LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Akıcı ifadesini içeren 111 kelime bulundu...

ahger-i suzan

  • Yakıcı kor.

anise

  • Sıkı bağlanmış. (Farsça)
  • Koyulaşmış, katılaşmış şey. (Kan ve mürekkeb gibi akıcı maddeler.) (Farsça)

aposteriori

  • Fels: Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi, aposteriori bir bilgidir.

ateş-i cevval / âteş-i cevval

  • Daima hareket hâlinde olan yakıcı ateş.

ateş-i seyyal-i memat / ateş-i seyyâl-i memat

  • Ölümün akışkan (akıcı) ateşi.

ateş-i suzan / ateş-i sûzan

  • Yakıcı ateş.

avazil

  • (Tekili: Âzil) Başa kakıcı kimseler.

bagar

  • Bir yakıcı hastalıktır ki devede vâki olur; suyu içip kanmaz ve sonunda ondan helâk olur.

cansuz

  • Can yakıcı, yürek tutuşturan. (Farsça)

cari

  • Akan, akıcı.
  • Geçmekte olan.
  • İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan.

cariye

  • Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden.
  • Güneş, şems.
  • Gemi.
  • Cenab-ı Hakk'ın in'âm eylediği rızık ve nimet.
  • Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.

cerahat

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.

cevari

  • (Tekili: Câriye) Akıcı ve câri olanlar.
  • Hizmetçi kızlar.
  • Câriyeler, kadınlar.

cezalet / cezâlet / جزالت

  • Güçlü ve akıcı ifade.
  • Akıcılık, düzgünlük. (Arapça)

cezalet-i beyaniye / cezâlet-i beyaniye

  • Akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım.

cezalet-i nazmiye

  • Kur'ân'ın nazmındaki güzellik, üstünlük ve akıcılık.

dada

  • Halayık. Çocuk bakıcı. Dadı. (Farsça)

daye / dâye

  • Dadı, çocuk bakıcısı.

efsah-ı füseha

  • Sözü düzgün, akıcı ve etkili konuşanların en ileri geleni.

erbab-ı fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması noktasında uzman olanlar.

fesahat / fesâhat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması.

fesahat-i harika

  • Sözün hayranlık verici şekildeki düzgünlük, açıklık ve akıcılığı.

füseha-i arab

  • Arap fasihleri, Arapların en güzel, akıcı ve etkili konuşanları.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

halavet-i kelam / halavet-i kelâm

  • Sözün güzelliği ve akıcılığı.

haliset / hâliset

  • Edb: İbarenin düzgün ve akıcı olması.

hane-suz

  • Ev yakıcı. (Farsça)
  • Mc: Gözü dışarda olan, kendi âilesini düşünmeyen kimse. (Farsça)

hanman-suz / hânmân-sûz

  • Ocak yakıcı, ev-bark yakan. (Farsça)

harık / hârık

  • Yakan, yakıcı. Yanan, tutuşmuş. Ateş, od.
  • Yakıcı, yakan.

harr / hârr / حار

  • Hararetli. Kızgın. Çok sıcak. Yakıcı.
  • Kızgın, yakıcı. (Arapça)

harraka

  • Eskiden düşman gemilerini veya düşman şehirlerini ateşlemek için, yakıcı âletlerle donatılmış olan harp gemisi.

hatibane

  • Hatibcesine. Güzel ve akıcı söz söyleyenlere yakışırcasına. Nutuk atarcasına. (Farsça)

hemşire

  • Aynı sütü emen kızkardeş. Abla, bacı. (Farsça)
  • Hastabakıcı kadın veya kız. (Farsça)

heri'

  • Acele, sür'at.
  • Akıcı kan.
  • Korkak kimse.
  • Zayıf kimse.

hetıl

  • Akıcı, akan.

hıred-suz

  • Şaşırtıcı, akıl yakıcı. (Farsça)

hırkatli

  • Yakıcı.

hükkam-ı fesahat / hükkâm-ı fesahat

  • Güzel, akıcı ve etkili konuşmada üstün ve otoriter olanlar.

hulul

  • Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş.
  • Birinin veya birkaç kimsenin sevgi veya itimadını kazanmak, içlerine onlardan görünüp girmek.
  • Halletmek.
  • Vuku' bulmak. Zuhur etmek.
  • Gelip çatmak.
  • Bir menzile inmek.
  • Kim: Bazı akıcı cisimlerin vücud mesâmâ

hüsn-ü beyan

  • Akıcı ve güzel anlatış.

ibare-senc

  • Düzgün konuşan, akıcı söz söyleyen. (Farsça)

inbik

  • Süzme âleti. Akıcı maddelerin süzgeçten geçirilmesine mahsus âlet.

insak

  • (Nesak. dan) Düzenli yazı yazma.
  • Kâfiyeli, secili ve akıcı bir tarzda söz söyleme.

insak-ı kelam / insak-ı kelâm

  • Söz düzgünlüğü, kelâmın akıcılığı.

izabe

  • Eritmek, eritilmek. Su gibi akıcı hale koymak. Yumuşatmak. Islah etmek.

kam'

  • Kahretmek. Zelil etmek.
  • Zabtetmek. Ezmek. Kırmak.
  • Hasta etmek.
  • Başına vurmak.
  • Bir sese kulak verip dinlemek.
  • Ağzı dar olan bir şeyin içine huni ile akıcı maddeyi koymak.
  • Huni.

kavi / kâvî

  • (Key. den) Yakan, yakıcı. Dağlayan. Demirci. (Farsça)

kaviyyet / kâviyyet

  • Yakıcılık, dağlayıcılık.

kemal-i selaset ve cezalet / kemâl-i selâset ve cezâlet

  • Çok güçlü, akıcı ve güzel anlatım.

kevser-i fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasından doğan tatlılık, doygunluk.

kuvvet-i cezalet / kuvvet-i cezâlet

  • Kelimedeki akıcı ve düzgün anlatım gücü.

lesen

  • Fesâhat. Düzgün, güzel ve akıcı konuşma.

levvah

  • Yakıcı ve bozucu.

litre

  • İtl. Akıcı maddelerin, sıvıların ölçü birimi.

ma'ne

  • Ekmek.
  • Az olan akıcı su.
  • Şey.

madde-i seyyale / madde-i seyyâle

  • Akıcı madde.

mai / maî

  • Su cinsinden. Akıcı, su renginde, mâvi. Katı ve sert olmayıp su gibi, akıcı olan.

mayi' / mâyi'

  • Sıvı, akıcı.
  • Akıcı. Akıcı madde.

mayi-i nari / mâyi-i nârî

  • Akıcı, sıvı ateş.

mayiat / mâyiât

  • (Tekili: Mâyi') Akıcı cisimler. Su halinde bulunan, akan şeyler.

mayiiyyet / mâyiiyyet

  • Mâyilik, akıcılık, sıvılık.

meni / menî

  • Yerinden şehvetli (lezzetli) veya şehvetsiz olarak kopup, ayrılıp, erkekten koyu beyaz, kadından akıcı sarı olarak gelen sıvı.

mertebe-i nariye / mertebe-i nâriye

  • Yakıcılık, sıcaklık derecesi.

mezi

  • İlm-i Halde: Kadınla oynamak veya şehvetle yanına gelmek gibi hâllerde erkeğin tenasül cihazında zuhur eden yapışkan renksiz akıcı cisim. (Bu hâl abdesti bozar, gusül icab ettirmez)

mihrak

  • Fiz: Küre içi biçiminde (içbükey) bir aynaya müvâzi (paralel) gelen ışıkların, aksettikten sonra toplandıkları nokta. Yakıcı nokta.
  • Hareket merkezi.

mubassır

  • Gözetici, bekleyici, bakıcı.
  • Eskiden gümrüklerde muhafaza memuru ve mektebte talebenin inzibatına bakan memur.
  • Gözcü, bakıcı.

muharrik / محرق

  • Yakıcı. (Arapça)

muhrik / مُحْرِقْ

  • Yakan. Yakıcı.
  • Çok acıtan. İhrak eden.
  • Yakıcı.
  • Yakıcı.
  • Yakıcı.

muhrik-dem

  • Nefesi yakıcı olan. Âşık. (Farsça)

münhemir

  • Akıcı, seyyal.
  • Dökülen. Yıkılıp viran olmuş.

nağme-i fesahat

  • Kusursuz derecede düzgün, açık ve akıcı nağme.

nar / nâr

  • (Çoğulu: Niran, envar, niyere, niyâr) Ateş. Cehennem.
  • Bir meyve adı.
  • Mc: Allahın gadabı.
  • Yakıcı, azab verici her şey. Şer. Dalâlet. Sefâhet.
  • Ateş.
  • Cehennem.
  • Yakıcı şey.

nazır-ı binazir / nâzır-ı bînazîr

  • Benzersiz bakıcı, dikkatle bakan.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

nigeh-endaz / nigeh-endâz

  • Bakan, bakıcı, bakıveren. (Farsça)

nigeran

  • Bakıveren, bakıcı. (Farsça)

niran-ı muhrika / nîrân-ı muhrika

  • Yakıcı ateşler.

pih-suz

  • "Yağ yakıcı": Toprak kandil. (Farsça)

pür-suz

  • Çok yakıcı. Çok yanık. (Farsça)

revan

  • Giden, akıcı. (Farsça)
  • Derhal. (Farsça)
  • Ruh, can. Nefs-i nâtıka. (Farsça)
  • Edb: Su gibi akıp giden güzel söz. (Farsça)

revan-ı tabiat

  • Âlemin canlılığı, akıcılığı, hareketli oluşu.

sacim

  • (Çoğulu: Secâm) Akıcı, akan, sâil.

sailiyet

  • Akıcılık.
  • Dilencilik.

sebtel

  • Satıl adı verilen kab. (At bakıcıları onunla davara su verirler.)
  • Susak. (Pınarlarda su içilir.)

secc

  • (Sücuc) Akıcı bir şeyin kesretle dökülüp akması, akıtılması. Su akmak.

sekkak

  • Bıçakçı, çakıcı.

selaset / selâset / سلاست / سَلَاسَتْ

  • Edb: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade.
  • Sözün akıcılığı, ifadedeki ahenk, kolaylık ve akıcılık.
  • Akıcılık.
  • Akıcılık. (Arapça)
  • Akıcı üslup.

selaset-i beyan / selâset-i beyan

  • İfade ve anlatımdaki akıcılık.

selaset-i fıtriye / selâset-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen akıcılık ve açıklık.

selaset-i lisan / selâset-i lisan

  • Dildeki açık, anlaşılır ve akıcı ifade şekli.

selaset-i nazm / selâset-i nazm

  • Kur'ân'ın âyet ve cümlelerinin tertip ve düzenindeki açıklık, ahenk, akıcılık.

selasetli

  • Akıcı.

selis / selîs / سليس

  • Selâsetli. Fasih ve beliğ olan. Düzgün ve akıcı ifade.
  • Düzgün ve akıcı.
  • Akıcı.
  • Akıcı. (Arapça)

semum / semûm

  • Yakıcı rüzgâr.

şerce

  • Dağdan aşağı sahraya inen akıcı su.

setl

  • (Çoğulu: Estâl) Pınarlarda su içmeye mahsus susak.
  • Hamam tası.
  • Bakıcıların hayvanlara su verdikleri kap.

seyyal / seyyâl / سَيَّالْ

  • Akan, akıcı.
  • Akıcı şey, su gibi sıvı olup akan. Çokça akan su.
  • Yer değiştiren her şey.
  • Akıcı.
  • Akıcı.

seyyalat / seyyalât / seyyâlât

  • Akıcı şeyler.
  • (Tekili: Seyyale) Akıcı olanlar, yerinde durmayıp gidenler, akanlar. Seyyal maddeler.
  • Seyyaleler; maddî olmayan ince ve akıcı lâtif maddeler.

seyyalat-ı latife / seyyâlât-ı lâtife

  • Çok şeffaf ve akıcı olan şeyler.

seyyale / seyyâle

  • Akıcı, akıp giden.

seyyale-i berkiyye

  • Şimşek akımı. Elektrik akımı.
  • Şimşek gibi akıcı ve parlak.

seyyale-i latife / seyyâle-i lâtife

  • Akıcı özelliğe sahip nuranî varlık.

şuun-u seyyale

  • Akıcı, bir halde durmayan işler.

suz / sûz

  • (Suhten: Yanmak mastarından) "Yakan, yakıcı, yanmak, tutuşmak" mânâlarına gelerek mürekkeb kelimeler yapar. (Farsça)
  • "Yakan, yakıcı, bozucu" mânâsında son ek.

suzan / sûzan / sûzân / سوزان

  • Yakan, yakıcı. Ateşli. (Farsça)
  • Yakıcı.
  • Yakıcı. (Farsça)
  • Yanıcı. (Farsça)

suzende / sûzende / سوزنده

  • Yakan. Yakıcı. (Farsça)
  • Yakıcı. (Farsça)

suznak / sûznâk / سوزناک

  • Yakıcı.
  • Yakıcı. (Farsça)

urb

  • Şiddetli akıcı çay.
  • Ferah, sevinç, neşat.

üslub-u mücerred

  • (Sade üslub) Bu üslupta tabiîlik, akıcılık, selâset, kısalık, mânâ ve maksada kifayet sıfatları vardır. Bu üslup, âlet ilimlerinde, ders kitablarında, konuşmalarda ve beşerî muamelelerde kullanılır.

üslub-u mücerret / üslûb-u mücerret

  • Sade, basit üslûp (Bu üslûpta tabiîlik, akıcılık, kısalık, mânâ ve maksada yetecek kadar izah nitelikleri vardır. Ders kitaplarında, günlük hayatta ve konuşmalarda genellikle bu üslûp kullanılır).

zemherir / zemherîr

  • 22 Aralık'tan 31 Ocak'a kadar olan şiddetli kış dönemi. Şiddetli ve yakıcı soğuk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR