LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Alem ifadesini içeren 762 kelime bulundu...

a'lam

  • (Tekili: Alem) Alemler. Alâmetler. İzler. Nişanlar.
  • Bayraklar.
  • Büyük âlimler.
  • Büyük dağlar.

acaib-i mülk ve melekut / acaib-i mülk ve melekût

  • Allah'ın sahip olduğu ve hükmettiği görünen ve görünmeyen âlemlerdeki acaiplikler.

adem-abad / adem-âbâd

  • Yokluk. Yokluk alemi. (Farsça)

afak / âfâk

  • Ufuklar; dış dünya, gözle görülen âlemler.
  • "Ufuk"un çoğulu. Ufuk, yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak daire. Âfak, ufuklar, dış âlemler.

afak-ı alem / âfâk-ı âlem

  • Âlemin ufukları.

afakgir

  • Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur.

afaki / afakî

  • Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair.
  • Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif)

agüs

  • Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem. (Farsça)

ahbar-ı gayb / ahbâr-ı gayb

  • Bizce bilinmeyen gayb âlemlerine ve geleceğe dâir haberler.

ahfa / ahfâ

  • Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi).

ahiret / âhiret

  • Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olama

ahkam-ı rububiyet / ahkâm-ı rububiyet / ahkâm-ı rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti ve rububiyetinin hükümleri.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi ile ilgili hükümler.

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

aklam / aklâm / اقلام

  • (Tekili: Kalem) Kalemler. Oklar. Yayla atılan eski zaman silahlarından biri.
  • Kalemler. (Arapça)
  • Yazı gereçleri. (Arapça)
  • Devlet daireleri. (Arapça)

aktaan

  • Kalem, seyf.

aktar-ı alem / aktâr-ı âlem / اَقْطَارِ عَالمْ

  • Âlemin dört bir tarafı.
  • Her taraf. Alemin dört bucağı. Alemin her yeri.
  • Âlemin her tarafı.

aktar-ı islami / aktâr-ı islâmî

  • İslâm âleminin dört bir yanı.

ala-ruus-ileşhad / alâ-ruus-ileşhad

  • Aleme karşı. Herkesin gözü önünde. Halkın önünde.

alem / علم

  • Sancak. (Arapça)
  • Alem. (Arapça)
  • Nişan, alamet. (Arapça)

alem reisi / âlem reisi

  • Âlemlerin Efendisi olan Fahr-i Âlem Hz. Muhammed (a.s.m.).

alem-efruz / âlem-efruz

  • Âlemi parlatan, bütün âleme ışık saçan. (Farsça)

alem-i adem / âlem-i adem

  • Yokluk âlemi.

alem-i ahiret / âlem-i âhiret

  • Âhiret âlemi.

alem-i anasır / âlem-i anâsır

  • Unsurlar âlemi; elementler, atomlar dünyası.

alem-i arz / âlem-i arz

  • Dünya âlemi.

alem-i arzi / âlem-i arzî

  • Dünya âlemi.

alem-i arziye / âlem-i arziye

  • Dünya âlemi.

alem-i asgar / âlem-i asgar / عَالَمِ اَصْغَرْ

  • Küçük âlem.
  • Daha küçük âlem. En küçük âlem.
  • İnsan.
  • En küçük âlem.

alem-i asgar ve ekber / âlem-i asgar ve ekber

  • En küçük ve en büyük âlem.

alem-i baki / âlem-i bâkî

  • Devamlı ve kalıcı âlem.

alem-i batın / âlem-i bâtın / عَالَمِ بَاطِنْ

  • Görünmeyen, iç âlem.
  • İç âlem, görünmeyen âlem.

alem-i beka / âlem-i beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi.

alem-i bekà / âlem-i bekà

  • Devamlı ve kalıcı olan âlem, âhiret.

alem-i berzah / âlem-i berzah / عَالَمِ بَرْزَخْ

  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.
  • Berzah âlemi. Kabir âlemi.
  • Kabir âlemi.

alem-i berzah ve ervah / âlem-i berzah ve ervah

  • Kabir âlemi ve ruhlar âlemi.

alem-i beşer / âlem-i beşer

  • İnsanlık âlemi, dünyası.

alem-i beşeriyet / âlem-i beşeriyet

  • İnsanlık âlemi.

alem-i ceberut / âlem-i ceberut

  • Âlem-i azamet ve kudret. (Bununla âlem-i esmâ ve sıfât kasdolunur. Muhakkıkların ekserisine göre bu, âlem-i evsattır. Yâni üstte olan Lâhut âlemi ile altta bulunan melekut âlemi arasındaki âlem. Amiriyyet-i umumiyyeyi muhit olan berzahtır. Ceberut, ibranice "kudret" mânasındadır).

alem-i cezb / âlem-i cezb

  • Çekim âlemi, dünyası.

alem-i cismani / âlem-i cismanî

  • Maddî âlem.

alem-i cismaniyat / âlem-i cismâniyât

  • Cismânî varlıkların bulunduğu âlem, varlıklar dünyası.

alem-i cismaniyye / âlem-i cismaniyye

  • Maddî âlem, kâinat, dünya.

alem-i dünya / âlem-i dünya

  • Dünya âlemi.

alem-i ebedi / âlem-i ebedî

  • Sonsuz âhiret âlemi.

alem-i ebediyet / âlem-i ebediyet

  • Sonsuzluk âlemi.

alem-i ecsad / âlem-i ecsâd

  • Yerler, dağlar, gökler gibi, ölçülebilen ve tartılabilen madde âlemi. Buna âlem-i halk, âlem-i şehâdet ve âlem-i mülk de denir.

alem-i ef'al / âlem-i ef'âl

  • Fiil ve davranışlar âlemi.

alem-i ekber / âlem-i ekber / عَالَمِ اَكْبَرْ

  • En büyük âlem.
  • En büyük âlem. Kâinat.
  • En büyük âlem.

alem-i ekber ve asgar / âlem-i ekber ve asgar

  • En büyük ve en küçük âlem.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Cenâb-ı Hakkın emirlerinin âlemi; İlâhî kanunlar âlemi.
  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

alem-i emr / âlem-i emr

  • Arşın üstünde olup, madde olmayan, ölçülemeyen ve herkesin anlayamayacağı âlem. Buna, âlem-i melekût ve âlem-i ervâh (rûhlar âlemi) ve mekânsızlık âlemi de denir.

alem-i ervah / âlem-i ervah / âlem-i ervâh / عَالَمِ اَرْوَاحْ

  • Ruhlar âlemi. Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem.
  • Ruhlar âlemi.
  • Ruhlar âlemi.
  • Ruhlar âlemi.

alem-i esbab / âlem-i esbab

  • Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya.

alem-i eşbah / âlem-i eşbâh

  • "Şebah"tan:
  • Cisimler âlemi, varlıklar âlemi.
  • Hayaller âlemi."Şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.

alem-i esir / âlem-i esir

  • Bütün kâinatı kapladığı farz edilen ince ve lâtif maddenin bulunduğu âlem.

alem-i fani / âlem-i fâni

  • Gelip geçici âlem, dünya.

alem-i fena / âlem-i fenâ / عَالَمِ فَناَ

  • Gelip geçici olan dünya âlemi.
  • Geçici alem.

alem-i feza / âlem-i feza

  • Gökyüzü, uzay âlemi.

alem-i gayb / âlem-i gayb / عَالَمِ غَيْبْ

  • Gayb âlemi, görünmeyen âlem.
  • Zâhir duygularımızla bilinemeyen ve ervah ve meleklere, cinlere mahsus olan âlem. Mâzi ve müstakbeldeki mahlukatın mânevi hayatlarının âlemi.
  • Görünmeyen âlem.

alem-i gayb ve şehadet / âlem-i gayb ve şehadet

  • Görünmeyen ve görünen âlemler.

alem-i hab / âlem-i hâb

  • Uyku ve rüyâ âlemi. Bazan âlem-i mâna, âlem-i misal, âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır.

alem-i hakikat / âlem-i hakikat

  • Gerçek âlem.

alem-i hakiki / âlem-i hakikî / âlem-i hakîkî / عَالَمِ حَق۪يق۪ي

  • Gerçek âlem.
  • (Görünen) Gerçek âlem.

alem-i hararet / âlem-i hararet

  • Sıcaklık âlemi.

alem-i harici / âlem-i haricî / âlem-i hâricî / عَالَمِ خَارِجِي

  • Dış âlem, dünya.
  • Yalnızca Allah'ın ilminde kalmayıp hâriçte de yaratılmış âlem.

alem-i hava / âlem-i hava

  • Hava âlemi, dünyası.

alem-i hayal / âlem-i hayal

  • Hayal âlemi, dünyası.

alem-i hayvanat / âlem-i hayvânât

  • Hayvanlar âlemi.

alem-i hıristiyaniye / âlem-i hıristiyaniye

  • Hıristiyanlık âlemi.

alem-i imkan / âlem-i imkân

  • Kâinat; varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah'ın var etmesine bağlı olan âlem.

alem-i insan / âlem-i insan

  • İnsan âlemi.

alem-i insani / âlem-i insanî

  • İnsanlık âlemi.

alem-i insaniyet / âlem-i insâniyet

  • İnsanlık âlemi.

alem-i irşad / âlem-i irşad

  • İrşat, doğru yolu gösterme âlemi.

alem-i islam camii / âlem-i islâm camii

  • Büyük bir cami hükmünde olan İslâm âlemi.

alem-i islamın şahs-ı manevisi / âlem-i islâmın şahs-ı mânevîsi

  • Bütün İslâm âleminden meydana gelen mânevî şahıs; tüzel kişilik.

alem-i islamiyet / âlem-i islâmiyet

  • İslâm âlemi.

alem-i islamiyet ve insaniyet / âlem-i islâmiyet ve insaniyet

  • İnsanlık ve İslâm âlemi.

alem-i istiğrak ve sekir / âlem-i istiğrak ve sekir

  • Kendinden geçme ve mânâ alemindeki sarhoşluk âlemi.

alem-i kabir / âlem-i kabir

  • Kabir âlemi.

alem-i kebir / âlem-i kebîr / عَالَمِ كَبِيرْ

  • Büyük âlem, evren.
  • Büyük âlem.

alem-i kesif / âlem-i kesif

  • Yoğun madde âlemi, dünya.

alem-i kesif ve süfli / âlem-i kesîf ve süflî / عَالَمِ كَثِيفْ وَ سُفْلِي

  • Şeffaf olmayan, yoğun ve aşağı âlem.

alem-i kesret / âlem-i kesret / عَالَمِ كَثْرَتْ

  • Çokluk âlemi, varlıklar âlemi.
  • Çokluk (varlıklar) âlemi.

alem-i kevn / âlem-i kevn

  • Varlık âlemi.
  • Varlık âlemi. Kâinat.

alem-i kevn ü fesad / âlem-i kevn ü fesad / âlem-i kevn ü fesâd

  • Cismani âlem. Bir taraftan vücuda gelip, diğer taraftan da harab olan fâni âlem.
  • Oluşumlar ve bozulmalar dünyası, icatlar ve tahripler âlemi.

alem-i kübra / âlem-i kübrâ

  • Büyük âlem.

alem-i kur'an / âlem-i kur'ân

  • Kur'ân âlemi.

alem-i latif / âlem-i lâtif / alem-i latîf / عَالَمِ لَطِيفْ

  • Nurlu ve şeffaf olan âhiret âlemi.
  • Şeffaf, nurlu olan âlem (âhiret).

alem-i ma'na / âlem-i ma'na / âlem-i ma'nâ / عَالَمِ مَعْنَا

  • Mâna âlemi, bazı ehline münkeşif olan âlem, mânen anlaşılan ve bilinen âlem.
  • Ma'nevî âlem.

alem-i ma'nevi / âlem-i ma'nevî / عَالَمِ مَعْنَو۪ي

  • Ma'nevi âlem.

alem-i maddi / âlem-i maddî / عَالَمِ مَادّ۪ي

  • Maddî âlem, görünen âlem.
  • Maddi âlem.

alem-i maddiyat ve şehadet / âlem-i maddiyat ve şehadet

  • Maddî ve görünen âlem.

alem-i mahşer / âlem-i mahşer

  • Mahşer âlemi; kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer.

alem-i mana / âlem-i mânâ

  • Rüyâ âlemi.
  • Âlem-i emr.
  • Mânâ âlemi; maddî gözle görünmeyen mânevî âlem; rüya ve keşif âlemi.

alem-i manevi / âlem-i mânevî

  • Mânevî âlem.

alem-i maneviyat / âlem-i mâneviyat

  • Mânevi âleme ait olan şeyler.

alem-i maneviye-i islamiye / âlem-i mâneviye-i islâmiye

  • İslâmiyetin mânevî âlemi.

alem-i medeniyet / âlem-i medeniyet

  • Medeniyet âlemi, dünyası.

alem-i melekut / âlem-i melekut / âlem-i melekût

  • Melekut âlemi.
  • Madde, his, akıl, ölçü âleminin üstündeki âlem.

alem-i melekut ve ervah / âlem-i melekût ve ervâh

  • Ruhlar âlemi; hiçbir vasıta ve sebebin müdahele etmediği, hüküm ve idaresi doğrudan Allah'ın elinde bulunan âlem.

alem-i melekut ve ervahda / âlem-i melekût ve ervâhda

  • Madde ötesi ve ruhlar âleminde.

alem-i menam / âlem-i menâm

  • Uyku âlemi, rüyâ âlemi.
  • Uyku âlemi, rüya âlemi.

alem-i mevalid / âlem-i mevâlid

  • Canlılar âlemi, dünyası.

alem-i misal / âlem-i misâl / عَالَمِ مِثَالْ

  • Görüntüler âlemi.
  • Varlıkların kendilerinin değil de sûretlerinin, görünüşlerinin bulunduğu âlem.
  • Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i.
  • Her şeyin suretlerinin bulunduğu âlem.

alem-i misali / âlem-i misalî

  • Görüntüler âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i misaliye / âlem-i misaliye

  • Bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i mubsarat / âlem-i mubsarât

  • Görünen varlıklar âlemi.

alem-i mülk / âlem-i mülk / عَالَمِ مُلْكْ

  • Görünen maddî ve cismanî âlem.
  • Sebeplerin perde olduğu âlem.

alem-i mülk ve melekut / âlem-i mülk ve melekût

  • Görünen ve görünmeyen âlem, herşeyin dış ve iç yüzü.

alem-i mülk ve şehadet / âlem-i mülk ve şehadet

  • Gözle görünen maddî ve cismanî âlem.

alem-i mümkinat / âlem-i mümkinat

  • Mümkin varlıklar âlemi; varlığı ile yokluğu eşit olup varlığı ancak Allah'ın var etmesine bağlı olanlar, yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem.

alem-i nasut / âlem-i nâsut

  • İnsanlar âlemi ve dünya hayatı. Mahlukiyet. Âlem-i Lâhut'un zıddı.

alem-i nur / âlem-i nur

  • Nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret.

alem-i nur-u enver / âlem-i nur-u enver

  • Çok parlak nur âlemi.

alem-i rahat / âlem-i rahat

  • Rahat âlemi.

alem-i rahmet / âlem-i rahmet

  • Allah'ın sonsuz rahmetin yaşanacağı âlem.

alem-i rububiyet / âlem-i rububiyet

  • Rubûbiyet âlemi, Cenâb-ı Hakkın terbiye, idare ve hâkimiyetinin icra edildiği âlem.

alem-i ruhani / âlem-i ruhanî / âlem-i rûhânî / عَالَمِ رُوحَان۪ي

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemi.
  • Ruha âit âlem.

alem-i rüya / âlem-i rüya

  • Rüya âlemi.

alem-i saadet / âlem-i saadet

  • Mutluluk âlemi.

alem-i sagir / âlem-i sagir

  • Küçük âlem, dünya.

alem-i sağir / âlem-i sağîr

  • Küçük âlem.

alem-i şahadet / âlem-i şahadet

  • Şahâdet âlemi. Bu dünya. Cenâb-ı Hakkın âyetlerine ve emirlerine imân edenlerin, hakka, hakikate şahadette bulundukları ve Allah'a itaat ve ibadetle mükellef oldukları dünya âlemi.

alem-i sahve / âlem-i sahve

  • Uyanıklık âlemi, yeniden kendine geliş hâli.

alem-i şehadet / âlem-i şehâdet / عَالَمِ شَهَادَتْ

  • Görünen âlem, dünya.
  • Görünen âlem.

alem-i semavat / âlem-i semâvât

  • Gökler âlemi.

alem-i siyaset / âlem-i siyaset

  • Siyâset dünyası, siyaset âlemi.

alem-i süfli / âlem-i süflî / عَالَمِ سُفْلِي

  • Aşağı, alçak âlem.
  • Süflilerin âlemi. Dünyâ âlemi. Âlem-i şehadet, âlem-i nâsut.
  • Aşağı âlem.

alem-i suğra / âlem-i suğrâ

  • Küçük âlem.

alem-i şuhud / âlem-i şuhud

  • Gözle görünen âlem, dünya.
  • Bilip keşfedilen, görür gibi bilinen âlem. Görünen âlem. Dünya. Kâinat.

alem-i suver / âlem-i suver

  • Sûretler âlemi, görüntüler dünyası.

alem-i tagayyür / âlem-i tagayyür

  • Değişken âlem.

alem-i tekvin / âlem-i tekvin

  • Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi.

alem-i turab / âlem-i turab

  • Toprak âlemi, dünyası.

alem-i uhra / âlem-i uhrâ

  • Öteki âlem, âhiret âlemi.

alem-i uhrevi / âlem-i uhrevî / عَالَمِ اُخْرَوِي

  • Âhiret âlemi.
  • Âhirete âit âlemler.

alem-i uhreviye / âlem-i uhreviye / âlem-i uhrevîye / عَالَمِ اُخْرَوِيَه

  • Âhiret âlemi.
  • Âhirete âit âlemler.

alem-i ulvi / âlem-i ulvî

  • Yüce âlem.
  • Ulvi âlem, ruhlar âlemi.

alem-i ulviye / âlem-i ulvîye

  • Yüce âlem.

alem-i vücub / âlem-i vücub

  • Zorunlu âlem; Allah'ın zât, sıfat ve isimlerini ifade eden âlem.

alem-i vücud / âlem-i vücud

  • Varlık âlemi.

alem-i vücut / âlem-i vücut

  • Varlık âlemi.

alem-i yakaza / âlem-i yakaza

  • Uyanıklık âlemi.

alem-i zahir / âlem-i zâhir

  • Görünen âlem, dünyâ.

alem-i zerrat / âlem-i zerrat

  • Atomlar âlemi.

alem-i ziya / âlem-i ziya

  • Işıklı âlem, dünya.

alem-i ziyadar / âlem-i ziyadar

  • Işıklı âlem.

alem-i zuhur / âlem-i zuhur / âlem-i zuhûr / عَالَمِ ظُهُورْ

  • Görünen âlem.
  • Görünen âlem, şahâdet âlemi, şu anda içinde yaşadığımız âlem.
  • Görünen âlem.

alem-i zulümat / âlem-i zulümat

  • Karanlıklar âlemi.

alemara / âlemârâ

  • Dünyayı, âlemi süsleyen. (Farsça)

alemeyn / âlemeyn

  • İki âlem. Dünya ve âhiret.

alemgir / âlemgir

  • Bütün âleme yayılan, cihanı kaplayan, dünyayı zapteden. (Farsça)

alemi / alemî / âlemî

  • (Alem. den) Has isimle alâkalı. Aleme aid.
  • (Çoğulu: Âlemiyan) (Âlem. den) Dünyaya ait. İnsan.

alemin / âlemîn

  • (Bak: ÂLEMÛN)
  • (Bak: Âlemûn)

alemin reisi / âlemin reisi

  • Âlemlerin Efendisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

alemiyan / âlemiyan

  • (Tekili: Âlemî) Âleme mensub olanlar, insanlar.

alemlerin rabbi / âlemlerin rabbi

  • Bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah.

alemşümul / âlemşümûl

  • Bütün âlemi kaplayan, evrensel.
  • Âlemi kaplayan, dünya çapında.

alemü'l-gayb / âlemü'l-gayb

  • Gayb dünyası; görünmeyen âlem.

alemü'l-guyub / âlemü'l-guyub

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlem.

alemun / âlemûn

  • (Tekili: Âlem) Âlemler.

allamü'l-guyub / allâmü'l-guyûb

  • Gayb âlemini ve bütün gizlilikleri çok iyi bilen Allah.

anahtar-ı gaybi / anahtar-ı gaybî

  • Görünmeyen âlemlerdeki sırları açan anahtar.

arda

  • Çıkrıkçı kalemi.

arif-i billah / ârif-i billah

  • Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.

arş / عَرْشْ

  • Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlık. Yedi kat göklerin ve kürsînin üstünde olup, halk (madde) âleminin sonu, emr (maddesizlik) âleminin başlangıcı. Arşullah, Arş-ı mecîd ve Arş-ı a'lâ da denir.
  • Kâinatı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

arş-ı a'zam / عَرْشِ اَعْظَمْ

  • Kâinâtı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

arş-ı ehadiyet

  • Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi. Allahın, ehadiyet tecellisini gösteren âlem.

arsa-i alem / arsa-i âlem

  • Alem arsası, dünya meydanı.

arz-ı beyza / arz-ı beyzâ / اَرْضِ بَيْضَا

  • Bazı evliyanın misal âleminde gördükleri beyaz (nurlu) dünya.

asar ve a'mal alemi / âsâr ve a'mâl âlemi

  • Eserler ve ameller âlemi, dünyası.

asar-ı alem / âsâr-ı âlem

  • Âlemdeki eserler.

asar-ı meşhude-i alem / âsâr-ı meşhude-i âlem

  • Âlemdeki görünen eserler.

ashab-ı kalem / ashâb-ı kalem

  • Kalem ashabı. Memurlar.

ashab-ı şuhud

  • Görülmeyen âlemlerdeki hakikatleri gözlemleyebilen kişiler.

aşı

  • Birşeyden alınıp diğer birşeye aktarılan madde.
  • Çeşitli tehlikeli hastalıkların önünü almak için aşılanan madde.
  • Yabani veya cinsi âdi bir ağaca, cinsine yakın diğer iyi bir ağaçtan vurulan kalem veya yaprak aşısı.

atom

  • yun. Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir, günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır. Atom, maddenin bölünmez bir parçası değil, kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir. Dünyada, kâinatta ve atom âleminde hep a

avalim / avâlim / عوالم / عَوَالِمْ

  • (Tekili: Âlem) Âlemler. Cihanlar.
  • Âlemler, dünyalar.
  • Âlemler, dünyalar.
  • Âlemler, dünyalar. (Arapça)
  • Âlemler.

avalim-i gayb / avâlim-i gayb

  • Gayb âlemleri; görünmeyen dünyalar, âlemler.

avalim-i gaybiye / avâlim-i gaybiye

  • Gayb alemleri, görünmeyen dünyalar.

avalim-i maneviye-i islamiye / avâlim-i mâneviye-i islâmiye

  • İslâmiyetin mânevî âlemleri, mânevî dünyaları.

avalim-i uhreviye / âvâlim-i uhreviye

  • Âhiret âlemleri.

avalim-i ulviye / avâlim-i ulviye

  • Yüce âlemler.

avalim-i ulviye ve ruhiye ve cismaniye / avâlim-i ulviye ve ruhiye ve cismâniye

  • Yüce âlemler, ruh âlemleri, cismânî âlemler.

avalimü'l-ervah / avâlimü'l-ervâh

  • Ruhların âlemleri, ruhların dünyaları.

avalimü'l-guyub / avâlimü'l-guyûb

  • Gaybî âlemler.

ayat-ı kudret / âyât-ı kudret

  • Kudret âlemi olan kâinat belgeleri, delilleri.

ayet-i tekviniye / âyet-i tekvîniye

  • Maddî alemde gözle görülen âyet.

bab harcı

  • Mahkemelerde kadıların, naiblerin, mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç.

bab-ı alem / bâb-ı âlem

  • Âlemin kapısı. Herkesin girip çıktığı yer.
  • Âlemin kapısı.

bahar-ı alem / bahâr-ı âlem

  • Âlemin baharı, bahar mevsimi.

bakiyat-ı salihat / bâkiyat-ı salihat

  • Ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler.

barbaros

  • Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir

bargah / bargâh

  • İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. (Farsça)
  • Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer. (Farsça)

başıbozuk

  • Bir harp çıktığında orduya süvari veya piyade olarak katılan gönüllü asker. Başıbozuk tâbiri, gelişigüzel ve intizamsız idare tarzına da alem olmuştur. Bir zamanlar bu tâbir, asker olmayan siviller için de kullanılmıştır. (Türkçe)

batın / bâtın

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). His (duyu) organları ile hissedilemiyen, hayâl gücü ile hayâl edilemiyen, akıl ile anlaşılamayan.
  • Kalb ve rûh, iç âlem, gönül.

bayrak

  • Devletin belirli alâmetlerini hâvi ve belirli renklerde kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmış olan bez. Sancak, alem.

bayrakdar

  • Alemdar, bayrak taşıyan asker. (Farsça)
  • Bir kabile veya cemaatın başı, reisi. (Farsça)

beden-i misali / beden-i misâlî / بَدَنِ مِثَالِي

  • Ruhun cesedden ayrıldığında giydiği, madde âleminden olmayan nurânî beden.

beka alemi / beka âlemi

  • Sonsuzluk âlemi, âhiret hayatı.

berzah / برزخ

  • İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası.
  • Perde.
  • Sıkıntılı yer.
  • İki yer arasındaki geçit.
  • Mani'a, engel,. Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âlemin
  • Kabir âlemi.
  • Dünya ile âhiret arasındaki âlem.
  • Kabir alemi.

berzah alemi / berzah âlemi / berzâh âlemi

  • Ruhlar âlemi.
  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.
  • Dünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.
  • Tasavvufta âlem-i misâle verilen ad.

berzahi / berzâhî

  • Kabre ait, kabir âlemiyle ilgili.

bevadih / bevâdih

  • Tasavvufta, insan kalbine gayb âleminden âniden gelen şeyler.

birader-i misali / birader-i misâlî / بِرَادَرِ مِثَالِي

  • Rüya âlemindeki kardeş.
  • Misal alemindeki kardeş.

bürabe

  • Kalem yongası, törpüden çıkan talaş.

bürhan-üt temanü' / bürhan-üt temânü'

  • İstiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse, âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir, isbat eder.

cahid

  • Mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cenkeden, vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden.

çala

  • İsimlerden önce kullanılarak, devam ve şiddetli ve pervasız kullanılmasını bildirir. Meselâ: Çalakalem: Çabuk ve gelişigüzel ve ilmi olmayan yazı yazmak.

çarta

  • Dünya, âlem, küre-i arz. (Farsça)
  • Dört unsur. (Farsça)
  • Dört teli olan kemençe. (Farsça)

cazibe kanunu

  • Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.

ceffe-l kalem

  • Düşünmeksizin, birden, hemen.
  • Kalemin yazısı kurumuş, silinmez.
  • Kat'i olan şey.

ceffelkalem / جف القلم

  • Çalakalem. (Arapça)

cehlistan

  • Cehâlet âlemi. Cahilliğin olduğu yer. (Farsça)

cem-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet

  • Manevî âlemlerde en yüksek seviyeler olan kutupluk, gavslık ve ferdiyet özelliklerini üzerinde toplama; bu makamlara sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî hazretleri.

cemadat alemi / cemâdat âlemi

  • Cansız varlıklar âlemi.

cenab-ı hallak-ı alem / cenâb-ı hallâk-ı âlem

  • Âlemin yaratıcısı olan, çokça ve sürekli olarak yaratan Allah.

cenab-ı rabbü'l-alemin hazretleri / cenab-ı rabbü'l-âlemîn hazretleri

  • Âlemlerin Rabbi olan sonsuz şeref ve büyüklük sahibi Allah.

cennet

  • İnananların dünyadaki güzel amellerine mükafaten sonsuza kadar kalacakları güzellikler âlemi.

cesed-i misali / cesed-i misâlî / جَسَدِ مِثَالِي

  • Madde âleminden olmayan nurânî beden.

cevahir-ül-kelimat

  • Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı.

cihan / cihân / جهان

  • Dünya, kâinat, âlem. (Farsça)
  • Dünya, âlem.
  • Dünya. (Farsça)
  • Âlem. (Farsça)

cihan-değer

  • Dünya, âlem değerinde, çok değerli.

cilfe

  • Kalem yongası.

cilve-i rahmet-i alem / cilve-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin yansıması.

cilve-i rahmet-i rahmaniye / cilve-i rahmet-i rahmâniye

  • Sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmetinin yansıması.

cilve-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin yansıması.

daire-i ahiret / daire-i âhiret

  • Âhiret âlemi.

daire-i enfüsiye

  • İç âlem.

daire-i esbab

  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

daire-i imkan / daire-i imkân

  • Kâinat. İmkân âlemi. Mükevvenat. Mümkün olan, şartların müsait olduğu âlem. (Daire-i mümkinat da aynı mânada kullanılır.)

daire-i mümkinat / daire-i mümkinât

  • Varlığı ile yokluğu eşit olan şeyler dairesi, yaratılanlar âlemi.

daire-i vücub

  • Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler. Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi.

dar-ul belva / dâr-ul belvâ

  • Dünya, imtihan yeri. Belâ ve musibet âlemi.

dar-ül-fena / dâr-ül-fenâ

  • Geçici âlem, dünyâ.

darül hikmetil islamiye

  • (Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye) Bu teşkilât, son devirlerde gerek imparatorluk ve gerekse İslâm Aleminde ortaya çıkan bir takım dini mes'elelerin halli ve İslâma yapılan hücumların İslâm ahkâmına göre cevaplandırılması için 12 Ağustos 1334 (25 Ağustos 1918) tarihinde 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislâm Musa

dehr

  • Zaman, devir. Âlemin (varlıkların) varlığının başlangıcından son bulmasına kadar olan bütün zaman.

dehriye

  • Devre ait. Zamana dair ve müteallik.
  • Âlemin ezelî ve ebedîliğini iddia edip âhirete inanmıyan münkir ve imansız bir fırka.

delail-i enfüsiye / delâil-i enfüsiye

  • Dahili deliller; kalb, vicdan, his ve lâtifeler gibi insanın iç âlemine konan donanımlarından hareketle Allah'ın varlığına ait deliller.

dellal-ı saltanat-ı rububiyet / dellâl-ı saltanat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı.

derece-i iman-ı bilgayb

  • Gayba iman derecesi; görünmeyen ve bilinmeyen âlemlere inanma derecesi.

derece-i rububiyette

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi derecesinde.

ders-i maneviye / ders-i mâneviye

  • Mânevî alemde alınan ders.

derun / derûn

  • İçteki; iç âlemin derinlikleri.

deyr

  • (Çoğulu: Edyâr) Kilise, manastır.
  • Âlem-i insaniyet, insanlık âlemi.

direfş

  • Alem, bayrak, sancak. (Farsça)

divit

  • Yazı yazmak için kullanılan hokka ve kalemi bir arada ihtiva eden mahfaza.

dü-giti

  • İki âlem. Dünya ve âhiret. (Farsça)

dünya / dünyâ

  • (Müz: Ednâ) (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı.
  • Şimdiki âlemimiz.
  • İçinde yaşadığımız âlem.

dünyevi / dünyevî

  • (Dünyeviye) Bu âleme mensub ve müteallik. Dünyaya âit ve dünya ile alâkalı.

duş / dûş

  • Omuz. Ketif. (Farsça)
  • Dün gece. (Farsça)
  • Âlem-i menâm, rüya âlemi. (Farsça)
  • Mütesadif ve mütelâki olan. (Farsça)

ebedi alem / ebedî âlem

  • Sonu olmayan âlem, âhiret.

ebediyet alemi / ebediyet âlemi

  • Sonsuzluk âlemi; âhiret.

ebu leheb

  • (Ebi Leheb) Asıl adı: Abduluzza'dır. Güneş gibi, âlemleri aydınlatan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm'ın nurundan gözünü kapadı ve küfre hizmete çalıştı, iman etmedi. Peygamberimizin amcası idi. Karısı ve oğulları sırf düşmanlık için çalıştılar. Adı "Alev babası" mânasında olan "Ebu Leheb" kaldı

ecel-i alem / ecel-i âlem

  • Âlemin eceli, ölümü.

eczahane-i kübra-yı alem / eczahane-i kübrâ-yı âlem

  • Büyük bir eczane olan âlem, kâinat.

ef'al-i umumiye-i ilahiye / ef'âl-i umumiye-i ilâhiye

  • Bütün varlıklar âleminde varlıkları ortaya çıkaran İlâhî fiiller.

efkar-ı mücerrede / efkâr-ı mücerrede

  • Mücerret fikirler; maddî âlemlerden uzak ve soyutlanmış düşünceler.

eflak / eflâk / اَفْلَاكْ

  • (Tekili: Felek) Felekler, gökler. Dünyalar, âlemler. Asumanlar.
  • Felekler, gökler; âlemler.
  • Felekler, âlemler.

ehl-i alem / ehl-i âlem

  • Âlemin ehli olan insanlar.

ehl-i hakikat ve keşif

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i ihtisas ve müşahede

  • Görünmeyen âlemlere ait hakikatleri bizzat gözleyen ve bu konuda uzmanlaşan kimseler.

ehl-i kalem

  • Eli kalem tutanlar, yazarlar.

ehl-i keşf

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşf-il kubur

  • Kabir âleminde olanları bilen, kabirdeki ölünün ahvâlini keşfedip doğru olarak haber veren veli, evliya.

ehl-i keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif ve hakikat

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i keşif ve ilham

  • Görünmeyen ve bilinmeyen âlemlere ait olan hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve yardımıyla bilen kimseler.

ehl-i keşif ve keramet

  • Allah'ın bir ikramı olarak, olağanüstü hal ve hareketlerin kendilerinde görüldüğü velî zâtlar ve mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve şuhud

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah'ın lütuf ve ihsanıyla bilen ve gören kimseler.

ehl-i keşif ve tahkik

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i keşif ve velayet / ehl-i keşif ve velâyet

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve zevk ve şuhud ve müşahede

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip olan veli zâtlar (k-ş-f;.

ehl-i kubur / ehl-i kubûr

  • Kabir ehli. Kabirdekiler, ölüler. Ne kendi etdi râhat ne âlem etdi huzur, Yıkıldı gitti cihândan dayansın ehl-i kubûr.

ehl-i sekir

  • Tasavvuf yoluyla mânevî âlemleri temaşa edip aldıkları ruhî lezzetle kendinden geçenler.

ehl-i şuhud

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler.

ehl-i tahkik ve keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar.

ehl-i velayet ve keşif / ehl-i velâyet ve keşif

  • Mânevî mertebelere yükselen ve maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini keşfeden insanlar.

ehl-i velayet ve şuhud / ehl-i velâyet ve şuhud

  • Mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip insanlar, velîler.

ehl-i velayet ve tahkik / ehl-i velâyet ve tahkik

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini delilleriyle bilen Allah dostu âlim kimseler.

ekvan

  • (Tekili: Kevn) Alemler. Mahluklar. Varlıklar. Oluşlar.
  • Varlıklar, âlemler.

elhamdü lillahi rabbi'l-alemin / elhamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn

  • Hamd ve şükür âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

elsine-i semaviye / elsine-i semâviye

  • Semâvî diller; göklerdeki ve mânevî âlemlerdeki meleklerin ve ruhanî varlıkların konuştukları diller.

elvah-ı alem / elvah-ı âlem / elvâh-ı âlem

  • Âlemin görünüşü, manzara ve levhaları.
  • Âlemin levhaları.

enfüs

  • Nefisler, ruhlar; kişinin kendi iç âlemleri, kalp ve ruh dünyaları.
  • İnsanın iç dünyâsı, iç âlemi.

enfüsi / enfüsî / اَنْفُسِي

  • Nefisle ilgili, insanlarının kendi iç âlemlerine ait.
  • İnsanın iç âlemine ait.

enzar-ı alem / enzâr-ı âlem

  • Bütün varlık âleminin bakışları.

erkan-ı alem / erkân-ı âlem / اَرْكَانِ عَالَمْ

  • Maddî âlemin temel unsurları.
  • Âlemin temel esasları.

ervah-ı neyyire ashabı / ervâh-ı neyyire ashâbı

  • Nurlu ruh sahipleri; manevî âlemlerdeki nurlara ulaşan büyük zâtlar.

esbab-ı alem / esbab-ı âlem

  • Bu âlemdeki sebepler.

esir / esîr

  • Alemi kaplayan incecik madde.

esma-i külliye / esmâ-i külliye

  • Bütün varlık âleminde yansımaları görünen Allah'ın isimleri.

esrar-ı şehadet

  • Görünen âlemin sırları.

eşya-yı gaybiye

  • Görünmeyen âleme ait varlıklar.

evamir-i tekviniye / evâmir-i tekvîniye

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklar âlemini dilediği şekil ve tarz ile yaratmaya yönelik emirleri.

ezan

  • Namaza dâvet ve vahdaniyet-i İlâhiyyeyi ve hakaik-ı İslâmiyyeyi âleme, kâinata ilân etmek için minare ve emsali mahallerde edilen nidâ. Kamet getirmek.
  • Bildirmek.

faaliyet-i ilahiye / faaliyet-i ilâhiye

  • Allah'ın varlık âleminde gerçekleştirdiği faaliyetler.

fahr-i alem / fahr-i âlem / فَخْرِ عَالَمْ

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).
  • Âlemin kendisi ile övündüğü zât. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan saygı ifâdesi.
  • Âlemin kendisi ile iftihâr ettiği Peygamberimiz (asm).

fahr-i kainat / fahr-i kâinat

  • (Fahr-i Âlem, Zübde-i Kâinat, Seyyid-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nâmları. Bütün âlemin kendisi ile şeref bulduğu, iftihar ettiği Hz. Muhammed (A.S.M.).

fahrialem / fahriâlem

  • Âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz.

fahru'l-alemin / fahru'l-âlemîn

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).

fahrü'l-alemin / fahrü'l-âlemin

  • Âlemlerin övünç kaynağı olan Fahr-i Âlem Hz. Muhammed (a.s.m.).

fahrü'l-alemin ve habib-i rabbü'l-alemin / fahrü'l-âlemîn ve habib-i rabbü'l-âlemîn

  • Kâinatın övgüsüne sahip ve Alemlerin Rabbinin sevgilisi, Muhammed (a.s.m.).

fani alem / fâni âlem

  • Geçici âlem; dünya.

farabi / farabî

  • (Mi: 870-950) Aristo felsefesinin İslâm âleminde yayılmasına yol açmış bir filozoftur. Aristo'dan sonra gelen mânasına, kendisine Muallim-i Sâni nâmı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük te'siri vardır. "Kanun" denilen bir çalgı âletinin mucididir. Asıl adı Ebu Nâsır Muhammed'dir.

felan

  • İnsanlar içinde alem isimlerden kinâye bir isim.

felek

  • Gök, gök katı, devir.
  • Tâli', baht.
  • Büyük ve dâirevi olan şey.
  • Her gök seyyaresinin gezdiği âlem.
  • Dünyâ, âlem,
  • Bir zilli âlet.
  • Yuvarlak kütük, kızak. (Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten
  • Gökyüzü, sema.
  • Âlem, dünya.
  • Talih, kader.

feyyaz-ı rahmani / feyyaz-ı rahmânî

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın feyiz, bereket ve ihsanı.

feyz-i rahman / feyz-i rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın lûtfu, ihsanı.

fiil-i rububiyet

  • Cenab-ı Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili.

frengistan

  • Avrupa, garb âlemi, batı memleketleri. (Farsça)

fünun-u ekvan / fünun-u ekvân

  • Kâinata dair fenler. Âlemlere, vücudlara, keyfiyetlere dair olan fenler.

fürraa

  • Kalem silmekte kullanılan bez.

gaib

  • Göz önünde bulunmayan, hazırda olmayan. Kaybolmuş olan. Görünmeyen âlem.
  • Gr: Üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse.

gaip

  • Görünmeyen âlem.

gayb

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlem.

gayb-bin / gayb-bîn

  • Gaybı gören, görünmeyen âlemden haber veren.

gaybdan

  • Bilinmeyen, görünmeyen âlemden.

gaybi / gaybî

  • Bilinmeyen, gayb âlemine ait.
  • Hazırda olmayan. Görünmeyenlere âit. Hazır olmayanlara âit. Başka âlemdekilere âit. Âhirete âit. Gayba âit ve müteallik.

gaybi imdat / gaybî imdat

  • Bilinmeyen, gayb âleminden gelen yardım.

gaybiyat

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlemler.

gaybü'l-gayb

  • Gayb âleminden de ötede bulunan gizli âlem.

giti / gîtî

  • Âlem, dünya. (Farsça)

gizlik

  • Uzun saplı kalemtraş. (Farsça)
  • Bıçak, çakı, kılıç gibi şeylerin keskin olan tarafı. (Farsça)

haber-i gayb

  • Bilinmeyen, görünmeyen âleme ait haberler.

habib-i rabbü'l-alem / habîb-i rabbü'l-âlem

  • Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sevgilisi, Hz. Muhammed.

habib-i rabbü'l-alemin / habîb-i rabbü'l-âlemîn

  • Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sevgilisi, Hz. Muhammed.

habibi rabbü'l-alem / habîbi rabbü'l-âlem

  • Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sevgilisi, Hz. Muhammed (a.s.m.).

hace-i alem / hâce-i âlem

  • Âlemin, kâinâtın mürşidi, rehberi, yol göstericisi mânâsına Resûlullah efendimize mahsûs bir ünvan.

hace-i kainat / hâce-i kâinât

  • Hâce-i âlem.

hacegan / hâcegân

  • (Tekili: Hâce) Hocalar. (Farsça)
  • Eskiden yüzbaşı rütbesi karşılığında sivil rütbe. (Farsça)
  • Bâb-ı Âli kalemleri efendilerinden hususi bir rütbe taşıyan adam. (Farsça)

hadd-i evsat

  • Man: Hadd-i asgar ile hadd-i ekberden çıkartılan diğer bir hüküm veya netice. Meselâ: Âlem hâdistir. Bunu, bu dâvayı isbat için: "Çünkü: Âlem mütegayyerdir ve her mütegayyer hâdistir" dediğimizde: Âlem, "hadd-i asgar"; hâdis, "hadd-i ekber", mütegayyer, "hadd-i evsat" olur.

hadim-ül haremeyn-iş şerifeyn / hâdim-ül haremeyn-iş şerifeyn

  • Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine'ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek "Haremeyn-iş şerifeyn" denilmiştir. Haremeyn'in Hâdimi mânasına gelen

hadisat-ı gaybiye / hâdisât-ı gaybiye

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen olaylar.

hadisat-ı kevniye-i gaybiye / hâdisât-ı kevniye-i gaybiye

  • Maddî âlemde gelecekte meydana gelecek olan olaylar.

hadise-i gaybiye

  • Gayb aleminde gerçekleşen olay.

hadise-i misaliye

  • Misal âlemi ile ilgili olay.

hafi / hafî

  • Gizli, kapalı.
  • Usûl-i fıkıh ilminde, mânâsı açık olduğu hâlde söyleyenin maksadını ifâde etme husûsunda kapalı, gizli söz.
  • Tasavvufta âlem-i kebîrdeki beş latîfeden biri.

hak / hâk

  • Toprak. Turab. (Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâkk-ı kademdir.) (Farsça)

hakaik-i ahval / hakâik-i ahval

  • Maddî ve mânevî âlemlerdeki hâllerin gerçek mahiyetleri, içyüzleri.

hakaik-i gayb ve şehadet / hakâik-i gayb ve şehâdet

  • Görünmeyen ve görünen âlemlere ait gerçekler.

hakaik-i gaybiye

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlemlere ait gerçekler.

hakikat alemi / hakikat âlemi

  • Âhiret âlemi; mânevî ve ruhanî âlem.

hakikat-i alem / hakikat-i âlem

  • Âlemin gerçek mahiyeti, esası, içyüzü.

hakikat-ı hariciye / hakikat-ı hâriciye

  • Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık.

hakikat-i hariciye / hakikat-i hâriciye

  • Dışa ait, maddî âlemde yer alan varlık.

hal-i alem / hâl-i âlem / hal-i âlem / حَالِ عَالَمْ

  • Âlemin durumu.
  • Âlemin hali, durumu.

haleme

  • (Çoğulu: Halem-Halemât) Meme başı.
  • Büyük kene.
  • Bir ot cinsi.

halife-i evvel

  • Devlet dairelerinde yazı işlerinde çalışanlar. Tanzimattan evvel kalem teşkilâtı; halife, halife-i sâni, halife-i evvel olmak üzere üç derece idi. Ondan sonra bir kısım dairelerde bunun yerine baş kâtib, bazılarında da mümeyyiz-i evvel denilmiştir.

halık-ı alem / hâlık-ı âlem

  • Âlemin yaratıcısı Allah.

halık-ı alem hazretleri / hâlık-ı âlem hazretleri

  • Âlemin yaratıcısı olan yüce Allah.

hallak-ı alem / hallâk-ı âlem

  • Âlemlerin yaratıcısı olan Allah.

hallakıyet-i umumiye / hallâkıyet-i umumîye

  • Bütün varlıklar âleminde gözlemlenen Allah'ın yaratıcılık özelliği.

hame / hâme / خامه

  • Yontulmuş kalem. (Farsça)
  • Kalem.
  • Kalem. (Farsça)

hame vü şemşir / hâme vü şemşir

  • Kalem ve kılıç.

hame-i edeb / hâme-i edeb

  • Edebiyat kalemi.

hame-i şekva / hâme-i şekvâ

  • Şikâyet kalemi. şikâyet yazan kalem.

hame-i zerrin / hâme-i zerrin

  • Altın kalem, altından yapılmış kalem.

hame-i zerrin-i kudret / hâme-i zerrîn-i kudret

  • Kudretin altın kalemi.

hame-ran / hâme-rân

  • Kalem yürüten, yazan. (Farsça)

hame-zen

  • Üzerinde kalem kesilecek âlet. (Farsça)

hamegüzar / hâmegüzar

  • Kalemle yazılmış. (Farsça)

harab-ı alem / harab-ı âlem

  • Âlemin yıkılıp bozulması.

harabiyet-i alem / harabiyet-i âlem

  • Âlemin yıkılması.

harekat-ı ruhiye / harekât-ı ruhiye

  • Mânevî âlemlerde ruh ile yapılan faaliyetler.

harice temessül

  • Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi.

haşir ve neşr

  • Öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma ve sonra tekrar dağılma.

haşr-i kıyamet

  • Bütün varlıkların bedenlerinin kıyametten sonra ahiret âleminde tekrar inşa edilip diriltilmesi.

hatırat-ı imaniye

  • İmanî meselelerle ilgili hatıralar; hatıra gelen ve kaleme alınan meseleler.

hazangah / hazangâh

  • Hazan yeri. (Farsça)
  • Dünya. Göçecek âlem. (Farsça)

hazine-i gayb

  • Görünmeyen âlemdeki hazine.

hıdr-ı bahreyn-i velayet / hıdr-ı bahreyn-i velâyet

  • İki denize (âleme) bakan Hızır'ın veliliği.

hikmet-i alem / hikmet-i âlem

  • Âlemin hikmeti, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması.

hilafet / hilâfet / خِلَافَتْ

  • Birinin yerine geçme, Peygamber vekili olarak âlem-i İslama reislik etme.

hilal / hilâl

  • Yeni ay şekli. Yeni ay.
  • Fık: Yay şeklinde görülen her yeni aya ve her ayın üçüncü gecesine kadar aya hilâl denir. 26 ve 27 nci gecelerdeki aya da hilâl, onda sonrakileri kamer denir.
  • Cami kubbeleri ve minâre külâhları tepesine konulan alemlerin hilâl şeklinde olan uç kısmı.

hilkat-ı alem / hilkat-ı âlem

  • Âlemin yaratılışı.

hilkat-i alem / hilkat-i âlem

  • Âlemin, kâinatın yaratılışı.

hırba

  • Bukalemun adı verilen keler cinsi.
  • Güneşin bulutlara aksetmesinden hasıl olan renkler.

hirba

  • Bukalemun denen bir hayvan.
  • Mc: Devamlı fikir değiştiren kimse.

hitab-ı ezeli / hitab-ı ezelî

  • Ezele ait hitap; başlangıcı olmayan sonsuzluk âleminin hitabı; Allah'ın sözü.

huccet-i rahmet-i alem / huccet-i rahmet-i âlem / حُجَّتِ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Âleme rahmet olan zatın delili.

hulb

  • Domuz kılı. Kalın kıl. Yele kılı.
  • Kıldan yapılmış kalem, kıl fırça.

hülb

  • Kıl fırça, kıl kalem.
  • Kalın kıl kuyruk, yele kılı.

hulefa-i aklam / hulefâ-i aklâm

  • Kalem memurları.

hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Herhangi bir hâdisenin hakiki sebebini saklayarak, güzel ve hayalî bir sebep göstermeye hüsn-ü ta'lil denir. Bu gösterilen sebep hakiki olmamalı, fakat güzel olmalıdır.Bağ-ı âlemde yüzün menendi bir gül isteyüp.Cüst ü cu idüp gezer gülzarı bülbül şah şah. (Fatih Sultan Mehmed)Bülbülün, gül bahç

hususi alem / hususî âlem

  • Şahsa ait, özel âlem, özel dünya.

hutut-u cevher

  • Kılıcın çelik kısmındaki dalgalı çizgiler, meneviş, hare, dalgır (Buradaki maksat; kalemle kılıcın güç birliğidir.).

hüve'l-batın / hüve'l-bâtın

  • O Bâtındır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah'tır.

i'lamat-ı şer'iye mümeyyizi

  • Şeyh-ül İslâm kapısındaki fetvahanenin üç kaleminden biri olan "İlâmat Odası"nın başındaki memurun ünvanı idi. Kadılar tarafından verilen ilâmları tetkik vazifesiyle mükellef olduğu için, bu memuriyete, ulemadan tanınmış olanlar tâyin edilirdi.

iane-i gaybiye / iâne-i gaybiye

  • Görünmeyen âlemden gelen yardım.

ibnü'l-hacer

  • İbn Hacer el-Heysemî'nin (ö.1567) fıkıh esasları üzerine kaleme aldığı eseri.

ibret-i alem için / ibret-i âlem için

  • Bütün âleme ibret olsun diye. Herkese ibret olsun için.

idare-i ekvani / idare-i ekvanî / idare-i ekvânî

  • Kevnlerin, âlemlerin idaresi, tasarrufu.
  • Âlemlerin, varlıkların idaresi.

ihbar-ı gayb / ihbâr-ı gayb

  • Gayb âleminden gelen haber.

ihbar-ı gaybi / ihbâr-ı gaybî

  • Bilinmeyen gayb âleminden, gelecekten haber verme.

ihbarat-ı gaybiye / ihbârât-ı gaybîye

  • Önceden bilinmeyen ve görünmeyen âlemden haber vermeler.

ihbarat-ı gaybiye ve sadıka

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlemler hakkında verilen doğru haberler.

ihbarat-ı gaybiye-i ahmediye

  • Hz. Muhammedin gayb âlemine ait bildirdiği haberler.

ihbarat-ı sadıka-i gaybiye / ihbârât-ı sadıka-i gaybiye

  • Gayb âlemiyle ilgili verilen dosdoğru haberler.

ihya-yı alem / ihyâ-yı âlem

  • Âlemi yeniden diriltme.

iki cihan fahri

  • Dünya ve âhiret âlemlerinin övünç kaynağı.

ilhamat-ı gaybiye / ilhâmât-ı gaybiye

  • Gayb âleminden gelen ilhamlar; Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını temin etmeleri için varlıklara vermiş olduğu duygu.

ilm-i allamü'l-guyub / ilm-i allâmü'l-guyûb

  • Gayb âlemini ve herşeyi bilen ve kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan Allah'ın ilmi.

ilmü'l-guyub

  • Bilinmeyen ve görünmeyen âlemlere dair ilim.

imam-ı mübin / imâm-ı mübîn

  • İlim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, her şeyin vücud-u zahirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar.
  • İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri.

inayet-i rahmaniye / inayet-i rahmâniye

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın özel yardımı.

inkar-ı haşir / inkâr-ı haşir

  • İnsanların âhiret âleminde tekrar diriltileceğinin inkâr edilmesi.

inkılabat-ı berzahiye ve uhreviye / inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye

  • Kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler.

inşaallahü'r-rahman / inşaallahü'r-rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah dilerse.

intizamat-ı alem / intizâmât-ı âlem

  • Alemdeki düzenlilikler.

işret / عشرت

  • İçki. (Arapça)
  • İçki alemi. (Arapça)

istirahat alemi / istirahat âlemi

  • Dinlenme âlemi; berzâh âlemi kasdedilmiştir.

kabri / kabrî

  • Kabir âlemine ait.

kadem-nihade-i saha-i vücut / kadem-nihâde-i saha-i vücut

  • Varlık âlemine ayak basma.

kainat / kâinat

  • Var edilen şeylerin hepsi. Yaratılanlar. Mevcudat. Âlemler.

kainat kitabı / kâinat kitabı

  • Bir kitap gibi yazılmış bütün âlem.

kainat seması / kâinat seması

  • Kâinatın ve bütün varlıkların üzerinde duran gökyüzü; burada bütün varlıklar âlemi dünyaya, onu kuşatan gökyüzü ise yücelerde bulunan manevî âlemlere benzetilmiştir.

kalem / قلم

  • Levh-i mahfûz üzerine Allahü teâlânın ilm-i ezelîsi (başlangıcı olmayan ilim sıfatı) ile bilip taktîr ettiği şeyleri yazan, nasıl olduğu insanlar tarafından bilinemeyen kalem.
  • Kalem. (Arapça)
  • Keski. (Arapça)
  • Büro. (Arapça)

kalem-i hüsrevi / kalem-i hüsrevî

  • Hüsrev'in kalemi.

kalem-i ilim

  • İlim kalemi.

kalem-i kader / قَلَمِ قَدَرْ

  • Kader kalemi; Allah'ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip belirlemesi.
  • (Allahın) Kader kalemi.

kalem-i kader-i ilahi / kalem-i kader-i ilâhî / قَلَمِ قَدَرِ اِلٓه۪ي

  • Allah'ın kader kalemi; Allah'ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması.
  • Allahın kader kalemi.

kalem-i kudret / قَلَمِ قُدْرَتْ

  • Varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç.
  • (Allahın) Kudret kalemi.

kalem-i kudret ve kader

  • Allah'ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi ve bu olayların düzenli olarak meydana gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç ve ilim.

kalem-i kudret-i samedaniye / kalem-i kudret-i samedâniye

  • Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Allah'ın kudret kalemi.

kalem-i mahsus

  • Özel kalem.

kalem-i sun-u ilahi / kalem-i sun-u ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın san'at kalemi.

kalem-i tahsin ve tezyin

  • Güzelleştirme ve süsleme kâlemi.

kalem-i vahid

  • Tek kalem.

kalemdan

  • Kalem kutusu, kalemlik. (Farsça)

kalemen

  • Kalemle.
  • Yazı ile, kalem ile.
  • Sayıca, sayı bakımından.

kalemgir

  • Yazı yazarken kalemin kâğıda takılmadan rahatlıkla kayması. (Farsça)

kalemi / kalemî

  • (Kalemiyye) Kalemle alâkalı. Kalemle münâsebet ve alâkası olan.

kalemiyye

  • Eskiden kalemlerde yazı karşılığı olarak alınan para.

kalemkari / kalemkârî / قلمكاری

  • Nakkaşlık. (Arapça - Farsça)
  • Kalem işi. (Arapça - Farsça)

kalemzede

  • Yazılmış, kaleme alınmış. (Farsça)

kanun-ı ilahi / kânûn-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kullarının dünyâ ve âhirette huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşmaları için Peygamberleri (aleyhimüsselâm) vâsıtasıyla insanlara bildirdiği emirleri ve yasakları, İslâmiyet.
  • Allahü teâlânın kâinâtta (varlık âleminde) koyduğu nizâm, düzen.

kānun-u emri / kānûn-u emrî / قَانُونُ اَمْر۪ي

  • Emir âleminden gelen kanun.

kanun-u harici

  • Dış âlemde cereyan eden kanun.

kasab-ül faris / kasab-ül fâris

  • Kalem kamışı.

kasr-ı alem / kasr-ı âlem

  • Âlem sarayı.

kasr-ı müşeyyed-i alem / kasr-ı müşeyyed-i âlem

  • Sağlam yapılmış âlem sarayı.

kayyum / kayyûm

  • Yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.

kaza ve kader kalemi

  • Cenâb-ı Hakkın plân ve takdirlerini ve zamanı gelen takdirlerin yaratılma kaidelerini yazan kalem.

kemal-i rububiyet / kemâl-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyet, yaratıcılık ve terbiyesinin mükemmelliği.

keşf

  • Açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme.

keşf ü keramat / keşf ü kerâmât

  • Allah'ın bir ikramı olarak mânevî âlemlerde bazı hakikatleri görme ve olağanüstü hâllere mazhar olma.

keşf-i evliya

  • Velilerin mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görmesi.

keşf-i kat'i / keşf-i kat'î

  • Kesin keşif, mânevî âlemlerde bazı hakikatleri görme ve ortaya çıkarma.

keşf-i sadık / keşf-i sâdık

  • Allah'ın velî kullarının mânevî âlemlere ait bazı sır ve hakikatleri Allah'ın ilham etmesiyle görmeleri.

keşfiyat-ı kat'iye

  • Kesinliğinde şüphe olmayan keşifler; mânevî âlemlerde bazı hakikatleri görme.

keşfiyat-ı sadıka

  • Doğru keşifler; manevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme.

kesret tabakatı

  • Sayısız varlıklardan oluşan âlemler.

kevn

  • Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
  • Yaratılan, âlem.

kevn ü mekan / kevn ü mekân

  • Kâinat, âlem, dünya.
  • Kâinat, âlem; bütün varlıklar.

kevneyn

  • İki âlem. Dünya ve Ahiret.
  • İki âlem.

kilk / كلك

  • Kalem. Kamış kalem. (Farsça)
  • Kamıştan ok. (Farsça)
  • Kalem.
  • Kamış kalem. (Farsça)

kitab-ı alem / kitab-ı âlem

  • Âlem kitabı, kâinat kitabı.

kitab-ı kainat / kitab-ı kâinat

  • Kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış olan bütün âlem.

kitab-ı kebir-i alem / kitab-ı kebîr-i âlem / kitâb-ı kebîr-i âlem / كِتَاب كَبِيرِ عَالَمْ

  • Büyük âlem kitabı, kâinat.
  • Büyük âlem kitabı.

kitab-ı rabbani / kitab-ı rabbânî

  • Allah'ın bu âlemde hakimiyetini ve Rablığını bir kitap gibi anlatan eseri, kâinat.

kiti

  • (Giti) Dünya. Yer. Cihan. Âlem. (Farsça)

kıyamet / kıyâmet

  • Allahü teâlânın emri ile İsrâfil aleyhisselâmın sûr denilen ve nasıl olduğunu bilmediğimiz bir âlete üfürmesi, (nefha-i ûlâ: Birinci üfürme) ile bütün canlıların ölüp, her şeyin yok olması, kâinâttaki (varlık âlemindeki) nizâmın, düzenin bozulması, kıyâmetin kopması.
  • Her canlının ölü

kozmoz

  • Âlem, kâinat.

kudret-i kalemiye

  • Yazı yazmadaki kuvvet; kalem gücü.

kudsi / kudsî

  • Kutsal, melekut ve lâhut âlemine mahsus.

küll-i alem / küll-i âlem

  • Âlemin bütünü.

kumandan-ı ferd

  • Bütün varlık âleminin tek kumandanı.

kuraa

  • Kalem kesintisi. Kalem yongası.

küşuf / küşûf

  • Keşifler, mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri görme işlemleri.

kutb

  • İşlerin görülmesine veya insanların doğru yolu bulmasına vâsıta kılınan büyük zât. Dünyâ işleri ve madde âlemindeki olaylarla alâkalı olana medâr kutbu (kutb-ül-aktâb), din ve irşâd işi ile vazîfeli kılınana irşâd kutbu denir.

kutb-i medar / kutb-i medâr

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk-kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan büyük zât. Kutb-ül-aktâb, Kutb-ül-ebdâl da denir.

kutb-ül-aktab / kutb-ül-aktâb

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur.

kütüb-ü mezbure

  • Kaleme alınan, yazılan kitaplar.

kütüb-ü mutebere

  • Konu hakkında kaleme alınan ve bütün ilim ehli tarafından kabul edilen eserler.

kuvve-i kalemiye

  • Kalem gücü, yazma becerisi.

kuvve-i mümeyyize

  • İnsanın iç âleminde hissedilenleri birbirinden ayırdetme kudreti.
  • Hayır ve şerri anlayıp ayıran bir duygu ve kuvvet.

la ilahe illa hu beraber mizened alem / lâ ilâhe illâ hû beraber mîzened âlem

  • Bütün âlem hep beraber "Allah'tan başka ilâh yoktur" der.

la nazime illa hu / lâ nâzime illâ hû

  • Bütün kâinat ve varlık âlemini bir fayda ve gayeye göre düzenleyen Allah'tan başka ilâh yoktur.

lahut / lâhut

  • İlâhî âlem. Uluhiyet âlemi. Ruhanî, manevî alem.
  • Allah tarafından, mânevî âlemden olan.
  • İlâhî âlem.

lahüt / lâhüt

  • İlâhî âlem, ulûhiyet âlemi.

lahuti / lahutî / lâhutî

  • Uluhiyet âlemine mensub ve müteallik olan. Sır âlemi. Gaybî âleme ait. Ruhanî âlemle alâkalı.
  • Uluhiyet âlemiyle ilgili.
  • İlâhî âlemle ilgili.

lahutiyan

  • Uluhiyet âlemine girebilen melekler.

latife / latîfe

  • Hoş, tatlı söz, şaka.
  • Maddeli, zamanlı ve ölçülü olmayan Âlem-i emirdeki beş mertebeden her biri.

layiha / lâyiha / لَايِحَه

  • Kaleme alınan yazı.

lisan-ı gayb

  • Görünmeyen âlemin dili.

lisan-ı gayb ve şehadet

  • Görünen ve görünmeyen âlemlerin dili.

lisanü'l-gayb

  • Gayb âleminin dili.

livae

  • Sancak, âlem.

ma'nevi miras / ma'nevî mîrâs

  • Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler).

ma'zad

  • Alemi, giyen kişinin pazusuna gelen alemli elbise.

ma-verai / mâ-veraî

  • Öteye mensub ve âid.
  • Diğer âlemle alâkalı.

maani-i rububiyet / maânî-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin ifadeleri.

mahbub-u alem / mahbub-u âlem

  • Âlemin sevgilisi.

mahkuk

  • Hakkedilmiş. Sert bir şey üzerine sert kalemle kazılarak yazılmış.

makale

  • Söylenen söz. Söyleme. Söyleyiş. Kelâm. Nutuk.
  • Bir bahsin kaleme alınışı.

makàsıd-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutmasındaki maksat ve gayeler.

makine-i alem / makine-i âlem

  • Bir makine gibi mükemmel bir şekilde çalışan âlem, dünya makinesi.

maktaa

  • Eskiden üzerinde kamış kalemin ucu kesilerek düzeltilen kemikten veyâ mâdenden yapılmış âlet.

malikü'l-mülk ve'l-melekut / mâlikü'l-mülk ve'l-melekût

  • Görünen ve görünmeyen bütün mülkün ve âlemlerin sahibi olan Allah.

manevi alem / mânevî âlem

  • Maddeden olmayan, maddî gözle görünmeyen âlem.

maneviyat / mânevîyat

  • Mânâ âlemine ait şeyler.

maneviyyat

  • Maddi olmayan kuvvet. Mânâ âlemine âit olanlar. Dinden, imândan, mukaddesât ve imândan gelen kuvvet.

mashara-i alem / mashara-i âlem

  • Âlemin maskarası. Kepaze, rezil.

masiva / mâsivâ

  • Allahü teâlâdan başka her şey. Âlem, tabîat, mahluklar.

mavera / mâverâ

  • Yaşanan alemin ötesi, öte.

mavera-yı haşr-ı cismani / mâverâ-yı haşr-ı cismânî

  • Maddî bedenle âhiret âleminde yeniden diriltilme arka tarafı, arka plânı.

mazhar-ı rahmet-i alem / mazhar-ı rahmet-i âlem / مَظْهَرِ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Aleme rahmet olan zata nail olan.

meb'us-u alem / meb'us-u âlem

  • Bu âleme gönderilen, âlemin vekili Peygamber Efendimiz.

meclis-i misali / meclis-i misalî

  • Rüya âleminde kurulan meclis.

mecmu-u alem / mecmu-u âlem

  • Âlemin bütünü.

mecmua

  • Belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser.

mecmuu alem / mecmuu âlem

  • Varlıklar âleminin tamamı, kâinatın hepsi.

medar-ı fahr-i cihan / medâr-ı fahr-i cihan

  • Bütün âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).

mefhar-ı kainat / mefhar-ı kâinat

  • (Mefhar-i Mevcudat) Kâinatın, kendisi ile iftihar ettiği zat mânâsına Hz. Muhammed'e (A.S.M.) alem olmuş bir tâbirdir.

mektubi / mektûbî / مكتوبى

  • Valilik özel kalem müdürü. (Arapça)

mele-i a'la / mele-i a'lâ

  • Cenab-ı Hakkın yüce katı, melekler alemi.
  • En yüksek topluluk, meleklerden veya onların büyüklerinden meydana gelen cemâat, topluluk. Melekler âlemi.
  • Kerrubiyyun ve melâike cemaati. En yüksek hey'et. Melekler âlemi. Felekler ve unsurlar.

mele-i ala / mele-i âlâ

  • Çok yüce manevî âlem.

meleiala / meleiâlâ

  • Büyük meleklerin âlemi.

melekut / melekût / ملكوت

  • Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti.
  • Hükümdarlık. Saltanat.
  • Ruhlar âlemi.
  • Hükümdarlık, azamet.
  • Alem-i melekût: Ruhlar ve melekler âlemi.
  • Melekler âlemi, varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.
  • Ruhlar alemi. (Arapça)

melekut alemi / melekût âlemi

  • Gözle görülmeyen âlem, ruh ve mânâ âlemi. Buna yalnız Melekût da denir.

melekutiyan / melekutiyân

  • Melekut âleminden olanlar.

menakir / menakîr

  • (Tekili: Minkar) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri.

menasir

  • (Tekili: Minser) Yırtıcı kuşların gagaları.
  • Taşçı kalemleri.

merakım

  • (Tekili: Mirkam) Kalemler. Yazma işinde kullanılan âletler.

merkez-i alem / merkez-i âlem

  • Bütün varlıklar âleminin merkezi.

mertebe-i rububiyet / mertebe-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, terbiye ediciliği, idare etme derecesi.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mescid-i kebir-i alem / mescid-i kebîr-i âlem / مَسْجِدِ كَبِيرِ عَالَمْ

  • Büyük âlem mescidi.
  • Büyük âlem mescidi.

meşmeşiye

  • Tas: Âlem-i gaybdan veya âlem-i misalden bir âlem. Bazı evliyanın keşfen müşahede ettikleri bir yer.
  • Bazı evliyanın keşfen gözlemledikleri gaybî veya misâlî bir âlem.
  • Normal göze görünmeyen misalî bir âlem.

mesmuat alemi / mesmuat âlemi

  • İşitilen ve duyulan varlıklar âlemi.

mezabir

  • (Tekili: Mizber) Kalemler, kamışlar.

mi'rac

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükseldiği ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

mibree

  • Kalemtraş. Kalem açmağa yarıyan âlet.

midad-ı aklam / midâd-ı aklâm

  • Kalem mürekkebi.

mikatt

  • (Çoğulu: Mikât) Üzerinde kalem kesecek âlet.

mıkatta

  • Üzerinde kamış kalemlerin uçları kesilen sedef, kemik, ağaç, fil dişi veya mâdenden yapılan âlet.

mıklem

  • (Çoğulu: Mekâlim) Kalem koyacak kap, kalemlik.

mikleme

  • Kalemlik, kalem konacak âlet.

mikşat

  • Hattatların, kamış kalemlerinin kabuğunu soymakta kullandıkları âlet.

mil

  • İğne gibi ince ve uzun bir âlet.
  • Göze sürme çekecek âlet.
  • Ucu sivri çelik kalem.
  • Sivri dağ tepesi.
  • Bir çarkın, üzerinde döndüğü mihver, eksen.
  • Elektromotordan iş tezgâhına kuvvet nakleden uzun çelik çubuk.
  • Selin bıraktığı en verimli münbit topr

minkar

  • (Çoğulu: Menâkir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi. Taş yontmağa mahsus kalem.

minkaş

  • (Minkaşe) Cımbız, kıskaç.
  • Demir kalem.

minser

  • (Çoğulu: Menâsir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi.
  • Yüz ile ikiyüz adet arasında olan asker.
  • Önlerinde ne bulunur yıkıp yakıp târumar eden asker.
  • Otuz ile kırk arasında olan at.
  • Kırktan elliye veya altmışa; ve yüzden ikiyüze kadar olan at.

mir'at-ı rahmet-i alem / mir'ât-ı rahmet-i âlem / مِرْاٰتِ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Aleme rahmet aynası.

mirac / mirâc

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

miraç

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükseldiği ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

mirac-ı ahmedi / mirac-ı ahmedî

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk.

mirac-ı ahmediye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

mirac-ı azam / mirac-ı azâm

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği büyük yolculuk.

mirac-ı azim / mirac-ı azîm

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği büyük yolculuk.

mirac-ı nebevi / mirac-ı nebevî

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükseldiği ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

mirac-ı nebeviye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk.

mirkam

  • (Çoğulu: Merâkım) Kalem.

misal / misâl / مِثَالْ

  • Örnek, bir alem adı.
  • Suretten ibaret (âlem).

misal-i musağğar-ı kainat / misâl-i musağğar-ı kâinat

  • Âlemin küçültülmüş örneği.

misal-i rahmet-i alem / misâl-i rahmet-i âlem / مِثَالِ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Aleme rahmet olan örnek.

misali alem / misalî âlem

  • Görüntüden ibaret, rüya âlemi.

misaliler / misâlîler

  • Sahih bir rüyada iken misâl âleminde görülen şahıslar.

mizber

  • (Çoğulu: Mezâbir) Kamış kalem.

mu'cize-i mirac

  • Mirac mu'cizesi, Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk mu'cizesi.

mubsırat / mubsırât

  • (Tekili: Mubsır) Görünenler, görünen âlem.

muharref

  • (Harf. den) Tahrif edilmiş. Değiştirilmiş. kalem karıştırılmış. Bozuk. İfsâd ederek tahrib edilmiş.

mühdi / mühdî

  • Hediye veren. Hediye gönderen. İhda eden.
  • Hidayete getiren. Hidayete vesile olan.
  • Mürşid, muvaffak.
  • Risalet ve nübüvveti bütün âlemlere rahmet ve saadet sebebi olduğundan, Cenab-ı Hakk'ın bütün âlemlere hediye ve atiyyesi mânasında Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mübarek bi

mührdar

  • Eskiden bir bakanlık veya dairenin resmi mührünü kullanmakla görevli olan kimseye verilen ad. Hususi kalem müdürü. (Farsça)

mühürdar / مهردار

  • Özel kalem müdürü. (Farsça)

mukaddes alem / mukaddes âlem

  • Görülemeyen ve hissedilemeyen mânâ âlemi.

mükalemat / mükâlemat

  • (Tekili: Mükâleme) (Kelâm.dan) Mükâlemeler, konuşmalar.

mülk ve melekut / mülk ve melekût

  • Görünen cismânî ve görünmeyen mânevî âlemler.

mümkin-ül-vücud / mümkin-ül-vücûd

  • Var da olabilen, yok da olabilen. Allahü teâlâdan başka her şey, bütün âlem.

mümsiha

  • Hattatların, kalemin mürekkebini silmekte kullandıkları bez.

münşeat

  • Kaleme alınmış şeyler. Nesir yazılar. Mektublar.

murakabe

  • Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek.
  • Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek.
  • Hıfz etmek.
  • Beklemek. İntizar.
  • Dalarak kendinden geçmek.
  • Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.

müsaleme

  • (Bak: MÜSALEMET)

mustafa

  • Seçilmiş mânâsına, Resûlullah efendimizin mübârek isimlerinden biri. Mü'min olanların çoktur cefâsı, Âhirette vardır zevk ü sefâsı, On sekiz bin âlemin Mustafâsı, Adı güzel kendi güzel Muhammed.

müstehlik evliya / müstehlik evliyâ

  • Nihâyete erdikten, maksada kavuştuktan sonra sebepler âlemine indirilmeyen, geri döndürülmeyen evliyâ. Kalbi hep Allahü teâlâya dönük olup, O'ndan başkası ile meşgul olmayan zâtlar.

mutref

  • (Çoğulu: Metârif) Haz kumaşından dokunmuş bir kaç alemli Arap kaftanı.
  • Başı ve kuyruğu beyaz veya siyah olup, vücudu başka renk olan at.

mutrız

  • İşaret ve damga koyan. Alem yapan.

muvazene-i alem / muvazene-i âlem

  • Âlemdeki her şeyin denge içinde olması.

naib-i fail / naib-i fâil

  • Meçhul fiilin mevzuu olan kelime ki, harekesi merfu olur. (Küsirel kalemü: "Kalem kırıldı" cümlesinde " kalem", "Naib-i fâil" olmuş ve fâilin yerine geçmiştir.)

nakş-ı kalem

  • Kalemin nakşı.

nakş-ı kalem-i kudret

  • Kudret kalemiyle yapılan nakış.

nakş-ı kilki / nakş-ı kilkî

  • Kalemin ucuyla yapılan nakış.
  • Kalemle yapılan nakış.

nal

  • İnilti, figân. (Farsça)
  • Kamış kalem. (Farsça)
  • Kamış düdük. (Farsça)
  • Şeker kamışı. (Farsça)

nazzam-ı kevn / nazzâm-ı kevn

  • Kâinata ve bütün varlık âlemine düzen veren Allah.

nazzam-ı vahid / nazzâm-ı vâhid

  • Bütün varlık âlemini yaratılış gayelerine uygun olarak en güzel şekilde düzenleyen Kendisi bir olan Allah.

nebiyyü-r rahmet

  • Bütün âlemler için Rahmete vesile olduğundan peygamber Efendimiz için söylenmiş bir isimdir.

netice-i hilkat-i alem / netice-i hilkat-i âlem

  • Âlemin yaratılış gayesi.

ney

  • Kamıştan yapılan damaksız düdük.
  • Kamış kalem.
  • Mc: Kâmil insan.
  • Farsçada : Yokluk.

nezzam-ı hakiki / nezzam-ı hakikî

  • Kâinatın ve bütün varlık âleminin gerçek düzenleyicisi ve düzen koyucusu olan Allah.

niver

  • Âlemde meydana gelen hâdiseler, haller. (Farsça)

nizam-ı alem / nizam-ı âlem

  • Âlemin düzeni.

nizam-ı hikmet

  • Allah'ın hikmetiyle bu âleme yerleştirdiği düzen.

nizam-ı hikmet-i ilahiye / nizam-ı hikmet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın hikmetle bu âleme yerleştirdiği düzen.

nizam-ı rabbaniye / nizam-ı rabbânîye

  • Bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah'ın kanunu, nizamı.

nizamat-ı alem / nizâmât-ı âlem

  • Âlemdeki düzenler.

nukuş-u kalem-i kudret

  • Allah'ın kudret kaleminin işlemeleri.

nukuş-u misaliye

  • Misal âlemiyle ilgili nakışlar.

nümune-i rahmet-i alem / nümune-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin nümunesi, örneği.

nun

  • Kur'an alfabesinde yirmibeşinci harf. Ebced hesabına göre değeri ellidir.
  • Divid, kalem.
  • Kılıcın ağzı. Kılıç.
  • Çene çukuru.
  • Balık, semek.

nur-u rahmet-i alem / نُورُ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Aleme rahmet olan zatın nuru.

nurani alem / nuranî âlem

  • Nurlu, aydınlık âlem.

nüsha-i kübra

  • Büyük sahife. Kâinat, dünya, çok manayı ifade eden âlem.

nüsha-i suğra

  • Küçük sahife, küçük nüsha. Küçük mâna ifade eden, küçük mahluk, âlemin küçük bir nüshası mânasında insan.

nüzul / nüzûl

  • İnmek. Tasavvuf yolunda ilerleyerek, sebebler âlemini görmeyip yalnız sebeblerin sâhibini yâni Allahü teâlâyı bilme hâline ulaşan bir velînin insanları irşâd ve terbiye için, tekrar sebebler âlemine inmesi.

ömer ibn-i abdülaziz

  • (Hi: 60-101) Emevî Devleti halifelerinden olup Hz. Ömer'in ahfadındandır. Siyaset âleminde bir dâhi ve adâlette bir ikinci Hz. Ömer'di. Malatya'yı Rumlardan yüzbin esir mukabilinde satın aldı. Zehirlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)

pastoral

  • Yun. Kır hayatına, köy âlemine dair yazılan manzume.

payan

  • Kenar, son nihayet, uç. (Farsça)
  • Tas: Ehl-i tarikatın ulaşacağı birlik âlemi. (Farsça)
  • Akıbet. (Farsça)

perde-i cümud

  • Donmuş, katı perde.
  • Mc: Alem, tabiat.
  • Akıl ve hissiyatı kendisi ile meşgul edip, dini ve ulvi hakikatlardan ayıran, gaflet veren perde.

perde-i gayb

  • Görünmeyen âlemleri bizden gizleyen perde.

perde-i şehadet

  • Görünen âlem, dünya perdesi.

rabb-ül alemin / rabb-ül âlemîn

  • Bütün âlemlerin Rabbi. Her âlemi doğrudan doğruya Rububiyyeti ile tâlim, terbiye, tedbir ve idâre eden Cenab-ı Hak.

rabb-ül'alemin / rabb-ül'âlemîn

  • Âlemlerin rabbi, sâhibi olan Allahü teâlâ.

rabbü'l-alemin / rabbü'l-âlemîn

  • Âlemlerin Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah.

rabbü'l-alemin teala ve tekaddes hazretleri / rabbü'l-âlemîn teâlâ ve tekaddes hazretleri

  • Bütün âlemleri idare ve terbiye eden, yücelik sahibi olan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah.

rabbülalemin / rabbülâlemîn

  • Âlemlerin Rabbi.

rahmet ve istirahat alemi / rahmet ve istirahat âlemi

  • Berzâh âlemi; öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem.

rahmet-i alem / rahmet-i âlem

  • Bütün âlemleri kuşatan İlâhî rahmet.

rahmet-i rahman / rahmet-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmeti.

rahmeten li'l-alemin / rahmeten li'l-âlemîn

  • Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

rahmeten lil alemin / rahmeten lil âlemîn

  • "Âlemlere rahmet" mânâsına Peygamber efendimizin mübârek isimlerinden.

rahmeten lil'alemin / rahmeten lil'âlemîn

  • Bütün âlemlere rahmet olan; Hz. Muhammed (a.s.m.).

rahmeten-li-l-alemin / rahmeten-li-l-âlemin

  • Bütün âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm.

rahmetenlilalemin / rahmetenlilâlemîn

  • Âlemler için rahmet olan Peygamberimiz.

rayet

  • Bayrak, alem, livâ, sancak.
  • Gerdanlık.

reis-i alem / reis-i âlem

  • Âlemin reisi. Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) bir ismi.

reisialem / reisiâlem

  • Âlemin reisi, Peygamberimiz.

reşahat-i kalem

  • Kalem sızıntısı, kalemden dökülen fikirler, yazılar.

resül-ür rahmet

  • Peygamberimize (A.S.M.) verilen bir isim. Çünkü bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Rahmeten lil-âlemîn'dir.

revan-ı tabiat

  • Âlemin canlılığı, akıcılığı, hareketli oluşu.

risalet / risâlet

  • Peygamberlik, resûllük.Fahr-i âlem girdi çün kırk yaşına Kondu pes, risâlet tâcı başına.

rububiyet / rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i amme / rububiyet-i âmme

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i sübhaniye / rububiyet-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah'ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutması.

ruh / rûh

  • Can; bedene hayâtiyet (canlılık) veren kuvvet.
  • Bir şeyin özü, cevheri, hakîkati.
  • Emr âleminin beş latîfesinden biri.

ruh-u feza-yı can / ruh-u fezâ-yı cân

  • Gönül âleminin ruhu.

ruhani / ruhanî / ruhânî

  • Cisim olmayıp gözle görülmeyen cin ve melâike gibi bir mahluk. Ruha ait. Ruhtan meydana gelmiş, melek.
  • Madde ile alâkalı olmayan, mânevi, ruh âlemine mensub olan.
  • Maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık.

ruhani terakki / ruhânî terakki

  • Rûhen yükselme, ruh âleminde yükselme, yol alma.

ruhaniler / ruhanîler

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlıklar.

ruhaniyat / ruhâniyât

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları.

ruhaniyat alemleri / ruhâniyat âlemleri

  • Ruhanî olanların âlemleri.

ruhaniyun / rûhâniyun

  • Gayb âlemine nüfuz eden nurânî ve ruhânî kimseler.

ruhaniyyat

  • Madde âleminden başka olan ruh âlemleri, ruhaniler.

ruhaniyyun / rûhaniyyûn

  • (Tekili: Ruhanî) Ruh âlemine mensub olanlar. Âlem-i gayba nüfuz eden çok nuraniyet kazanmış zâtlar.
  • Ruhlar âleminden olanlar.

rukde

  • Uyuma.
  • Berzah âlemi.

rüya / rüyâ

  • (Rü'ya) Uykuda görülen misalî âlem. Düş.
  • Uykudayken girilen misalî bir âlemde görülenler.

rüya-yı hayaliye

  • Misal âlemi ile ilgili rüya.

rüzgar / rüzgâr

  • Zaman, devir, hengâm, vakit. (Farsça)
  • Dünya, âlem. (Farsça)
  • Yel. (Farsça)

sahaif-i alem / sahâif-i âlem

  • Âlem sahifeleri.

sahib-i alem / sahib-i âlem

  • Bütün âlemin, yaratılmış herşeyin sahibi Allah.

sahife-i alem / sahife-i âlem

  • Âlem sayfası.

sahife-i itibar-i alem / sahife-i itibar-i âlem

  • Âlemin itibar sayfası; dünyanın şeref, kıymet, değer sayfası.

sahv

  • Ayılma, ayıklık, aklı başında olmak.
  • Hastanın iyileşmesi.
  • Tas: Kendinden geçme hâlinin sona ermesi, his âlemine tekrar dönmek.
  • Uyanıklık.

saltanat-ı mutlaka

  • Allah'ın bütün varlık âlemi üzerindeki sınırsız hâkimiyeti.

saltanat-ı uluhiyet / saltanat-ı ulûhiyet

  • Hiçbir ortak kabul etmeyen Allah'ın bütün âlemdeki saltanatı.

şamaniler / şâmânîler

  • İyi ve kötü ruhların bütün âlemi te'siri altında tuttuğu inancına dayanan sapık bir yolun mensupları.

sancakdar

  • Sancak taşıyan. Alemdar. (Farsça)

sani-i alem / sâni-i âlem

  • Bütün varlık âlemini san'atlı bir şekilde yaratan Allah.

sarir

  • (Kapı, kalem vs. de) Cızırtı, gıcırtı.

sarir-i hame / sarir-i hâme

  • Kalem cızırtısı.

sarre

  • Kapı, kalem ve semer cızıldaması.
  • Çağırıp söylemek.
  • Sayha, yüksek ses.

sary

  • Kalem ve kapı cızıltısı.

şaşaa-i rububiyet / şâşaa-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan rablığının azameti, haşmeti.

savat

  • (Aslı: Sevâd'dır) Gümüş üstüne kurşunla yapılan kara kalem nakışlar.
  • Derede hayvanlara su içirilen yer.

sebeb-i hilkat-ı alem / sebeb-i hilkat-ı âlem

  • Âlemin yaratılış nedeni; Hz. Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

sebeb-i hilkat-i alem / sebeb-i hilkat-i âlem / سَبَبِ خِلْقَتِ عَالَمْ

  • Âlemin yaratılış nedeni.
  • Âlemin yaratılış sebebi.

sebeb-i hilkat-i eflak / sebeb-i hilkat-i eflâk / سَبَبِ خِلْقَتِ اَفْلاَكْ

  • Âlemlerin yaratılmasına sebep olan.
  • Âlemlerin yaratılış sebebi.

şecere-i alem / şecere-i âlem

  • Kâinat ağacı; bir ağacı andıran âlem.

şefiü'l-müznibinin varisi / şefiü'l-müznibînin vârisi

  • Âhiret âleminde günahkârların bağışlanması için şefaatte bulunacak olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mirasçısı.

şehadet alemi / şehadet âlemi

  • Görünen âlem, dünya.

şehadet perdesi

  • Görünen âlemin perdesi.

şehir

  • Meşhur. Şeref ve şan sahibi.
  • Alemlerce meşhur, Resul-ü Ekremin (A.S.M.) bir ismi.

sehv-i kalem

  • Yanlış yazılış, kalem yanlışı.

sekir

  • Mânâ alemindeki sarhoşluk.

şem'un

  • Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerindendir. Petros veya Sen Piyer de denir. Antakya kilisesini yaptırmıştır. Mi: 65'de Roma'da Neron tarafından hapsedilmiş ve çarmıha gerilerek şehid edilmiştir. Hristiyan âlemine büyük hizmeti vardır. Esas adı, Şem'un-us Safâ'dır.

semere-i alem / semere-i âlem / ثَمَرَۀِ عَالَمْ

  • Alemin meyvesi.

şems-i ezel ve ebed

  • Ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah.

şems-i ezel ve ebed sultanı

  • Ezel ve ebedin sultanı olan Güneş; bu tabir ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

şems-i mu'cizbeyan

  • Mu'cizeli açıklamalarıyla varlık âlemini aydınlatan güneş, Kur'ân-ı Kerim.

sergi-i rabbaniye ve muhammediye / sergi-i rabbâniye ve muhammediye

  • Bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ın ve Peygamber Efendimizin tanıtıldığı sergi.

şeriat-ı fıtriye

  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta vaz'ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar.

server-i alem / server-i âlem

  • Âlemin efendisi, en üstünü Muhammed aleyhisselâm.

seyf-i rahmet-i alem / seyf-i rahmet-i âlem / سَيْفِ رَحْمَتِ عَالَمْ

  • Âleme rahmet kılıcı.

seyr ü süluk-i ruhani / seyr ü sülûk-i ruhanî

  • Mânevî âlemlerde ruh ile bazı mertebelere yükselme ve yolculuk etme.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Dış âlemdeki delil ve vasıtalarla yapılan mânevî yolculuk.
  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin; ilminin, bilgisinin ve kendi ihtiyârı (dilemesi, istemesi) olmaksızın dış âlemde ilerlemesi.
  • Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.

seyr-i enfüsi / seyr-i enfüsî

  • Nefsin iç âlemindeki delil ve vasıtalarla yapılan mânevî yolculuk.
  • Hafî tariklerin çoğunda takib edilen ve nefsinin iç âlemindeki delillerle, vasıtalarla tekâmüle gidenlerin usûlü.

seyr-i enfüsi ve afaki / seyr-i enfüsî ve âfâkî

  • Kişinin kendi iç âleminde ve dış dünyada yaptığı tefekkür ve mânevî yolculuk.

seyr-i ruhani / seyr-i ruhânî / seyr-i rûhânî

  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.
  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.

seyyahin / seyyahîn

  • (Seyyahûn) Seyyahlar. Gezip âlemi seyredenler. Turistler, dolaşanlar, gezenler.

seyyid-ül kevneyn

  • İki âlemin efendisi, seyyidi. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir nâmı.

seyyidü'l-alemin / seyyidü'l-âlemîn

  • Âlemlerin seyyidi, efendisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

şiare

  • (Çoğulu: Şeâyir) Hac amelleri.
  • Hac nişanları. İbadet için alem kılınan her nesne.

sidre / سِدْرَه

  • Varlık aleminin sonundaki manevi ağaç.

sidret-ül münteha

  • Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.

sıfat-ı ef'al alemi / sıfât-ı ef'al âlemi

  • Cenâb-ı Hakkın fiillerinin sıfatları âlemi.

sıfat-ı ezeliye alemi / sıfât-ı ezeliye âlemi

  • Ezelden beri Allah'ın zatında bulunan nitelikler âlemi.

sinema-i rabbaniye / sinema-i rabbâniye

  • Rabbâni sinema; Cenâb-ı Hakkın tedbir ve irâdesiyle, bütün faaliyetlerinin âdeta sinema perdeleri ve levhaları gibi gösterildiği âlem.

sinne

  • (Çoğulu: Sinen) Kalem başı.
  • Sapan demiri.

sır

  • Gizli, gizlenilen şey.
  • Âlem-i emrin (maddesiz, zamansız ve ölçüye girmeyen âlemin) beş mertebesinden biri. Tasavvuf yolculuğunda rûhun üstündeki derece.

sırr-ı hilkat-i alem / sırr-ı hilkat-i âlem

  • Âlemin yaratılış sırrı.

sırr-ı nizam-ı alem / sırr-ı nizam-ı âlem

  • Âlemin düzenindeki sır.

sırr-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı.

skolastik

  • Orta Çağda Hıristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre verilen felsefî fikirler.
  • Lât. Kurun-u vustâda (Orta çağlarda) Hristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre yapılan tedrisat usulü.

sofestai / sofestaî

  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar

sofizm

  • Fls: Sofestaiye. Safsatacılık. Alemde hakikat olarak hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safâ ve şiir gibi şeylerle eğlenmeği tercih eden bâtıl bir meslek. İnâdiye, indiye ve Lâedriye "Septizm" adlarıyla üç kısma ayrılırlar. (Mesail-i İlm-i Kelâm'dan) (Fransızca)

şöhretşiar-ı alem / şöhretşiâr-ı âlem

  • Âleme şöhret salmış.
  • Âlemde şöhret ona nişan olmuş olan. Çok meşhur olan.

şühud-i ilahi / şühûd-i ilâhî

  • Bu âlem (mahlûklar âlemi) ile hiçbir münâsebeti olmadan Allahü teâlâyı müşâhede, görme.

sultan-ı semavi / sultan-ı semâvî

  • Yüce âlemlerin sultanı olan Allah.

sür'at-i kalem

  • Kaleminin hızlı olması, hızlı yazı yazma.

sutur-u kainat / sutur-u kâinat

  • Âlemdeki mânalar, kâinat satırları.

tab

  • "Parıldayan, parlayan, parlatan, aydınlatan" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Âlem-tab : Dünyayı aydınlatan, âlemi ışıklandıran. (Farsça)

tabakat-ı alem / tabakat-ı âlem

  • Âlem tabakaları.

tabiat

  • Doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem.
  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük

tagayyürat-ı alem / tagayyürât-ı âlem

  • Âlemdeki değişmeler, başkalaşmalar.

taharrüf / تَحَرُّفْ

  • Kalem karıştırma neticesinde bozulma.

tahrif / tahrîf / تحریف

  • (Harf. den) Harflerin yerini değiştirmek. Bozmak. Kalem karıştırmak.
  • Kendi menfaati veya başkasının zararı için bir ibârenin mânasını değiştirmek.
  • Başka tarafa meylettirmek.
  • Üstünde kalem oynatarak bozma, asıl anlamını bozma. (Arapça)

tahrifat / tahrifât / tahrîfat / تحریفات

  • (Tekili: Tahrif) Bozmalar. Kalem karıştırmalar.
  • Anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem oynatmalar. (Arapça)

taife-i hayvanat / taife-i hayvânât

  • Hayvanlar âlemi.

taklim

  • (Kamış, tırnak, kalem gibi şeyleri) yontma, kesme.

tanzim-i gaybi / tanzim-i gaybî

  • Gaybî, bilinmeyen âlemden yapılan tertip ve düzenleme.

tasarruf-u ilahi / tasarruf-u ilâhî

  • Allah'ın maddî âlemde dilediği gibi tasarrufta bulunması, dilediğini yapması.

tasarrufat-ı gaybiye

  • Görünmeyen âlemlerden gelen tasarruflar.

te'lif / te'lîf / تأليف

  • Yanyana getirme, alıştırma. (Arapça)
  • Kaleme alma, yazma. (Arapça)
  • Te'lîf edilmek: (Arapça)
  • Bir araya getirilmek, birleştirilmek. (Arapça)
  • Kaleme alınmak, yazılmak. (Arapça)
  • Te'lîf etmek: (Arapça)
  • Bir araya getirmek. (Arapça)
  • (Arapça)

te'lifat / te'lîfât / تأليفات

  • Kaleme alınmış eserler. (Arapça)

te'lifkerde / te'lîfkerde / تأليف كرده

  • Biri tarafından kaleme alınmış. (Farsça)

tecelli-i ef'al / tecellî-i ef'âl

  • Sâlikin, yâni tasavvuf yolcusunun, kulların fiillerini Allahü teâlânın fiilinin zılleri (görüntüleri) olarak görmesi ve bu fiillerin varlığının O'nun fiili ile olduğunu bilmesi. Âlem-i Emrin ilk adımında olan tecellîler.

tecelliyat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları.

tedbir-i uluhiyet / tedbir-i ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın ilâhlığıyla bütün varlık âlemini tedbiri, idaresi.

tekvin-i alem / tekvin-i âlem

  • Âlemin yaratılması, var edilmesi.

telif eden

  • Yazan, kaleme alan.

telif edilen

  • Yazılan, kaleme alınan.

telif etme

  • Yazma, kaleme alma.

temyiz evrakı

  • Yargıtay'ın kaleme aldığı cevap yazısı.

ter-zeban

  • "Yaş dilli". Hazırcevap. (Farsça)
  • Kalem. (Farsça)

tesahhur

  • (Çoğulu: Tesahhurât) Zevklenip alay etme.
  • Aleme gülünç olma. Maskara olma.

teşhir

  • Göz önüne serme, gösterme. Sergi serip âleme ilân etme.
  • Meşhur ve nâmdâr kılmak.
  • Kılıç sıyırma.

tevhid-i rahman / tevhid-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ı bir olarak bilme ve ilân etme.

tezahür-ü rububiyet / tezahür-ü rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.

tezahürat-ı rububiyet / tezahürât-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması.

tılsım-ı muğlak-ı alem / tılsım-ı muğlak-ı âlem / طِلْسِمِ مُغْلَقِ عَالَمْ

  • Alemin anlaşılması zor ve kapalı sırrı.

ukba / ukbâ

  • Âhiret, öbür dünya, bâki olan âlem.
  • Ceza.
  • Cezâ; âhiret âlemi.

ulvi / ulvî

  • Yüce, yüksek, göğe ve manevî âleme mensup.

umur-u hakikiye

  • Hakiki işler; maddi âlemde gerçekliği bulunan şeyler, işler.

üstad-ı kader

  • Kader Üstadı; Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir edip, plânlaması demek olan kader ilmi, kader kalemi.

vahdeddin

  • (Aslı: Vahîdüddin, fakat Türkçede Vahdeddin şeklinde telâffuz edilir.) Osmanlı Padişahlarının sonuncusu ve otuzaltıncısının adıdır. (Mi: 1861-1926) Zeki, dirayetli ve dindardı. Osmanlılar ve İslâm âlemi için bir felâket işareti olan Sevr Muahedesini imzalamadı. Osmanlı ordusu olarak emrine bırakılan

vahdet-i kalem / وَحْدَتِ قَلَمْ

  • Kalem birliği.
  • Kalemin birliği.

vakıa-i misaliye

  • Misâl âlemi ile ilgili olay.

vakıa-i ruhaniye / vâkıa-i ruhaniye

  • Ruhanî ve mânevî âlemde müşahede edilen ve görülen olay.

ve'l-hamdü lillahi rabbi'l-alemin / ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn

  • Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

velkalemi

  • Kalem hakkı için. Kaleme yemin olsun.

vücud bulan

  • Meydana gelen, varlık âlemine çıkan.

vücud-u harici / vücud-u hâricî / vücud-u hârîci

  • Zâhir, ademden çıkmış olan. İlmî vücuddan âlem-i şehadete gelmiş olan. Maddî varlık, cismanî eşya.
  • Dış âleme çıkmış varlık, maddî varlık, görünen varlık.

vücut alemi / vücut âlemi

  • Varlık âlemi.

ya

  • "Hey, ey!" mânasında nida olarak kullanılır. Arapçada başına geldiği kelimenin i'rabını ötre okutur. "Yâ-Halimu, Yâ-Rahimu" da olduğu gibi. Yâ, terkibli kelimelerin başına gelirse; baştaki kelimeyi "üstün" meftuh okutur. "Yâ Rabbe-l Âlemîn" de olduğu gibi."Yâ" üç şekilde kullanılır:1- Müennes zamiri

ya rabbe'l-alemin / yâ rabbe'l-âlemîn

  • Ey âlemlerin Rabbi olan, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah'ım.

yera

  • (Tekili: Yerâa) Yontulmamış kamış kalemler. Kamışlar.
  • Ateşböcekleri.

yeraa

  • (Çoğulu: Yerâ) Kamış düdük.
  • Yontulmamış kalem.

zade-i tab / zâde-i tab

  • Bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan.

zalim / zâlim

  • Zulm eden, müslümanlara ve İslâmiyet'e; eli ile, dili ile ve kalemi ile zarar veren, başkalarının hakkına tecâvüz eden.
  • Allahü teâlâya inanmayan kâfir.

zat-ı fahr-i alem / zât-ı fahr-i âlem

  • Bütün âlemin kendisiyle övündüğü Zât, Peygamberimiz.

zevk

  • Mânevî âlemlerde iman hakikatlerinin hazzına erişme.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR