LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te AD kelimesini içeren 258 kelime bulundu...

adalet / adâlet / عدالت

  • Adalet. (Arapça)

adalet-i mahza / adâlet-i mahza

  • Adaletin tam hakikisi, tam adalet.

adalet-perver

  • Adâletli, adalet taraftarı.

adaletkar / adaletkâr / عدالتكار

  • Adaletli, insaflı, adalet sahibi. (Farsça)
  • Adil, adaletli. (Arapça - Farsça)

adaletkarane / adâletkârane

  • Adâletlice. Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette. (Farsça)

adaletpenah

  • Adâletli. (Farsça)

adaletperver

  • Adâleti seven.
  • Adaletsever.

adapte

  • Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış. (Fransızca)

adat / âdat / âdât / عادات / عَادَاتْ

  • Âdetler.
  • Adetler, kurallar.
  • Âdetler, alışkanlıklar.
  • Âdetler, alışkanlıklar. (Arapça)
  • Âdetler.

adatın harıkı / âdâtın hârıkı

  • Âdetlerin, kanunların olağanüstünü, bir mu'cize olarak gerçekleşmiş olanı.

ade / âde

  • Âdet kelimesinin arabca terkiblerdeki kısalmış şekli. Meselâ: Harikulâde, alelâde, fevkalâde.

adem / âdem

  • Âdem (a.s.).

adem-küş / âdem-küş

  • Adam öldüren, katil. (Farsça)

adeta / adetâ

  • Âdet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde. Bayağı surette, âdi bir suretle. Düpedüz.

adeten / âdeten / عدتا

  • Âdetlere göre.
  • Âdet olarak, geleneklere göre. (Arapça)

adil / âdil / عادل / عَادِلْ

  • Adalet eden, hakkı haklı olana veren.
  • Adalet sahibi, doğru adaletli.
  • Adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah.
  • Adaletli.
  • Adaletli. (Arapça)
  • Adâletli.

adil-i rahim / âdil-i rahîm

  • Adâletle iş gören, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Allah.

adilane / âdilane / âdilâne / عدلانه / عَادِلَانَه

  • Âdilce.
  • Adalet sahibi bir adama yakışır surette.
  • Adaletli bir şekilde.
  • Adilce. (Arapça - Farsça)
  • Adâletli olarak.

adiliyet / âdiliyet

  • Âdillik.

adilli

  • Adaletli.

adiyyet / âdiyyet

  • Adilik. Aşağılık.

adl / عدل

  • Adalet, çok adaletli.
  • Adalet.
  • Adalet. (Arapça)

adl ü hak

  • Adalet ve doğruluk.

adl-penah

  • Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.

adli / adlî / عدلى

  • Adaletle ilgili.
  • Adaletle ilgili.
  • Adalet ile ilgili. (Arapça)

adliye

  • Adaleti sağlama görevi olan resmî makamlar.
  • Adalet yeri, mahkeme binası.

adliye nezareti

  • Adalet Bakanlığı.

adliye ve dahiliye vekaleti / adliye ve dahiliye vekâleti

  • Adalet ve İçişleri Bakanlığı.

adliye vekaleti / adliye vekâleti / عَدْلِيَه وَكَالَتِي

  • Adalet Bakanlığı.
  • Adalet bakanlığı.

adliye vekili

  • Adalet Bakanı.

amiyane / âmiyane

  • Âdice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette. (Farsça)

an'ane / عَنْعَنَه

  • Âdet, örf.
  • Âdet, gelenek.

ayise / âyise

  • Âdet yâni hayz görmekten ümidini kesmiş yaşlı kadın.

ayn-ı adalet / ayn-ı adâlet

  • Adâletin ta kendisi.

ayn-ı adl

  • Adeletin ta kendisi.

azulat / azulât / عضلات

  • Adaleler. (Arapça)

ba-dad

  • Adaletli, âdil, sâdık, doğru. (Farsça)

bagiz

  • Adavet olunmuş, düşmanlık yapılmış.

bednam / bednâm / بدنام

  • Adı kötüye çıkmış. (Farsça)

beni adem / benî âdem

  • Âdem oğlu. İnsan. Âdem oğulları.

beni-adem / benî-âdem / بَن۪ي آدَمْ

  • Âdemoğlu, insanlık.
  • Âdem oğulları.

beniadem / benîâdem

  • Ademoğulları, insanlar.

ber-vech-i mutad / ber-vech-i mûtad

  • Adet olduğu gibi. (Farsça)

berveçh-i mutad

  • Âdet olduğu gibi.

bi-dadi / bî-dadî

  • Adaletsizlik. Zâlimlik.

bidad / bîdâd

  • Adaletsizlik.

bihaseb-il ade / bihaseb-il âde

  • Âdet kabilinden, âdet kabul ederek.

bihasebil'ade / bihasebil'âde

  • Âdet olduğu üzere, normalde, olağan şekilde.

binam / bînâm / بينام

  • Adsız, tanınmamış. (Farsça)

bir nevi

  • Adeta, bir bakıma. (Türkçe - Arapça)

bolşevik

  • adj. Bolshevist, Bolshevik, of or pertaining to bolshevism n. bolshevist, Bolshevik

bülega / bülegâ

  • Adamına göre güzel söz söyleyenler.

cemal-i adalet / cemâl-i adalet

  • Adalet güzelliği.

cennat-ı adn / cennât-ı adn

  • Adn cennetleri. Hulûd üzere ikamet ve temekkün edilen cennetler. (Kamus Tercümesi.)

cezair / cezâir / جزائر

  • Adalar. (Arapça)

cezire / cezîre / جزیره

  • Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası. (Üç tarafı su ile çevrili kara parçasına yarımada denir.)
  • Ada, yarımada.
  • Ada. (Arapça)

cinayet / cinâyet

  • Adam öldürmek, katl.
  • Adam öldürme, ağır suç.

dadgah / dâdgâh

  • Adliye. Hak yeri, adâlet yeri.

dadhah / dâdhah

  • Adalet isteyen. (Farsça)

daib / dâib

  • Âdet ve usulünde devam eden.

daibeyn / dâibeyn

  • Âdet ve usulünde devam eden iki şey.

daire-i adliye

  • Adliye dairesi.

dalle / dâlle

  • Âdet hâlinin kaç gün olduğunu unutan veya kaç gün olduğunu bilip ayın başında mı, ortasında mı, sonunda mı olduğunu kestiremeyen kadın.

daravet

  • Adet, alışıklık, alışkanlık.

dari'

  • Adımı geniş olan kişi.

deeb

  • Âdet, usul, kaide, an'ane.

delil-i adalet

  • Adalet delili.

delil-i adli / delil-i adlî

  • Adaletle ilgili delil.

dergah-ı adalet / dergâh-ı adalet

  • Adalet kapısı.

devair-i adliye / devâir-i adliye

  • Adliye daireleri.

deydenet

  • Âdet, usul.

divan-ı adalet

  • Adalet divanı, adalet dairesi.

düstur-u adalet / düstur-u adâlet

  • Adalet prensipleri.

düstur-u adilane / düstur-u âdilâne

  • Adaletli düstur, kanun, yasa.

ebna-i adem / ebnâ-i âdem

  • Adem oğulları. İnsanlar.

ebülbeşer / ابوالبشر

  • Âdem. (Arapça)

ecr-i misil

  • Âdil iki ehl-i vükûfun (bilir kişinin) takdîr ettikleri ücret.

ehl-i adalet

  • Adaletle davranan kimseler.

esbab-ı adi / esbab-ı âdi

  • Âdi, basit sebepler.

esma / esmâ

  • Adlar, isimler.

esma'

  • Adlar. Nâmlar. İsimler.

etelan

  • Adım birbirine yakın olmak.

etenan

  • Adım birbirine yakın olmak.

fart-ı zeka / fart-ı zekâ

  • Âdetin üstünde, çok ileri zeki olmak. Emsâli bulunmayan zekâvette oluş.

fevkalade / fevkalâde

  • Âdetin üstünde, duyulmadık, görülmedik, olağanüstü.
  • Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette.

fıthıl

  • Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılışından evvel olan zaman.

gümnam / gümnâm / گمنام

  • Adı unutulmuş. (Farsça)

hadis-i sahih / hadîs-i sahîh

  • Âdil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivâyet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevâtir (bir çok sahâbînin rivâyet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bu lan) hadîsler.

hak

  • Adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.

hak-sever

  • Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

hakikat-ı adalet

  • Adaletin özü, gerçeği.

hakikat-i adalet

  • Adalet gerçeği.

hakim-i adaletpişe / hâkim-i adaletpîşe

  • Adaletli hükümdar.

hakim-i adil / hâkim-i âdil / حَاكِمِ عَادِلْ

  • Âdaletli yargıç.
  • Adâletli hüküm sâhibi.

harık-ı ade / hârık-ı âde

  • Âdeti yırtan, âdetin dışarısında, hârikulâde.

hark-ı adat / hark-ı âdât

  • Adetleri, kanunları delme, onları devre dışı bırakarak var etme.

hasbe'l-ade / hasbe'l-âde

  • Âdet gereği, alışıldığı gibi.

haşife

  • Adâvet, düşmanlık, kin.

hasis

  • Âdi, basit, değersiz.

hata-yı adli / hata-yı adlî

  • Adalet dairesine âit hata, yanlışlık. (Farsça)

hatıra-i adalet

  • Adalet hatırası, göstergesi.

hatv

  • Adım adım yürümek, adım atmak.

hatve / خطوه / خَطْوَه

  • Adım, bölüm.
  • Adım. (Arapça)
  • Adım.

hatve-behatve

  • Adım adım.

hatve-endaz / hatve-endâz

  • Adım atan. (Farsça)
  • Adım atan.

hatve-endaz olma / hatve-endâz olma

  • Adım atma.

hatve-endazi / hatve-endazî

  • Adım atıcılık. (Farsça)

hayr-ul fasilin / hayr-ul fâsilîn

  • Âdil olanların, hâkimlerin en hayırlısı.

hazret-i adem / hazret-i âdem

  • Âdem (a.s.).

hemana / hemânâ / همانا

  • Adeta, tıpkı. (Farsça)

hemnam / hemnâm / همنام

  • Adaş. (Farsça)

herif / herîf

  • Âdi adam.

hiccira / hiccîra

  • Âdet, usul, kaide.

hilaf-ı adalet / hilâf-ı adâlet

  • Adalet dışı.

hilaf-ı ade / hilaf-ı âde

  • Âdet ve kaidenin aksine. Kaide ve nizama aykırı.

hilaf-ı adet / hilâf-ı âdet / خِلَافِ عَادَتْ

  • Âdete aykırı.

hiss-i adalet

  • Adalet hissi, duygusu.

hud / hûd

  • Ad kavminin peygamberi.

hükkam-ı adliyye / hükkâm-ı adliyye

  • Adliye hâkimleri.

hükm-ü adilane / hükm-ü âdilâne

  • Adalet üzere verilen hüküm.

hükümdar-ı adil / hükümdar-ı âdil

  • Adaletli hükümdar.

hükumet-i adile / hükûmet-i âdile

  • Âdil hükümet.

hürriyet-i adilane / hürriyet-i âdilâne

  • Adaletli hürriyet.

hutuvat / hutuvât

  • Adımlar, şeytanın adımları.
  • Adımlar.

huzuk

  • Adımları birbirine yakın olan kısa boylu kimse.

icab-ı adalet / icab-ı adâlet

  • Adâletin gereği.

icra-yı adalet / icrâ-yı adalet

  • Adaletin uygulanması.

ıknas

  • Adi ve rezil bir kimse iken asaletlilik iddiasında bulunma.

indelbüleğa

  • Adamına göre güzel söz söyleyenler yanında.

insaf / insâf

  • Adâlet, doğruluk. Hakkı gözetip adâletten ayrılmama.

intizar

  • Adamak, nezretmek.

irtican

  • Adamın işi gücü bozulma.

ıslahat-ı adliye

  • Adli ıslahat.

ism / اسم

  • Ad. (Arapça)

iştat

  • Adaletsizlik edip hükümde zulmetme.

istihaza / istihâza

  • Âdet kanı.

istikade

  • Adam öldürmüş olan katilin kısasını isteme.

istirha-yi adelat / istirha-yi adelât

  • Adalelerin, kasların gevşemesi.

kadem

  • Adım, ayak.

kademran

  • Adım atan, ilerliyen. (Farsça)

kahtırical / kahtıricâl

  • Adam kıtlığı.

kanun-u adalet

  • Adalet kanunu.

kanun-u adalet ve tedip

  • Adaleti sağlama ve suçluları cezalandırmaya yönelik düzenlenen kanun.

kanun-u adl

  • Adalet kanunu.

katl-i nüfus

  • Adam öldürme.

kavanin-i adatullah / kavânin-i âdâtullah

  • Âdetullah kanunları; kâinatta işleyen İlâhî yasalar, yaratılış kanunları.

kedum

  • Adam ısıran eşek.

kemal-i adalet / kemâl-i adalet / kemâl-i adâlet / كَمَالِ عَدَالَتْ

  • Adaletteki mükemmellik.
  • Adâletin mükemmelliği.

kemnam

  • Adı sanı belirsiz. Namsız, şöhretsiz. (Farsça)

kesan

  • Adamlar. İnsanlar. Kişiler. (Farsça)

kıyas-ı adli / kıyas-ı adlî / kıyâs-ı adlî / قِيَاسِ عَدْلِي

  • Adaletle ilgili kıyas; Allah'ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni göstererek âhiretin varlığına ulaşma.
  • Adâlete dâir kıyas.

kramp

  • Adalenin kasılması. (Fransızca)

kur'a

  • Ad çekme.

kura / kurâ

  • Ad çekme.

layuad / lâyuad

  • Adedi belli olmayan. Sayısız. Pek çok.

lütin / lütîn

  • Adam boyu miktarı bir ağacın adı. (Bakla yaprağı gibi yaprağı olur, hurnup gibi dalları olur, içinde küçük taneleri olur.)

ma'deletkar / ma'deletkâr

  • Âdil, adaletli. (Farsça)

madele / mâdele

  • Adalet yeri.

madelet / mâdelet / معدلت

  • Adalet etmek.
  • Adalet. (Arapça)

madud / mâdud

  • Addedilen, sayılan.

mağmure / mağmûre

  • Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen, harap olmuş.
  • Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.

mahakim-i adliye

  • Adliye mahkemeleri.

mahkeme-i adalet

  • Adaletli mahkeme, hakkın benimsenip uygulandığı yer.

mahkeme-i adil / mahkeme-i âdil

  • Adeletli mahkeme.

mahkeme-i adile / mahkeme-i âdile

  • Âdil mahkeme.

mahkeme-i nizamiye

  • Adliye mahkemeleri. Temyiz mahkemeleri ile hukuk ve ceza mahkemeleri.

mahkeme-i temyiz

  • Adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme ve tahkik mercii olan yüksek mahkeme.

mahlukat-ı mezkure / mahlûkat-ı mezkûre

  • Adı geçen yaratıklar.

mamhuran

  • Adilcevaz, Patnos, Erciş ve bilhassa Beytüşşebab havalisinde meskun olan bir aşiret ismi.

memurin-i adliye / memurîn-i adliye

  • Adliye memurları.

menfaat-i hasise

  • Âdi, değersiz çıkar.

merd

  • Adam. Kişi. İnsan. Erkek. Sözünün eri. (Farsça)

merdümi / merdümî

  • Adamlık, insanlık. (Farsça)

merkum / مرقوم

  • Adı geçen, anılan; yazılmış. (Arapça)

mesbuk-üz zikr

  • Adı ve zikri geçmiş, bahsedilmiş.

mesrat

  • Adet çokluğu.

mevsum / mevsûm / موسوم

  • Adlandırılmış. (Arapça)

mezbur

  • Adı geçen, yukarıda söylenen.

mezkur / mezkûr

  • Adı geçen, zikredilen.

mizac-ı mutedile-i adalet / mizâc-ı mutedile-i adalet

  • Adaletin ölçülü karışımı, adil ve dengeli yapı.

mizan-ı adalet / mizan-ı adâlet

  • Adâlet terâzisi.

mizan-ı adil / mizan-ı âdil

  • Adâletli terâzi.

mizan-ı adl

  • Adalet terazisi.

mu'tad

  • Âdet olunmuş, alışılmış.
  • Âdet. Âdet edilen iş. İtiyad edilen. Alışılmış olan.

muaddele

  • Adaletli; adalet ölçülerine uygun hale getirilmiş.

müdacat

  • Adâvetini gizlemek, düşmanlığını belli etmemek.

muhayyire

  • Âdet zamânını unutan kadın.

mukteza-yı adalet / muktezâ-yı adâlet / مُقْتَضَايِ عَدَالَتْ

  • Adaletin gereği.
  • Adâletin gereği.

mumaileyh

  • Adı geçen.

mumaileyhim / mûmâileyhim / مومى اليهم

  • Adı geçenler. (Arapça)

mümaret

  • Adavet edişmek, düşmanlık yapmak.

mürud

  • Âdet etmek.

mürue

  • Adamlık, insanlık.

müsemma / مسمى

  • Adlandırılmış. (Arapça)

mutad

  • Âdet olunmuş, alışılmış.

muvazene-i adalet

  • Adaletin denge, ölçü ve terazisi.

nam / nâm / نَامْ

  • Ad, isim.
  • Ad.

nam mevki

  • Adıyla anılan yer.

namdaş

  • Adaş.

namına / nâmına

  • Adına.

namında / nâmında

  • Adında.

namındaki / nâmındaki

  • Adındaki.

namınıza

  • Adınıza.

namıyla

  • Adıyla.

namzed

  • Aday.

namzet

  • Aday.

nev'-i beni adem / nev'-i benî âdem

  • Âdemoğulları, insanlık türü.

nev-i beni adem / nev-i benî âdem

  • Âdemoğulları, insanlar.

nezr / نذر

  • Adak.
  • Adak yâni bir isteğin yerine gelmesi ve bir korkunun giderilmesi için, farz veya vâcib olan bir ibâdete benzeyen ve başlı başına ibâdet olan bir işi yapacağına dâir Allahü teâlâya söz verme. Mutlak ve muayyen olmak üzere iki kısımdır.
  • Adak.
  • Adak. (Arapça)
  • Nezr etmek: Adamak. (Arapça)

nuşirevan-ı adil / nuşirevân-ı âdil

  • Adaletiyle ün salmış meşhur, eski bir İran Sâsânî Hükümdarı.

nüzur

  • Adaklar, nezirler.

örf

  • Âdet, gelenek.

örfen

  • Âdet bakımından, gelenekçe.

örfi / örfî

  • Âdetlerde olan, yapılagelen şeylerden.
  • Âdete âit ve onunla alâkalı.

racin

  • Adama alışmış davar.

rasime

  • Âdet. Eskiden kalma âdet.

raşin

  • Adı tufeylî olan ve davetsiz olarak ziyafetlere giden kimse.

retve

  • Adım. Hatve.

rical / ricâl

  • Adamlar; makam sahibi olanlar.

şahid-i adil / şahid-i âdil

  • Adaletli ve doğruları söyleyen şahit.

şahid-i adil ve sadık / şahid-i âdil ve sadık

  • Adâletli ve doğru sözlü şâhit.

şahid-i adl / şâhid-i adl

  • Âdil şahid, doğru sözlü şahid.

sahih hadis / sahîh hadîs

  • Âdil yâni yalancılıktan uzak, büyük günah işlemeyen ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, Resûlullah efendimize kadar, rivâyet edenlerden hiçbiri noksan olmayan ve mütevâtir yâni birçok Sahâbînin Resûl-i ekremden ve başka birçok kimselerin onla rdan naklettikleri hadîsler ve meşhûr, yâni ilk z

sahun

  • Adım tutan eşek.

şahve

  • Adım, hatve.

şan-ı adalet / şân-ı adalet

  • Adaletin şanı, gereği.

şani'

  • Adavet etmek, kin tutmak mânasına "şeneân" dan ism-i fâil olup, buğz eden, kin tutan demektir. Esas murad ise; buğz edip geçmiş olan değil, buğzunda devam ve ısrar eden demektir.

şart-ı adalet

  • Adalet şartı.

sati

  • Adımlarını geniş atan at.

secdegah-ı adem ü havva / secdegâh-ı âdem ü havva

  • Âdem ve Havva'nın secde ettiği yer.

şeddad / şeddâd

  • Ad kavminin ulu önderi olan ünlü bir kâfir.

semüvv

  • Ad koymak, isim vermek.

sifle

  • Adi, alçak, zelil, terbiyesiz.

siflekam / siflekâm

  • Adi kişilerin işine yarayan. (Farsça)

şıkk

  • Adeta yarım adam gibi olan ünlü bir kâhin.

simya

  • Adi madenleri altın madenine çevirmek gayesini güden bir çalışma. Bu çalışma bir takım maddelerin bulunmasına sebep olduğu için kimya ilminin ilerlemesine hizmeti dokunmuştur.

sırr-ı adalet

  • Adalet esprisi.

sırr-ı adediyet / سِرِّ عَدَدِيَتْ

  • Adedlik sırrı.

şit (şis) aleyhisselam / şit (şîs) aleyhisselâm

  • Âdem aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselâmın oğludur. Babası vefât edince peygamber oldu. Kendisine elli suhuf kitâb verildi. Şit ismi İbrânice olup Arapça'da Allah'ın hibesi (hediyesi) mânâsındadır. Şit yerine Şîs de denilmiştir.

taaddüd

  • Adetlenme, sayıca artma.

tabakat-ı mezkure / tabakat-ı mezkûre

  • Adı geçen, ifade edilen tabakalar, sınıflar.

tadi / tadî

  • Âdet.

taksim-i adil / taksim-i âdil

  • Adaletli paylaştırma.

tecelli-i kübra-yı adl ve hikmet / tecellî-i kübrâ-yı adl ve hikmet

  • Adaletin ve hikmetin büyük tecellîsi, yansıması.

tederrüc

  • Adım adım ilerleme.

temayül-ü adalet / temâyül-ü adalet

  • Adaleti uygulamaya yönelik eğilim gösterme.

temin-i adalet / temin-i adâlet

  • Adalet sağlama, gerçekleştirme.

tesmiye / تسميه

  • Adlandırma. (Arapça)
  • Tesmiye edilmek: Adlandırılmak, denilmek. (Arapça)
  • Tesmiye etmek: Adlandırmak, demek. (Arapça)
  • Tesmiye olunmak: Adlandırılmak, denilmek. (Arapça)

tesmiye edilen

  • Adlandırılan.

tevsim

  • Adlandırma, mühürleme.

tevzin-i adalet

  • Adaletin her şeyi teraziye alması; her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesindeki ölçü, tartı, denge.

unsul

  • Ada soğanı.

ünvanlı

  • Adlı.

vakfeden

  • Adayan.

veçh-i adalet

  • Adalet yönü.

zecca'

  • Adımı birbirinden uzak olan.

zelif

  • Adımını atmak.

zevf

  • Adımını birbirine yakın atmak.