LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Alakalı ifadesini içeren 319 kelime bulundu...

adli / adlî

  • Adâlete mensup, adâletle alâkalı, ilgili.
  • Sultan II. Bayezid'in şiirlerinde kullandığı mahlası.

afaki / âfâkî / آفاَقِي

  • Dışa âit, çevreyle alâkalı.

ahkam-ı adliye / ahkâm-ı adliye

  • Adaletle alâkalı hükümler, emirler.
  • Adliye nezaretinin eski ismi.

ahlakıyyat / ahlâkıyyât

  • Ahlâk ilmi ve düsturlarını ve bunların vasıflarını ve tatbiklerini inceleyen, öğreten ilim.
  • Ahlâk ve terbiye ile alâkalı ders ve bahisler.

ahval-i şahsiye

  • Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)

aidiyyet

  • Alâkalılık, ilgililik. Aid olma. Birine mahsus olma.

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

alakadar / alâkadar / alâkadâr / علاقه دار

  • Alâkalı, münâsebetdar.
  • Alâkalı, ilgili.
  • İlgili, alakalı. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar etmek: İlgilendirmek. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar olmak: İlgilenmek. (Arapça - Farsça)

alat-ı basariye / âlât-ı basariye

  • Gözle alâkalı gözlük, dürbün gibi optik âletler.

alemi / alemî

  • (Alem. den) Has isimle alâkalı. Aleme aid.

aliyye / âliyye

  • Âlete mensup. Âletle alâkalı.
  • (Çoğulu: Alâyâ) Yemin etmek.

an'anevi / an'anevî

  • An'ane ile alâkalı.

arzi / arzî

  • (Arziye) Toprağa ait ve müteallik. Yere ait, toprakla alâkalı.
  • Semavî olmayan. Beşerî olan.

avrupai / avrupaî

  • Avrupalılara ait ve onlarla alâkalı Avrupalılar gibi.

ba'ziyet

  • Bazılarına âit oluş. Herkese âit olmama. Herkesle alâkalı olmama. Bir şeyin bir kısmı ve bir miktarı.

bahri / bahrî

  • Denize âit, denize mensup, denizle alâkalı.

bedri / bedrî

  • Bedr'e ait ve onunla alâkalı.
  • Erkek ismidir. (Müennesi: Bedriye)

cah-ı masiva / câh-ı mâsiva

  • İtibar, makam, mevki gibi Allah'tan başka, dünya ile alâkalı şeyler ve onların oluşturduğu tehlike çukuru.

camiiyyet

  • Câmi'lik, toplayıcılık.
  • Çok şeylerle alâkalılık.
  • Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.

celali / celalî

  • Celal ismine dâir. İlâhi ve celale müteallik. Celal adlı kimselerle alâkalı olan.
  • Hicri XI. Asırdan önce Anadolu'da baş gösteren eşkiyaya verilen ad.
  • Sultan Celaleddin Melikşah tarafından hazırlanan ve Hicri 471 tarihinde başlayan bir güneş takvimi.

celcelutiye

  • Peygamberimizin Resul-i Ekremin (A.S.M.) derslerine istinâden, aslı cifir ve ebced hesâbı ile alâkalı olarak Hz. Ali (R.A.) tarafından te'lif edilen Süryânice bir kasidedir. Esas mânası; bedi' demektir.

cem'i / cem'î

  • (Cem'. den) Cemiyete mahsus, cemiyetle alâkalı.

cemiyet-i hayatiye

  • Hayatın kapsamlılığı; insanın hayatının herşeyle alâkalı ve irtibatlı oluşu.

cihadi / cihadî

  • (Cihadiyye) Cihada mensub, savaş işleriyle alâkalı.
  • II. Sultan Mahmud devrinde harp masraflarına mukabil olmak üzere kesilmiş olan sikke.

cinai / cinaî

  • (Cinâiyye) Cinayetle alâkalı.

cinsi / cinsî

  • Cinsle ilgili, cinsle alâkalı.

cinsiyet

  • Bir kavim ve kabileye mensub olma.
  • Bir cins ile alâkalı olma.

cismani / cismanî

  • (Cismaniye) Bedene mensub, vücutla alâkalı.
  • Mânevi ve ruhani karşılığı. Maddi ve cisimli olmak.

dair / دائر

  • Devreden. Dolaşan. Dönen. Bir şeyin etrafını kuşatan.
  • Belli bir şey hakkında olan. Alâkalı, müteallik.
  • Alâkalı.

daire-i melekut / daire-i melekût

  • Varlıkların iç yüzüyle alakalı görünmeyen daire.

daverane / dâverâne

  • Doğruluk ve adaleti seven bir büyüğe yakışacak tarzda. (Farsça)
  • Hâkim ve vezirle alâkalı olan. (Farsça)

dimişki / dimişkî

  • Şam şehriyle alâkalı. Şam'a ait ve müteallik.
  • Şam'da yapılan ve güzel san'atlarda kullanılan bir nevi kâğıt.

dünyevi / dünyevî

  • (Dünyeviye) Bu âleme mensub ve müteallik. Dünyaya âit ve dünya ile alâkalı.

düveli / düvelî

  • (Düveliyye) Devletlerle alâkalı.

efrenci / efrencî

  • Frenklere yani Avrupalılara mahsus ve aid.
  • Frengi hastalığıyla alâkalı ve münasebetdar.

esasiyye

  • Asılla temelle alâkalı. Esasa ait ve müteallik.

esiri / esirî

  • Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.

ezani / ezanî

  • Ezan ile alâkalı.

fahmi / fahmî

  • (Fahmiyye) Kömürümsü, kömürle alâkalı.

farisi / farisî

  • Acemce, Farsça. İran'la alâkalı ve ona müteallik. İran dili veya halkı ile alâkalı olan.

federal

  • Bir devletler federasyonu ile alâkalı, yahut ona ait. (Fransızca)

felsefi / felsefî

  • Felsefeye mensub ve felsefe ile alâkalı.

femi / femî

  • Ağızla alâkalı. Ağıza âit.

fethi / fethî

  • Fetih ile alâkalı. Fethe âit.
  • Ferahlık verici.

fevzai / fevzaî

  • Anarşist. Hiç bir din ve nizam tanımayan.
  • Kargaşalık ve anarşi ile alâkalı.

fezai / fezaî

  • Gökle alâkalı. Göğe âit. Geniş sahaya âit. Fezaya âit ve müteallik.

fikri / fikrî

  • (Fikriye) Fikir cinsinden, fikirle alâkalı. Fikre âit ve müteallik.

fuadi / fuadî

  • Gönül ve kalble alâkalı.

gaiyye

  • Bir şeyin sebeb ve neticesini ileri süren felsefe mesleği.
  • Maksad ve gayeye âit. Son ile alâkalı. Gaye, maksad ve neticeye mensup ve müteallik. (Fr.: Finalizm)

girgin

  • Her yere sokulan, herkesle görüşen, sokulgan.
  • Mensub, alâkalı, müteallik.

haki / hakî

  • Toprak rengi. Toprakla alâkalı. (Farsça)

halfi / halfî

  • Arka, ard ile alâkalı olan.

halveti / halvetî

  • Halvete müteallik, halvetle alakalı.
  • İbadet ve zikirlerini tenhada yapan bir tarikat adı.
  • Halvetiye Tarikatından olan kimse.

hamasi / hamasî

  • Hamâsetle alâkalı. Fıtrî cesarete âit ve müteallik.

hannasi / hannasî

  • Şeytanla alâkalı.

harbiye nazırı

  • Askerlik işleriyle alâkalı dairenin başında bulunan memura verilen ünvandır. Kuva-yı Milliyenin Anadolu'da kurduğu hükümette "Milli Müdafaa Vekili" adını taşıyan bu ünvan, Osmanlı Hükümetine 1908 Temmuz inkılâbı arifesinde kurulan Said Paşa kabinesiyle girmiştir. Ondan evvel "Serasker" adını taşıyor

harici / haricî

  • Dışarıya âit olan. İçeriye âit olmayan. Dış ile alâkalı. Ecnebiye âit.
  • Zorba ve âsi olan.
  • Seyyid olmadığı halde seyyidlik iddia eden.
  • Vaktiyle Hazret-i Ali Kerremallâhü veche'ye âsi olan fırka-i dâlle ashabından herbiri.

hariciyye

  • Hariçle alâkalı. Dış işleri.
  • Ameliyatla tedavi edilebilen hastalıklar.
  • Haricilik.

harifi / harifî

  • Sonbaharla alâkalı.

hatemi

  • Mühür kazıyan, mühür yapan. Mühürle alâkalı.

havai / havaî

  • (Çoğulu: Havâiyât) Havaya âit ve müteallik. Hava ile alâkalı.
  • Heves ve nefis hesabına olan, boşuna veya çirkin. Günahlı iş. Nefsâni hâl ve hareketler.

hayati / hayatî

  • Hayata ve yaşamağa ait. Hayatla alâkalı. Hayat için mecburi olan.
  • Mc: Çok önemli bir şeyin bağlı bulunduğu başka bir şey. Temel.

hayaviye

  • Hayatla alâkalı âza. (Hayeviye diye de okunur)

hazani / hazanî

  • Sonbahar ile alâkalı, güz mevsimine ait. (Farsça)

hazari / hazarî

  • Köyde ve kasabalarda yaşayanların yaşayış şekli ve tarzlarına ait. Şehirli.
  • Sulh ve asâyiş, sükun ve istirahat zamanlarına mensub ve müteallik. Barış ve güvenle alâkalı.

hazefi / hazefî

  • Çanak çömlek ile alâkalı.

hazm-ı nefs

  • Tahammül etmek. Nefsini kırmak. Meydana gelen kendi ile alâkalı gördüğü bir kusuru kendi üzerine almak. Sabreylemek. Sindirmek. (Farsça)

helali / helalî

  • Bürüncük ve pamuk karışımından yapılan bir cins yeli bez.
  • Yaldızlı bakırdan vaya tahtadan mahfazası olan eski sistem saat.
  • Helâl ile alâkalı olan.

hendesi / hendesî

  • Muntazam şekli ile alâkalı ve hendeseye dâir. Geometrik şekle dâir.
  • Geometri ile alâkalı ve müteallik.

hicabi / hicabî

  • Zar ve perde ile alâkalı ve ona müteallik. Perde ve örtüye âit.
  • Mahcub. Utangaç.

hicazi / hicazî

  • (Hicaziyye) Hicaza mensub. Hicazla alâkalı.
  • Hicazlı Arap.

hicvi / hicvî

  • Hicivle alâkalı. Hiciv denilen tarz-ı zemme ait ve müteallik olan şeyler.

hıfzıssıhha

  • (Hıfz-üs sıhha) Sağlıklı yaşamak için doğrudan doğruya kişi ve içinde bulunan çevrenin sağlıkla alâkalı şartlarını tetkik edip inceleyen, gerekli tedbirleri olan ve bu çeşit çalışmalardan bahseden hekimlik kolu veya sağlık bilgisi.
  • Sıhhatini korumak. Sağlığını muhafaza etmek.

hikmet-i amme / hikmet-i âmme

  • Her şeyin alakâlı olduğu İlâhî gaye. Her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren umumi faydalar. Yaratılıştaki, kâinattaki umumi ve ilâhi gaye.

hilkıyyat

  • Yaratılışla alâkalı, hilkatte olan evsaf.

himari / himarî

  • Himarla alâkalı.
  • Eşek gibi.

himyevi / himyevî

  • Perhiz ile alâkalı.

hücrevi / hücrevî

  • Hücre gibi, hücre ile alâkalı, hücreye dâir.

hukuk-u ibad

  • Fık: Akidler ve muamelelerle alâkalı hukuk. İnsanlarla olan muamelelerimizdeki haklar. Ferde ait olan hususi haklar.

hukuki / hukukî

  • (Hukukiyye) Hukuka ait, hukuk işleriyle alâkalı.

hukukullah

  • Fık: İbadetler ve İlâhî cezalar, ukubetlerle alâkalı haklar.
  • Hukukullah umuma taalluk edip, yalnız bir şahsa âid olmayan ahkâm demektir. Bunlar hukuk-u umumiyeden ibarettir. Cenab-ı Hakk'a izafesi, tazim ve ehemmiyetine işaret içindir.

hulki / hulkî

  • Huy ile, hulk ile alâkalı ve hulka müteallik.

hutuvat-ı sitte

  • Altı adım. (Kur'an-ı Kerim'deki "Hutuvat-üş şeytan" tabirinden istifaze ile, şeytanların ve onların insî mümessilleri olan şerir insanların fitnekâr ve dalâlete sevkedici adımları, izleri ve desiseleri gibi mânalarla alâkalı olarak "bir mühim eser"e verilen isim) Şeytanın altı desisesi.

i'tikadi / i'tikadî

  • İtikad ve inançla alâkalı.

idari / idarî

  • İdare.
  • İdare ile alâkalı.

iddiai / iddiaî

  • İddia ile alâkalı. Şahitsiz, delilsiz ve boş söz.

idi / îdî

  • Bayramla alâkalı.

ihbari / ihbarî

  • Haberle alâkalı. Haber vermeğe dair.
  • Gr: Bir işin ne zaman olacağını bildiren fiil.

ihbariyyat

  • Haberle alâkalı, habere âit cümleler.

ihbarname

  • Yazılı haber. Yazı ile haber vermek. (Farsça)
  • Belirli hadiselere dair bilgi olarak, alâkalı olduğu yere verilen yazı. (Farsça)
  • Bir paranın ödenmesi veya başka bir muamelenin yapılması lüzumuna dair resmi bir daireden gönderilen ihtarnâme. (Farsça)

ihsai / ihsaî

  • Sayım ile alâkalı. İstatistiğe ait.

ihsasi / ihsasî

  • Hisse ait ve müteallik. Duygu ile alâkalı.

ihtirai / ihtiraî

  • (Çoğulu: İhtiraiyyat) İcad ve ihtira ile alâkalı.

ihtirazi / ihtirazî

  • Çekinmeye ait, sakınmayla alâkalı.

ihtiyati / ihtiyatî

  • İhtiyatla alâkalı. Gelecek zamana ait olan.

ihtizazi / ihtizazî

  • İhtizaza ait. Titremekle alâkalı.

ikrar / ikrâr

  • Îmânını açıkça, dil ile söylemek.
  • Bir kimsenin kendisiyle alâkalı olup, başkasına âit bulunan bir şeyi haber vermesi, îtirâf etmesi.

iktidari / iktidarî

  • Güç ve iktidarla alâkalı ve mensub.

iktisadi / iktisadî

  • İktisada ait, tutumla alâkalı. Ekonomik.

iktisadiyat

  • İktisad bilgisi. İktisad ve tutumla alâkalı olan işler.

ilahi / ilahî / ilâhî

  • Cenâb-ı Hak ile alâkalı, Allah'a dâir. Cenab-ı Hakk'a aid ve müteallik.
  • Ey Allahım, ey İlâhım! (meâlinde duâ içinde söylenir).
  • Edb: Tasavvufî şairler tarafından dinî ve İlâhî fikirleri havi olmak üzere yazılmış olan ve makamla okunan şiirler.
  • "Ey Allah'ım" mânâsına hitâb.
  • Allahü teâlâ ile alâkalı, O'na âit, O'ndan gelen, O'nun gönderdiği, indirdiği.

ilhami / ilhamî

  • İlham ile elde edilen ve nâil olunan. İlham ile alâkalı.
  • Erkek adı.

ilhani / ilhanî

  • İlhanlık. İlhanla alâkalı. İlhanın idare ettiği devlet şekli, imparatorluk. Bu idareye bağlı memleketler. İlhan olma hâli.

illi / illî

  • Sebebe ait. Neden ve sebeple alâkalı.

illiyet

  • Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış.

ilmi / ilmî

  • İlimle, bilgi ile alâkalı. İlme ait ve müteallik. Câhilce ve tetkiksizce olmayan.

iltihabi / iltihabî

  • İltihabla alâkalı.

iltisaki / iltisakî

  • İltisakla alâkalı.
  • Yapışan, birleşen. Kavuşan, bitişen.

indifai / indifaî

  • Püskürme ile alâkalı.
  • Püskürük.

inkari / inkârî

  • İnkârla alâkalı.

inşaat

  • Yapmak, inşa etmek.
  • Yapı. Bina ve gemi yapımıyla alâkalı işler.

insani / insanî

  • İnsana ait, insanla alâkalı.

insiyaki / insiyakî

  • İnsiyak ile alâkalı. İnsiyak, İlâhî sevk ve his ile alâkadar.

intaniye

  • Fena koku ve mikropluluğa dâir, mikroplu hastalıkla alâkalı.

intihabi / intihabî

  • İntihabla alâkalı, seçim ve seçme işlerine ait.

intihai / intihaî

  • (İntihaiyye) Sona ve nihayete ait. Bitme ile alâkalı.

inzibati / inzibatî

  • Emniyet ve asâyişe dair. İnzibata müteallik. İnzibatla alâkalı.

inzımam

  • (Zamm. dan) Bir birine ilâve olunmak, katılmak. Yapışmak. Birbiri ile alâkalı oluş.

iradi / iradî

  • İrade ile alâkalı, iradeye dâir.

irsi / irsî

  • Miras ile alâkalı, irse âit ve müteallik.

irticai / irticaî

  • (İrticaiye) İrtica ile alâkalı.

ıslahi / ıslahî

  • (Islahiyye) Islah etmeye ve düzeltmeğe dair. Düzeltme ile alâkalı.

islami / islamî

  • İslâm dinine mensub, İslâm ile alâkalı.

ismi / ismî

  • (İsmiyye) İsme mensub, isimle alâkalı. İsmen olup aslen olmayan, varlığı isimden ibâret olan. İsim cinsinden.
  • Arabçadan iki isimden, yani; müsned ile müsned-i ileyhten mürekkep cümle.

isnadi / isnadî

  • İsnad etmekle alâkalı.

isnevi / isnevî

  • İki ile alâkalı.
  • Pazartesi günü ile alâkalı.
  • Her pazartesi günleri oruç tutan kimse.

istikbali / istikbalî

  • Gelecek zamanla alâkalı. İstikbale mensub.

istinadi / istinadî

  • İstinad etmekle alâkalı.

iştiraki / iştirakî

  • Ortaklığa ait, ortaklıkla alâkalı.
  • Komünist.

istisnai / istisnaî

  • İstisnaya âit. Ayırmayla alâkalı.

istitradi / istitradî

  • İstitrad ile alâkalı. Asıl mevzudan olmayan.

izafi / izafî

  • İzafetle alâkalı, izafete dâir. Ona bağlamak suretiyle. Alâkalı göstererek.

izafiyye

  • Münasebet. Bağlı oluş. Alâkalılık.

kademi / kademî

  • Ayakla alâkalı. Ayağa mensub.

kaderi / kaderî

  • Kader ile alâkalı. Kader, tali' nev'inden olan.

kafavi / kafavî

  • Kafa ile alâkalı.

kaidevi / kaidevî

  • Kaide ve kural ile alâkalı.
  • Mat: Tabana ait.

kalemi / kalemî

  • (Kalemiyye) Kalemle alâkalı. Kalemle münâsebet ve alâkası olan.

kameri / kamerî

  • Ay ile alâkalı.

kassi / kassî

  • Göğüsle alâkalı. Sadrî.

kavli / kavlî

  • Sözle alâkalı. Söz niteliğinde.

kavmi / kavmî

  • Kavme âit, kavimle alâkalı.

kazai / kazaî

  • Kaza ile alâkalı. Hüküm vermeğe ait.

kelami / kelâmî

  • Söz ve kelâma ait. Sözle alâkalı.

kelbi / kelbî

  • Köpeğe ait, köpekle alâkalı. Köpek cinsinden olan ve köpeğe müteallik.

keşfi / keşfî

  • Keşifle alâkalı.

kevni / kevnî

  • Oluşa ait ve müteallik. Kâinat ilmine dair. Varlıkla alâkalı.

keyani / keyanî

  • Şaha ait. Hükümdarla alâkalı. (Farsça)

kibriti / kibritî

  • Kükürtle alâkalı.
  • Kükürt renginde olan. Açık sarı rengi.

kıbti / kıbtî

  • (Çoğulu: Kabâti) Kıbt soyundan olan. Çingene.
  • Çingene ile alâkalı.

kimyevi / kimyevî

  • Kimyâ ile alâkalı

kinetik

  • Hareketle alâkalı. Hareket dolayısıyla meydana gelen, hareketli. (Fransızca)

kırtasiye

  • Kâğıt işleri. Kâğıtla alâkalı. Onunla yapılan muâmeleler.

kisbi / kisbî

  • Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı.

kontenjan

  • Alâkalıların her birine düşen miktar veya yer. Pay miktarı. (Fransızca)

kufi / kufî

  • Kûfe şehrine mensub. Bu şehirle alâkalı.

kuhi / kuhî

  • Dağa mensub. (Farsça)
  • Dağla alâkalı. (Farsça)
  • Dağlı. (Farsça)

kutb

  • İşlerin görülmesine veya insanların doğru yolu bulmasına vâsıta kılınan büyük zât. Dünyâ işleri ve madde âlemindeki olaylarla alâkalı olana medâr kutbu (kutb-ül-aktâb), din ve irşâd işi ile vazîfeli kılınana irşâd kutbu denir.

kutbi / kutbî

  • (Kutbiye) Dünya kutuplarına ait. Onlarla alâkalı.

laedriyye / lâedriyye

  • Şüphecilerle alakalı. Şüphecilik üzerine kurulu felsefe ekolü.

lafzi / lafzî

  • Lafza ait ve müteallik.
  • Gr: Kelimenin söylenişine ve yapısına aid, onlarla alâkalı.

lahuti / lahutî

  • Uluhiyet âlemine mensub ve müteallik olan. Sır âlemi. Gaybî âleme ait. Ruhanî âlemle alâkalı.

lebeni / lebenî

  • (Lebeniyye) Sütle alâkalı. Sütlü.

leff ü neşr

  • Edb: Bir yazı veya şiirde söz simetrisi yapma san'atıdır. Önce iki veya daha fazla kelimeyi sıralamak, sonra da onlarla alâkalı şeyleri söylemek. İki çeşidi vardır;1- Leff ü Neşr-i Müretteb (Düzenli leff ü neşir) : Birinci cümlede sıralanan kelimelerle ikinci cümlede söylenen kelimelerin aynı sırayı

leşkeri / leşkerî

  • Askere ait. Askerle alâkalı. (Farsça)

lihevi / lihevî

  • Lihye ile alâkalı. Sakala ait, sakalla alâkalı.

lüabi / lüabî

  • Tükrük ve salya ile alâkalı.
  • Salya gibi yapışkan.

lübbi / lübbî

  • Öz ile alâkalı. Lübbe ait.

ma'deni / ma'denî

  • Madenden yapılmış.
  • Madenle alâkalı.

ma-ba'dettabia

  • (Mâba'de-t tabia) Metafizik. Beş duygu ile bilinmeyen varlıklar hakkında fikrî araştırma yapan felsefe kolu. Bu felsefe ile alâkalı olan.

ma-verai / mâ-veraî

  • Öteye mensub ve âid.
  • Diğer âlemle alâkalı.

maddi / maddî

  • Maddeyle alâkalı.
  • (Maddiye) Cismâni. Madde ile alâkalı olan. Maddeye ait.
  • Paraca ve malca.
  • Paraya ve mala fazlaca ehemmiyet veren.
  • Dokunma, koklama, görme, işitme, tatma ile hissedilip duyulan şeyler.

mahall-i taalluk-u kudret / مَحَلِّ تَعَلُّقُ قُدْرَتْ

  • Kudretin alakalı olduğu, iş gördüğü yer.

maliyat

  • Maliye işleriyle alâkalı. Maliye bilgisi.

mantıkiyyat / mantıkiyyât

  • Mantıkla alâkalı mes'eleler.

marazi / marazî

  • (Maraz. dan) Hastalıkla alâkalı. Hastalığa ait. Hastalıklı.

masiva

  • Ondan gayrısı. (Allah'tan) başka her şey hakkında kullanılan tâbirdir) Dünya ile alâkalı şeyler.

meclisi / meclisî

  • Meclisle alâkalı. Meclise ait.

mekanik

  • Lât. Cisimlerin hareketleriyle alâkalı hâdiseleri inceleyen ilim. Mihanikiyetten bahseden kitap.
  • Makina. Makina aksamının hey'et-i mecmuası.
  • Kafa yormaksızın el veya makina ile yapılan.

meleki / melekî

  • (Melekiye) Meleğe mensub, melekle alâkalı.
  • Paklık, temizlik, ismet.
  • Hükümdara, melike âit. Melikle alâkalı.

melikane / melîkâne

  • Hükümdar ve melike mensub. Onunla alâkalı. (Farsça)

mensubiyyet

  • Mensubluluk, ilgili, bağlı oluş. Alâkalı bulunuş.

merkezi / merkezî

  • (Merkeziye) Merkeze mensub. Merkezde bulunan. Merkezle alâkalı.

mesele-i şeriat

  • Dikkat; şeriat ile alâkalı mesele.

mesleki / meslekî

  • (Meslekiyye) Meslekle alâkalı. Mesleğe ait.

meşruat

  • (Tekili: Meşru) Hak ve meşru olan şeyler. Haram ve yasak olmayan şeyler.
  • Şeriatla alâkalı şeyler.

mevati / mevatî

  • Mevâta yani cansız şeye ait, bununla alâkalı.
  • İşlenmemiş toprağa ait.

mezci / mezcî

  • Katıp karıştırmakla alâkalı. Mezce dair.

mi'mari / mi'marî

  • (Mi'mariyye) Mimarlıkla alâkalı. Mimarlığa âit.
  • Bir yapı için mimara verilen para.

miai / miâî

  • (Miâiyye) Bağırsakla alâkalı.

midevi / midevî

  • Mide ile alâkalı mideye ait.
  • Mideye yarar.

milhi / milhî

  • (Milhiye) Tuzla alâkalı. Tuzdan.

milli / millî

  • (Milliye) Din ve millete âit, milletle alâkalı, millete mensub.

mimi / mimî

  • (Mimiyye) Mim harfi ile alâkalı. İçinde mim harfi bulunan kelime.

mınkari / mınkarî

  • Gaga biçiminde. Gagaya benzer olan.
  • Gaga ile alâkalı.

mısri / mısrî

  • (Mısriyye) Mısırlı.
  • Mısır ülkesiyle alâkalı.

mistik

  • Mistisizm ile âlâkalı. (Fransızca)
  • Fls: Bâtıni. Kalben çok dindar. Sofi. (Fransızca)

mu'cize-i sahabiye / mu'cize-i sahâbiye

  • Sahabelerle alâkalı olup, pekçoğunun gördüğü, tasdik ettiği mu'cizeler.

muahede-i ticari / muahede-i ticarî

  • Yalnız ticâret işleriyle alâkalı olmak üzere devletler arasında yapılan andlaşma.

muhibbi / muhibbî

  • Muhibb ile alâkalı.
  • Kanuni'nin nazımda kullandığı mahlâs.

muhzır

  • (Huzur. dan) Eskiden şeriat mahkemelerinde mübâşir hizmetini gören kimse. Alâkalı kimseleri mahkemeye çağırmaya memur kişi.

münakehat

  • Nikâhlanmalar.
  • Fık: Nikâhla alâkalı olan bahisler.

münasebetdar

  • Bağlantılı, alâkalı.

müteallik / مُتَعَلِّقْ

  • Alakalı, ilgili.
  • Alâkalı. Bir yere bağlı, bir şeye mensub.
  • Alâkalı, ilgili.
  • Alâkalı.

müteallikat

  • Alâkalılar, ilgililer, yakınlar, akrabalar.

mütedair

  • Dolayı, alâkalı, üzerine, müteallik, için.

müteferri'

  • (Fer'. den) Dallanan, bir kökten ayrılan.
  • Bir kökle alâkalı olan.

nakdi / nakdî

  • Paraca, peşin para ile. Para ile alâkalı ve paraya müteallik.

nariyye

  • Nar ile alâkalı, nara mensub. Ateşten, yanıp tutuşur, patlar olan şey.

nasrani

  • Hristiyanlıkla alâkalı ve ona mensub olan. Hristiyanlardan olan.

nasut

  • İnsanlık. İnsanlar ve onlarla alâkalı şeyler.

nebevi / nebevî

  • Nebiye ait. Peygambere dâir. Peygamberle alâkalı.

necmi / necmî

  • Yıldıza dair, yıldızlarla alâkalı.

nef'i / nef'î

  • Menfaat ile alâkalı, faydacı.
  • Sihâm-ı Kaza nâmındaki hicivli şiirleri ile meşhur Erzurum - Hasankale'li olup İstanbul'da yaşamış bir şâirin adıdır. 1634'de 4. Murad devrinde bir hicviyesinden dolayı boğdurulup denize atılmıştır.

nefsani / nefsanî

  • Bedenî arzu ve isteklerle alâkalı. Zaruret olmadığı hâlde keyf için olan istek ve arzuya ait. Kendine ait ve mensub.

nefsi / nefsî

  • Nefis ile, kendisi ile alâkalı. Şahsa ait, nefse dair.

nehari / neharî

  • Gündüzlü, gündüz ile alâkalı.
  • Yatılı olmayan mekteb veya talebe.

nesci / nescî

  • Nesc ile alâkalı.

nesebi / nesebî

  • Neseb ve soya âit. Sülâle ile alâkalı.

nesevi / nesevî

  • (Neseviye) Kadına mensub, kadınla alâkalı, kadınlık.

neshi / neshî

  • Nesihle alâkalı, neshe ait.
  • Bir cins yazı.

neşri / neşrî

  • Neşir ile alâkalı.

nev'i / nev'î

  • Nev'e ait, çeşit ile alâkalı.

nevmi / nevmî

  • Uyku ile alâkalı, uykuya âit.

nifaki / nifakî

  • Nifakla alâkalı.

nihai / nihaî

  • (Nihâiye) Sona ait, son ile alâkalı, sonuncu.

nisai / nisaî

  • (Nisâiye) Kadınlarla alâkalı, kadınlara dâir.

nisvi / nisvî

  • Nisa taifesine mensub. Kadınlarla alâkalı.

nizami / nizamî

  • Düzenli, tertipli, usulüne uygun.
  • Kanun ve nizama ait, onunla alâkalı.

noksani / noksanî

  • Eksiklik ve noksanlıkla alâkalı.

nuhasi / nuhasî

  • Bakırlı, bakırla alâkalı, bakırdan.

objektif

  • Hakikatı olduğu gibi aksettiren. (Fransızca)
  • Fotoğraf makinası ve dürbün gibi cihazlardaki mercekler. (Fransızca)
  • Gaye. (Fransızca)
  • Fls: Varlıkla alâkalı. (Fransızca)

örfi / örfî

  • Âdete âit ve onunla alâkalı.

osmani / osmanî

  • (Osmaniye) Osman'a ait, mensup.
  • Osmanlı devletine mensup. Osmanlılarla alâkalı. Osman oğullarına ait.

peygamberi / peygamberî

  • Peygamberlik. (Farsça)
  • Peygamberle alâkalı. (Farsça)

rahi

  • Yola ait, yolla alâkalı, yola dâir. (Farsça)

rahmi

  • Rahmete mensub, rahmetle alâkalı, rahmete müteallik.

rai

  • (Rü'yet. den) Görücü, gören.
  • Gr: R harfiyle alâkalı. R harfine mensub.

rakami / rakamî

  • Rakam ve sayıya ait. Rakamla alâkalı.

remzi / remzî

  • İşarete ait, işaretle alâkalı.

riyazi / riyâzî / رِيَاض۪ي

  • Matematikle alâkalı.

riyaziye

  • Hesap ilmi. Matematik bilgisi. Hesapla alâkalı.
  • Bir yazı çeşidi.

ruhani / ruhanî

  • Cisim olmayıp gözle görülmeyen cin ve melâike gibi bir mahluk. Ruha ait. Ruhtan meydana gelmiş, melek.
  • Madde ile alâkalı olmayan, mânevi, ruh âlemine mensub olan.

ruzi / ruzî

  • Azık, rızık. Nasib, kısmet. (Farsça)
  • Gündüzle alâkalı. Gündüze âit. (Farsça)

sa'teri / sa'terî

  • şen ve keyifli kimse.
  • Kekik otu ile alâkalı.
  • Soytarı.

sahari / saharî

  • Kaya cinsinden. Kaya ile alâkalı.

şahsi / şahsî

  • Şahsa mahsus, şahsa ait, dair. Kişi ile, şahıs ile alâkalı.

şakuli / şakulî

  • Şâkule bağlı, onunla alâkalı, onunla nisbeti olan şey. Geo: Düşey.

samedani / samedanî

  • Samed olan Allah (C.C.) ile alâkalı. İlahî. Allah'a mahsus.

şami / şamî

  • Şam şehrinden olan, Şamlı.
  • Şam şehri ile alâkalı.

şarki / şarkî

  • Şark ile alâkalı. Ciheti şarka, doğuya doğru olan.

sayfi / sayfî

  • Yaza ait. Yaz mevsimiyle alâkalı.

şeair

  • (Tekili: Şiâr) Âdetler, İslâm işaretleri. İslâmlara ait kaideler. Allah'ı anmak, hamdetmek, ezan okumak, İslâmî kıyafet gibi. Bunlara Şeair-i İslâmiye denir. Bütün müslümanlarla alâkalı mes'eleler ve alâmetler, umumun hissedar olduğu işlerdir.

şebane

  • Geceye ait. Gece ile alâkalı. Gece vakti olan. Gecelik. (Farsça)

seferi / seferî

  • Seferde olma hali. Harbe ait, muharebe ile alâkalı.
  • Namazı kısaltmak veya oruç tutmak gibi sefere ait bir hâlde bulunmak. Fık: Ortalama 90 km. lik bir mesafeyi veya daha fazlasını giden seferi (müsafir) sayılır. Zıddı mukimdir.

şefevi / şefevî

  • (Şefeviye) Dudağa ait. Dudakla alâkalı.

sehabi / sehabî

  • Bulut ile alâkalı.

şehevani / şehevânî

  • Şehvetle ilgili, şehvetle alâkalı.

şehevi / şehevî

  • Şehvetle alâkalı. Hayvanî, nefsanî duygularla alâkalı, onlara ait.

şekli / şeklî

  • Şekille alâkalı, şekilce. Dış görünüşe dair.

selbi / selbî

  • Nefiy ile alâkalı, nefye mensub olan.

semavi / semavî

  • Gökle alâkalı, semaya dair ve müteallik.
  • İnsan eseri olmayan, vahiyle gelmiş bulunan.

semmi / semmî

  • (Semmiye) Zehirle alâkalı. Zehirli.

şemsi / şemsî

  • Güneşe ait. Güneşle alâkalı.

sevdavi / sevdavî

  • Kuruntulu, meraklı.
  • Sevda ile âlâkalı.

şevki / şevkî

  • Neşe ve şevk ile alâkalı.

seyfi / seyfî

  • (Seyfiye) Askerliğe ait, kılıçla alâkalı.
  • Kılıç şeklinde.

şeytani / şeytanî

  • Şeytanla alâkalı. Şeytana yaraşır.

sıfat-ı cemaliye / sıfât-ı cemaliye

  • Lütuf ve merhamet ile daha ziyade alâkalı olan vasıflar.

sınai / sınaî

  • (Sınâiyye) San'atla ve sanayi ile alâkalı.
  • İnsan yapısı.

sınıfi / sınıfî

  • Sınıfla alâkalı, kısıma ait.

siyahi / siyahî

  • Siyahla alâkalı. (Farsça)
  • Zenci. (Farsça)
  • Siyahlık, karalık. (Farsça)

sübhani / sübhanî

  • Allah (C.C.) ile alâkalı. İlâhî. Allah'a mahsus, Onun eserlerine âit ve müteallik. Allah'ın Sübhan sıfatına âid.

sübjektif

  • Bilen akıl ile alâkalı. (Fransızca)
  • Eşyanın hakikatına değil de ferdin düşünce ve duygularına dayanan. Şahsî görüşe göre olan. İndî, nefsî olan. (Fransızca)

süfliyat

  • Fâni dünya ile alâkalı işler. Nefsâni, heva ve hevese tabi olan kimselerin işleri.

suki / sukî

  • Çarşı ve pazarla alâkalı.
  • Çarşılı, pazarlı.

sükkeri / sükkerî

  • şekerden yapılma tatlı.
  • Şekerle alâkalı.

sürri / sürrî

  • Göbekle alâkalı. Göbeğe ait.

taalluk / تَعَلُّقْ

  • Bağlılık. Münasebet. Alâkalı oluş. Ait olma.
  • Dünya alâkası.
  • Sevme.
  • Alâkalı olma.

taallukat

  • Bir kimsenin yakınları, akrabaları. Alâkalılar.

taammüdi / taammüdî

  • (Teammüdiyye) Kasıt ve niyet ile olan, taammüdle alâkalı.

tabii / tabiî

  • Tabiat icabı olan. Tabiatla alâkalı. Normal. Kendiliğinden.

tahkiki / tahkikî

  • Araştırma ile alâkalı. Tahkikata ait.

tahmini / tahminî

  • Tahmin yoluyla. Tahminle alâkalı.

tahtani / tahtanî

  • Alt kat. Alt katla alâkalı.

tasavvufi / tasavvufî

  • Tasavvufla alâkalı, tasavvufa ait.
  • Tasavvufla alâkalı. Tasavvufa ait.

tasavvuri / tasavvurî

  • Tasavvurla alâkalı. Tasavvura ait.

tatbiki / tatbikî

  • Tatbike ait. Pratik ile alâkalı. Fiilen işlemek suretiyle.

tealluk

  • Muhabbet etmek, sevmek.
  • Alâkalı olmak.

tedafüi / tedafüî

  • Kendini müdafaa etme ve koruma ile alâkalı.

teftiş

  • Kontrol etmek. İşlerin alâkalı vazifeliler tarafından ele alınıp iyi ve tamam yapılmasına çalışmak.
  • Sormak.
  • Ayırmak.

tekevvüni / tekevvünî

  • Tekevvüne ait. Oluşla, hâdisatla alâkalı.

tekviniye

  • Yaratmağa, tekvine ait. Tekvinle alâkalı.

terbiyevi / terbiyevî

  • Terbiyeli. Terbiye ile alâkalı.

termik

  • Sıcaklıkla alâkalı. Hararetle ilgili. (Fransızca)

tersimi / tersimî

  • Resimle alâkalı ve resme dair. Grafik.

teşrii / teşriî

  • (Teşriiye) Şeriatla, kanun ile, kanun yapma ile alâkalı, şeriata müteallik, kanuna dair.

tezelzüli / tezelzülî

  • Sarsıntı ile alâkalı. Sarsıntı nev'inhden.

tıbbi / tıbbî

  • Hekimliğe ait. Doktorlukla alâkalı.
  • Hekimce.

uhrevi / uhrevî

  • Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait.

ukdevi / ukdevî

  • Düğüm biçiminde olan. Ukde ile alâkalı.

umumi / umumî

  • Herkesle alâkalı, herkese dâir.

unsuri / unsurî

  • Irkî, ırkla alâkalı.

vahdani / vahdanî

  • Allah'ın birliği ile alâkalı.

vakfi / vakfî

  • Vakfa âit, vakıfla alâkalı.

vasfi / vasfî

  • Vasıfla, mahiyetiyle alâkalı. Beyan ve tarife dair.

vatani / vatanî

  • (Vataniyye) Vatanla alâkalı. Vatana ait.

vavi / vavî

  • Vav harfine mensub. Vav harfi ile alâkalı.

vücubi / vücubî

  • Vücuba ait ve onunla alâkalı.
  • Müsbet.

vücudi / vücudî

  • Varlığa dair. Var olan şey ile alâkalı.

yesari / yesarî

  • Sola ait. Sol ile alâkalı.

zabıt

  • Mahkeme, meclis gibi yerlerde söylenenlerin olduğu gibi yazılmışı.
  • Alâkalılarca yazılarak karşılıklı imzalanan, karşılıklı anlaşmayı bildiren yazı.
  • Yazı varakası.
  • Birçok kimselerce imzalanan rapor.

zabt-name / zabt-nâme

  • Hâdise veya vak'a yerinde alâkalı kimselerin hâdisenin oluş şeklini imzâ altında kaydettikleri kâğıt. Zabıt tutulan kâğıt. (Farsça)

zahri / zahrî

  • (Zahriyye) Arkaya âit, arka ile alâkalı.
  • Bir kâğıdın arkasına yazılan yazı, şerh.

zati / zâtî

  • (Zâtiyye) Zâta mensub. Kendisine âit, ile alâkalı, hususi. Özel.

zenane

  • Kadınla alâkalı, kadına mahsus. Kadın işi. (Farsça)

zerrevi / zerrevî

  • Zerre ile alâkalı, zerreye âit.

zevki / zevkî

  • Zevkle alâkalı. Zevke âit.

zılli / zıllî

  • Gölge ile alâkalı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın