LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te AK kelimesini içeren 455 kelime bulundu...

ma-icari / mâ-icârî

  • Akar su. Devamlı akmakta olan ve üzerinde herhangi bir pisliğin durması mümkün olmayan çay, dere, ırmak, nehir veya yer altından çıkarılan artezyen suları. Bir saman çöpünü götüren su, akar su sayılır.

ab-berin

  • Akarsu ve şelâle kenarlarında suyun tazyikle akmasından meydana gelen içi oyuk kovuk. (Farsça)

abesiyet-i mutlaka

  • Akla ve gerçeğe tamamen aykırılık.

adem-i makuliyet / adem-i mâkuliyet

  • Akla uygun olmama.

afk

  • Akılsız olmak. Sözünü tam söylememek.

ahmak

  • Akılsız.
  • Aklı az, görüşü kısa olan.
  • Akılsız, budala.

ahmakça

  • Akılsızca.

ahmaki / ahmakî

  • Akılsızlık, ahmaklık.

ahmaklık

  • Akılsızlık.

ahrec

  • Ak ile kara. Siyahla beyaz.

ajanda

  • Akılda tutulması icab eden şeyleri not etmeye yarayan, takvim şeklinde tanzim edilmiş defter.

akaid / akâid

  • Akideler, inançlar.
  • Akideler, inanılan hakikatlar.
  • Akîdeler. Akîde kelimesinin çoğulu. İslâm dîninde inanılacak şeyler, îmân bilgileri.
  • Akîdeler, inançlar, dinin itikadî hükümleri.

akarib

  • Akrabalar, yakınlar.
  • Akrabalar, yakınlar.

akıbet-endişane / âkıbet-endişâne

  • Âkıbetten ve sonuçtan endişe ederek.

akıbetbin / âkıbetbîn

  • Âkıbeti gören; ileri görüşlü.

akid / âkid / عاقد

  • Akit yapan. (Arapça)

akik / akîk / عقيق

  • Akik taşı. (Arapça)

akıl / âkıl / عاقل / عقل / عَاقِلْ

  • Akıllı.
  • Akıllı kimse; iyi ve kötüyü, faydalı ve zararlıyı birbirinden ayırabilen kimse.
  • Akıllı.
  • Akıllı, akıl sahibi. (Arapça)
  • Akıllı.
  • Akıl. (Arapça)
  • Akıllı.

akıl-füruş

  • Akıl satan, daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan. (Farsça)

akıl-suz / akıl-sûz

  • Akla ters, aklı rahatsız eden.

akılane / âkılane / âkılâne / عاقل

  • Akıllıca.
  • Akıllı, mantıklı olarak.
  • Akıllıca.
  • Akıllı kimseye yakışır surette, akıl ve idrakle. (Farsça)
  • Akıllıca. (Arapça - Farsça)

akılat / âkılât

  • Akıllı kadınlar.

akıle / âkıle / عاقله

  • Akıllı kadın. (Arapça)

akılfuruş

  • Aklını beğendirmeye çalışan.

akılfüruş

  • Akıllılık taslayan.

akılsuz / akılsûz

  • Aklı yandıran, aklı gideren. (Farsça)
  • Akla aykırı gelen.

akl / عقل

  • Akıl, anlama melekesi.
  • Akıl. (Arapça)

akl-ı maaş

  • Aklın en alt tabakası. Dünyada geçim işini düşünen akıl.

aklen / اقلا

  • Akıl ile. Akıl yolu ile.
  • Akıl bakımından.
  • Akılca.
  • Akılca. (Arapça)

aklen ve naklen

  • Akıl ve haberlerin nakline göre. Akıl ve nakil yolu ile.

akli / aklî / عقلى

  • Akılla ilgili, akıl alanına giren.
  • Akılla ilgili, akla uygun.
  • Akla ait, akla uygun.
  • Akıl ile bilinen veya bulunan şey. Akla mensub. Akla dâir ve müteallik.
  • Akılca, akıl bakımından, rasyonel. (Arapça)

akli ve mantıki / aklî ve mantıkî

  • Akla ve mantığa uygun.

akliyat / akliyât

  • Aklın kapasitesine göre ele alınan meseleler, bilimsel şeyler.
  • Akıl alanına giren şeyler.

akliyye / عقليه

  • Akılcılık. Akıl ile anlaşılan ve bulunan. Akıl hastalıkları.
  • Akılcılık, rasyonalizm. (Arapça)

akliyyun / akliyyûn / عقليون

  • Aklı tek ölçü kabul eden felsefeciler.
  • Akılcılar, rasyonalistler. (Arapça)

akraba / akrabâ / اقرباء

  • Akraba, yakınlar. (Arapça)

akriba

  • Akraba, aralarında soy veya sihriyetçe yakınlık olanlar.

alabalık

  • Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık. (Türkçe)

alet-i laya'kıl / âlet-i laya'kıl

  • Akılsız, düşüncesiz bir âlet.

arecan

  • Aksak ve topal kişinin yürümesi.

arıza / ârıza

  • Aksama.
  • Aksama, aksaklık, engebe.

artal

  • Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan.

aşevi / aşevî

  • Akşam, akşam vaktine dair.

asfencah

  • Akılsız, ahmak adam.

ashab-ı akıl ve nakil

  • Akıl ve bilim sahipleri ve dinî bilgileri nakleden kimseler.

ashab-ı ukul / ashab-ı ukûl

  • Akıl sahipleri.

asime

  • Akılsız, şaşkın, sersem. (Farsça)

asime-gi / asime-gî

  • Akılsızlık, şaşkınlık, sersemlik. (Farsça)

aşiyy

  • Akşam, akşam üzeri.

aşüfte-dimağ

  • Aklı perişan. (Farsça)

aşy

  • Akşam yemeği.

aşyan

  • Akşam yemeği yiyen kişi.

atse

  • Aksırma, tek aksırık.

atum / atûm

  • Akşam vaktinin dışında sütünü vermeyen deve.

ayn-ı akıl

  • Akıl gözü.

ayn-ı aks

  • Aksinin ta kendisi.

aynan

  • Akmak, seyelan.

ba-hired / bâ-hired

  • Akıllı, zeki. (Farsça)

bahired / bâhired / باخرد

  • Akıllı. (Farsça)

bahr-i mutavassıt / بحر متوسط

  • Akdeniz.
  • Akdeniz.

bektaş

  • Akrân. Eş. Arkadaş. (Farsça)

belbed

  • Akılsız ve ahmak kimse ki, ne ettiğini bilmez.

ber-akis

  • Aksine, zıddına, tersine. (Farsça)

bera'et / berâ'et / برائت

  • Aklanma. (Arapça)
  • Berâ'et etmek: Aklanmak. (Arapça)

beraet-i zimmet / berâet-i zimmet

  • Aksine bir delil bulunmadığı müddetçe şahsın suçsuz ve borçsuz olması.

berahin-i akliye / berâhin-i akliye

  • Aklî deliller.

berahin-i latife-i akliye / berâhin-i lâtife-i akliye

  • Akla dayalı ince, güzel deliller.

beria

  • Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan.

beyaz / beyâz / بياض

  • Ak, beyaz. (Arapça)

beyn-el akran / beyn-el akrân

  • Akranlar arasında.

bi-huş / bî-huş

  • Akılsız. Sersem, bunak.

bihred

  • Akıllı kimse.

bihuş / bîhuş

  • Akılsız, sersem.

bil'akis / بِالْعَكِسْ

  • Aksine.

bilakis / bilâkis / بالعكس

  • Aksine, tersine.
  • Aksine. Tersine. Zıddına.
  • Aksine, tersine.
  • Aksine, tersine. (Arapça)

billit

  • Akıllı, hâzık ve mâhir kimse.

burhan-ı akli / burhan-ı aklî

  • Akla dayalı delil.

burhan-ı akliye / burhan-ı aklîye

  • Akla uygun delil.

bürhan-ı akliyye

  • Akla dayanan bürhan.

cadde-i umumiye-i akliye

  • Akla en uygun herkesin yürüdüğü cadde.

cari / cârî

  • Akan, yürüyen.

cereyan / cereyân / جريان

  • Akım, hareket.
  • Akma, akım.
  • Akma.

cereyan etmek

  • Akmak, hareket hâlinde olmak.

çeşm-i akıl / چَشْمِ عَقِلْ

  • Akıl gözü.

cevi

  • Akarsu, nehir, dere, çay. (Farsça)

cezalet / cezâlet / جزالت

  • Akıcılık, düzgünlük. (Arapça)

cezalet-i beyaniye / cezâlet-i beyaniye

  • Akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım.

cu

  • Akarsu, ırmak, nehir, çay. (Farsça)

cumhur-i ukala / cumhûr-i ukalâ

  • Akıllılar topluluğu. Akıl sahiplerinin hepsi.

dabib

  • Akmak. Seyelân etmek.

daire-i akıl

  • Akıl alanı.

darrab

  • Akça kesici, dârp edici, para basan.

delail-i akliye / delâil-i akliye

  • Aklı ile bulunan deliller. Akla âid deliller.
  • Aklî deliller; akla ve mantığa uygun deliller.

delail-i akliye ve mantıkiye / delâil-i akliye ve mantıkiye

  • Aklî ve mantıkî deliller; akıl ve mantığa uygun deliller.

delalet-i akliyye ve mantıkıyye / delâlet-i akliyye ve mantıkıyye

  • Akıl ve mantık yardımıyla, akıl ve mantığın yola göstermesiyle.

deli

  • Aklı olmayan.

delil-i akli / delil-i aklî

  • Aklî delil.
  • Akıl yolu ile bulunan delil. Nakil yolu ile olmadan, düşünülerek bulunan delil.

derem

  • Akçe, para. (Farsça)

derya-yı ebyaz

  • Akdeniz.

deryab

  • Akıllı, anlayışlı, müdrik. (Farsça)

desatir-i akliye / desâtir-i akliye

  • Aklın düsturları, prensipleri.

difnas

  • Akılsız, ahmak kimse. (Müe: Difnes)

dıkis / dıkîs

  • Akılsız kadın.

divane / divâne / dîvâne

  • Aklı tam olmayan, kaçık.
  • Akılsız, deli.

divanece / dîvânece

  • Akılsızca, delice.

duga

  • Akılsız kadın.

dühat

  • Akıllılar. Akılda çok ileri olanlar. Dehâ sâhibi. Son derece anlayışlı ve zekâ sahibi olanlar.

ebleh

  • Aklı az, anlayışı kıt, ahmak.

ebyaz / اَبْيَضْ

  • Ak, beyaz.

edbar-üs sücud

  • Akşam namazından sonra kılınan iki rek'at nafile namaz.

edille-i akliye

  • Akıl ile bulunan isbat vâsıtaları, akli deliler.

edille-i akliyye

  • Aklî deliller.

efazıl-ı ukala / efâzıl-ı ukalâ

  • Akıllıların en ileri gelenleri.

ehl-i akıl

  • Akıl sahipleri.

ehl-i akıl ve vicdan

  • Akıl ve vicdan sahibi kimseler.

ehl-i ukul / ehl-i ukûl

  • Akıllılar, akıl sâhibleri.
  • Akıllılar, akıl sahipleri.

ejir

  • Akıllı, uyanık, açık göz. (Farsça)

ekarib

  • Akrabalar. Yakın hısımlar.

ekseh

  • Aksak kimse.

ekser-i hükema

  • Aklı temel alan bilginlerin, filozofların çoğunluğu.

emraz-ı akliye

  • Akıl hastalıkları.

emre

  • Ak gözlü, beyaz gözlü.

encümen-i daniş / encümen-i dâniş

  • Akademi. İlim encümeni.

erabet

  • Akıllı, zeyrek ve uslu olma.

eser-i akıl

  • Akıl eseri, akıl yoluyla yapılmış eser.

eşya-yı seyyale / eşya-yı seyyâle

  • Akıp giden ve sürekli değişen şeyler.

evham-ı seyyie / evhâm-ı seyyie

  • Akla gelen kötü vehim ve kuruntular.

evvabin namazı / evvâbîn namazı

  • Akşam namazının farzından sonra kılınan altı rek'atlik namaz.

faal

  • Aktif, hareketli.

fahim

  • Akıllı. Anlayışlı.

faik-ül akran / fâik-ül akrân

  • Akranlarından daha üstün.

felsefe

  • Akıl yoluyla "niçin" sorusuna cevap arayan ilim.

felsefe ilimleri

  • Aklı esas alan, vahye itimat etmeyen ilimler.

ferzah

  • Akrep isimlerinden bir isim.

fesad-ı dimağ

  • Akıl bozukluğu, delilik.

fevc-a-fevc / fevc-â-fevc

  • Akın akın, takım takım.

feyz

  • Akma. Peygamber efendimizin mübârek kalbinden, evliyânın kalbleri vâsıtasıyle akıp gelen mânevî bilgiler.

fıkdan-ı akl

  • Akıl azlığı, salaklık, ahmaklık.

fıtne

  • Akıllılık. İdrak ve anlayışı kuvvetli olmak.

fus'ul

  • Akrep. Yaramaz, kötü kimse.

gamize / gamîze

  • Akıl zayıflığı, ahmaklık, geri zekâlılık.

gayr-ı akıl / gayr-ı âkıl

  • Akıl sahibi olmayan.

gayr-ı ma'kul

  • Akıl işi olmayan, aklın kabul etmediği.

gayr-ı makul / gayr-ı mâkul

  • Akla uymayan.

gayy

  • Aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetmek. Rüşdün zıddı.

gevher

  • Akıl, edep, asıl, cevher.

gılt

  • Akdolunan pazarlığı bozmak.

girifte-ser

  • Aklı fikri dağılmış kimse. Dalgın kişi. (Farsça)

guş-i huş

  • Akıl kulağı. Can kulağı.

hadd-i zina / hadd-i zinâ

  • Akıllı olan, ergenlik çağına gelen ve konuşabilen müslüman veya müslüman olmayan kadın ve erkeğe, dâr-ül-İslâm'da (İslâm memleketinde), tehdîd edilmeden, arzûlariyle, zinâ yaparken yakalandıklarında verilmesi gereken cezâ.

hakim-i ilahi / hakîm-i ilâhî

  • Aklıyla Allah'ı bulmaya çalışan hikmet sahibi zât.

halita-i dimaği / halita-i dimağî

  • Akıldaki muhtelif mes'ele ve fikirler. Dimağdaki karışık, muhtelif bilgiler. (Farsça)

harafe

  • Aklın bozulması. Delilik.

haric-i akıl / hâric-i akıl / خَارِجِ عَقِلْ

  • Akıl dışı.
  • Akıl dışı.

haric-i daire-i akliye

  • Akıl dairesinin dışında.

hasif / hasîf

  • Aklı başında, kâmil ve olgun adam.

hasifane / hasîfane

  • Aklı başında ve olgun olan bir adama yakışacak suretde.

hasiyet-i akl

  • Akıl özelliği.

hatır / hâtır

  • Akıl, zihin, hâl, gönül, değer.

hatır-nişin

  • Akılda kalan, hatırda kalan. (Farsça)

hatır-zad

  • Akla gelen, hatıra doğan. (Farsça)

hem-cenb

  • Akran. (Farsça)

hemeyan

  • Akmak, seyelân etmek.

hetıl

  • Akıcı, akan.

heyet-i fa'ale / heyet-i fa'âle

  • Aktif, iş gören topluluk.

hiddet-i zeka / hiddet-i zekâ

  • Akıl üstünlüğü, zekâ keskinliği.

hilaf-ı akıl / hilâf-ı akıl / خِلَافِ عَقِلْ

  • Akıl dışı, akla aykırı.
  • Akla zıd.

hilaf-ı akıl ve hikmet / hilâf-ı akıl ve hikmet

  • Akla ve hikmete aykırı.

hilaf-ı zuhur / hilâf-ı zuhur

  • Aksi durumun ortaya çıkması.

hilafına / hilâfına

  • Aksine, tersine.

hıred / خرد

  • Akıl, fikir, zihin. İnsandaki düşünce ve anlayış kuvvesi. (Farsça)
  • Akıl. (Farsça)

hired / خرد

  • Akıl. (Farsça)

hıred-aşub / hıred-âşub

  • Akıl dağıtan. (Farsça)

hıred-fersa

  • Akıl yorucu. (Farsça)

hıred-mendi / hıred-mendî

  • Akıllılık.

hıred-pesend

  • Akıllı, zîakıl, düşünen.

hıredmend / خردمند

  • Akıllı. (Farsça)

hırmele

  • Akılsız kadın.

hişavend / hîşavend

  • Akraba, soysop. (Farsça)

hıyar-ı şart

  • Âkitlerden birinin veya herbirinin akdi, muayyen bir müddet içinde fesh veya icazetle infaz edebilmek hususunda muhayyer olmasıdır.

hıyar-ı tağrir

  • Âkitlerden birinin diğer taraftan aldatılarak bir malı gabn-ı fâhiş ile satmasından veya satın almasından dolayı satış muamelesini fesh hususunda muhayyer olmasıdır.

hokka-i bimağz / hokka-i bîmağz

  • Akılsız ahmak kimse.

humaka

  • Akıl azlığı, ahmaklık.

humal

  • Aksaklık.

hurdebin-i akıl / hurdebîn-i akıl

  • Akıl mikroskobu; küçücük şeyleri görebilen akıl.

hürman

  • Akıl.

huş / hûş / هوش

  • Akıl. (Farsça)

huşdar

  • Akıllı, uslu. (Farsça)

huşmendane / huşmendâne

  • Akıllıca, aklı başında olarak. (Farsça)

hüsn-ü akli / hüsn-ü aklî / حُسْنُ عَقْل۪ي

  • Akıl yoluyla anlaşılan güzellik.
  • Akla âid güzellik.

hüsn-ü beyan

  • Akıcı ve güzel anlatış.

huşrüba

  • Akıl kapan, aklı baştan alan. (Farsça)

huşrübude

  • Aklı kapılmış, aklı başından gitmiş. (Farsça)

huşyar / huşyâr / هشيار

  • Akıllı. (Farsça)

hüşyarane

  • Akıllıcasına. (Farsça)

hutur

  • Akla gelmek. Hatırlamak.

i'şa'

  • Akşam yemeği verme.

i'tişa'

  • Akşam vakti yola çıkma.

ibra' / ibrâ' / ابراء

  • Aklanma. (Arapça)
  • İbrâ' etmek: Aklanmak. (Arapça)

ibraname / ibrânâme / ابرانامه

  • Aklanma belgesi. (Arapça - Farsça)

ifrazat / ifrâzât

  • Akıntılar, salgılar.

igtibak

  • Akşam vaktinde şarap içmek.

ihrak

  • Akıtma, dökme.

ihtilal-i dimağiye / ihtilâl-i dimâğiye

  • Akıl karışıklığı.

ıklab

  • Aksine döndürmek. Tersine çevirmek veya çevrilmek.

ılgarcı

  • Akıncı.

ilm-i ledün

  • Akıl veya nakil yoluyla değil, kalple ve doğrudan Allah'tan öğrenilen ilim.

imkan-ı akli / imkân-ı aklî / اِمْكَانِ عَقْل۪ي

  • Aklen mümkün olma.

imkan-ı zihni / imkân-ı zihnî / اِمْكَانِ ذِهْن۪ي

  • Aklen mümkün olma.

in'ikas eden / in'ikâs eden

  • Aks eden, yansıyan.

intıba'

  • Aksetme, damgasını vurma.

intifaah-ı rie / intifaâh-ı rie

  • Akciğerin şişmesi.

irabet

  • Akıl, anlayış, kavrayış.

ıraka / ırâka

  • Akıtma.

irka'

  • Akan kan veya göz yaşını silme, dindirme.

ışaan / ışâân

  • Akşam ile yatsı.

ışaeyn

  • Akşam ile yatsı zamanı.

isale / isâle / اساله

  • Akıtma.
  • Akıtma. (Arapça)

işaret-i akliye

  • Akla hitap eden işaret. Soyut işaret.

işnuşe

  • Aksırık. (Farsça)

ispid

  • Ak, beyaz. (Farsça)

istib'ad / istib'âd

  • Akıldan uzak görme.

istibad / istibâd

  • Akıldan uzak görme.

istihsan-ı akli / istihsan-ı aklî

  • Akıl tarafından beğenilme, güzel bulunma.

istizhan

  • Akıl etmek, düşünmek.

iz'an-ı akli / iz'ân-ı aklî

  • Aklen anlama, kabul etme.

kainat-ı seyyale / kâinat-ı seyyâle

  • Akıp giden kâinat, evren.

kalusane / kâlusane

  • Akılsızcasına, ahmakçasına. (Farsça)

kar-ı akıl / kâr-ı akıl

  • Aklın kabul edeceği iş. Akıllıca iş.
  • Aklın kabul edeceği iş.

karabet / karâbet / قَرَابَتْ

  • Akrabalık, yakın olma.

karıakıl / kârıakıl

  • Akla uygun.

kasir-ül akl / kasîr-ül akl

  • Aklı kısa, aklı ermez.

kavanin-i akliye / kavânîn-i akliye

  • Aklî kanunlar.

kecnihad

  • Aksi ve ters huylu olan. (Farsça)

kejdüm / كژدم

  • Akrep. (Farsça)
  • Akrep. (Farsça)

kejdümi / kejdümî

  • Akrep gibi, akreple ilgili. (Farsça)

kemal-i akıl / kemâl-i akıl

  • Aklın olgunluğa erişmesi.

kemal-i akl / kemâl-i akl

  • Aklın mükemmelliği.

kemal-i aklı / kemâl-i aklı

  • Aklının mükemmelliği.

kerkes / كركس

  • Akbaba (kuş). (Farsça)
  • Akbaba. (Arapça)

keş

  • Akılsız, kolay aldanır. Ahmak.

kesh

  • Aksaklık.

kirpik-i akl

  • Akıl kirpiği.

kiyaset / kiyâset

  • Akıllılık.

küreyvat-ı beyza / küreyvât-ı beyzâ

  • Akyuvarlar.

küreyvatıbeyza / küreyvâtıbeyzâ

  • Akyuvarlar.

kuvve-i akliye / قُوَّۀِ عَقْلِيَه

  • Akıl gücü, duygusu.
  • Akıl duygusu.

kuvve-i akliye ve fikriye

  • Akıl ve düşünce gücü.

laya'kıl / lâya'kıl

  • Aklı başında olmıyan, dalgın, bîhoş. Yaptığını bilmez.

lebabet

  • Akıllılık, zeyreklik. Akıl sahibi olma.

ledem

  • Akrabadan nikâhı haram olan.

lehan

  • Akıllılık.

leng / لنگ

  • Aksak, topal. (Farsça)

lengi / lengî

  • Aksaklık, topallık. (Farsça)

levzai / levzaî

  • Akıllı, zarif kimse.

lezir / lezîr

  • Akıllı, zeki. (Farsça)

ma'kes

  • Akis yeri. Akseden yer. (Ayna güneşin ma'kesi olduğu gibi.)
  • Akseden yer, bir şeyin yansıdığı yer, ayna.

ma'kul / ma'kûl / مَعْقُولْ

  • Akla yakın, aklın kabul edeceği.
  • Akla uygun, akıllıca iş gören, anlayışlı, mantıklı.
  • Akla uygun.

ma-i cari / mâ-i câri

  • Akarsu. (Çay ve ırmak suları gibi.)

ma-i münhemir / mâ-i münhemir

  • Akıp giden su.

madde-i seyyale / madde-i seyyâle

  • Akıcı madde.

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

magabbe

  • Akıbet, son, netice.

mağrib / مَغْرِبْ

  • Akşam.
  • Akşam vakti.

mağrip

  • Akşam namazı.

magşiyy

  • Aklı gitmiş hayran kimse.

mahrukat-ı mayia / mahrukat-ı mâyia

  • Akaryakıt.

mahz-ı hikem

  • Akıllılığın ve filozofluğun ta kendisi. Hikmetlerin ta kendisi.

makul / mâkul / mâkûl / معقول

  • Akla uygun.
  • Akla uygun.
  • Akla uygun.
  • Akla uygun. (Arapça)

makulane / mâkulâne / mâkûlâne

  • Akla uygun bir şekilde.
  • Akla uygun biçimde.

makulat / mâkulât / mâkûlât / makûlat / معقولات

  • Aklın uygun bulduğu, akıl ile bilinen şeyler.
  • Akla uygun olanlar, akılla ilgili bulunanlar.
  • Aklî bilgiler. (Arapça)

makule / mâkûle

  • Akla uygun olan.

makuliyet / mâkuliyet / mâkûliyet

  • Akla uygunluk.
  • Akla uygunluk.

mani-i akli / mâni-i aklî

  • Aklen oluşan engel.

mayi' / mâyi'

  • Akıcı. Akıcı madde.

mayi-i nari / mâyi-i nârî

  • Akıcı, sıvı ateş.

me'mun-ül akibe / me'mun-ül âkibe

  • Akibetinden emin. Sonu emin, korkusuz.

mecaz-ı akli / mecaz-ı aklî

  • Akla uygun olan mecaz, akılla bilinen mecaz, bir şeyi asıl sebebinin dışında başka bir sebebe isnad etmek.

mecra / mecrâ / مَجْرَا

  • Akış yolu.

mefafun

  • Aklı ve fikri zayıf olan.

mekyes

  • Akıllılık ve ferâsetle bilinen kimse.

melekat-ı akliye / melekât-ı akliye

  • Aklî melekeler, yetenekler.

mesa / mesâ / مسا

  • Akşam. (Arapça)

meslub-ül akl

  • Aklı alınmış. Deli.

meşşaiyyun / meşşâiyyun

  • Akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler.

mest-i laya'kıl / mest-i lâya'kıl

  • Aklı baştan gitmiş, sarhoş.

meşveret

  • Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimse ile bir konu üzerinde fikir alış-verişinde bulunma; danışma.

mevcudat-ı seyyale / mevcudât-ı seyyale

  • Akıp giden varlıklar.

miyah-ı cariye / miyah-ı câriye

  • Akar sular.

mizac-ı akl

  • Akıl yapısı, normal akıl.

mu'teşi / mu'teşî

  • Akşam vakti yola çıkan.

mu'tezile

  • Aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. Bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri Vâsıl b. Ata'dır.
  • Aklına güvenerek ve "kul, fiilinin hâlikıdır" demekle hak mezheblerden ayrılan bir fırka. Bunlar dalâlet fırkalarının birincisidir. Vâsıl İbn-i Atâ nâmında birisi buna sebeb olmuştur. Bu kişi Hasan Basri Hazretlerinin talebesi iken, günah-ı kebireyi işleyen bir kimsenin ne mü'min ve ne de kâfir olma

muallim-i ukul / muallim-i ukûl

  • Akılların öğretmeni.
  • Akılların öğretmeni.

muallim-i ukūl / مُعَلِّمِ عُقُولْ

  • Akıllara öğretmen.

muhakemat / muhâkemat

  • Akıl yürütmeler, değerlendirmeler.

muhakeme-i akliye

  • Akıl yoluyla geniş araştırmalar yaparak bir hükme ulaşma.

muhakemeli

  • Akıl yürütebilen.

muhakemesiz

  • Akıl yürütemeyen, düşüncesiz.

muhal-i akli / muhal-i aklî

  • Akıl yoluyla imkânsız görme, aklen muhal olan şey.

muhalif-i akıl

  • Akla zıt.

muhayyir-ül ukul

  • Akıllara hayret veren. Akılları şaşırtan, akılları durduran.

muhayyirü'l-ukul

  • Akıllara hayret verip hayranlık uyandıran.

muhayyirü'l-ukùl

  • Akıllara şaşkınlık veren.

muhayyirülukul / muhayyirülukûl / محيرالعقول

  • Akıllara durgunluk veren. (Arapça)

muhhakemat / muhhakemât

  • Akıl yürütmeler, hüküm çıkarmalar.

mümeyyiz

  • Akıllı; faydalı ve zararlıyı birbirinden ayırabilen.

mün'akis

  • Akseden, geri dönmüş, bir yere çarpıp geri gelen.

münasebet-i makule / münasebet-i mâkule

  • Akla uygun bir bağ, ilgi, ilişki.

mürahık / mürâhık

  • Âkıl ve bâlig yâni ergenlik çağına ulaşmadığı hâlde ulaşmış gibi gösteren erkek çocuk.

mürevva'

  • Aklı, fikri, görünüşü ve düşünüşü sağlam olan kimse.

musahere / musâhere

  • Akrabalık.

müsaneha

  • Akla veya hatıra gelme.

müşavere / müşâvere

  • Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme, danışma, meşveret etme, görüşüne baş vurma.

müsy

  • Akşam.

mutaattıs

  • Aksıran.

müteattıs

  • Aksıran.

mutezile / mûtezile

  • Akla haddinden fazla önem veren sapık bir mezhep.

müzn

  • Ak bulut, yağmuru az olan bulut.

na-ma'kul

  • Akla uygun gelmeyen. Akıl almayan. Mâkul olmıyan. (Farsça)

nahafet

  • Aksırma.

nahf

  • Aksırmak. Nefes almak.

nakleden

  • Aktaran.

naklen

  • Aktararak.

nakleyleme

  • Aktarma.

nar-ı beyza / nâr-ı beyzâ

  • Akkor, beyaz ateş.

nazar-ı akıl

  • Akıl gözü; aklın görüşü, kavraması.

nazar-ı akli / nazar-ı aklî

  • Aklî bakış, akıl gözü, aklın anlayışı.

nedis

  • Akıllı kişi.

nefs-i bihuş / nefs-i bîhuş

  • Akılsız nefis.

nefs-i natıka / nefs-i nâtıka

  • Akli ve nakli mes'elelerin münasebetlerini hissetmeğe ve anlamağa istidadı olan zâti ve cevheri hassası. Zâtında maddeden mücerred, fiilinde maddeye mukarin olan cevher. İnsan ruhu.

netice-i ma'kuse / netice-i ma'kûse

  • Aksi netice, ters netice.

nevamis-i cariye / nevâmis-i câriye

  • Akıp giden, süregelen, yürürlükte olan kanunlar.

nezele

  • Akmak, seyelan.

nühur

  • Akarsular, nehirler, ırmaklar.

nur-u akıl

  • Aklın nuru.

pakt

  • Akid, sözleşme, andlaşma. Siyasi anlaşma. (Fransızca)

psikoz

  • Akıl hastalığı.

rağmen

  • Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki.

ragmiyyat

  • Aksine, rağmına, inadına, zıddına yapılan işler.

rasyonalizm

  • Aklı tek ölçü kabul eden sapkın felsefe.
  • Akılcılık, aklı ön plânda tutan bir felsefî akım.

rasyonel

  • Akla uygun, akılcı.
  • Akla uygun.

ree

  • Akciğer.

revasim

  • Akarsu.

rezm

  • Akmak, seyelân.

rie / رئه

  • Akciğer.
  • Akciğer. (Arapça)

rivayet etme

  • Aktarma, nakletme.

rizan

  • Akan, dökülen. (Farsça)

riziş

  • Akış, dökülüş. (Farsça)

rütbe-i akl

  • Aklın derecesi.

sadk

  • Akmak, seyelan.

saib

  • Ak saçlı, beyaz saçlı.

salat-ül mağrib / salât-ül mağrib

  • Akşam namazı.

şam / şâm / شام

  • Akşam.
  • Akşam. (Farsça)

şam u seher

  • Akşam sabah.

şamgah / şamgâh / şâmgâh / شامگاه

  • Akşam vakti. (Farsça)
  • Akşam vakti, akşamüstü. (Farsça)

sarf-ı zihn

  • Akıl sarfetme, akıl harcama.

savlet / صولت

  • Akın, saldırı. (Arapça)

sebit

  • Aklın sabit olması, aklın durması.

seccal

  • Akıp giden.

sefahet / sefâhet

  • Aklın az ve hafîf olması. Malını dînin ve aklın beğenmediği yerlere sarfetme. Lüzumsuz harcama. Süse, eğlenceye ve her türlü kötülüğe, harama düşkünlük. Akıl azlığı.

sefahetkarane / sefâhetkârâne

  • Akılsızca, haram eğlencelere dalarcasına.

sefeh

  • Akılsızlık.

şefkat-i akraba

  • Akrabaya karşı duyulan şefkat.

şefn

  • Akıllı ve zeyrek kişi.

şehamet / şehâmet

  • Akıl ve zekâ ile olan cesaretlilik.
  • Akıllıca yiğitlik.

sekafe

  • Akıllılık.

selaset / selâset / سلاست / سَلَاسَتْ

  • Akıcılık.
  • Akıcılık. (Arapça)
  • Akıcı üslup.

selasetli

  • Akıcı.

selis / selîs / سليس

  • Akıcı.
  • Akıcı. (Arapça)

sels

  • Akmak, seyelân.

sepid

  • Ak, beyaz. (Farsça)

sepidi / sepidî

  • Aklık, beyazlık. (Farsça)

servet-i akl

  • Akıllılık. Akıl zenginliği.

sev'

  • Akmak.

seyelan / seyelân / سيلان / سَيَلَانْ

  • Akma, akış.
  • Akma, akıntı.
  • Akış, akma. (Arapça)
  • Akma.

şeytan-ı ahmak

  • Akılsız, ahmak şeytan.

seyyal / seyyâl / سيال / سَيَّالْ

  • Akan, akıcı.
  • Akıcı.
  • Akışkan. (Arapça)
  • Akıcı.

seyyalat / seyyalât

  • Akıcı şeyler.

seyyale / seyyâle

  • Akan, akıp giden.
  • Akıcı, akıp giden.

seyyale-i latife / seyyâle-i lâtife

  • Akıcı özelliğe sahip nuranî varlık.

şibh-i akd

  • Akid benzeri. Sözleşme, sözle anlaşma benzeri.

şıkk-ı muhalif

  • Aksi taraf. Bir fikrin başka zıt ciheti, karşı tarafı.

sıla-i rahim

  • Akrabalık bağı, yakınlarla bağ kurma.
  • Akrabaları ziyaret.

sıla-i rahm

  • Akrabayla ilişkiyi sürdürme; alâkayı devam ettirme.
  • Akrabâyı, yâni ana, baba, dede, çocuklar ve torunları; süt ve evlilik yoluyla olan yakınları ziyâret etmek, gözetmek ve onlara yardım etmek.

sılairahim / sılâirahim

  • Akrabalarla alâkayı kesmeyip devam ettirmek.

sillürrie / سل الرئه

  • Akciğer veremi. (Arapça)

suhaf

  • Akciğer veremi.

suhf

  • Akıl ve fikrin zayıf olması.

sühumet

  • Akrabalık, hısımlık.

süluk-u akli / sülûk-u aklî

  • Aklın bir yol tutması.

sünuhat / sünûhat / سنوحات

  • Akla gelenler, içe doğanlar. (Arapça)

şüs / شس

  • Akciğer. (Farsça)
  • Akciğer. (Farsça)

şuun-u seyyale

  • Akıcı, bir halde durmayan işler.

şuunat-ı seyyale / şuûnât-ı seyyâle

  • Akıp giden haller, işler, faaliyetler.

süveyş

  • Akdeniz'le Kızıl Deniz'i birbirine bağlayan büyük kanal.

ta'şiye

  • Akşam yemeğini yemek.

ta'zir-i te'dib

  • Âkıl bâliğ olduğu halde henüz mükellefiyet çağında bulunmayan bir çocuğun yaptığı bir suçtan dolayı hakkında te'dib ve ta'zib maksadıyla yapılan ta'zirdir.

taakkul

  • Akıl yürütme.
  • Akıl erdirme.

taakkuli halat / taakkulî halat

  • Akıl yürütmekle ilgili hâller.

taarüc

  • Aksaklanmak.

tahyil / tahyîl

  • Akla getirme, zihinde canlandırma.
  • Akla getirme, zihinde canlandırma.

taksim-i akli / taksim-i aklî / taksîm-i aklî / تَقْس۪يمِ عَقْل۪ي

  • Akıl ve fikir yoluyla bir konuyu bölümlere ayırmak.
  • Aklen kısımlara ayırma.

tarf / طرف

  • Akış. (Arapça)

tarik-i akıl

  • Aklın yolu, aklın izlediği yol.

tarz-ı cereyan

  • Akış tarzı, hareket tarzı.

tasdik-i akli / tasdik-i aklî

  • Aklen doğrulama.

tavr-ı akıl / طَوْرِ عَقِلْ

  • Aklın kabul edebileceği durum.
  • Akıl ölçüsü.

tavr-ı akl

  • Akıl ölçüsü, akıl sınırı.

tavş

  • Akıl hafifliği, akıl azlığı.

teakkul

  • Aklı kullanarak, lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin haddini, sınırını aşmamak, yâni lüzumlu olanı terk etmemek, lüzûmsuz olanla meşgûl olmamak, bunlarla vakit öldürmemek.

teattus

  • Aksırma.

tecelliyat-ı seyyal / tecelliyât-ı seyyâl / تَجَلِّيَاتِ سَيَّالْ

  • Akıp giden tecelliler.

tecelliyat-ı seyyale / tecelliyat-ı seyyâle

  • Akıp giden yansımalar, görünümler.

tefekkür-ü akli / tefekkür-ü aklî

  • Akıl yoluyla tefekkür etmek, düşünmek.

tefessud

  • Akmak.

tenkidat-ı ukala / tenkidât-ı ukalâ

  • Akıllıların tenkitleri, eleştirileri.

terliye

  • Akılsız yapmak.

teşahhub

  • Akmak, seyelan etmek.

teşevvüşat-ı akliye

  • Akılın karmakarışık olması, bulanması.

tesmit

  • Aksıran kimselere: "Yerhamükâllah: Allah sana merhamet etsin" demek.

teşmit / teşmît

  • Aksıran kimseye: "Yerhamükâllah: Allah sana merhamet etsin" deme.
  • Aksırdığı zaman Elhamdülillah diyen kimseye "Yerhamükellah: Allahü teâlâ sana merhâmet etsin" demek.

teşmiyet

  • Aksırana karşı hayır ve bereketle duâ etmek. (Yerhamükümullâh: Allah size merhamet ve rahmet ihsan etsin) meâlinde dua etmek.
  • Aksırana dua etmek.

tesyil

  • Akıtma. Akıtılma. Sel gibi akıtılma.

timar-hane / timar-hâne

  • Akıl hastahanesi, tımarhâne. (Farsça)

timarhane / tîmârhâne / تيمارخانه

  • Akıl hastanesi. (Farsça)

turtube

  • Akçe.

übatir

  • Akrabasını arayıp sormayan kişi.

ukala / ukalâ / عقلا

  • Akıllılar; akıl sahipleri.
  • Akıllılar, akıllılık taslayanlar.
  • Akıl sahipleri. (Arapça)

ukruban

  • Akrebin erkeği.

ukud / ukûd / عقود

  • Akitler. (Arapça)

ukul / ukûl / عقول

  • Akıllar.
  • Akıllar.
  • Akıllar.
  • Akıllar. (Arapça)

ulü-l elbab

  • Akıl sâhibleri. Düşünebilenler. Akl-ı selim sahibleri.

ulü-n nüha

  • Akıllı kimseler.

ulum-i akliye / ulûm-i akliye

  • Akıldan hareketle ortaya konulan bilimler.

ulum-u akliye / ulûm-u akliye

  • Aklî ilimler, akla dayanan ilimler.

utahiye

  • Akılsız, ahmak kimse.

utuh

  • Aklı noksan olan.

varid-i hatır / vârid-i hâtır

  • Akla gelen, hatıra gelen.

ve illa / ve illâ

  • Aksi takdirde.

vech-i in'ikas / vech-i in'ikâs

  • Aksetme, yansıma yönü.

vek'

  • Akrep sokmak.

veleh-resan-ı ukul

  • Akılları hayrette bırakan.
  • Akılları hayrette bırakan.

verha

  • Akılsız ahmak kadın.

yemin-i mün'akide / yemîn-i mün'akide

  • Akit yemini, and içme.

yerhamükallah

  • Aksırıp, Elhamdülillah diyene, yanında bulunan kimsenin; "Allahü teâlâ sana merhamet etsin" mânâsına söylediği mübârek bir söz, teşmit.

yoldaş-ı hüşdar

  • Akıllı, uyanık yoldaş.

zaruret-i akliye

  • Aklın zaruri olarak kabul etmesi.

zaruret-i zihniye / zarûret-i zihniye / ضَرُورَتِ ذِهْنِيَه

  • Aklen zorunlu olma.

zat-ür rie / zât-ür rie

  • Akciğer zarı iltihabı.

zatülcenb / zâtülcenb / ذات الجنب

  • Akciğer zarı iltihabı, zatülcenp. (Arapça)

zevi'l-akıl

  • Akıl sahipleri.

zevi'l-ukul / zevi'l-ukûl

  • Akıl sahipleri.
  • Akıl sahipleri, akıllılar.
  • Akıl sahipleri.

zevil'elbab

  • Akıl sahipleri.

zevil'ukul

  • Akıl sahipleri.

zevilukul / zevilukûl

  • Aklı olanlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın