinin, kendi hanımını, annesi gibi evlenmesi kendisine haram olan birine benzetmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR