LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ARTIK ifadesini içeren 33 kelime bulundu...

astronomi

  • yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya, karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını, iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik, güneşin birgün söneceğini, kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz, işe yaramaz

bahıyre

  • Cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. Artık hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.

bakaya

  • Artıklar, fazlalıklar.
  • Ask: Son yoklamaları yapıldıktan sonra istenildiklerinde gelmeyen veya gelip de kıtalarına varmadan savuşanlar. (Bakayadan sayılmak suçtur.)

bakiyye

  • Artan, artık, geri kalan.
  • Artık. Geri kalan. Artan.

biş

  • Artık, ziyade. Bıldırcın otu denilen zehirli bir ot. (Farsça)

enkaz

  • Yıkıntı, yıkılmış şeyin artıkları. Harabenin parçaları.

fazl

  • Âlimlere yakışır olgunluk.
  • İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet.
  • Artmak.
  • Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak.
  • Fazla, ziyade, artık, bâki.
  • Fazlalık, üstünlük.

fazla / فضله

  • Çok ziyâde, artık, artan.
  • İleri.
  • Gereksiz, lüzumsuz.
  • (Çoğulu: Fazalât) Kazurat, pislik.
  • Çok. (Arapça)
  • Artık. (Arapça)

gayrı

  • Başkası, diğeri. Artık.

imdi / imdî

  • Artık, bu halde, böyle olduğu halde.

kazurat / kazûrat

  • Artık maddeler, pislikler.
  • Pislikler; artık şeyler.

küsbe

  • Yağı veya suyu çıkartılmış her çeşit nebâti artıklar. Yağ posası.

küsur / küsûr

  • (Tekili: Kesir) Artan parçalar, geri kalan adetler. Artık.
  • Artık.

küsurat / küsurât / küsûrât

  • (Tekili: Küsur) Artan kısımlar, küsurlar, artıklar.
  • Küsurlar, artıklar.

lükata-çin

  • Değersiz ve artık şeyleri toplıyan. (Farsça)

mücellef

  • Az bâkiyye, az miktar artık.

mütefazıl

  • (Fazl. dan) Bilgi ve fazilet hususunda yarış eden.
  • Fazla, artık.

neyyif

  • Küsur. Ziyade. Artık. Fazla.
  • İhsan.
  • Yakın.

pesmande

  • Geri kalmış, geride bulunan, bâkiye. (Farsça)
  • Artmış, artık. (Farsça)

pesmande-hor

  • Artık yiyen. (Farsça)

resis

  • Sâbit, devamlı.
  • Bakıyye, artık.
  • Akıllı, zeki kimse.
  • Sahih olmayan haber.
  • Aşk-ı muhabbetin ibtidası.
  • Hastalık başlangıcı.

semale

  • (Çoğulu: Simâl) Kap veya havuz dibinde olan artık.
  • Tereyağı.
  • Araptan bir kabile.

semele

  • Kap dibinde kalan artık.

semile

  • Artmış, artık şey.
  • Dere içinde kalan su artığı.

subabe

  • Kap içinde kalan su.
  • Bir nesnenin bakiyesi. Artık.

sube

  • At sürüsü.
  • Yirmi ile kırk arasında olan keçi sürüsü.
  • Kabın içinde kalan su. Artık su.

sukata

  • Kırıntı, döküntü, artık.

sukataçin

  • Kırıntı, döküntü toplayan. Artık toplayan. (Farsça)

sukatahar / sukatahâr

  • Kırıntı, artık yiyen. (Farsça)

tesa'su

  • Çok yaşlanmak.
  • Artık gün geçirmek.
  • Bir nesnenin ekserisinin geçmesi.

usm

  • Her nesnenin bakiyyesi, artık.

vesselam / vesselâm

  • İşte o kadar, artık bitti, bundan sonra selâm.

zaid / zâid / زائد

  • Artık. (Arapça)
  • Artan. (Arapça)
  • Artı. (Arapça)
  • Gereksiz. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR