LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Aksin ifadesini içeren 36 kelime bulundu...

akşar

  • (Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan.

arştan ferşe

  • Göğün en yüksek tabaksından yere.

ayn-ı aks

  • Aksinin ta kendisi.

ber-akis

  • Aksine, zıddına, tersine. (Farsça)

beraet-i zimmet / berâet-i zimmet

  • Aksine bir delil bulunmadığı müddetçe şahsın suçsuz ve borçsuz olması.

bil'akis / بِالْعَكِسْ

  • Aksine.

bilakis / bilâkis / بالعكس

  • Aksine, tersine.
  • Aksine. Tersine. Zıddına.
  • Aksine, tersine.
  • Aksine, tersine. (Arapça)

cemal-i nakş / cemâl-i nakş

  • Nakşın güzelliği.

cilve-i nakş

  • Nakşın cilvesi, görüntüsü.

ehl-i nefiy

  • Nefyedenler, aksini veya olmadığını iddia edenler.

hilaf / hilâf

  • Karşı, muhâlif, âdet ve kâidenin aksine.

hilaf-ı ade / hilaf-ı âde

  • Âdet ve kaidenin aksine. Kaide ve nizama aykırı.

hilaf-ı heves / hilâf-ı heves

  • Nefsin arzu ve isteklerinin aksine.

hilaf-ı me'mul / hilâf-ı me'mûl / خِلَافِ مَأْمُولْ

  • Umulanın aksine.

hilaf-ı memul / hilâf-ı memul / hilâf-ı memûl

  • Beklenenin aksine.
  • Umulanın tersine, beklenin aksine.

hilafına / hilâfına

  • Zıddına, tersine, aksine.
  • Aksine, tersine.

ıklab

  • Aksine döndürmek. Tersine çevirmek veya çevrilmek.

kanaat / kanâat

  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.

lev

  • Gr: (Şart edâtı) Dahâ ziyade, olsa bile (manâsına gelir.) "İnne" gibi mâzi mânâsını muzariye çevirmeyip aksine muzâriyi de mâziye çevirir. Temenni edâtı ve vasıl edâtı olur. Meselâ : Lev-câe Aliyyun leraeytühu: Ali gelse idi, elbette görürdüm.

ma'kusen

  • Ters olarak, aksine, zıddına olarak.

mahall-i tecelli / mahall-i tecellî

  • Görüntünün, aksin belirdiği yer.

me'mulün hilafına

  • Beklenilenin aksine.

menfi / menfî

  • Müsbetin zıddı. Müsbet olmayan.
  • Nefyedilmiş, sürgün edilmiş. Sürgün.
  • Bir şeyin olmayacak cihetini düşünen.
  • Hakikatın aksini iddia eden.
  • Gr: Başında nefiy edatı bulunan kelime veya cümle.
  • Nâkıs. Negatif, olumsuz.

mira'

  • (Riya. dan) Riya etme, riyakârlık yapma.
  • Başkasının sözüne itiraz edip mücâdele etme.
  • İçindekinin aksini söyleme.

mu'teriz

  • İtiraz eden. Kabul etmeyen. Bir şeyi beğenmeyip bozulmasını isteyen, aksini iddia eden.

münafat / münâfât

  • Birbirinin aksine olan. Birbirine aykırı olmak. Aykırılık, mugayeret, münafi, muhalefet.
  • Aykırılık, birbirinin aksine olma.

mürai / mürâî

  • İki yüzlü, olduğunun aksine kendisini iyi gösteren, gösteriş yapan, riyâkâr.

nakkaş-ı ezeli / nakkaş-ı ezelî

  • Ezeli Nakkaş. Ezeli olup her şeyin nakşını yapan. Allah (C.C.)

nesc-i nakş

  • Nakşın dokuması.

rağmen

  • Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki.

ragmiyyat

  • Aksine, rağmına, inadına, zıddına yapılan işler.

ta'lik

  • Asmak.
  • Geciktirmek.
  • Bağlanmak.
  • Bir cümlenin mazmununun husulünü diğer bir cümlenin mazmununun husulüne edat-ı şart ile rabt etmektir. Şu işi görürsen, şuna vâris olacaksın denilse, vâris olma, işin görülmesine bağlanmış olur. Buna ta'liki şart denir.
  • Muallak k

tecbin

  • Birisine "korkaksın" deme, korkak sayma.

tedric-i habit / tedric-i hâbit

  • Edb: İfadenin alçalması. Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek. Bunun aksini yapmağa da Tedric-i sâid denir.

ümmet-i kaime

  • Hakşinas, doğru, doğrudan ve Allah için kalkan, müstakim ve âdil ümmet.

ve bi-l hakkı natakte

  • Hak ile söyledin, hakkı söyledin. Haksın, sâdıksın.