LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Anlayan ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

akl

  • (Akıl) Men'etmek.
  • Sığınacak yer.
  • Kırmızı mihfe örtüsü.
  • Diyet.
  • İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, k

akl-ı selim / akl-ı selîm

  • Doğru düşünen, doğru anlayan, doğru karar veren akıl.

alim-i mukaddir / alîm-i mukaddir

  • Her şeyi hakkıyla bilen ve sonsuz ilmiyle ezelden ebede her şeyi yaratılmadan önce takdir edip plânlayan Allah.

arif / arîf / ârif

  • Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim.
  • Bir işten iyi anlayan.
  • (İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen.
  • Sabırlı ve mütehammil.
  • Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan.
  • Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.

basar-ı basiret / basar-ı basîret

  • Basiret gözü, feraset; kalbin, hakikati anlayan gözü.

basir / bâsir

  • Basiret sâhibi ve anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören.
  • İt, köpek, kelp.
  • Gören, görüp anlayan, ferasetli, zeki.

basiret-i basir / basiret-i basîr

  • Kalp gözüyle gören, anlayan.

behremend

  • Nasibi olan, hissedar. (Farsça)
  • Bilen, anlayan. (Farsça)

dakika-şinas

  • İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen.

derrak

  • (Derk. den) Çok dikkatli olan, çabuk anlayan, anlayışlı, müdrik.

efham / efhâm

  • Anlamalar, en iyi anlayan.

efhem

  • Anlayışlı, kolay anlayan.

ehl-i basiret / ehl-i basîret

  • Gerçeği kalple anlayan kişiler.

ehl-i dil

  • (Ehl-i kalb) Kalbi uyanık, basireti ziyade olan. Gönül ehli. Mâneviyata çok kıymet veren, kalben Cenab-ı Hakk'a çok yakınlık hissedip çok hikmetlerden anlayan zât.

ehl-i diyanet / ehl-i diyânet

  • Din işlerinden anlayanlar. Dindarlar.

ehl-i hal / ehl-i hâl / اهل حال

  • Halden anlayan

ehl-i keşfü'l-kubur

  • Mânen kabirdeki ölülerin hallerini anlayanlar.

estağfirullah

  • Cenâb-ı Hak'tan kusurumun örtülmesini dilerim. Allah (C.C.) kusurumu efvetsin (mealinde, kusurunu anlayan bir müslümanın duâsı. Hürmet veya ikramlara karşı tevâzu maksadı ile de söylenmektedir.)

fehham

  • Çok anlayışlı, pek zeki, en çok anlayan.

hakikat-bin / hakikat-bîn

  • Hakikatı gören, hakikatı anlayan. Hakikatşinas. Hakikata inanan. (Farsça)

hal-aşina

  • Hâl ve durumdan anlayan. (Farsça)

halaşina / hâlâşina / حال آشنا

  • Halden anlayan. (Arapça - Farsça)

harf-aşina

  • Harfleri birbirinden ayırdedebilen.
  • Mc: Sözden anlayan.

haşşab

  • Ağaçtan anlayan.
  • Ağaç satan.

hatt-şinas

  • Yazı uzmanı, yazıdan anlayan. (Farsça)

hurdedan

  • Nükteleri ve incelikleri anlayan, bilen. (Farsça)

hurdeşinas

  • Dikkatli. İncelikleri ve nükteleri anlayan. (Farsça)

huruf-ul mukattaa

  • Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir.

kadir-şinas

  • Kıymet ve değerden anlayan. Değerli kimseleri tanıyabilen. (Farsça)

karşinas / kârşinâs / كارشناس

  • Uzman, işten anlayan. (Farsça)

keşfü'l-kubur velisi / keşfü'l-kubur velîsi

  • Kabirdeki ölülerin hallerini anlayan ve bilen Allah dostu zât, evliya.

lugavi / lugavî

  • Lügata mensup. Lügata, kelimeye âit. Lügattan anlayan. Mecazî olmayıp hakiki bir mânaya delâlet eden kelimeye âit olan.

lugaviyyun

  • Lügatçılar, kelimelerden anlayan âlimler.

müdir / müdîr

  • (Müdür) İdâre eden. Çeviren bakan.
  • İdareden anlayan.
  • İdare memuru. Bir dairede memurların başı.
  • Nâhiye merkezinin idare memuru.
  • İdare eden, çeviren, idareden anlayan, direktör.

müdrik

  • Aklı eren. Anlayan. Kavrayan, akıllı.
  • Büluğ çağına, erginlik yaşına gelmiş olan.
  • İdrak eden, kavrayan, anlayan.
  • Anlayan, kavrayan.

müfessir

  • Kur'ân-ı kerîmi tefsîr eden; Allahü teâlânın kelâmında, murâd edilen, kasdedilen mânâyı anlayan âlim.

müfettiş

  • Teftiş eden, tetkik ve tahkik ile kusur ve iyilikleri görüp anlayan ve lüzumlu merci'lere bildiren.
  • Araştıran.

mükabir / mükâbir

  • Büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeyen; göz göre göre yalanlayan.

mükezzib

  • Tekzib eden. Yalanlayan, yalan çıkaran.
  • Tekzib eden, yalanlayan.
  • Yalanlayan.

müntakil

  • (Nakl. den) intikal eden, geçen. Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan.
  • Miras kalmış.
  • Karine ile sözün gelişinden anlayan.

müstenkıh

  • Anlayan, idrak eden.

müteakkıl

  • (Çoğulu: Müteakkılîn) Biraz düşünerek anlayan.

müteakkılane / müteakkılâne

  • Anlayana yakışır şekilde. (Farsça)

müteakkılin / müteakkılîn

  • (Tekili: Müteakkıl) Anlayanlar, taakkul edenler.

mütefehhim

  • Anlayan, fehmeden, kavrayan.

mütehatir

  • Birbirini yalanlayan, tekzib eden.

muttali'

  • Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf. Derk eden.

nabız-aşna / nabız-âşnâ

  • Nabızdan anlayan. Mizaç bilen. Karşısındakinin zayıf taraflarını bilen. (Farsça)

nabz-aşna

  • Nabızdan anlayan, mizac bilen. (Farsça)

nakıd

  • Bir şeyin iyisini kötüsünden veya bozuğundan ayıran.
  • Tenkidci, ayarcı. Paranın kalbını anlayan.
  • Dinar, dirhem.

nüktesenc

  • (Çoğulu: Nüktesencân) Nükteyi değerlendiren. Nükteden anlayan. Nükteyi yerinde kullanan. (Farsça)

rasih alim / râsih âlim

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan büyük din âlimi.

sarraf

  • Anlayan, değerini bilen.

senber

  • Her umuru bilen, her işten anlayan.

seri-ül intikal

  • Çabuk anlayan, çok zeki.

şinas

  • Tanıyan, bilen, anlayan. Tarih-şinas : f. Tarihten anlayan, tarih bilen. (Farsça)

sühandan / سخندان

  • Söz bilen, sözden anlayan. (Farsça)

ulema-i rasihin / ulemâ-i râsihîn

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan yüksek din âlimlerine verilen isim. Bunlar; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i tâbiîn ve her bakımdan onlara tâbi olan müctehidler, tefsîr ve hadîs âlimleri ve tasavvuf büyükleridir.

vahime kuvveti / vâhime kuvveti

  • His organları ile anlaşılamayan, fakat duyulanlardan çıkarılabilen mânâları anlayan iç kuvvet.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın