LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te AYIRMA ifadesini içeren 151 kelime bulundu...

adiliyet / âdiliyet

  • Allah'ın haklıyı haksızı ayırması, her hakkı yerine getirmesi, sonsuz adalet sahibi olması.

akl

  • İdrâk kuvveti, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet.

azl

  • Bir şeyi yerinden veya güruhundan veya işinden ayırmak. Birisini işinden veya makamından ayırmak.
  • Ayırma, uzaklaştırma.

azletmek

  • Ayırmak, uzaklaştırmak.

bahs

  • Kazmak.
  • Ayırmak.
  • Saçmak.
  • Birşey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikatı araştırma. Konuşulan şey.
  • Teftiş.
  • Söz münazarası, muaraza, mübahese.
  • Bir mevzû hakkında tafsilât, açıklama.
  • İddialaşma.

baz / bâz

  • Doğan. Yırtıcı kuş. Av kuşu. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Ayırma. Temyiz etme. (Farsça)
  • İniş. (Farsça)

bergriften

  • Ayırmak. Kaldırmak. Gidermek. (Farsça)

besk

  • Yırtmak.
  • Yarmak ve ayırmak.

bess

  • İçindekini açığa vurmak.
  • Neşretmek, yaymak.
  • Ayırmak.
  • Dert, keder.
  • Merak.

beytutet / beytûtet

  • (Beyt. den) Gece kalma, geceleme.
  • Ayırmak, teferruk.
  • Gece baskın yapmak.

bilatefrik / bilâtefrik

  • Ayırmaksızın.

celhe

  • (Çoğulu: Cülâhet) Gidermek. Yerinden ayırmak.
  • Nâhiye.

cüzaze

  • (Çoğulu: Cüzâzât) Pâre pâre etmek, ayırmak, kesmek. Ağaçtan yemiş düşürmek.

egosantrizm

  • Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve (Fransızca)

elektroliz

  • Fiz: Birleşik bir cismi elektrik vasıtasıyla elemanlarına ayırma işi.

fark

  • Ayrılık, başkalık. Ayırma, ayrılma, seçilme,
  • Başın tepesi, baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer.

faruk / fâruk

  • Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. Haklıyı haksızı ayırmakta çok mâhir olan. (Hak ile bâtılı birbirinden tam ayırarak İslâmiyeti kabul ettiği ve islâm nurunu izhar ettiği ve imân ve küfrün arasını fark ve faslettiği için Hz. Peygamber (A.S.M.) tarafından Hz. Ömer'e (R.A.) bu isim verilmiştir.)
  • Haklıyı haksızı ayırmakta pek mahir olan. Hz. Ömer'in sıfatlarından biri.

fasl

  • Ayrıntı, ayırma, kesinti, bölüm.
  • Halletme, neticelendirme, kesip atma.

fatk

  • Kırma, ayırma, yarma, çatlatma.
  • "Kasık yarığı" denilen bir hastalık.
  • Elbisenin dikişlerini sökmek.

faysal

  • Kesin hüküm; karmaşık bir meseleyi kesin hatlarıyla çözümleme, yanlışı doğrudan ayırma.

fecr

  • Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık.
  • Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak.
  • Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek.
  • Tekzib eylemek.
  • İsyan ve muhalefet eylemek.
  • Haktan sapmak. Meyletmek.
  • <

fekk / فك

  • Açmak. Ayırmak.
  • Kırmak.
  • Kaldırmak.
  • Kesmek.
  • El ve bilek, yerinden burkulup çıkmak.
  • Rehin verilen şeyi kurtarıp çıkarmak.
  • Köle azadetmek.
  • Pir-i fâni olmak.
  • Açma, ayırma.
  • Çene. (Arapça)
  • Ayırma. (Arapça)

ferz

  • Çukur yer.
  • Düz yer.
  • Ayırmak.

fesh

  • Bozmak. Hükümsüz bırakmak. Kaldırmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bilmemek. Cehil.
  • Re'y ve tedbiri ifsad eylemek.
  • Zaif-ül akıl. Zaif-ül beden.
  • Tembellik yüzünden gayesine erişemeyen.
  • Unutmak.
  • Tıb: Beden âzalarının mafsallarını yerinden çıkarıp ayırmak

fetk

  • Şak etme. Ayırma. Yarma. Yarılma.
  • Tıb: Dikilmiş bir şeyi söküp ayırmak.
  • Kasık yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık. Fıtık hastalığı.
  • Şafak sökmesi. Fecir ağarması.
  • Parçalanıp birbirine düşmüş cemaat.
  • Ayırma, yarma.

fezr

  • Yarmak.
  • Ayırmak.
  • Bozup feshetmek.

furkan

  • Hak ile batılı ayırmak, iyi ile kötüyü ayırd etmek.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

füruk

  • (Tekili: Fark) Farklar. Ayırma vasıfları. Alâmetler.

hacz

  • Men'etmek. Mâni olmak.
  • İki şeyin arasını ayırmak.
  • Alacaklı, borçludan alacağını alabilmesi için borçlunun malına el konulmak.
  • Engelleme, el koyma, ayırma.

hadb

  • Vurmak, darb etmek.
  • Deriyi etiyle ayırmak.
  • Isırmak.
  • Yalan söylemek.
  • Uzunluk.

hal'

  • Kaldırma. Kal' etme.
  • Hükümdarı tahttan indirmek. Azletmek.
  • Mansıb ve mesnetten ihraç etmek.
  • Elbise gibi şeyleri soymak.
  • Bir şeyi izâle edip ayırmak ve terketmek.
  • Karısını boşamak. Evlâdını evlâdlıktan reddetmek.

hall ü fasl

  • Çözme ve ayırma. Açıklayarak bitirme. Bir mes'eleyi müsbet bir neticeye bağlama.

hallüfasl

  • Çözme ve ayırma.

hasr / حصر

  • Bir şeyin içine alma. Yalnız bir şeye mahsus kılma.
  • Bir çember içine almak. Askerle etrafını kuşatmak.
  • Sıkıştırma. Kısaltma.
  • Okurken tutulup kalmak.
  • Vakfetmek.
  • Zaman ayırmak.
  • Yalnız biri için ayırma.
  • Tahsis etme, ayırma, vakfetme, adama. (Arapça)
  • Hasretmek: Adamak, ayırmak, tahsis etmek. (Arapça)

hasr-ı tesbihat

  • Bir zaman dilimini tesbihe ve Allah'ı anmaya ayırma.

hasr-ı vakit

  • Vakti tamamıyla ayırma, verme.

himmet

  • Kayırma, yardım, emek.

hıyere

  • Beğenme, seçme. Benzerlerinden ayırma.
  • Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş, ayrılmış.

huş

  • Akıl, fikir, zekâ, iyi ile kötüyü ayırma hissi. (Farsça)
  • Ruh, can. (Farsça)
  • Ölüm, (Farsça)
  • Zehir. (Farsça)

ibane

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Ayırmak.
  • İzhar etmek, göstermek.

icla / iclâ

  • (Cilâ. dan) Sürme, nefyetme, sürgün etme. Evinden barkından ayırma.
  • Sür'atle seğirtme.
  • Cilâlama, parlatma.

ıdlal

  • (İdlâl) Hak dinden, imân ve islâmiyetten saptırmak. Doğrudan, Hak ve hakikat caddesinden ayırmak. Azdırmak.

ifla'

  • Sütten ayırma, memeden kesme.
  • Yabana kaçma.

ifrad

  • Tek olarak söylemek.
  • Ayırmak.
  • Göndermek. Yollamak.

ifraz / ifrâz

  • Ayırmak, tefrik etmek. Ayrılmak.
  • Bütünden parça ayırma. Bölme.

ifrinka'

  • Parmak çıtırdatma.
  • Gidermek.
  • Ayırmak.

iftam

  • Memeden ayırma, sütten kesme.

ihfa / ihfâ

  • Örtmek, gizlemek; tecvidde bir terim. On beş ihfâ harflerinden önce gelen tenvin veya sâkin nunu, izhâr (birbirinden ayırmak) ile idgâm (birbirine katmak) arasında, şeddeden uzak olarak gunne ile genizden çıkarmak.

ihsas

  • (Hisse. den) Pay ayırmak. Hisse vermek.
  • Azletmek.

ihza'

  • Ganimetten pay ayırma.
  • Ayakkabı giydirme.

ikdar

  • (Kudret. den) Kudret verme, kuvvetleştirme, güç kazandırma. Geçimini sağlama.
  • Birini kayırma.

ikraz

  • Ödünç vermek. Borç vermek.
  • Kesip ayırmak.

iltimas / iltimâs / التماس / اِلْتِمَاسْ

  • Tavsiye. Rica. İstirham.
  • Kayırmak, tutmak, haksız olarak yardımda bulunmak.
  • Yapılmasını isteme.
  • Kayırma.
  • Kayırma. (Arapça)
  • Ricâ etme, kayırma.

iltimasat

  • (Tekili: İltimas) İltimaslar, tavsiyeler, ricalar.
  • Kayırmalar, tutmalar.

iltimasname

  • İltimas mektubu. Kayırma yapılması için yazılan mektub. (Farsça)

iltizam

  • Kayırma, taraf tutma, gerekli bulma.

inşiab

  • Şubelendirme. Ayırma. Şubelere ayrılma.
  • Bölük bölük olma.
  • Dalbudak verme.

intikad

  • İyi bilineni kötülemek.
  • Seçip ayırdetmek.
  • Kalp parayı gerçeğinden ayırmak.
  • Tenkid.
  • Fenni veya edebi eserlerin tarafsız bir nazarla incelenmesi sonunda fikir ileri sürülmesi.

ism

  • (İsim) Ad, nâm.
  • Ist: Bilinen veya bilinmeyen, hissedilen veya hissedilmeyen herhangi bir şeyi birbirinden ayırmak, tanımak veyahut zihne getirmek için kullanılan söz veya lâfız.
  • Man: Tam mânalı ve hem mevzu, hem mahmul olabilen lâfızdır.

isti'sar

  • Seçme, ayırma, intihab etme.
  • Seçip benimseme.

istibda

  • (İstibra') Ayırmak. Uzak etmek.
  • Küçük abdest bozduktan sonra idrardan temizlenmek, sidik eserinin tamâmen kesilmesini beklemek.
  • Nikâhla alınan dul bir kadının gebe olmadığına kanaat getirmek için, kadın bir âdet görünceye kadar beklemek.

istifnan

  • Cins cins ayırma. Mâhirane bölme.

istifrad

  • Ayırma, tek tek yapma.
  • Yalnız tek başına.

ıstına'

  • Seçme, intihab, ayırma.
  • Adam seçme.
  • İyilik etmek.
  • İş işletmek.

istisna

  • Ayırmak. Kaide dışı bırakmak. Müstesna kılmak.

istisnaat

  • (Tekili: İstisna) İstisnalar, müstesna kılmalar, ayırmalar.

istisnai / istisnaî

  • İstisnaya âit. Ayırmayla alâkalı.

iz'ac

  • Rahatsız etmek. Bunaltmak.
  • Yerinden koparıp ayırmak.

izahe

  • Bir şeyi ayırma.
  • Kurtulma.
  • Yok etme.

izhak

  • Yok etme, mahvetme.
  • Öldürme.
  • Oku, nişandan ayırma.

izhar / izhâr

  • Açıklamak, ortaya çıkarmak. İki harfi birbirinden ayırmak mânâsına tecvîd ilminde bir terim.

kal'

  • Bir şeyi kökünden çekip koparmak.
  • Kendisinden iyi kalay çıkan maden.
  • Azletmek. Bir tarafa ayırmak.

kasm

  • Bölmek.
  • Ayırmak.
  • Bahsetmek.
  • Kesmek.

kat'

  • Kesme, ayırma.
  • Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek.
  • Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
  • Edb: Sözün te'sirini arttırmak ve dinleyenin anlayışına bırakmak için söz bitmeden kesivermek."İmtihan geliyor. Çalışın, yoksa..."Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz Size rehberl

kemal-i imtiyaz / kemâl-i imtiyaz

  • Bir şeyi mükemmel bir şekilde diğerlerinden ayırma.

kemal-i imtiyaz ve teşhis / kemâl-i imtiyaz ve teşhis

  • Mükemmel bir seçme ve ayırma.

kesr

  • Kırmak. Parçalamak. Parçalara ayırmak.
  • Mat: Bir bütünün parçalarından her biri.

kısmet

  • Nasîb. Allahü teâlânın ezelde (sonsuz öncelerde) herkes için dilediği şey.
  • Birkaç kimsenin bir şeydeki hisse-i şâyialarını (ayrılmamış hisselerini) kile, terâzî, arşın gibi bir ölçü âleti ile tâyin ve tahsis etme, belli etme, ayırma.
  • Bölmek ve ayırmak. Bahşetmek. Taksim etmek.
  • Fık: Hisse-i şâyiayı, yani, taksim olunmamış maldaki hisseleri sahiplerine tahsis etmektir.

kusut

  • Haktan sapmakla cevr ve zulmetmek.
  • Birşeyi kısımlara ayırmak, tefrik etmek.

ma vudia leh / mâ vudia leh

  • Tayin ve tahsis olunduğu şey (Meselâ 10 TL.'yi bir kitap almaya ayırmak gibi.).

mantıki kıraet / mantıkî kırâet

  • Acele etmeyerek fakat imlâ kaidelerine dikkat ederek, yâni virgüllerde biraz, noktalı virgüllerde biraz daha durmak, teâcüb ve istifhamları anlatmak, muhaverelerde konuşanların sözlerini ayırmak suretiyle okumaktır.

meyz

  • Ayırmak, birşeyi denklerinden üstün tutmak.
  • Bir yerden bir yere geçmek.

mübalat

  • Kayırmak.
  • Dikkat etmek. İtina göstermek.

mücun

  • (Çoğulu: Meccân) Kim olursa olsun kayırmamak.
  • İnsanların sözünden hazer etmeyip derdi olmamak.

müfavasa

  • Ayırmak.
  • Halâs etmek.

münakade

  • Bir şeyin iyisini kötüsünden seçip ayırmak.

münasafa

  • (Nısf. dan) Yarıyarıya paylaşma. İki eşit parçaya ayırma.

nez' / نزع

  • Çekip koparmak, ayırmak.
  • Can çekişmek.
  • Çekip almak. Kuyudan kovayı çekip çıkarmak.
  • Saymak.
  • Kaldırmak, yok etmek.
  • Can çekişme. (Arapça)
  • Sökme, koparma, zorla alma. (Arapça)
  • Nez' eylemek: Ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak. (Arapça)

perva

  • Korku, çekinmek. (Farsça)
  • Alâka, ilgi, bağ. (Farsça)
  • Takat. (Farsça)
  • Durup dinlenmek. (Farsça)
  • Bilmek. (Farsça)
  • Vesvese. (Farsça)
  • Kayd. (Farsça)
  • Iztırab. (Farsça)
  • Terk, feragat. (Farsça)
  • Hayran, şaşmış. (Farsça)
  • Meyl, teveccüh, iltifat, kayırmak. (Farsça)
  • Gussalanmak. (Farsça)

ra-i mühmele

  • Noktalı ze'den ayırmak için "rı" harfine verilen bir ad.

ref-i imtiyaz

  • Ayrımcılığın, kayırmacılığın kaldırılması.

retk ü fetk

  • Noksanları düzelterek idare etme.
  • Ayırmak ve bitiştirmek.
  • İyi idare etme.

şakk-ı kamer / شَقِّ قَمَرْ

  • Ayın yarılması, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ayı ikiye ayırması mûcizesi.
  • Ayı ikiye ayırma (mu'cizesi).

şakkıkamer

  • Peygamberimizin ayı iki parçaya ayırması mûcizesi.

sarm

  • (Surm) Bağ kesmek. Meyve toplamak. Bir şeyi kökünden ayırmak.

savh

  • Yarmak.
  • Ayırmak.
  • İşitmek, duymak.

selg

  • Ayırmak.
  • Yarmak.

ta'yin

  • Yerini belli etmek.
  • Vazifeye göndermek, vazifelendirmek.
  • Ayırmak.
  • Tayın, erzak.

tahdik

  • (Hadeka. dan) Gözünü dikip, ayırmadan ve dikkatle bakma.

tahlil

  • Bir şeyi incelemek üzere parçalarına ayırma.
  • Analiz.

tahsis / تخصيص

  • (Husus. dan) Belli bir gaye için kullanmak.
  • Bir şey veya bir kimse için ayırmak.
  • Kredi. Tazminat.
  • Biri için ayırma.
  • Özgü kılma, ayırma. (Arapça)
  • Tahsis edilmek: Ayırılmak. (Arapça)
  • Tahsis etmek: Ayırmak. (Arapça)

tahsisat / tahsisât

  • Biri için ayırmalar.

tahsisen

  • Birine ayırmakla.

tahviye

  • Dizleri, dirsekleri, yanları, karnı ve uyluğun arasını ayırmak.

takammüm

  • Evin süprüntüsünü ayırmak.

taksim

  • (Kısım. dan) Bölme. Parçalara ayırma.

taksim-i akli / taksim-i aklî / taksîm-i aklî / تَقْس۪يمِ عَقْل۪ي

  • Akıl ve fikir yoluyla bir konuyu bölümlere ayırmak.
  • Aklen kısımlara ayırma.

taksimat / taksimât

  • Kısımlara ayırma.
  • Taksimler. Bölmeler. Cüz cüz ayırmalar.

takti' / taktî' / تقطيع

  • Kesme. (Arapça)
  • Şiiri veznine göre parçalara ayırma. (Arapça)

talak / talâk

  • Boşamak. Boşanmak.
  • Bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak.
  • Nikâhlı karısını bırakmak.
  • Boşamak, boşanmak.
  • Bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak.
  • Nikâhlı karısını bırakmak.

tansif

  • (Nısıf. dan) Yarı yarıya bölmek. Ayırmak.

tasabbu'

  • Parmak parmak ayırma.

tasnif

  • Sınıflara ayırmak. Sınıflandırmak.
  • Kitap yazmak. Kitap tertib etmek.
  • Sınıflandırma, ayırma.

tebiz / tebîz

  • Ayırma, bölme.

tebvib

  • (Bâb. dan) Kısım kısım ayırma. Bablara ayırma.

tecrid

  • Soyma, soyutlama.
  • Bir tarafta tutma, ayırma.

teczie / تجزئه

  • (Cüz'. den) Kısım kısım ayırma, doğrama, ufaltma, bölme.
  • Parçalara ayırma, bölme. (Arapça)

tecziye

  • Cezalandırma.
  • Parça parça ayırmak.

tefahhuc

  • Oturduktan sonra ayaklarını ayırmak.

tefarik / tefârik

  • Müteferrik olanlar. Tefrikalar. Ayırma ve seçmeler.
  • Taksitler. Ufak tefek şeyler. Ayrıca şeyler.
  • Küçük hediyelik eşya.
  • Ayırmalar, ufak şeyler.

tefkik

  • Birbirinden ayırmak.
  • Halâs etmek, kurtarmak.

tefri / tefrî

  • Kısım kısım ayırma.

tefrii / tefrîi

  • Teferruat ve ayrıntılara ayırmakla ilgili.

tefrik / تفريق / tefrîk / تفریق / تَفْر۪يقْ

  • Birbirinden ayırma.
  • Birbirinden ayırmak, seçmek, ayırdetmek, ayrı kılmak.
  • Korkutmak.
  • Ayırma, seçme.
  • Ayırma.
  • Ayırma, ayırdetme. (Arapça)
  • Tefrîk edilmek: Ayırılmak, ayırt edilmek. (Arapça)
  • Tefrîk etmek: Ayırmak, ayırt etmek. (Arapça)
  • Tefrîk olunmak: Ayrılmak. (Arapça)
  • Ayırma.

tefrik etme

  • Ayırma.

tefrik etmek

  • Ayırmak.

teftiş

  • Kontrol etmek. İşlerin alâkalı vazifeliler tarafından ele alınıp iyi ve tamam yapılmasına çalışmak.
  • Sormak.
  • Ayırmak.

tektib

  • Askeri bölük bölük etmek, bölüklere ayırmak.
  • (Ketebe. den) Yazdırma.

temayüt

  • Birbirinden ayırmak.

temyiz / temyîz

  • Bir şeyi diğerinden seçip tarif etmek, ayırmak. Seçmek. İyiyi kötüden ayırmak.
  • Yargıtay.
  • Gr: Belirsiz olan kelime ve sayıları belirli hale koymak. Meselâ: "İşrune dirhemen" (yirmi dirhem) ve "Retle zeyten" (Bir retl zeytin yağı) tâbirlerinde "dirhemen" ve "zeyten" gibi.
  • <
  • Ayırma, seçme.
  • Ayırma, seçme, iyiyi kötüden ayırd etme.

temyiz etme

  • Birbirinden ayırma.

temzig

  • Ayırmak.
  • Dağıtmak.

tenattu'

  • Çok arıtmak.
  • Ayırmak.

tenattus

  • Dikkatle tecessüs etmek, araştırmak.
  • Ayırmak.

terbil

  • Ayırmak.

teş'ib

  • (Çoğulu: Teş'ibât) Şubelere ayırma, dallandırma.

tesbian

  • Yediye ayırmak suretiyle, yediye ayırarak.

teşhis

  • Şahıslandırma. Şekil ve suret verme. Seçme, ayırma, ne olduğunu anlama. Tanıma.
  • Hastalığın ne olduğunu anlayıp bilmek.
  • Edb: Canlılandırmak, suretlendirmek.
  • Eşyaya şahsiyet vermek.
  • Ayırma.

teşkik

  • (Şakk. dan) Parça parça yarma. İkiye ayırma. Yarmak.

tesrib

  • Esasen işkembeden içyağını ayırmak demek olup, mecâzen: Tekdir ve muaheze mânasına kullanılır.
  • Darılma. Ayıplama.
  • Başa kakma.

teşric

  • Cem'etmek, birbiri üstüne yığmak.
  • Kerpiçi yerinden ayırmak.

teşrid

  • Ayırma, dağıtma. Dilim yapıp kesmek.
  • Nefyetme, kovalama.
  • Belâya atma. Ürkütüp kaçırma. Sevketme.
  • Birisinin ayıbını teşhir eylemek.

tevellüh

  • (Çoğulu: Tevellühât) (Veleh. den) Şaşakalma. Şaşırıp sersemleşme.
  • Hayran etme.
  • Kadını çocuğunden ayırma.

tezyil

  • Ayırmak.

vicdan / vicdân

  • İnsanın iyiyi kötüden ayırma hissi.

vikaye / vikâye / وقایه

  • Koruma. Koruyuculuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma.
  • Tıb: Herhangi bir hastalık için önleyici tedbir alma.
  • Koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma.
  • Koruma. (Arapça)
  • Vikâye etmek: Korumak, esirgemek, kayırmak. (Arapça)

za'zaa

  • Doldurmak.
  • Ayırmak.
  • Rüzgâra savurmak.

zerr

  • Zerre, en küçük parça.
  • Karınca yumurtası.
  • Ayırmak.

zevd

  • Ayırmak.
  • Uzaklaştırmka, ırak etmek.
  • Defetmek, menetmek.

zevk

  • Lezzet alma, hoşa gitme, tatma.
  • Hoş, hoşa giden. Mânevi haz.
  • Boş vakit geçirmek. Eğlenmek.
  • Alay etmek. Güzeli çirkinden ayırma kabiliyeti.

zeyl

  • Ayırma. Tefrik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın