LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Amaç ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

ağraz

  • Maksatlar, arzular, amaçlar.

ağraz-ı dünyeviyye

  • Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.

ardhale

  • Bulamaç adı verilen yemek. (Farsça)

ardtule / ardtûle

  • Bulamaç denilen yemek. (Farsça)

aside

  • Bulamaç adı verilen yemek.

belagat-ı irşadiye / belâgat-ı irşadiye

  • Doğru yolu göstermek için sözün muhataba ve amaca uygun olarak söylenmesi.

besise

  • Bir çeşit yemek.
  • Yağ ve undan yapılan bir çeşit bulamaç.
  • Ayrılık, nifak, iftira, ihtilaf.

damene / dâmene / دامنه

  • Yamaç, dağ eteği. (Farsça)

ezan-ı muhammedi / ezân-ı muhammedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) tebliğ ettiği dinin ezanı; tevhidi ilân etmek amacıyla yüksek sesle yapılan kutsal davet.

ezan-ı muhammedi (a.s.m.) / ezan-ı muhammedî (a.s.m.)

  • Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği dinin ezanı; tevhidi ilân etmek amacıyla yüksek sesle yapılan kutsal davet.

gayat / gâyât

  • Gayeler, amaçlar.

gayat-ı irşad / gayât-ı irşad

  • Doğru yolu gösterme amaçları.

gaye / gâye / غایه

  • Amaç.
  • Amaç. (Arapça)

gaye-i dünya

  • Dünyanın amacı, hedefi.

gaye-i fıtrat

  • Yaratılış amacı.

gaye-i hakiki / gaye-i hakikî

  • Hakikî gaye, asıl amaç.

gaye-i hayal

  • Hayalin amacı, hedefi.

gaye-i ilmiye

  • İlmin amacı.

gayetü'l-gaye / gâyetü'l-gâye

  • En son derecede, hedeflenen son amaç.

hakimiyet-i ilahiye / hâkimiyet-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi belli bir amaç ve fayda doğrultusunda yerli yerinde yaratması.

halisen muhlisen / hâlisen muhlisen

  • Başka hiçbir amaç gözetmeksizin, tamamen saf bir niyetle.

hareket-i kasdi / hareket-i kasdî

  • Amaçlı bir hareket.

hareket-i kasdiye

  • Belli bir amaçla bilerek, plânlı yapılan hareket.

harika / harîka

  • Acı, sızı.
  • Bulâmaç. Yulaf lâpası.

haririye

  • Un ve süt ile yapılan bulamaç.

harrat / harrât / خراط

  • Doğramacı, çıkrıkçı. Tornacı.
  • Doğramacı. (Arapça)

hasa'

  • Bulamaç aşı.
  • Kavun.

hatreme

  • Sütlü bulamaç.

hedef / هدف

  • Maksat, amaç.
  • Amaç, hedef. (Arapça)

hikmet-i vücud

  • Bir şeyin var olmasının hikmet ve amacı.

hikmetçe

  • Hikmet yönünden; belli bir amaç ve hedefe yönelik olarak.

hikmetli

  • Belli bir amaç ve hedefe yönelik olan.

ihrak

  • Ateşe atmak. Yakmak. Yandırmak.
  • Bulamaç yapmak.

ihtikar / ihtikâr

  • Vurgunculuk; fazladan kazanç sağlamak amacıyla, hayat için zarurî olan ihtiyaç maddelerini satın alıp fiyatı artsın diye bir süre saklama.

ille-i gaye

  • Esas gaye, temel amaç.

illet-i gaiye

  • Asıl gaye, amaç.

istihdaf

  • Hedef edinme, gaye edinme, amaçlama.

izzet-i rububiyet

  • Her varlığı yaratılış amacına hikmetli bir biçimde ulaştırarak terbiye ve idare eden Allah'ın şeref ve yüceliği.

kalem-i kader ve hikmet

  • Allah'ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip, belli bir amaca yönelik olarak yazması.

kasd-ı tezyin

  • Süsleme kasdı, amacı.

kast

  • Amaç, hedef.

kastıyla

  • Amacıyla.

kastsız

  • Amaçsız.

kitab-ı hikmet-i samedaniye / kitab-ı hikmet-i samedâniye

  • Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ancak herşey Kendisine muhtaç olan Allah'ın hikmetlerle dolu kitabı, İlâhî amaç ve hikmetleri gösteren kitap.

komite

  • Belli bir amaç için bir araya gelen ve faaliyet gösteren topluluk.

komiteci

  • Belli bir amaç için bir araya gelip, faaliyet gösteren.

komitecilik

  • Belli bir amaç için bir araya gelme ve faaliyet gösterme.

komünizm

  • Komünizm (Latince kökenli communis - ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir. (Fransızca)

lehide / lehîde

  • Koyu olan bulamaç.

lemeat-ı kast / lemeât-ı kast

  • Amaç ve hedefi gösteren parıltılar.

maad

  • Dönüp gidilecek yer.
  • Ahiret.
  • Dönüş, geri gidiş.
  • Dünya'dan sonraki hayat.
  • Gaye, amaç, ulaşılacak yer.

maksad / مقصد

  • Amaç.
  • Amaç.) (Arapça)

maksad-ı dünyeviye

  • Dünyevî gaye, amaç.

meram / merâm / مرام

  • Amaç, anlatılmak istenen şey. (Arapça)

müberrid

  • (Berd. den) Soğutan, soğutucu.
  • Karlık. Su soğutan damacana.

murat

  • Arzu, istek, amaç.

nahhat

  • Marangoz. Doğramacı. Ağaç oymacısı. Taş yontucusu.

nazar-ı tetkik

  • Tetkik etmek, incelemek amacıyla bakmak.

neccar

  • Doğramacı. Marangoz.
  • Dülger.

necire

  • Bulamaç aşı.
  • Kızgın taş ile kızdırılmış su.
  • Kârgir duvar.
  • Tahtadan veya ağaçtan olan sofa.
  • Çulhaların beze sürdükleri haşil.

niyet

  • Kasıt, amaç.

nur-u kast

  • Amaç ve hedef nuru, ışığı.

parduz

  • Eskici, yamacı. (Farsça)

pare-duz

  • Eskici, yamacı. (Farsça)

pineduz

  • Yamacı.
  • Ayakkabı tamircisi, eskici.

pineduzi / pineduzî

  • Eskicilik, yamacılık. (Farsça)

pineduzluk

  • Yamacılık. Eskicilik.

ragid

  • Süt bulamacı.

ragife

  • Sütlü bulamaç.

rebike

  • Hurmayı yağla ve keş ile karıştırıp hamur ederek yapılan bir yemek.
  • Öğünmüş keşi, un ve yağ ile karıştırıp yapılan yemek.
  • Bulamaç aşı.

riayet-i mesalih / riayet-i mesâlih

  • Amaçlara, yararlara riayet etme, uyma.

rububiyet-i sermediye

  • Allah'ın bütün varlıklar üzerindeki kesintisiz mâlikiyet ve egemenliği ve her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran kesintisiz terbiyesi.

saik-i hakim / sâik-i hakîm

  • Herşeyi hikmetli bir şekilde bir amaca yönlendiren Allah.

sehine

  • Bulamaç aşı.

süluk-ü tarikat / sülûk-ü tarikat

  • Tarikat yoluna girme; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma.

takıyye / تقيه

  • Gizleme. (Arapça)
  • Sakınma. (Arapça)
  • Takıyye yapmak: (Arapça)
  • Mezhebini gizlemek. (Arapça)
  • Amacını gizlemek. (Arapça)

talim ve terbiye etme / tâlim ve terbiye etme

  • Belli bir amaca erişecek şekilde eğitme ve geliştirip olgunlaştırma.

tarif / târif

  • (Ar. gr.) Marife yapma; tanımlama; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı katan eliflâm takısı ile birlikte zikretmek.

telbine

  • Sütlü bulamaç aşı.
  • Arpa suyu.

tenasüb

  • Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma.
  • Anlamca birbirine uygun kelimeleri bir arada söze güzellik vermek amacı ile kullanmak.

terbiye

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma.

terbiye eden

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştiren, olgunlaştıran.

terbiye etme

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme.

va'z

  • Cemaati irşad amacıyla Kur'ân ve hadisleri yorumlayarak yapılan konuşma.