LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te An kelimesini içeren 346 kelime bulundu...

a'rac

  • Anadan doğma topal (aksak).

aba ve ecdad / âbâ ve ecdâd

  • Analar, babalar, dedeler.

abes

  • Anlamsız, boş.

abidat / âbidât / آبدات

  • Anıtlar.

abide / âbide / آبده

  • Anıt.
  • Anıt. (Arapça)

abidevi / âbidevî / آبدوی

  • Anıtsal. (Arapça)

acaib ve garaib / acâib ve garâib

  • Anlaşılmaz ve tuhaf.

acaib-i dekaik / acâib-i dekâik

  • Anlaşılmaz hileler, ince oyunlar.

adem-i derk

  • Anlamama, kavrayamama.

adem-i fehm

  • Anlayamama, kavrayamama.

adem-i tefehhüm

  • Anlaşılmama.

adem-i telakki / adem-i telâkki

  • Anlayamama, idrak edememe.

ahd u eman / ahd u emân

  • And ve emniyet, korkusuzluk, güvenlik.

ahd-name

  • Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt. (Farsça)

ahdüpeyman / ahdüpeymân / عهد و پيمان

  • And. (Arapça - Farsça)

ahun lieb ve üm

  • Anne-baba bir olan kardeş.

akd

  • Anlaşma, sözleşme.
  • Anlaşma, sözleşme. Nikâh, hibe (bağış), vasiyet, alış-veriş gibi işlerde taraflardan birinin teklifi, diğerinin kabûlü ile gerçekleşen sözleşme.

akıdeyn / âkıdeyn

  • Anlaşma veya sözleşme.

akmadde

  • Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder.

akref

  • Anası Arabdan babası başka milletten olan kimse.

aks-i nakiz / aks-i nakîz

  • Antitez, karşısav; biri diğerinin zıttı olan iki terimden, ikincisini oluşturan düşünce veya önerme.

alaka / عَلَقَه

  • Ana rahmi duvarına tutunmuş asılı bir hücre topluluğu, insan yaratılışının ilk safhası.

ammuriyye

  • Ankara şehri. Türkiye'nin başkenti.

an / ân / آن

  • An. (Arapça)

an'anevi / an'anevî

  • An'ane ile alâkalı.

an-ı vahid / an-ı vâhid

  • Aniden, birdenbire, bir an.

anarşist

  • Anarşi taraftarı. Anarşi ve karışıklık çıkaran.

anarşizm

  • Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet, hukuk düzenlerinin adaletsiz, haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz, kanunsuz, her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.

anat / ânât / آنات

  • Anlar. (Arapça)

anber-efşan

  • Anber saçan. (Farsça)

anber-sirişt

  • Anber gibi güzel kokulu. (Farsça)

andeliban / andelibân

  • Andelibler, bülbüller. (Farsça)

ani / ânî

  • Anlık, bir anda olan.

anka-i meşrebane / anka-i meşrebâne

  • Anka meşrepli olma; masallarda bir efsane olarak anlatılan anka kuşu misâli bir meşrepte, bir yolda olma.

anka-meşrebane

  • Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.

ankara darülfünunu

  • Ankara Üniversitesi.

ankara ehl-i vukufu

  • Ankara mahkemesi bilirkişi heyeti.

ankara emniyet-i umumi müdürü / ankara emniyet-i umumî müdürü

  • Ankara Emniyet Genel Müdürü.

ankara emniyet-i umumisi / ankara emniyet-i umumîsi

  • Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü.

ankara emniyet-i umumiye müdürü

  • Ankara Emniyet Genel Müdürü.

ankara maarif dairesi

  • Ankara Eğitim Dairesi; Millî Eğitim Bakanlığı.

arif / ârif

  • Anlayışlı, bilgili.
  • Anlayışlı, sezgili, kavrayışlı.

ariş

  • Anlam, mânâ, kavram, mefhum. (Farsça)

asare

  • Anber ve misk gibi şeylerin kokması.

avan / âvân

  • Anlar. Zamanlar. Vakitler.
  • Anlar, vakitler.

badire / bâdire

  • Anî felâket, zor geçit.

bagt

  • Ansızlık. Ansızdan gafil iken gelmek.

bagteten

  • Ansızın. Füc'eten. Birdenbire. Apansız.

bağteten / بغتة

  • Ansızın, zulüm, isyan.
  • Ansızın, birdenbire. (Arapça)

bahsi geçen

  • Anılan.

bayramiyye

  • Anadolu'da yetişen evliyânın büyüklerinden Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bayramiyye yolu bir koldan Bâyezîd-i Bistâmî'ye diğer koldan Hasen-i Basrî'ye ulaşır.

bedh

  • Ansızdan olmak.

bela-yı nagah / belâ-yı nâgâh

  • Ansızın gelen musibet. Habersiz gelen belâ.

belagat-i ifade / belâgat-i ifade

  • Anlatma ve ifade etmedeki belâgat.

benu-l ümm

  • Ana bir kardeş.

beşeriyyat / beşeriyyât / بشریات

  • Antropoloji. (Arapça)

beyan / beyân

  • Anlatma, açıklama sanatı.

bima'na / bîma'nâ / بى معنى

  • Anlamsız. (Farsça - Arapça)

bubürd

  • Andelib, bülbül. (Farsça)

cadde / câdde / جاده

  • Ana yol, cadde. (Arapça)

cedde-i faside / cedde-i fâside

  • Ananın anası, anneanne.

cenin / cenîn

  • Ana karnındaki çocuk.
  • Ana rahmindeki çocuk.

cezalet-i beyan / cezâlet-i beyan

  • Anlatım ve ifadedeki güçlülük, güzellik.

dekaik-i mesail-i fer'iye / dekaik-i mesâil-i fer'iye

  • Ana meselelerin kollarına ve en alt konularına yönelik incelikler.

derecat-ı fehim / derecât-ı fehim

  • Anlayış dereceleri.

derece-i fehim

  • Anlama derecesi.

derece-i fehim ve edeb

  • Anlayış ve edep seviyesi.

derece-i fehim ve zevk

  • Anlama ve zevk etme derecesi.

derece-i fehm

  • Anlayış derecesi.

dereziler / derezîler

  • Anuştekin ed-Derezî adlı bir bâtınî dâî (propagandacı) tarafından ortaya çıkarılan bozuk yol. Bunlar; Bâtıniyyeden ayrılarak ortaya çıkan, Fâtımî hükümdârı Hâkim bi-emrillah'ın ilâh olduğuna ve onun vezîri Hamza'nın imamlığına inanırlar. Kelimenin do ğrusu Derezî olup, yanlış olarak Dürzü denilmekte

derk / دَرْكْ

  • Anlama, algılama.
  • Anlama, kavrama.
  • Anlama.

derk etmek

  • Anlamak.

derketmek

  • Anlamak, kavramak.

dermeyan etmek

  • Anlatmak, söylemek, iddia ve defi'de bulunmak. Beyân. İleri sürmek.

derrak / derrâk / دراک

  • Anlayışlı. (Arapça)

dümuk

  • Ansızın duhul etmek, birdenbire girmek.

düstur / düstûr / دُسْتُورْ

  • Ana kaide.

düvel-i mü'telife

  • Anlaşmış devletler. Birinci Cihan Harbinde: İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya.

e'rac

  • Anadan doğma topal, aksak.

ebeveyn / ابوین / اَبَوَيْنْ

  • Ana ile baba. (Eb ile ümm.)
  • Anne-baba.
  • Ana-baba.
  • Ana ile baba.
  • Anababa. (Arapça)
  • Ana-baba.

ebna-üd dehaliz / ebnâ-üd dehaliz

  • Anası babası belli olmayıp etrafa atılmış, sokağa bırakılmış çocuklar.

ecel-i na-gehan / ecel-i nâ-gehan

  • Ansızın gelen ecel. Birdenbire âni ölüm, vefat.

efham / efhâm

  • Anlayışlar, zihinler, anlamalar.
  • Anlayışlar, idrakler.
  • Anlamalar, en iyi anlayan.

efhem

  • Anlayışlı, kolay anlayan.

emumiyye

  • Analık.

esasi kanunlar / esasî kanunlar

  • Anayasal kanunlar.

ezb

  • Anasından yeni doğmuş hayvan.

fahamet / fahâmet

  • Anlayışlılık.

fahim / fâhim

  • Anlayışlı.

fakat / فقط

  • Ancak, yalnız. (Arapça)

falt

  • Ansızlık.

fehim / fehîm / فهيم / فَهِمْ

  • Anlayış, kavrayış.
  • Anlama.
  • Anlayışlı. (Arapça)
  • Anlama, anlayış.

fehimtü ve sadakte

  • Anladım ve doğru söyledin.

fehm / فهم

  • Anlayış, kavrayış.
  • Anlayış; iyiyi kötüden ayıran anlama kuvveti.
  • Anlayış.
  • Anlama. (Arapça)
  • Fehm eylemek: Anlamak. (Arapça)

fehmedilen

  • Anlaşılan.

fehmen

  • Anlama bakımından.

fehmetme

  • Anlama, kavrama.

fehmetmek

  • Anlamak.
  • Anlamak.

fehva / fehvâ / فَحْوَا

  • Anlam, ma'nâ, kavram.

fenn-i menafiü'l-a'za / fenn-i menâfiü'l-a'zâ

  • Anatomi; insan organlarının fonksiyonlarını araştıran ilim.

feraset / ferâset

  • Anlayış.

fevri / fevrî / فوری

  • Âni. (Arapça)

fihriste

  • Ana özelliklerin sıralandığı liste, içerik.

füc'e

  • Ansızın, birdenbire.

füc'eten

  • Ansızın, birdenbire.

gabavet / gabâvet

  • Anlayıştaki kıtlık, zayıflık.
  • Anlayışsızlık, kalın kafalılık.

gabi / gabî / غَب۪ي

  • Anlayışsız, ahmak, bön.
  • Anlayışı kıt, zekâsı az.
  • Anlayışı kıt.
  • Anlayışı kıt.

gàmız

  • Anlaşılması zor, kapalı, muğlak.

gavamız / gavâmız

  • Anlaşılması zor bilmeceler.

gayr-i kabil-i fehm / gayr-i kâbil-i fehm / غير قابل فهم

  • Anlaşılmaz.

girdab / girdâb / گرداب

  • Anafor; suların dönerek çukurlaştığı tehlikeli akıntı yeri.
  • Anafor, girdap. (Farsça)

hadisibilmana / hadîsibilmânâ

  • Anlam bakımından doğru hadîs.

hads / حَدْسْ

  • Ânî ve doğru anlayış.

hads-i sadık / hads-i sâdık / حَدْسِ صَادِقْ

  • Âni ve doğru anlayış.
  • Âni ve doğru anlayış.

hadsen / حَدْسًا

  • Âni ve doğru anlayışla.

hakaik-i zevkiye

  • Ancak zevkle anlaşılan gerçekler.

haki / hakî

  • Anlatan. Hikâye eden.

halat-ı telakki / hâlât-ı telâkki

  • Anlama durumları.

hale

  • Annenin kız kardeşi. Teyze. Türkçede babanın kız kardeşine hala denir. Arabçada dayıya "Hâl" denir.

halfe

  • Andiçme, yemin etme.

hatıra / hâtırâ

  • Anı, akılda kalan.

havsala / حَوْصَلَه

  • Anlama gücü.
  • Anlayış.

hengam / hengâm

  • An, zaman.
  • An, sıra, zaman.

henüz / هنوز

  • Ancak, daha. (Farsça)

hikaye / hikâye

  • Anlatma.

hikmet-i ihtilaf / hikmet-i ihtilâf

  • Anlaşmazlığın sebebi.

hikmetsizlik

  • Anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık.

hin / hîn

  • An, zaman, vakit, sıra.

hisse-i fehm

  • Anlayış hissesi.

hüsn-ü ifham

  • Anlatımdaki güzellik.

idrak / idrâk

  • Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek.
  • Anlayış, kavrayış.

idrak etme / idrâk etme

  • Anlama, kavrama.

idrak etmek

  • Anlamak, kavramak.

idrak ettirme

  • Anlatma.

idrakli / idrâkli

  • Anlayışlı, düşünen.

ifadat / ifâdât

  • Anlatımlar.

ifade / ifâde

  • Anlatım.

ifham / ifhâm / افهام

  • Anlatma, öğretme.
  • Anlatma.
  • Anlatma.
  • Anlatma. (Arapça)
  • İfhâm etmek: Anlatmak. (Arapça)

ifham etmek

  • Anlatmak, bildirmek.

ığlak

  • Anlaşılmaz olma, muğlak olma.

ihtifal / ihtifâl / احتفال

  • Anma töreni. (Arapça)

ihtilaf / ihtilâf

  • Anlaşmazlık, uyuşmazlık.
  • Anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrılık.

ihtilafat / ihtilâfat

  • Anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar. İhtilaflar.
  • Anlaşmazlıklar, ayrılıklar.

ihtilafi / ihtilâfî

  • Anlaşmazlık konusu.

ıhve-i müteferrikin / ıhve-i müteferrikîn

  • Ana baba bir veya yalnız ana bir yahut da yalnız baba bir erkek kardeşler. (Müennesi: "Ahavat-ı müteferrikat'tır)

illa / illâ

  • Ancak.

illahu / illâhu

  • Ancak O. Allah (C.C.)

inne-ma / inne-mâ

  • Ancak edatı ile, beyan olunan şey hakkındaki hükmü, maadâsından nefy etmek için kullanılır.

işaret / işâret

  • Anlamlı davranış, belirti.

işmar

  • Anlamlı işaret.

istifham

  • Anlamaya çalışmak, soru sormak, soru.

istifsar / istifsâr

  • Anlamak için soru sorma.

istinbat / istinbât / استنباط

  • Anlam çıkarma, hüküm çıkarma. (Arapça)

istinkaf-ı manidar / istinkâf-ı mânidar

  • Anlamlı çekimserlik.

itilaf / îtilâf

  • Anlaşma.

ittifakkarane / ittifakkârâne

  • Anlaşarak.

ittisal-i mana / ittisal-i mânâ

  • Anlam bütünlüğü.

iz'an / iz'ân

  • Anlayış, kavrayış.

iz'an-rüba

  • Anlayışı şaşırtan. Aklı oynatan. Çok hayret ve taaccüb veren. Aklı alan. (Farsça)

izan / izân

  • Anlayış.

izani / izânî

  • Anlayışla ilgili.

jaj / jâj / ژاژ

  • Anlamsız söz, zırva. (Farsça)

jest

  • Anlamlı beden hareketleri.

kabiliyet

  • Anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik.

kanun-u esasi / kanun-u esâsî

  • Ana prensipler, ana esaslar; anayasa.

kasır-ül fehm

  • Anlayışı noksan, kısa anlayışlı. Anlayışsız.

kasıru'l-fehim

  • Anlayışı kısa.

kavanin-i esasiye / kavânîn-i esâsiye

  • Ana yasalar, ana kanunlar.

kavanin-i hadsiye / kavânin-i hadsiye

  • Ani, sür'atli seziş ve kavrayış kuralları.

kem-fehm

  • Anlayışı kıt. İdrâki az.

kemkaim

  • Anlayışsız. İdrakten âciz. (Farsça)

keşmekeş-i ihtilaf / keşmekeş-i ihtilâf

  • Anlaşmazlıktan gelen karışıklık.

kıssa

  • Anlatılan gerçek veya uydurma olay, hikâye.

kıssadan hisse almak

  • Anlatılan bir şeyden ders çıkarmak.

küfye

  • Ancak geçinebilecek kadar olan yiyecek.

kuvve-i derrake / kuvve-i derrâke

  • Anlayıcı kuvvet, akıl.

kuvve-i idrakiye / kuvve-i idrâkiye

  • Anlama, kavrama gücü.

lahza / لحظه

  • An, en kısa zaman.
  • An, lahza. (Arapça)

lakin / lâkin / لكن

  • Ancak, ne var ki. (Arapça)

lakn

  • Anlamak. Fehmetmek. Çabuk kavramak.

lamüdrik / lâmüdrik

  • Anlamayan. İdraksiz. İdrak etmeyen.

layefhem / lâyefhem

  • Anlayışsız, idrakten âciz.

layu'kal / lâyu'kal

  • Anlaşılmaz, akıl ermez. Akıl ile idrak olunmaz.

layüfhem / lâyüfhem

  • Anlaşılmaz. Fehmedilmez.

li-ebeveyn

  • Ana ve babaları bir olan kardeşler.

li-üm

  • Ana bir (kardeşler).

li-ümmin

  • Ana cihetinden.

lisan-ı mader-zad / lisan-ı mâder-zâd

  • Ana dili.

ma'ni / معنى

  • Anlam. (Arapça)

maani / maânî / معانى

  • Anlamlar. (Arapça)

maani-i medlule / maanî-i medlule

  • Anlaşılan mânâlar.

maarif-i gàmıza

  • Anlaşılması güç olan bilgiler.

mader / mâder / مادر

  • Ana.
  • Ana. Çocuğu doğuran. Ümm. (Farsça)
  • Anne. (Farsça)

maderane / mâderane

  • Annece. Anaya yakışır surette. (Farsça)

maderi / mâderî / maderî / مادری

  • Analık. Annelik. (Farsça)
  • Anne ile ilgili, ana tarafı. (Farsça)

maderzad / mâderzâd / مادرزاد

  • Anadan doğma. Anadan doğduğu gibi. (Farsça)
  • Anadan doğma. (Farsça)

mahkiyun anh / mahkîyun anh

  • Anlatılan, söz konusu olan; hikâyenin konusu olan şey, kimse.

mahzan

  • Ancak. Yalnız. Sadece. Tek.

malayani / mâlâyâni

  • Anlamsız, faydasız.

malayaniyat-ı rezile / mâlâyâniyât-ı rezile

  • Anlamsız, boş, kötü ve çirkin şeyler (mâ-lâ).

mana / mânâ / معنى

  • Anlam.
  • Anlam, öz.
  • Anlam. (Arapça)
  • Manalandırmak: Anlam kazandırmak. (Arapça)

manalı / mânâlı

  • Anlamlı.

manasıyla / mânâsıyla

  • Anlamıyla.

manasız / mânâsız

  • Anlamsız.

manidar / mânidâr / معنى دار

  • Anlamlı.
  • Anlamlı. (Arapça - Farsça)

manidarane / mânidarâne / mânidârâne

  • Anlamlı bir şekilde.
  • Anlamlıca.

manidarlık / mânidarlık

  • Anlamlılık.

maraz-ı ihtilaf / maraz-ı ihtilâf

  • Anlaşmazlığa düşme hastalığı.

maruzat / mâruzât

  • Anlatılanlar.

mayu'kal

  • Anlaşılır.

meal / meâl / مآل

  • Anlam, kavram.
  • Anlam, mânâ.
  • Anlam. (Arapça)

meani / meânî

  • Anlamlar.

medar-ı ihtilaf / medar-ı ihtilâf

  • Anlaşmazlık, uyuşmazlık sebebi.

medruk

  • Anlaşılmış, derk olunmuş.

mefaka

  • Ansızın tutmak.

mefatih / mefâtih / مفاتيح

  • Anahtarlar.
  • Anahtarlar. (Arapça)

mefhum

  • Anlaşılan. Mânâ. İfade. Sözden çıkarılan mânâ.
  • Anlayış, mânâ, ifade.

menkul

  • Anlatılan, taşınabilen.

mesele-i gàmıza

  • Anlaşılması zor mesele.

meslub-üş şuur

  • Anlayışsız, idraksiz, şuursuz.

mezbur / mezbûr / مزبور

  • Anılan, belirtilen. (Arapça)

mezkur / mezkûr

  • Anılan.

miftah / miftâh / مفتاح / مِفْتَاحْ

  • Anahtar.
  • Anahtar.
  • Anahtar. (Arapça)
  • Anahtar.

misak

  • Anlaşma. Sözleşme. Yeminleşme. Verilen söz.

mu'cizbeyan

  • Anlatış tavrı herkese benzemeyen. Tarz-ı beyanı mu'cize olan. Kur'an-ı Kerim. (Farsça)

mü'temer

  • Anlaşma için yapılan toplantı. Kongre.

muahede / muâhede / مُعَاهَدهَ

  • Andlaşma.
  • Andlaşma.
  • Antlaşma.
  • Anlaşma.

muahedename / muâhedenâme / معاهده نامه

  • Antlaşma metni. (Arapça - Farsça)

muahid / muâhid

  • Antlaşma yapan.

muamma / muammâ / مُعَمَّا

  • Anlaşılması ve çözülmesi güç şey.
  • Anlaşılması zor şey.

muamma-alud / muammâ-âlûd

  • Anlaşılması zor ve karışık.

muamma-yı müşkilküşa / muammâ-yı müşkilküşâ

  • Anlaşılması zor mesele.

muamma-yı tılsım / muammâ-yı tılsım

  • Anlaşılması zor sır; gizli mânâlar.

muan'an

  • An'aneli; bir haberin veya hadisin ilk kaynağına ulaşıncaya kadar "filandan, o da filandan" şeklinde isim listesiyle birlikte nakledilmesi.
  • An'aneli. Senedli. Kimden kime haber verildiği şâhid ve râvilerin isimleri ile bildirilmiş olarak.

muanan / muânân

  • Ananeli, belgeli.

mübagate

  • Ansızın üzerine saldırma, sataşma.

müdrik

  • Anlayan, kavrayan.

müdrike

  • Anlama kabiliyeti.

müfacat

  • Ansızın olmak.

müfacee

  • Ansızın olmak.

müfad

  • Anlatılan anlam.

müfehhimane / müfehhimâne

  • Anlatarak. Anlatana yakışır şekilde. (Farsça)
  • Anlayarak.
  • Anlatarak.

mugafaza

  • Ansızdan tutmak.

muğlak / مُغْلَقْ

  • Anlaşılması zor.

mugrib

  • Anka kuşu.

mukavelename

  • Anlaşma yazılı olan kâğıt. Mukavele yapılan kâğıt.

mumaileyh / mûmâileyh / مومى اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

müşarünileyh / مشار اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

müşkil

  • Anlamı kapalı olan ve ancak bir ipucu sayesinde anlaşılabilen âyet.

müşkilat-ı kur'aniyye / müşkilât-ı kur'âniyye

  • Anlaşılması bir hayli güç olan Kur'ân-ı Kerîmin bazı âyetleri.

müstenkıh

  • Anlayan, idrak eden.

mutammer

  • Anbarda veya çukur içinde saklanan şey.

mütareke / mütâreke

  • Anlaşma.

müteakkılane / müteakkılâne

  • Anlayana yakışır şekilde. (Farsça)

mütefehhim

  • Anlayan, fehmeden, kavrayan.

muttala'

  • Anlam çerçevesi.

müzerra'

  • Anası, babasından daha şerefli olan.

na-kabil-i tarif / nâ-kabil-i tarif

  • Anlatılması mümkün olmayan.

na-mefhum

  • Anlamsız, mânasız, anlaşılmaz. (Farsça)

nacileyn

  • Ana ve baba, ecdad ve evlâd, dedeler ve babalar.

nagah / nâgâh / ناگاه

  • Ansızın, birden bire.
  • Ansızın. (Farsça)

nagehan / nâgehan / ناگهان

  • Ansızın. (Farsça)

nakledilen

  • Anlatılan.

nakz-ı ahd

  • Anlaşmayı bozma, muâhede hükümlerini bozma. Verilen sözde durmama. (Nebz-i ahd da denir)

namefhum / nâmefhûm / نامفهوم

  • Anlaşılmaz. (Farsça - Arapça)

ne'nehava

  • Anason, kimyon.

nehik

  • Anırtı, eşek anırtısı.

nitasi / nitasî

  • Anlayışlı tabib, doktor.

pakt

  • Antlaşma.
  • Andlaşma.

peder ve valide

  • Anne ve baba.

peygun

  • And, şart, ahd, peyman. (Farsça)

peyman

  • And, yemin, muahede, ahitleşmek. (Farsça)

rahm-ı mader / rahm-ı mâder

  • Anne karnındaki çocuğun bulunduğu yer.

rahmımader / rahmımâder

  • Ana rahmi.

rasin

  • Andız otu.

re'sü'l-mal / re'sü'l-mâl

  • Ana sermâye.

re'sülmal / re'sülmâl

  • Ana para, sermaye.

sabıküzzikr / sâbıküzzikr / سابق الذكر

  • Anılan, zikredilen. (Arapça)

şahrah / şâhrah / شاهراه

  • Anayol. (Farsça)

sarraf

  • Anlayan, değerini bilen.

şefkat-i valide

  • Anne şefkati.

sermaye / sermâye

  • Ana mal, ana para.
  • Ana para.

şir-i mader / şir-i mâder

  • Ana sütü.

sırr-ı gàmız

  • Anlaşılması zor sır.

sırr-ı gamız / sırr-ı gâmız

  • Anlaşılması zor mesele.

şuur / şuûr

  • Anlama, hissetme, farkında olma.

şuurane / şuûrâne

  • Anlayarak, bilerek.

tagamgum

  • Anlaşılmaz söz.

tahattur / تخطر

  • Anımsama, hatırlama. (Arapça)
  • Tahattur etmek: Anımsamak, hatırlamak. (Arapça)

tahdis

  • Anlatma, şükrederek dile getirme.

tahkiye

  • Anlatmak. Hikâye etmek.

tahlilat / tahlîlât / تحليلات

  • Analizler, tahliller. (Arapça)

tahrifat / tahrîfat / تحریفات

  • Anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem oynatmalar. (Arapça)

takahhum

  • Ansızdan bir nesneye dühul edip girmek.

takrir / takrîr

  • Anlatma, kararlaştırma.
  • Anlatma, anlatım, bir âlimin kitâbdan okuyarak îzâh ve açıklamalarda bulunması.

takriren / takrîren / تقریرا

  • Anlatarak. (Arapça)

tallahi

  • Anlamı kuvvetlendirme için vallahi ve billahiden sonra söylenen yemin sözü.

tarik-i tefehhüm

  • Anlayış yolu, tarzı.

tariye

  • Ansızın gelen belâ, dâhiye.

tarz-ı tefehhüm

  • Anlayış tarzı.

tarz-ı telakki / tarz-ı telâkki / tarz-ı telakkî / طَرْزِ تَلَقّ۪ي

  • Anlayış tarzı.
  • Anlayış, kabûl tarzı.

tavtie

  • Anlatılacak maksadı destekleyecek tarzda önceden bazı sözler söyleme.

teami / teâmî

  • Anlamaz gibi görünme.

tebellüğ

  • Anlayıp almak.

tefehhüm / تفهم / تَفَهُّمْ

  • Anlayış.
  • Anlama. (Arapça)
  • Tefehhüm etmek: Anlamak, farkına varmak. (Arapça)
  • Anlama.

tefhim / tefhîm / تفهيم

  • Anlatmak. Bildirmek.
  • Anlatma.
  • Anlaşılmasını sağlama.
  • Anlatma. (Arapça)
  • Tefhîm etmek: Anlatmak. (Arapça)

tefhim etmek

  • Anlatmak.

telakki / telâkkî / telakkî / تلقى / تلقي

  • Anlayış, anlama.
  • Anlayış, görüş, değerlendirme. (Arapça)
  • Telakkî etmek: Anlamak, değerlendirmek. (Arapça)
  • Anlama.

telakki etme / telâkki etme

  • Anlama, idrak etme.

telakkiyat / telâkkîyât

  • Anlayışlar, anlamalar.

telmih

  • Ana fikri ispata veya güçlendirmeye yönelik herkes tarafından bilinen bir şeyle, bir hakikatle işarette bulunma.

temsil / temsîl

  • Analoji, kıyaslama tarzında benzetme.

tenakür / tenâkür / تناكر

  • Antipati. (Arapça)

teşkilat-ı esasiye / teşkilât-ı esasiye / teşkilât-ı esâsiye / تَشْك۪يلاَتِ اَسَاسِيَه

  • Anayasa. Kanun-u esasî. Devletin temel kuruluş şeklini tayin eden ve teşrinin yani meclisin, hükümetin ve mahkemelerin salâhiyetleri nasıl kullanılacağını; vatandaşların umumi hak ve hürriyetlerini gösteren temel kanunlardır.
  • Anayasa.

teşkilat-ı esasiye kanunu / teşkilât-ı esasiye kanunu

  • Anayasa.

tezkar / tezkâr / تذكار

  • Anma, zikretme.
  • Anma hatırlama. (Arapça)
  • Tezkâr eylemek: Hatırlatmak. (Arapça)

tılsım / طِلْسِمْ

  • Anlaşılması zor şey.

tılsım-ı muğlak / tılsım-ı muğlâk / طِلْسِمِ مُغْلَقْ

  • Anlaşılması zor sır, gizem.
  • Anlaşılması zor kapalı şey.

tılsım-ı müşkülküşa / tılsım-ı müşkülküşâ

  • Anlaşılması ve çözülmesi zor olan sır, gizem.

ukuk

  • Anaya babaya itaatsizlik ve hürmetsizlik etmek. Zorbalık, tanımamak, âsi olmak.
  • Anne-babaya itaatsizlik ve saygısızlık.
  • Ana babaya isyan.

ukuk-u valideyn / ukuk-u vâlideyn

  • Anne-babaya itaatsizlik ve hürmetsizlik etme, âsi olma.

umde

  • Ana ilke, prensip.

ümm / ام

  • Anne.
  • Anne, ana. (Arapça)

ümmehat / ümmehât

  • Analar.

ümmi / ümmî

  • Anasından doğduğu gibi kalıp, okuyup yazma öğrenmeyen kimse.

ümmiyye

  • Analık, annelik.

üslub / üslûb / اسلوب

  • Anlatım biçimi.
  • Anlatım tarzı. (Arapça)

valide / vâlide / والده / وَالِدَه

  • Ana. Doğuran.
  • Ana, doğuran.
  • Ana, doğuran.
  • Anne.
  • Anne, ana. (Arapça)
  • Ana.

validelik

  • Annelik.

valideyn / vâlideyn / والدین

  • Anne-baba.
  • Ana ile baba. Vâlidân de denir.
  • Ana-baba.
  • Ana ile baba.
  • Anababa. (Arapça)

validiyyet

  • Annelik ve babalık vasfı.

vehleten / وهلة

  • Ansızın. (Arapça)

vekayi-i mezkure / vekayi-i mezkûre

  • Anlatılan vakıalar, olaylar.

visak / visâk / وثاق

  • Antlaşma. (Arapça)

vuzuh-u ifham / vuzuh-u ifhâm

  • Anlatım açıklığı.

yad / yâd / يَادْ

  • Anma.

yad edilen

  • Anılan.

yad edilme / yâd edilme

  • Anılmak.

yad edilmek / yâd edilmek

  • Anılmak, hatırlanmak.

yad etmek / yâd etmek

  • Anmak.

yad olunan

  • Anılan.

yadetmek / yâdetmek

  • Anmak, zikretmek.

yanesun

  • Anason otu.

yetim-üt tarafeyn

  • Anası ve babası ölmüş çocuk. Anadan babadan yetim kalmış çocuk.

zahire

  • Anbarda saklanan yiyecek, hububat. Azık.

zakire / zâkire

  • Andıran, hatırlatan, hatıra getiren şey.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR