LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ada kelimesini içeren 113 kelime bulundu...

adalet / adâlet / عدالت

  • Adalet. (Arapça)

adalet-i mahza / adâlet-i mahza

  • Adaletin tam hakikisi, tam adalet.

adalet-perver

  • Adâletli, adalet taraftarı.

adaletkar / adaletkâr

  • Adaletli, insaflı, adalet sahibi. (Farsça)

adaletkarane / adâletkârane

  • Adâletlice. Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette. (Farsça)

adaletpenah

  • Adâletli. (Farsça)

adaletperver

  • Adâleti seven.
  • Adaletsever.

adapte

  • Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış. (Fransızca)

adem-küş / âdem-küş

  • Adam öldüren, katil. (Farsça)

adil / âdil / عادل / عَادِلْ

  • Adalet eden, hakkı haklı olana veren.
  • Adalet sahibi, doğru adaletli.
  • Adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah.
  • Adaletli.
  • Adaletli. (Arapça)
  • Adâletli.

adil-i rahim / âdil-i rahîm

  • Adâletle iş gören, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Allah.

adilane / âdilâne / عَادِلَانَه

  • Adalet sahibi bir adama yakışır surette.
  • Adaletli bir şekilde.
  • Adâletli olarak.

adilli

  • Adaletli.

adl / عدل

  • Adalet, çok adaletli.
  • Adalet.
  • Adalet. (Arapça)

adl ü hak

  • Adalet ve doğruluk.

adl-penah

  • Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.

adli / adlî / عدلى

  • Adaletle ilgili.
  • Adaletle ilgili.
  • Adalet ile ilgili. (Arapça)

adliye

  • Adaleti sağlama görevi olan resmî makamlar.
  • Adalet yeri, mahkeme binası.

adliye nezareti

  • Adalet Bakanlığı.

adliye ve dahiliye vekaleti / adliye ve dahiliye vekâleti

  • Adalet ve İçişleri Bakanlığı.

adliye vekaleti / adliye vekâleti / عَدْلِيَه وَكَالَتِي

  • Adalet Bakanlığı.
  • Adalet bakanlığı.

adliye vekili

  • Adalet Bakanı.

ayn-ı adalet / ayn-ı adâlet

  • Adâletin ta kendisi.

azulat / azulât / عضلات

  • Adaleler. (Arapça)

ba-dad

  • Adaletli, âdil, sâdık, doğru. (Farsça)

bagiz

  • Adavet olunmuş, düşmanlık yapılmış.

bi-dadi / bî-dadî

  • Adaletsizlik. Zâlimlik.

bidad / bîdâd

  • Adaletsizlik.

bülega / bülegâ

  • Adamına göre güzel söz söyleyenler.

cemal-i adalet / cemâl-i adalet

  • Adalet güzelliği.

cezair / cezâir / جزائر

  • Adalar. (Arapça)

cezire / cezîre / جزیره

  • Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası. (Üç tarafı su ile çevrili kara parçasına yarımada denir.)
  • Ada, yarımada.
  • Ada. (Arapça)

cinayet / cinâyet

  • Adam öldürmek, katl.
  • Adam öldürme, ağır suç.

dadhah / dâdhah

  • Adalet isteyen. (Farsça)

delil-i adalet

  • Adalet delili.

delil-i adli / delil-i adlî

  • Adaletle ilgili delil.

dergah-ı adalet / dergâh-ı adalet

  • Adalet kapısı.

divan-ı adalet

  • Adalet divanı, adalet dairesi.

düstur-u adalet / düstur-u adâlet

  • Adalet prensipleri.

düstur-u adilane / düstur-u âdilâne

  • Adaletli düstur, kanun, yasa.

ehl-i adalet

  • Adaletle davranan kimseler.

hak

  • Adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.

hak-sever

  • Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

hakikat-ı adalet

  • Adaletin özü, gerçeği.

hakikat-i adalet

  • Adalet gerçeği.

hakim-i adaletpişe / hâkim-i adaletpîşe

  • Adaletli hükümdar.

hakim-i adil / hâkim-i âdil / حَاكِمِ عَادِلْ

  • Âdaletli yargıç.
  • Adâletli hüküm sâhibi.

haşife

  • Adâvet, düşmanlık, kin.

hata-yı adli / hata-yı adlî

  • Adalet dairesine âit hata, yanlışlık. (Farsça)

hatıra-i adalet

  • Adalet hatırası, göstergesi.

hemnam / hemnâm / همنام

  • Adaş. (Farsça)

hilaf-ı adalet / hilâf-ı adâlet

  • Adalet dışı.

hiss-i adalet

  • Adalet hissi, duygusu.

hükm-ü adilane / hükm-ü âdilâne

  • Adalet üzere verilen hüküm.

hükümdar-ı adil / hükümdar-ı âdil

  • Adaletli hükümdar.

hürriyet-i adilane / hürriyet-i âdilâne

  • Adaletli hürriyet.

icab-ı adalet / icab-ı adâlet

  • Adâletin gereği.

icra-yı adalet / icrâ-yı adalet

  • Adaletin uygulanması.

indelbüleğa

  • Adamına göre güzel söz söyleyenler yanında.

insaf / insâf

  • Adâlet, doğruluk. Hakkı gözetip adâletten ayrılmama.

intizar

  • Adamak, nezretmek.

irtican

  • Adamın işi gücü bozulma.

iştat

  • Adaletsizlik edip hükümde zulmetme.

istikade

  • Adam öldürmüş olan katilin kısasını isteme.

istirha-yi adelat / istirha-yi adelât

  • Adalelerin, kasların gevşemesi.

kahtırical / kahtıricâl

  • Adam kıtlığı.

kanun-u adalet

  • Adalet kanunu.

kanun-u adalet ve tedip

  • Adaleti sağlama ve suçluları cezalandırmaya yönelik düzenlenen kanun.

kanun-u adl

  • Adalet kanunu.

katl-i nüfus

  • Adam öldürme.

kedum

  • Adam ısıran eşek.

kemal-i adalet / kemâl-i adalet / kemâl-i adâlet / كَمَالِ عَدَالَتْ

  • Adaletteki mükemmellik.
  • Adâletin mükemmelliği.

kesan

  • Adamlar. İnsanlar. Kişiler. (Farsça)

kıyas-ı adli / kıyas-ı adlî / kıyâs-ı adlî / قِيَاسِ عَدْلِي

  • Adaletle ilgili kıyas; Allah'ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni göstererek âhiretin varlığına ulaşma.
  • Adâlete dâir kıyas.

kramp

  • Adalenin kasılması. (Fransızca)

lütin / lütîn

  • Adam boyu miktarı bir ağacın adı. (Bakla yaprağı gibi yaprağı olur, hurnup gibi dalları olur, içinde küçük taneleri olur.)

madele / mâdele

  • Adalet yeri.

madelet / mâdelet / معدلت

  • Adalet etmek.
  • Adalet. (Arapça)

mahkeme-i adalet

  • Adaletli mahkeme, hakkın benimsenip uygulandığı yer.

merd

  • Adam. Kişi. İnsan. Erkek. Sözünün eri. (Farsça)

merdümi / merdümî

  • Adamlık, insanlık. (Farsça)

mizac-ı mutedile-i adalet / mizâc-ı mutedile-i adalet

  • Adaletin ölçülü karışımı, adil ve dengeli yapı.

mizan-ı adalet / mizan-ı adâlet

  • Adâlet terâzisi.

mizan-ı adil / mizan-ı âdil

  • Adâletli terâzi.

mizan-ı adl

  • Adalet terazisi.

muaddele

  • Adaletli; adalet ölçülerine uygun hale getirilmiş.

müdacat

  • Adâvetini gizlemek, düşmanlığını belli etmemek.

mukteza-yı adalet / muktezâ-yı adâlet / مُقْتَضَايِ عَدَالَتْ

  • Adaletin gereği.
  • Adâletin gereği.

mümaret

  • Adavet edişmek, düşmanlık yapmak.

mürue

  • Adamlık, insanlık.

muvazene-i adalet

  • Adaletin denge, ölçü ve terazisi.

namdaş

  • Adaş.

namzed

  • Aday.

namzet

  • Aday.

nezr / نذر

  • Adak.
  • Adak yâni bir isteğin yerine gelmesi ve bir korkunun giderilmesi için, farz veya vâcib olan bir ibâdete benzeyen ve başlı başına ibâdet olan bir işi yapacağına dâir Allahü teâlâya söz verme. Mutlak ve muayyen olmak üzere iki kısımdır.
  • Adak.
  • Adak. (Arapça)
  • Nezr etmek: Adamak. (Arapça)

nuşirevan-ı adil / nuşirevân-ı âdil

  • Adaletiyle ün salmış meşhur, eski bir İran Sâsânî Hükümdarı.

nüzur

  • Adaklar, nezirler.

racin

  • Adama alışmış davar.

rical / ricâl

  • Adamlar; makam sahibi olanlar.

şahid-i adil / şahid-i âdil

  • Adaletli ve doğruları söyleyen şahit.

şahid-i adil ve sadık / şahid-i âdil ve sadık

  • Adâletli ve doğru sözlü şâhit.

şan-ı adalet / şân-ı adalet

  • Adaletin şanı, gereği.

şani'

  • Adavet etmek, kin tutmak mânasına "şeneân" dan ism-i fâil olup, buğz eden, kin tutan demektir. Esas murad ise; buğz edip geçmiş olan değil, buğzunda devam ve ısrar eden demektir.

şart-ı adalet

  • Adalet şartı.

sırr-ı adalet

  • Adalet esprisi.

taksim-i adil / taksim-i âdil

  • Adaletli paylaştırma.

tecelli-i kübra-yı adl ve hikmet / tecellî-i kübrâ-yı adl ve hikmet

  • Adaletin ve hikmetin büyük tecellîsi, yansıması.

temayül-ü adalet / temâyül-ü adalet

  • Adaleti uygulamaya yönelik eğilim gösterme.

temin-i adalet / temin-i adâlet

  • Adalet sağlama, gerçekleştirme.

tevzin-i adalet

  • Adaletin her şeyi teraziye alması; her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesindeki ölçü, tartı, denge.

unsul

  • Ada soğanı.

vakfeden

  • Adayan.

veçh-i adalet

  • Adalet yönü.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın