LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Akca ifadesini içeren 54 kelime bulundu...

abeket

  • (Çoğulu: Abekât) Tâne, az şey.
  • Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi.
  • Ekmek parçası.
  • Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.

ahlaken / ahlâken / اخلاقا

  • Ahlâkça.
  • Ahlakça. (Arapça)

ahmakane / ahmakâne / احمقانه

  • Ahmakça, budalaca.
  • Ahmakça.
  • Ahmakçasına, ahmak olana yakışır şekilde. (Farsça)
  • Ahmakça. (Arapça - Farsça)

akmer

  • Ay gibi beyaz (yüz). Akça şey.

bel

  • t. Geminin orta kısmı.
  • Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası.
  • Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.

çarha

  • Ordunun ilerisinde bulunan askerlerin yaptıkları tâlim. (Farsça)
  • Çıkrık gibi dönen yuvarlakça bir cins dolap. (Farsça)

cüretkarane / cüretkârâne

  • Atakça.

dagısa

  • (Çoğulu: Devâgıs) Diz üstünde hareket eden yuvarlakça kemik.
  • Sâfi su.

darrab

  • Akça kesici, dârp edici, para basan.

denaet-karane / denaet-kârâne

  • Alçakçasına, alçakça. (Farsça)

direm

  • (Dirhem) Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Şimdiki üç gram ağırlık. Okka denen eski ağırlık ölçüsünün (1/400) kadarıdır. Şer'an, orta büyüklükte yetmiş tane arpa ağırlığı. (Farsça)
  • Eskiden kullanılan ve beş kuruş değerindeki gümüş para. Akça. (Farsça)

eblehane / eblehâne

  • Ahmakçasına.
  • Ahmakçasına. Eblehçesine. (Farsça)

eblehce

  • Aptalca, ahmakça.

eblehçe

  • Ahmakça.

ebyaz

  • Beyaz. Akça. Parlak. Daha parlak. Sefid olan.

fidye-i necat

  • Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen bir belâdan kurtulmak için, kendisi veya kendi namına başkası tarafından mecburen verilen para vesaire hakkında kullanılan bir tabirdir. Tabirin karşılığı, can kurtarma akçası demektir.

füls

  • (Fels) Mangır, akça, pul.

haifane

  • Korkakcasına, ödlekçesine.

haifen

  • Korkarak, korkakçasına.

höyük

  • Kazıldığında içinden eski eserler çıkan alçakça toprak tepe.

iç il müderrisleri

  • İstanbul, Edirne ve Bursa'da ve bunlara bağlı yerlerde 150'şer akça ve daha fazla yevmiyeleri olan medrese müderrisleri. (Türkçe)

inhimak

  • Ahmakça dalma.

isfendan

  • Beyaz biber tohumu. (Farsça)
  • Akçaağaç. (Farsça)

istibdad-ı rezile

  • Alçakça baskı, zulüm.

jaketatay

  • Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlakça kesilmiş olan resmi ceket. (Fransızca)

kalusane / kâlusane

  • Akılsızcasına, ahmakçasına. (Farsça)

kaykaban

  • İğde yemişi gibi akça yemişi olan bir ağaç.

kelime-i hamka / kelime-i hamkâ

  • Ahmakça söz.
  • Ahmakça söz.

kemalat

  • Faziletler, olgunluklar, insanın bilgi ve güzel ahlâkça tam ve olgun olması.

leimane / leîmâne / لئيمانه

  • Alçakça. Zelilane bir tarzda.
  • Alçakça. (Arapça - Farsça)

ma'tuhane

  • Bunakçasına, bunamışçasına.

melas

  • Kaypakça olmak.

mülayimane / mülâyimane

  • Yumuşakça.

mütegabiyane

  • Ahmakçasına, eblehçesine. (Farsça)

mütehamikane

  • Ahmakçasına, eblehçesine. (Farsça)

mütehammik

  • (Humk. dan) Ahmak gibi konuşan veya ahmakçasına hareketlerde bulunan. Ahmaklaşan.

mütemellık

  • (Melık. dan) Alçakçasına yalvaran, yaltaklanan.

mütemellıkane

  • Yaltaklanarak. Alçakcasına yalvararak. (Farsça)

mütezellilane / mütezellilâne

  • Zelil olarak, alçaklara yakışır surette, alçakçasına. Kendi hiçliğini bilir surette, kusur ve aczini anlamakla. (Farsça)

müzabak

  • Civa sürülmüş akça.

na-kesane / na-kesâne

  • Alçakçasına. (Farsça)
  • Cimrilik ve tamahkârlıkla. (Farsça)

na-merdane / nâ-merdâne

  • Namerdcesine, alçakçasına. (Farsça)

neba'

  • Kaynak olmak, pınardan su çıkarmak, su akması.
  • Akçaağaç.

rey-i ahmakane

  • Ahmakça bir görüş ve düşünce.

reyc

  • Akça, para, pul.
  • Örtülmüş ve kilitlenmiş olan büyük kuyu.

rezail

  • (Tekili: Rezile) Utanılacak çok fena işler, alçakça hareketler.

şeni / şenî

  • Kötü, çirkin, alçakça.

settuka

  • İki tarafı gümüş ve içi bakır olan akça.

suluh

  • Sahte olmayıp geçer akçalar. Sağlam ve hakiki paralar.

tabasbus

  • Yaltaklanma, alçakça yalvarma.

tabasbusat / tabasbusât

  • (Tekili: Tabasbus) Tabasbuslar, alçakça yalvarmalar, yaltaklanmalar.

tehevvüs-ü süfli / tehevvüs-ü süflî

  • Alçakça arzu ve heveslere kapılma.

tufeylane / tufeylâne

  • Asalakça.

zelilane / zelilâne / zelîlâne

  • Alçakça. Hakir ve aşağılık kimselere yakışır şekilde. (Farsça)
  • Alçalarak, alçakça.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın