LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Aldatma ifadesini içeren 93 kelime bulundu...

bend

  • Bağlanan. Bağlanmış. (Farsça)
  • Bağ. Boğum. Mafsal. (Farsça)
  • Su bendi. Baraj. (Farsça)
  • Gam. Gussa. (Farsça)
  • Mekir. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)
  • Mülâhaza. Fıkra. Madde. (Farsça)
  • Aldatmak. (Farsça)
  • Birisini emri altına almak, bendetmek. (Farsça)
  • Edb: Baştan sona kadar aynı vezinli bir çok parçalardan meydana (Farsça)

cerbeze

  • Doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek derecede aldatma.
  • Süslü sözlerle aldatma.

dahal

  • Aldatmak, mekretmek.

de'l

  • Aldatmak.
  • Ahdi bozmak, sözü tutmamak.

de'v

  • Aldatmak, hud'a.

dehal

  • Aldatmak, mekir ve hile etmek.

desais / desâis

  • Hileler, aldatmacalar.

desise

  • Hile, aldatma.

desise-i nefsiye

  • Nefsin desisesi, aldatması.

dücac

  • Galebe ile çağrışmak.
  • İnlemek.
  • Aldatmak, kandırmak.

edv

  • Aldatmak, hud'a.

evind

  • Hud'a, hile, aldatma, oyun. (Farsça)

evrend

  • Hile, aldatma, hud'a, oyun. (Farsça)
  • Nam, şan, şeref. (Farsça)
  • Serir, erike, taht. (Farsça)

evreng

  • Taht, evrend. (Farsça)
  • Şan, şeref, nâm. (Farsça)
  • Zinet, süs. (Farsça)
  • Akıl, irfan. (Farsça)
  • Ağaç kurdu. (Farsça)
  • Hoş hâllilik, hâlin hoşluğu. (Farsça)
  • Hile, desise, hud'a, aldatma, oyun. (Farsça)
  • Yakışıklılık. (Farsça)

ezz

  • Depretmek ve koparmak.
  • Kandırmak, aldatmak.

fenn

  • Hüner. Mârifet.
  • San'at.
  • Tecrübe.
  • İlim.
  • Nevi, sınıf, çeşit, tabaka.
  • Türlü.
  • Fizik, kimya, biyoloji, matematik ilimlerinin umumi adı.
  • Tatbikat ve isbat ile meydana gelen ilim.
  • Birisini muamelede aldatmak.
  • Fend.
  • Borç

gaben

  • Aldatma, aldanma, alıcı ve satıcıdan birinin diğerini aldatması.

gaben-i yesir / gaben-i yesîr

  • Az aldanma veya az aldatma.

gabn / غبن

  • Aldatmak. Hud'a.
  • Noksan etmek, noksanlaştırmak.
  • Kazıklama, alışverişte aldatma. (Arapça)

gadr

  • Hâinlik, vefâsızlık, merhametsizlik. Muâmelede aldatmak.

garr

  • Aldatmak.
  • Hırsa düşmek.
  • Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.

gıll ü gış

  • Kin, düşmanlık ve aldatma gibi anlamsız şeylerle uğraşılar.

göz boyamak

  • Mc: Aldatmak, hileye düşürmek. (Türkçe)

habeb

  • Aldatma, kandırma. Hile, kurnazlık.

had'

  • Aldatmak.
  • Dühul etmek, girmek.
  • Kurumak.

hadai'

  • (Tekili: Hadîa) Hileler, dalavereler, aldatmalar, yalanlar.

hadia / hadîa

  • (Çoğulu: Hadâyi') Ustalıklı bir şekilde aldatma, oyun yapma.

hatel

  • Kahretmek.
  • Ahdini bozmak.
  • Aldatmak.

hays

  • Hayvan leşinin kokması.
  • Bir kimseyi aldatmak.
  • Sözde durmamak, ahid bozmak.
  • Fâsid olmak.

hida'

  • Hile. Düzen kurmak. Aldatmak için yapılan oyun.

hılabe

  • Aldatmak, hud'a.

hile / hîle

  • Aldatma.
  • Sahtekârlık, hud'a. Aldatmak, yanıltmak.
  • Düzen, aldatma.

hile-i şer'iye

  • Müşkül bir mes'eleyi, şer'i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer'an muahaze ve mes'uliyeti mucib olmayacak surette te'vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer'î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumu

hiyel

  • (Tekili: Hile) Aldatmacalar, hileler, sahtekârlıklar.

hizb-üş şeytan / hizb-üş şeytân

  • Şeytânın aldatmalarına kapılan topluluk. Şeytanın taraftarı, şeytana uyanlar.

hud'a

  • Hile, oyun. Aldatma. Düzen. Mekir.
  • Bir kere aldanmak.
  • Herkese aldanan. Safdil.
  • Hile, aldatma.
  • Aldatma, oyun hile.

hutuvat

  • (Tekili: Hutvât-Hutevat) (Hutve) Adımlar. İzler. Yollar. Eserler.
  • Şeytanın aldatmaları.

iddira'

  • Anlama, derketme, kavrama, fehmetme.
  • Hile ile aldatma.
  • (Kadın) saçını tarayıp salıverme.

iftitan

  • (Fitne. den) Fitneye uğrama.
  • Aldatmak.
  • Azdırmak.

igfal

  • (Çoğulu: İgfalât) Dikkatsizlikle terkettirmek.
  • Gaflette bırakmak.
  • Kandırmak. Aldatmak.

iğfal / iğfâl / اغفال / اِغْفَالْ

  • Gaflete düşürerek kandırma, aldatma.
  • Aldatma, ayartma.
  • Aldatma, doğru yoldan saptırma. Hakkı unutturma.
  • Yanıltma ve aldatma.
  • Aldatma, kandırma. (Arapça)
  • Irza geçme. (Arapça)
  • İğfâl edilmek: (Arapça)
  • Aldatılmak, kandırılmak. (Arapça)
  • Irzına geçilmek. (Arapça)
  • İğfâl etmek: (Arapça)
  • Aldatmak, kandırmak. (Arapça)
  • Irzına geçmek. (Arapça)
  • Aldatma.

iğfal etme

  • Kandırma, aldatma.

igfalat

  • (Tekili: İgfal) İğfal etmeler, kandırmalar, aldatmalar.

iğfalat / iğfalât / iğfâlât

  • İğfaller, aldatmalar.
  • Aldatmalar.

igfaliyyat

  • Yanıltıp aldatmak için söylenen sözler.

ihlas

  • Müşteriyi aldatmak. Müflis olmak.

ihsa

  • Saymak. Sayılmak. İstatistik, sayım.
  • Kandırmak, aldatmak.
  • Zaptetmek.
  • Ezber etmek.
  • Fehmetmek. İdrâk eylemek.

ihtida'

  • Aldatmak. Hile yapmak. Oyun etmek.

ıhtilab

  • Aldatmak.

ihtilab

  • Aldatma, kandırma.
  • Aldatılma, kandırılma. Hile yapılma.

ihtilam / ihtilâm / احتلام

  • Düşazma, şeytan aldatması. (Arapça)

ihtiyal

  • (Hile. den) Hile yapma, aldatma, düzen, oyun etme.

ihtiyalat

  • (Tekili: İhtiyal) Düzenler, hileler, aldatmalar, oyunlar.

kamuflaj

  • Gizlenme, örtme. Aldatma gayesiyle yapılan tertibat. Daha ziyade harp zamanlarında araçlar ile insanların, bulundukları mekâna göre kılığa girmeleri. (Fransızca)

kiris

  • Yaltaklanma. (Farsça)
  • Aldatma, kandırma, hile yapma. (Farsça)

laç

  • Oyun etme, aldatma, hile yapma. (Farsça)

maden-i desais / maden-i desâis

  • Hile ve aldatmaların kaynağı.

maglata-i şeytaniye

  • İnsanları aldatmak ve yoldan çıkarmak için söylenen karıştırıcı sözler. Şeytanın insan kalbine vesvese vermesi.

mağlata-i şeytaniye / mağlâta-i şeytaniye

  • Şeytanın aldatmacası.

mekaid

  • (Tekili: Mekide) Hileler, aldatmalar, düzenler, dalavereler.

mekayid / mekâyid

  • (Tekili: Mekide) Hileler, düzenler, aldatmalar.

mekide / mekîde

  • (Çoğulu: Mekâid) Hile, aldatma, düzen, dalavere.

mekir

  • (Mekr) Hile. Aldatma. Oyun. Düzen. (Birisinin kötü veya iyi hâllerini öğrenmek veya kötülüğe sevketmek ya da gayesinden alıkoymak için yapılır.)

mekr

  • Hile, aldatma.
  • Hile, oyun, düzen.
  • Hile ile aldatma, maksadından vazgeçirme.

mücazefe / mücâzefe

  • Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak.
  • Fık: Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahmini satış. Götürü almak. Toptan satmak.
  • Söz ile karşısındakinin hakkını örtme, aldatma.
  • Söz ile karşısındakinin hakkını örtme, aldatma.

müdahene / müdâhene

  • Dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma.
  • Aldatmak, iki yüzlülük etmek, hîle ve yağcılık etmek. Kudreti olduğu, gücü yettiği hâlde dindeki gevşekliği sebebiyle haram işleyene mâni olmamak.

müdalese

  • Aldatmak, hile etmek, muhâdaa.

mugabene

  • (Gabn. dan) İki taraf birbirini aldatma.

mugalata / mugâlata

  • Safsata, demagoji; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleme.

muhadaat

  • (Had'. dan) Aldatma, hile yapma, oyun etme.

muhadea

  • Aldatmak, hilecilik, oyun etmek.

mümahale

  • Mekir ve hile etme, aldatma.

mumahele

  • Hile etmek.
  • Oyunla aldatmak. Hilekârlık.

mümakere

  • Hile etmek, aldatmak.

münafık / münâfık

  • İnanmadığı hâlde, müslümanları aldatmak için, inanmış görünen kimse.

muravaza

  • Bir kimseyi kahır veya hile ile iknâ etme, aldatma, kandırma.

müşagabe

  • Birbirine şer ve fenalık etmek. Aldatmak.
  • Fls: Mübahase ve münakaşayı bir gaye sayanların yolu, usulü. (Didimcilik, eristik)

nireng

  • Düzen, hile, aldatmaca. (Farsça)
  • Taslak, resim. (Farsça)
  • Büyü, efsun. (Farsça)

nüzü'

  • İfsad etmek, bozmak, aldatmak, yaramaz nesneye kandırmak.

sihr

  • (Sihir) Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık.
  • Aldatmak.
  • Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek.
  • Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey.
  • Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner.

tagrir

  • (Çoğulu: Tagrirât) (Gurur. dan) Müşteriyi aldatma. Gurur verip aldatma.
  • Tehlikeli yerlere düşürmek.

tağrir / tağrîr

  • Yalan söyleyerek aldatma.

tahatül

  • Birbirini aldatmak.

tahaz

  • Birbirini kandırmak, aldatmak.

tahdi'

  • Aldatmak.

tedlis

  • Aldatmak.
  • Sattığı malın ayıbını gizleyerek aldatma.

tegabün

  • (Gabn. dan) Karşılıklı aldatma. Aldanma veya aldanmanın zuhuru.

tekazüb / tekâzüb

  • (Kizb. den) Birbirini aldatma. Birbirine yalan söyleme.

telbis / telbîs / تلبيس

  • (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek.
  • Suret-i haktan görünerek hile edip aldatmak.
  • Hile. Oyun.
  • Hile yaparak aldatma. (Arapça)

tertib / tertîb

  • (Çoğulu: Tertibât) Tanzim etme. Dizme, sıralama, düzene koymak.
  • Tedarik edip hazır ve müheyya kılmak.
  • Bir şeyi bir yere sabit ve pâyidar kılmak.
  • Mertebelere göre davranmak.
  • Hile ile aldatma.
  • Düzeltme. Dizme, sıralama, düzene koyma.
  • Hile ile aldatmak.

teshir

  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Yemek ve içmeğe muhtaç etme.
  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Zaptetme, hakim olma. Zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakîr ve zelil etmek.

tesvil

  • (Çoğulu: Tesvilât) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
  • Tezyin etmek, süslemek.

ukle

  • Bağlamak.
  • Hile edip aldatmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın