LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ASI kelimesini içeren 243 kelime bulundu...

a'sar / â'sâr / a'sâr / اَعْصَارْ

  • Asırlar, dönemler.
  • Asırlar.

a'sarnişin olan / a'sârnişîn olan

  • Asırlar içinde oturmuş olan.

abus / abûs / عَبُوسْ

  • Asık ve ekşi yüzlü.
  • Asık yüzlü, somurtkan.
  • Asık suratlı.

ahass

  • Asılsız, kötü kimse.

ahilik

  • Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerin

ahveb

  • Asi, günahkâr.

alen

  • Aşikâr, apaçık, meydanda olma.

allahu a'lemu bimuradihi / allahu â'lemu bimuradihi

  • Asıl maksadını en iyi bilen ancak Allah'tır.

arik

  • Asil haseb ve neseb ehli olan.

aşair / aşâir

  • Aşîretler.
  • Aşiretler, oymaklar.

asalet / asâlet / اصالت

  • Asillik, soyluluk.
  • Asillik. (Arapça)

asar / âsar

  • Asırlar, çağlar.

aşık / âşık / عاشق

  • Aşırı seven, vurgun, tutkun.
  • Aşık. (Arapça)

aşıkan / âşıkân / عاشقان

  • Aşıklar. (Arapça - Farsça)

aşıkane / âşıkane

  • Âşık olarak.

asilane / asilâne

  • Asil olanlara yakışır şekilde. Asil ve neseb sahibine lâyık. (Farsça)

asilzade / asîlzâde

  • Asîl kimsenin evladı.

asır ba'de asır / عصر بعد عصر

  • Asırlarca, yüzyıllarca. (Arapça)

aşirat / aşîrât

  • Aşireler, onda birler.

asırdide / asırdîde

  • Asır görmüş, çağ yaşamış.

asli / aslî / اصلى

  • Asıl, esas.
  • Asılla ilgili, öze dair.
  • Asıl. (Arapça)

asliyet

  • Asıllık, köklülük, soyluluk, gerçeklik.
  • Asıl oluş.

asr

  • Asır, yüzyıl.

asri / asrî / عَصْر۪ي

  • Asırlık.

avihte

  • Asılmış şey, asılı nesne. (Farsça)

aviz

  • Asılan, asılı bulunan. (Farsça)

avize / âvîze / آویزه

  • Asılı. (Farsça)

ayan / ayân

  • Aşikâr, belli.

bagi / bâgî

  • Âsi, baş kaldırmış, haksızlık eden.

baği / bâğî

  • Âsî. Haksız olarak devlet başkanına isyân eden. Çoğulu buğât'tır.

bahur / bâhûr / باخور

  • Aşırı sıcak. (Arapça)

bast-ı mukaddemat

  • Asıl maksada girmeden önce bir şeyler söyleme.
  • Asıl konuya girmeden önce giriş cümlelerini söyleme.

bertih

  • Aşırma.

bevah

  • Aşikâr, meydanda, belli. Herkesin gözleri önünde.

bidil / bîdil / بيدل

  • Aşık. (Farsça)

büjul

  • Aşık kemiği; topuk kemiği. (Farsça)

bürhan-ı satı' / bürhan-ı sâtı'

  • Aşikâr, şeksiz ve şüphesiz, parlak delil.

cahiyen

  • Aşikâr olarak, alenen.

cebbar / cebbâr / جَبَّارْ

  • Aşırı zor kullanan.

cehreten

  • Aşikâr sûrette, aleni bir şekilde, açıktan açığa.

çekirdek-i asli / çekirdek-i aslî

  • Asıl çekirdek, öz.

celi / celî

  • Aşikar, belli, parlak, açık.

cevheri / cevherî

  • Asıl, temel, öz.

cümud-u baridi göstermek / cümud-u bâridi göstermek

  • Aşırı katı, soğuk tutum göstermek.

duhan-ı mübin

  • Aşikâre duman. (Bu duhan hakkında iki tefsir rivayet olunmaktadır. Birisi: İbn-i Mesud Hazretlerinden mervi olduğuna göre; şiddetli açlık ve kaht seneleridir. Çünkü çok aç olan kimseye, gerek gözlerinin za'fından ve gerek çok kuraklık ve kahtlık senelerinde havanın fenalığından, semâ dumanlı görünür

ebu bekir-i sıddık

  • Asıl adı Abdullah, künyesi Ebu Bekir, lâkabı Sıddık ve Atik. Erkekler içerisinde Resul-i Ekreme (A.S.M.) ilk iman eden; bütün muharebelerde ona refakat eden; seferde, hazarda, bütün tehlikeli anlarda Peygamber Efendimizle (A.S.M.) beraber çalışmış ve onun en yakın Sahâbesi. Onun sohbetinden feyz alm

echeliyet

  • Aşırı bilgisizlik.

ecza-i asliye / eczâ-i asliye

  • Asıl parçalar, bölümler.

ecza-yı asliye / eczâ-yı asliye

  • Asıl parçalar; vücuttaki el, ayak, göz gibi.

ecza-yı esasiye

  • Asıl parçalar.

ecza-yı zaide / ecza-yı zâide

  • Asıl olmayan parçalar; bedendeki tırnak ve saç gibi.

efkar-ı batıla / efkâr-ı batıla

  • Asılsız, boş düşünceler.

efrad-ı aşiret

  • Aşiretin fertleri, bireyleri.

ekanim / ekânim

  • Asıllar, rükünler.

enbuzen

  • Asıl, esas, madde. (Farsça)

esas / esâs / اساس

  • Asıl, kök, temel. (Arapça)

esasat / esâsât / اساسات

  • Asıllar, esaslar. (Arapça)

esasiyye

  • Asılla temelle alâkalı. Esasa ait ve müteallik.

evham-ı faside / evhâm-ı fâside

  • Asılsız, boş kuruntular.

fail-i asli / fâil-i aslî

  • Asıl fâil, asıl işi yapan.

fanatik

  • Aşırı taraftar.

fantaziye

  • Aşırı süs ve lüks, yalandan gösteriş.

fart / فرط

  • Aşırı, aşırılık. (Arapça)

fart-ı merbutiyet

  • Aşırı bağlılık.

fart-ı muhabbet

  • Aşırı sevgi, ifrat derecesinde sevme.

fart-ı şefkat

  • Aşırı şefkat ve acıma.

ferman-ı esasi / fermân-ı esasî

  • Asıl, temel ferman, buyruk.

fesane

  • Asılsız hikâye. Masal. (Farsça)

füşv

  • Aşikâre ve zâhir olmak. Görünmek.

garaz-ı asli / garaz-ı aslî

  • Asıl gaye, esas maksad.

garize / garîze

  • Asıl. Yaratılıştan olan. Sevk-i İlâhi. Huy.

gasr

  • Asılsız, alçak kimseler.

gurbet diyarı

  • Asıl vatanın dışındaki yerler.

hafız-ı hakiki / hâfız-ı hakikî

  • Asıl olarak herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah.

hakikat-i cazibedar / hakikat-i câzibedar

  • Asıl ve esasıyla çekici olan hakikat.

hal-i asıl / hâl-i asıl

  • Asıl hâl.

hal-i asli / hal-i aslî

  • Asıl, gerçek hâl.

hallac-ı mansur

  • Asıl adı Hüseyin olan bu zat, tasavvuf mesleğinde meşhurdur. Manevi istiğrak hallerinde hissettiklerini, şeriata zâhiren zıd düşen ifadelerle söylediği için, Hicri 306 senesinde idam edilmiştir.

hanedan / hânedân

  • Asil ve köklü aile.

haris / harîs

  • Aşırı hırslı.

hayat-ı zahiri

  • Asıl, görünürdeki hayat.

hedef-i maksat

  • Asıl gaye, esas hedef.

hissiyat-ı aşıkane / hissiyât-ı âşıkane

  • Aşıkça, âşka benzer duygular.

hüveyda

  • Aşikâr. Zâhir. Belli. Apaçık. (Farsça)

hüviyyet / هویت

  • Asıl, kimlik. (Arapça)

i'tilak

  • Âşık olma, birinin sevgi ve muhabbetine tutulma.

ifrat / ifrât / افراط / اِفْرَاطْ

  • Aşırılık.
  • Aşırılık.
  • Aşırıya kaçma. (Arapça)
  • Aşırılık.

ifrat-ı adavet / ifrat-ı adâvet

  • Aşırı derecede düşmanlık besleme.

ifrat-ı muhabbet

  • Aşırı sevgi.

ifrat-ı şefkat

  • Aşırı derecede şefkat duyma.

ifratalud / ifratâlûd

  • Aşırılıkla karışık, aşırılık bulunan.
  • Aşırılıkla karışık.

ifratkar / ifratkâr / ifrâtkâr / افراطكار

  • Aşırı giden.
  • Aşırıya kaçan. (Arapça - Farsça)

ifratkarane / ifratkârane / ifratkârâne

  • Aşırı gidercesine.
  • Aşırıya kaçacak şekilde.

ifratperesti / ifratperestî / افراط پرستى

  • Aşırıcılık. (Arapça)

ifratperver

  • Aşırılığı seven.
  • Aşırılığa kaçan.

ifratperverane / ifratperverâne

  • Aşırılığı severek.
  • Aşırılığı severcesine.

igrakiyyat

  • Aşırı büyültmelerle ve mübâlâğalarla söylenen sözler.

ihtilas / ihtilâs / اِخْتِلَاسْ

  • Aşırma, çalma.

ihtiras / ihtirâs / احتراص

  • Aşırı istek, tutku.
  • Aşırı istek sahibi olmak, hırs duymak, şiddetli arzu.
  • Aşırı istek.
  • Aşırı hırs. (Arapça)

ilahi dinler / ilâhî dinler

  • Asılları Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş olan dinler. Hak dinler ve semâvî dinler de denir.

ılakıye

  • Aşikârelik, açıklık, meydanda oluş.

ilkah / ilkâh / القاح

  • Aşılama, dölleme. (Arapça)

ille-i gaiye

  • Asıl hedef, gerçek sebep.

illet

  • Asıl sebep.

illet ve masdar

  • Asıl sebep ve kaynak.

illet-i gaiye

  • Asıl gaye, amaç.

inaka

  • Aşırı güzelliği ve câzibedarlığı ile hayret verme.

inhimak / inhimâk / انهماک

  • Aşırı düşkünlük. (Arapça)

isnadat / isnâdât

  • Asılsız isnatlar, dayandırmalar; yatıştırmalar.

istibdad-ı mutlak / istibdâd-ı mutlak / اِسْتِبْدَادِ مُطْلَقْ

  • Aşırı baskı.

ıyan / ıyân

  • Âşikâr, belli.

izdiham / izdihâm / ازدحام / اِزْدِحَامْ

  • Aşırı kalabalık, aşırı yığılma. (Arapça)
  • Aşırı kalabalık.

ıztırab

  • Aşırı elem, sıkıntı.

kabiliyet-i telkiha / kabiliyet-i telkîha

  • Aşılanabilir olma, aşı tutmaya elverişli ve kabiliyetli olma.

kafiyeperest

  • Aşırı kafiye düşkünü.

karn

  • Asır, çağ.

kıraat-i asım / kıraat-i âsım

  • Âsım kırâeti, bizim kırâetimiz.

künh / كنه

  • Asıl, öz, kök.
  • Asıl, öz. (Arapça)

kurunlar

  • Asırlar.

lakab

  • Asıl isminden başka sonradan takılan ad. Meşhur olan birinin sonradanki adı.

lakap / lâkap

  • Asıl isminden başka sonradan takılan ad, meşhur olan birinin sonraki adı.

ma'na-yı hakiki / ma'nâ-yı hakîkî / مَعْنَايِ حَق۪يق۪ي

  • Asıl ma'nâ.

ma'na-yı mecazi / ma'nâ-yı mecâzî / مَعْنَايِ مَجَاز۪ي

  • Asıl ma'nânın dışında kullanılan ma'nâ.

ma'şuk / ma'şûk / مَعْشُوقْ

  • Âşık olunan.

ma'şuka / ma'şûka / مَعْشُوقَه

  • Âşık olunan.

maasi / maasî

  • Âsilikler, isyanlar, günahlar.

mahiyet / ماهيت

  • Asıl, esas, içyüzü. (Arapça)

mahiyet-i asliye

  • Asıl, gerçek mahiyet, özellik.

makam-ı aşıkan / makam-ı âşıkan

  • Aşıkların makamı.

makamat-ı asliye-i külliye / makamât-ı asliye-i külliye

  • Asıl geniş makamlar, yüce meclis ve mevkiler.

maksad-ı asli / maksad-ı aslî

  • Asıl maksat, temel gaye.

maksad-ı asliye / maksad-ı aslîye

  • Asıl maksad, temel gaye.

maksud-u asli / maksud-u aslî

  • Asıl gaye, hedef.

maksud-u bizzat

  • Asıl gaye.

maksud-u hakiki / maksûd-u hakiki / مَقْصُودُ حَق۪يق۪ي

  • Asıl maksad.

mana-yı asli / mânâ-yı aslî

  • Asıl anlam, kelimenin kendi anlamı.

mana-yı asliye / mânâ-yı asliye

  • Asıl anlam, kelimenin kendi anlamı.

mana-yı muallaka / mânâ-yı muallaka

  • Asılı, takılı mânâ.

masluben

  • Asılarak, asılmış olduğu hâlde. Asılma suretiyle.

maşuk / mâşuk

  • Aşık olunan.

maşuka / mâşuka

  • Aşık olunan, sevgili.

me'muriyet-i asliye

  • Asıl me'murluk.

mechuriye

  • Aşikâre olunmuş, açıklanmış, meydana konulmuş.

meni' / menî' / منيع

  • Aşılmaz, sarp, geçit vermez. (Arapça)

menşe'-i asli / menşe'-i aslî / مَنْشَأِ اَصْل۪ي

  • Asıl kaynak.

menşe-i asli / menşe-i aslî

  • Asıl kökü.

mertebe-i asli / mertebe-i aslî

  • Asıl mertebe.

mertebe-i asliye

  • Asıl mertebe.

meşagil-i kesire / meşagil-i kesîre

  • Aşırı meşguliyetler.

meşuk

  • Âşık, tutkun.

mevhum / mevhûm / مَوْهُومْ

  • Asılsız, kuruntu.

miş'

  • Aşı dedikleri kızıl balçık.

mişk

  • Aşı dedikleri kızıl toprak.

muallak / معلق

  • Asılı, havada. (Arapça)

mualleka

  • Asılan.

muallekat / muallekât

  • Asılanlar.

mübalağat / mübalâğat

  • Aşırılıklar, abartmalar.

müfrit / مفرط / مُفْرِطْ

  • Aşırıya kaçan.
  • Aşırı. (Arapça)
  • Aşırı giden.

müfritane

  • Aşırı gidercesine.

mugrem

  • Âşık, tutkun.

mürur-u a'sar / mürur-u a'sâr / mürûr-u a'sâr / مُرُورُ اَعْصَارْ

  • Asırların geçmesi.
  • Asırların geçmesi.

musaraha

  • Aşikâr ve açık.

musarahaten

  • Aşikâr ve açık olarak.

müşkülpesent

  • Aşırı itina gösteren, titiz, zorla beğenen.

müsvedde-i asli / müsvedde-i aslî

  • Asıl müsvedde, asıl yazı, ilk yazılan.

mutaassıb / مُتَعَصِّبْ

  • Aşırı taraftarlık gösteren.

mutaassıp

  • Aşırı, sıkı sıkıya bağlı olan, tutucu.

müteallin

  • Aşikâr, aleni ve meydanda olan.

müteassıb

  • Aşırı taraftar, mutaassıb.

müteaşşık

  • Âşık olan, taaşşuk eden, çok seven.

na-fercam

  • Asıl ve esastan âri olan, akibetsiz olan. Faydasız. (Farsça)

necib / necîb / نَج۪يبْ

  • Asil.

necip

  • Asil, soylu.

nevs

  • Asılmış olan bir şeyin hareket etmesi, sallanması. Hareket etme. Deprenme.

nicar

  • Asıl.

nihas

  • Asıl. Tabiat.

nur-u asli / nur-u aslî

  • Asıl nur, gerçek aydınlatıcı nur ve ışık.

nüşuze / nüşûze

  • Asi kadın.

pedid

  • Aşikâr, görünür, açık, belli. (Farsça)

perestiş

  • Aşırı düşkünlük, tapınış.
  • Aşırı derece sevmek, ibadet etmek.

perestiş eden

  • Aşırı derece seven.

rızk-ı mecazi / rızk-ı mecazî

  • Asıl olmayan, gerçek olmayan rızık.

ru-şinasi / ru-şinasî

  • Aşinâlık, tanırlık. (Farsça)

sabikun / sâbikûn

  • Asıl îtibâriyle peygamberler aleyhimüsselâm, onlara tâbi olmak bakımından Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn, peygamberlere vâris olmak bakımından müctehidler, müfessirler (tefsir âlimleri), muhaddisler (hadîs âlimleri) ve tasavvuf büyükleri.

saded / صَدَدْ

  • Asıl mevzu, asıl bahsedilen şey.
  • Asıl mevzû'.

sadet

  • Asıl mevzu, maksat.

sadet harici

  • Asıl konunun dışında.

sadsal

  • Asır, yüzyıl. (Farsça)

şahsiyet devrinin yadigarı / şahsiyet devrinin yadigârı

  • Asil kişilerin yaşadığı dönemin hatırası.

sebeb-i hakiki / sebeb-i hakikî

  • Asıl, gerçek sebep.

sedd-i sedid

  • Aşılmaz sağlam engel.

sevdageri / sevdagerî

  • Âşıklık, sevdalılık. (Farsça)

sevdazede

  • Âşık, meftun, sevdalı. (Farsça)

şevk-i bekà

  • Aşırı derecede sonsuzluk isteği.

şiddet-i hafa / şiddet-i hafâ

  • Aşırı gizlilik, kapalılık.

şiddet-i hırs

  • Aşırı hırs, şiddetli istek, arzu.

şiddet-i meyusiyet

  • Aşırı ümitsizlik.

şiddet-i muhabbet

  • Aşırı sevgi.

şiddet-i şefkat

  • Aşırı şefkat.

ta'lin

  • Aşikâr etme. Meydana çıkarma. Açığa vurma.

taassub / تَعَصُّبْ

  • Aşırı derecede, körükörüne bağlılık.
  • Aşırı taraftarlık.

taassub-u kavmi / taassub-u kavmî

  • Aşırı milliyetçilik, ırkçılık.

taaşşuk / تعشق

  • Âşık olmak. Çok fazla derecede sevgi beslemek.
  • Âşık olma.
  • Aşık olma. (Arapça)

taassup

  • Aşırı derecede, körü körüne bağlılık.

tahattur-u farazi / tahattur-u farazî

  • Asılsız şeylerin hatıra gelmesi.

talik edilen / tâlik edilen

  • Asılan.

talik edilmiş / tâlik edilmiş

  • Asılmış.

te'vilkarane / te'vilkârâne

  • Aşırı yoruma giderek, saptırarak.

tebei / tebeî

  • Asıl olmayan, dolaylı.

tecahür

  • Aşikâre olmak, açık ve belli olmak.

tefekkür-ü hakiki / tefekkür-ü hakikî

  • Asıl, gerçek tefekkür.

tefri'

  • Asıldan, kökten şubelere ayrılma, kısım kısım olma. Ayrılma. Fer'lendirme.

tefrit / tefrît / تفریط

  • Aşırılık. (Arapça)

telakkuh / telâkkuh

  • Aşılama, dölleme.

telkih / telkîh / تلقيح / تَلْق۪يحْ

  • Aşılama.
  • Aşılama. (Arapça)
  • Aşılama.

telkihat

  • Aşılamalar.

telkin

  • Aşılama.

telkinat

  • Aşılamalar.

tereffüh

  • Aşırı rahatlık, bolluk ve rahatlık içinde yaşama.

tevağğul

  • Aşırı derecede dalma, meşgul olma.

tündçihre

  • Asık suratlı. (Farsça)

unsur / عُنْصُرْ

  • Asıl, esas, birleşik maddelerin her bir parçası, asıl madde.

urban

  • Asil Araplar.

uşşak / uşşâk / عشاق

  • Aşıklar.
  • Aşıklar. (Arapça)

üssülesas / üssülesâs / اس الاساس

  • Asıl, temel. (Arapça)

usul / usûl

  • Asıllar, kökler, temeller. Asl kelimesinin çokluk şeklidir.

usūl / اُصُولْ

  • Asıllar, esaslar.

usuli / usulî

  • Asıllara, köklere ait; bir kimsenin soy ağacı itibariyle anne baba tarafından geriye doğru silsilesi, ataları, dedeleri.

usur

  • Asırlar.

vasfiyet-i asliye

  • Asıl vasıf, temel özellik.

vatan-ı asli / vatan-ı aslî

  • Asıl yurt.

vatan-i asli

  • Asıl vatan, memleket.

vazife-i asli / vazife-i aslî

  • Asıl vazife.

vazife-i asliye

  • Asıl vazife.

vazife-i hakiki

  • Asıl, gerçek vazife.

vazife-i hakikiye

  • Asıl vazife.

vehham

  • Aşırı derecede vehimli, kuruntulu, şüpheci.

vezaif-i telkih ve tevlid / vezâif-i telkih ve tevlid

  • Aşılama ve doğurma vazifeleri.

yaran-ı aşk / yârân-ı aşk

  • Âşıklar, aşk dostları.

zadegan / zâdegân

  • Asil, soylu.

zadegi / zadegî

  • Asillik, soy temizliği, zadelik. (Farsça)

zahid / zâhid / زاهد

  • Aşırı dindar, zühd ile uğraşan. (Arapça)

zerrat-ı asliye ve esasiye

  • Asıl ve temel zerreler, hücreler, atomlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın