LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ahkar ifadesini içeren 93 kelime bulundu...

abd-i gubar

  • Günahkâr kul; toz ve çamura bulanmış gibi günahlarla kirlenmiş kul anlamında bir ifade.

afv

  • Bağışlama. Allahü teâlânın, ihsânı ile, âsî ve günâhkâr kullarının kusur ve günâhlarını bağışlaması.
  • Bir kimsenin, düşmanından veya suçludan intikâm almaya, karşılığını yapmaya gücü yettiği halde bir şey yapmaması, intikâm almaması.

ahissa

  • (Tekili: Hasis) Cimriler, pintiler, tamahkârlar.

ahrad

  • Pek tamahkâr cimri.

ahveb

  • Asi, günahkâr.

asi / âsî / عاصى

  • İsyân eden, emre karşı gelen, itâatsizlik eden.
  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymayan, günâhkâr.
  • Hükûmete, devlete baş kaldıran. Bâgî.
  • İsyancı. (Arapça)
  • Günahkâr. (Arapça)

asim / âsim

  • Günahkâr. Günah işleyen.
  • Günah işleyen, günahkâr.

asun / âsûn

  • (Tekili: Asi) İsyan edenler. Günahkârlar.

azmend

  • Haris, açgözlü, tamahkâr, cimri. (Farsça)

azur

  • (Azver) Açgözlü. Hırslı. Tamahkâr. Cimri. Hasis. (Farsça)

bahhal

  • (Buhl. dan) Çok bahil, çok tamahkâr, pek cimri. Çok alçak adam.

bahil / bahîl

  • Hasis. Cimri. Tamahkâr. Hayırlı işlere malını (varsa bile) harcamayan.
  • Cimri, tamahkâr.

bahilan / bahîlân

  • Bahiller, cimriler, tamâhkârlar. (Farsça)

belad

  • Kötü kimse. Müzevir, günahkâr. Fena ve kötü şey.

bezekar / bezekâr / بزه كار

  • Suçlu, günahkâr. (Farsça)
  • Günahkar. (Farsça)
  • Suçlu. (Farsça)

bezekari / bezekârî

  • Suçluluk, günahkârlık. (Farsça)

buhala'

  • (Tekili: Bahil) Tamahkârlar, cimriler.

buhl

  • Bahillik, eli dar olma, cimrilik, tamahkârlık, pintilik.

buhul / buhûl

  • Tamahkârlık, cimrilik.
  • Cimrilik, tamahkârlık.

cehennem

  • Kâfirlerin devamlı, günahkâr müslümanların ise, günahları kadar âhirette azab görecekleri yer.

cerm

  • (Çoğulu: Cürüm) Bir cins Arap sandalı.
  • Kat'. Kesme.
  • Günahkâr olma, günah işleme.
  • Koyun kırkma.
  • Sıcak, sıcaklık.

cüsu'

  • Tamahkârlık, pintilik, harislik, cimrilik.

darü'l-ikab / dârü'l-ikab

  • Günahkârların azap diyarı; Cehennem.

ebhal

  • (Buhl. den) En hasis, çok cimri, daha tamahkâr.
  • Büyük gözlü.

ehl-i istidraç

  • Kendilerine Allah tarafından bir takım olağanüstü hâl ve üstünlükler verilen günahkâr veya kâfir kişiler.

esim

  • (İsm. den) Günahkâr, günah işlemiş, kabahatlı, cürümlü, suçlu, yalancı kişi.

esum

  • Çok yalancı, iftiracı, kabahatli ve günahkâr olan adam.

facir / fâcir

  • Günahkâr.
  • Fücûr sahibi, fena huylu. günahkâr.

facire / fâcire

  • Kötü hayata alışmış, ahlâksız kadın. Günahkâr.
  • Günahkâr kadın.

fahşa / fahşâ

  • Meşru olmayan cinsel ilişki, fuhuş.
  • Zekatı az verme, tamahkârlık.
  • Akla ve ahlâka uygun olmayan söz ve iş.

fasık / fâsık / فاسق

  • Açıkça günah işlemekten çekinmeyen, âsî, günahkâr mü'min.
  • Günahkâr.
  • (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.
  • Günahkâr.
  • Günahkâr.

fasık-ı gafil / fâsık-ı gafil

  • Âhiretten ve Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse.

fasık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecâhir

  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.)

fecere / فجره

  • (Tekili: Facir) Günah işleyenler, günahkârlar, zinakârlar, fâcirler.
  • Günahkarlar. (Arapça)
  • Kötü insanlar. (Arapça)

fısk

  • Günah, günahkârlık.
  • Hak yolundan çıkmak, Allah'a karşı isyan etmek.
  • Sefahete dalma, ahlâksızlık, gü-nahkârlık.

füccar / füccâr

  • (Tekili: Fâcir) Günahkârlar. Açıktan günah işleyenler.
  • Günahkârlar, açıktan günah işleyenler.
  • Günahkârlar.

fücur / fücûr / فجور

  • Günahkarlık, zina, ahlâka aykırılık.
  • Yakın akraba evliliği. (Arapça)
  • Günahkarlık, sefihlik. (Arapça)

gümrah

  • Günahkâr, gür, bol.

günahkari / günahkârî

  • Günahkârlık. (Farsça)

haric

  • Günahkâr, günah işlemiş. Allahın emrini dinlememiş olan.

hasaset

  • Tamahkârlık. Cimrilik. Alçaklık. Hasislik.

hasis

  • (Hisset. den) Kötü huy, fena tabiat.
  • Ufak, değersiz.
  • Tamahkâr, cimri.

hırs

  • Aç gözlülük. Tamahkârlık.
  • Kızgınlık.
  • Şiddetli istek, arzu.
  • Azgınlık.

hisabi / hisabî

  • Hesabını iyi bilen.
  • Mc: Tamahkâr, cimri, hasis, eli sıkı.

hisset

  • Cimrilik. Bahillik. Tamahkârlık.
  • Alçaklık.

istidrac

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

istidraç

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

iznab

  • Günah işleme. Günahkâr olma.
  • Kuyruk takma.

kabr azabı / kabr azâbı

  • Îmânsız ölenin ve günahkâr müslümanın kabre konulduktan sonra çektiği, nasıl olduğunu bilemediğimiz azâb, cezâ.

kad / kâd

  • Hırs, tamahkârlık. (Farsça)

kalb-i fasık / kalb-i fâsık

  • Günahkâr insanın kalbi.

kutehdest / kûtehdest

  • Kısa elli. Elli kısa olan. (Farsça)
  • Mc: Hasis, cimri, tamahkâr, keremsiz. (Farsça)

melazib

  • (Tekili: Milzâb) Çok tamahkâr ve cimri olanlar.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

millet-i günahkar / millet-i günahkâr

  • Günahkâr millet.

missik

  • Çok cimri. Hasis ve tamâhkâr.

mubahhal

  • Cimri, tamahkâr, pinti.

mücrim

  • Günahkâr, suçlu.
  • Kâfir. Günâhkâr.

muhti / muhtî

  • Hatâ işleyen. Günahkâr. Hatâlı.
  • Hatâya düşürten. Yanıltan.

musi'

  • Kötülük işleyen, günahkâr, isyankâr.

müzenned

  • Tamahkâr, cimri.
  • Dar yer.

müznib

  • Günahkâr, suçlu, günah sahibi.
  • Günahkâr.

müznibin / müznibîn

  • Günahkârlar.

na-kesan

  • (Tekili: Nâ-kes) Alçaklar, âdi insanlar, insaniyetsiz kimseler.
  • Cimriler, tamahkârlar, pintiler, hasis kişiler.

na-kesane / na-kesâne

  • Alçakçasına. (Farsça)
  • Cimrilik ve tamahkârlıkla. (Farsça)

nahham

  • Tamahkâr, cimri, hasis, pinti.
  • Boğazını temizlemek için fazlaca soluyup balgam çıkaran adam.

nekes

  • (Nâ-kes) Cimri, tamahkâr, hasis.

pür-şer beşer

  • Çok günahkâr insanlık.

rahim / rahîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara acıyan.
  • Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin sıfatlarından.

recül-ü facir / recül-ü fâcir

  • Günahkâr adam.

recülifacir / recülifâcir

  • Günahkâr adam.

rü'yet-i taksir / rü'yet-i taksîr

  • Kendini günâhkâr ve kabahatli, kusurlu görmek, kendini suçlamak.

said-i şaki / said-i şakî

  • "İsyan eden günahkâr Said!" anlamında

salihun / salihûn

  • Salih kimseler, günahkâr olmayanlar, salihler.

şefa'at / şefâ'at

  • Kıyâmet günü, Allahü teâlânın izni ile, başta Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem olmak üzere, diğer peygamberler, âlimler, şehîdler, sâlihler (iyi kimseler) ve küçük yaşta ölen müslüman çocuklar ve Allahü teâlânın izin verdiklerinin; gün ahkâr olan mü'minlerin günahlarının affedilip Ceh

şefaat

  • Şefaat etmek. Af için vesile olmak.
  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

şefi'-ül müznibin / şefi'-ül müznibîn

  • Günahkârların şefaatçısı Hazret-i Muhammed. (A.S.M.)

şefiu'l-müznibin / şefîu'l-müznibîn

  • Allah'ın izniyle günahkârlara şefaatçi olacak olan Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

şefiü'l-müznibinin varisi / şefiü'l-müznibînin vârisi

  • Âhiret âleminde günahkârların bağışlanması için şefaatte bulunacak olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mirasçısı.

şereh

  • Tamahkârlık, açgözlülük, şiddetli hırs.
  • İnsanın muhtâc olduğu şeylerin lüzûmundan fazlasını istemesi, şiddetli hırs, tamahkârlık, aç gözlülük.

şerhan

  • Çok tamahkâr, ziyade hırs sâhibi, açgözlü, haris.

sevdaperest

  • İfrat derecede düşkün, tutkun. (Farsça)
  • Tamahkâr. (Farsça)

siccin / siccîn

  • Şeytanların, kafirlerin (Allahü teâlâya ve Resûlullah efendimize inanmayanların) ve günahkâr mü'minlerin amellerini toplayan bir kitap; insanların ve cinlerin kötülerine mahsûs amel defterleri.
  • Şakîlerin, kötülerin ve azâb olunan rûhların bulunduğu yer.
  • Yerin altında veya Ceh

siyahkar / siyahkâr

  • (Çoğulu: Siyâhkârân) Günah işlemiş, suçlu. (Farsça)

süfeha / süfehâ

  • (Tekili: Sefih) Sefihler. İçkici, müsrif ve günahkâr kimseler.
  • Sefihler, kıt akıllılar, günahkârlar.
  • Sefihler, günahkâr kimseler, ahmaklar.

tamakar / tamâkâr

  • Tamahkâr, açgözlü.

te'sim

  • Günah işledin demek. Bir kimsenin günahkâr olduğunu söylemek.

tebah-kar / tebah-kâr

  • (Çoğulu: Tebâhkârân) Mahveden, harab eden, bitiren. (Farsça)

tefsik

  • (Fısk. dan) Fısk ve fücura sürükleme. Birisine fâsık, kabahatli, günahkâr demek.
  • Birisini günahkârlık ile suçlama.

tumea'

  • (Tekili: Tâmi') Tamahkârlar.

usat

  • (Tekili: Asi) Asiler, zorbalar, itaat etmeyenler.
  • Günahkârlar.

vagd

  • Tamahkâr, cimri, hasis.
  • Alçak, bayağı, âdi.

zerdost

  • Cimri, hasis, tamahkâr. (Farsça)