LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Aşkın ifadesini içeren 143 kelime bulundu...

acube-i hilkat-i rabbaniye / acube-i hilkat-i rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler.

ahmak

  • (Humk. dan) Pek akılsız, sersem, şaşkın. Anlayışsız.

amih

  • Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.

arazi-i gamire / arâzi-i gamire

  • Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.

asev

  • (Asven) Serkeşlik. Taşkınlık, serserilik.

asime

  • Akılsız, şaşkın, sersem. (Farsça)

asime-gi / asime-gî

  • Akılsızlık, şaşkınlık, sersemlik. (Farsça)

asiven / âsiven

  • Şaşkın, sersem, aklı dağınık. (Farsça)

aşknüma

  • Aşkını bildiren. Aşkını gösteren. (Farsça)

asmende

  • Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.

avare / avâre

  • İşsiz, şaşkın, başıboş.

ayet-i acibe / âyet-i acîbe

  • Hayret ve şaşkınlık uyandırıcı âyet.

bair

  • Şaşkın, şaşırmış. Perişan durumlu.

beht / بهت / بَهْتْ

  • Yalan söylemek.
  • Ansızın bir şeyi almak.
  • Tenbellik galebe etmek.
  • Şaşkınlık. Hayranlık.
  • Şaşkınlık.
  • Şaşkınlık, hayranlık.
  • Şaşkınlık. (Arapça)
  • Behte uğramak: Şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak. (Arapça)
  • Şaşkınlık.

behut

  • (Çoğulu: Bühüt) İşitenleri şaşkına uğratan iftira, yalan.

beyhoş

  • (Bihûş) Şaşkın. Akılsız. Deli. Serseri. (Farsça)

beytutet / beytûtet

  • (Beyt. den) Gece kalma, geceleme.
  • Ayırmak, teferruk.
  • Gece baskın yapmak.

bi-çare / bî-çare

  • Çaresiz. Zavallı. Şaşkın. (Farsça)

bihaste / bîhaste

  • Şaşkın. Yorgun. Aciz. (Farsça)

bihuş / bîhûş

  • Şaşkın, sersem.
  • Şaşkın, sersem.

bikarar eyler / bîkarar eyler

  • Kararsız eder, şaşkın yapar.

bıtn

  • Zengin.
  • Bodur.
  • Obur.
  • Şaşkın.
  • Yalnız kendi nefsini düşünen.

buht / بهت

  • Şaşkınlık. (Arapça)

cuşacuş

  • Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir sûrette. (Farsça)

dal

  • Kur'ân ve imân yolundan sapan. Dalâlete giden, azan.
  • Azdırıcı, sapkın.
  • Şaşkın.

dalalet

  • İman ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak. Allah'a isyankâr olmak.
  • Şaşkınlık.
  • Sapkınlık, islâmdan ayrılma, şaşkınlık.

dellal-ı aşık / dellâl-ı âşık

  • İlân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden.

deng

  • Hayran, şaşkın, şaşmış olan, ahmak, ebleh, bön, sersem. (Farsça)
  • İki katı maddenin tokuşmasından hasıl olan ses. (Farsça)
  • Pergel noktası. (Farsça)

dervah

  • Şaşkın, şaşırmış olan, hayran. (Farsça)
  • Başaşağı asılmış. (Farsça)
  • Lâzım, zaruri, lüzumu olan, gerekli. (Farsça)

ebrkar / ebrkâr

  • Şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen adam. (Ebr'in "bulutun" yerinde durmayıp gezici olmasından kinâye olarak, bu mânayı aldığı sanılmaktadır.) (Farsça)

ehl-i gaflet ve tuğyan

  • Gaflete dalanlar ve zulüm ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehl-i garet ve fesad

  • Baskın yapıp yağmalayan çapulcu ve bozguncu güruh.

ehl-i küfür ve tuğyan

  • İnkârcılar, inanmayanlar ve azgınlık ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehl-i tuğyan

  • Azgınlık ve taşkınlık yapanlar, zulüm ve küfürde çok ileri gidenler.

ehvar

  • Şaşkın, şaşırmış kimse. Alık, sersem adam. (Farsça)

ehyemin

  • (Tekili: Heyeman) Âşık olmalar, şaşkınlıklar.

er'an

  • Ahmak, bön, salak, ebleh.
  • Deli, çılgın.
  • Şaşkın, şaşırmış, taaccüb etmiş.
  • Uzun boylu, akılsız kişi.
  • Leşker.
  • Dağ. (Müe: Ra'nâ)

eşedd-i istibdadat

  • Baskının en şiddetlisi.

eşedd-i istibdat

  • Baskının en şiddetlisi.

fernas

  • Şaşkın, dalgın, gafil. (Farsça)
  • Şaşkınlık, gaflet, dalgınlık. (Farsça)

feya sübhanallah / feyâ sübhanallah

  • Ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır.

feyezan / feyezân / فيضان

  • Su taşkını.
  • Taşkın. (Arapça)

feyezan-ı hikmet / feyezân-ı hikmet

  • Hikmetin feyizli coşkunluğu, taşkınlığı.

fir'avn

  • Mısır'da, hususan Hazret-i Musa (A.S.) zamanında Allah'a isyan edip ilâhlık dâvasında bulunan, Musa Peygamber'e inanmayan hükümdar.
  • İlâhlık iddia eden dinsiz, azgın ve şaşkın insan.

fuhş

  • Edeb ve terbiyeye uymayan hareket.
  • Haddini aşmak. Çirkin, kötü. İş ve sözde taşkınlık. Haram.
  • Çok günah ve çok fena bir fiil olan zina.

füru-mande

  • Yorgun. bitkin. (Farsça)
  • Şaşkın, şaşırmış. (Farsça)
  • Âciz, beceriksiz. (Farsça)
  • Aşağıda, geride kalmış olan. (Farsça)

galebe / غلبه

  • Baskın çıkma, ağır basma. (Arapça)
  • Kalabalık. (Arapça)

garik-ı beht ve hayret / garîk-ı beht ve hayret

  • Hayret ve şaşkınlığa düşmek.

gevden

  • Sersem, ahmak, şaşkın, anlayışsız. (Farsça)

gulat / gulât

  • Taşkınlık gösteren, azgın. Sapık fırkalardan küfre varanlar.
  • Coşmalar, taşkınlıklar.

guluv / gulûv

  • Taşkınlık.

gulüvv

  • Ayaklanma. Taşkınlık.
  • Üşüşme. Hücum. Saldırış.
  • Edb: Mübalağanın son derecesi. Üçe ayrılan mübalağanın diğer iki derecesinden biri tebliğ, öteki iğraktır. Aşağıdaki parçada mübalağa gulüv derecesindedir: Gökler gürüldese, şimşekler çaksa Volkanlar fışkırsa, lâvları aksa,Kıyısı

hair-i bair

  • Şaşkın, sapıtmış.
  • Aklını kaybederek ne yapacağını bilemiyen.

halba

  • Ahmak. Şaşkın.
  • Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr.

hayran / hayrân / حيران

  • Şaşkın.
  • Şaşkın. (Arapça)
  • Hayran, tutkun. (Arapça)

hayret / حيرت

  • Hiçbir cihete teveccüh edemeyip kalmak. Şaşkınlık. Ne yapacağını bilememek.
  • Taaccüb, şaşkınlık. Şuuru yerinde olmama hâli.
  • Şaşkınlık. (Arapça)

hayret-bahşa / hayret-bahşâ

  • Hayret veren, şaşkınlık veren, hayrete düşüren. (Farsça)

hayret-i sırfe

  • Tam bir şaşkınlık.

hayretinden ağlama

  • Şaşkınlığın tesiriyle ağlama.

hayretzede / حيرت زده

  • Şaşkın. (Arapça - Farsça)

hemec

  • Kıymetsiz, değersiz.
  • Şaşkın.
  • Övez (denen at sineği).

hemicek

  • Şehre köyden yeni gelip bir şey bilmez şaşkın ve kaba adam.

heyeman

  • (Heym) Şaşkınlık. Tutkun olmak, âşıklık.

heym

  • (Heyemân) Şaşkınlık.
  • Âşık olma, tutkun olma.
  • Yüzü yere koymak.

hıyre-gi / hıyre-gî

  • Kamaşıklık, donukluk (göz hakkında). Şaşkınlık. (Farsça)

hudara / hudârâ / خودآرا

  • Allah için, Allah aşkına. (Farsça)
  • Allah aşkına. (Farsça)

humar-alud / humar-âlud

  • Süzgün ve baygın göz. (Farsça)
  • Kendinden geçmiş, şaşkın. (Farsça)

igtiyal

  • Baskın yapıp öldürme.

iltimah

  • (Lemh. den) Bir şeye şaşkın şaşkın bakınma.

infialat / infiâlât

  • Etkilenmeler, hareketlenmeler, taşkınlıklar.

istiğrak-ı ruhani / istiğrak-ı ruhanî

  • Tasavvufta Allah aşkından dolayı ruhen kendinden geçme hali.

iz'an-rüba-i kainat / iz'an-rüba-i kâinat

  • Kâinatın aklı alan vechesi, herkese hayret ve şaşkınlık veren yüzü.

kaş'

  • (Kış') Şaşkın ve ahmak adam. Zayıf adam.
  • Açmak.
  • Gidermek. Dağıtmak.
  • Kuru deri. Deriden olan çadır.
  • Hamam pisliği.
  • Deriden yapılmış döşek.
  • Balgam.

kasr-ı garip

  • Şaşkınlık uyandıran saray.

kemal-i hayret / kemâl-i hayret

  • Tam bir hayret ve şaşkınlık.

komando

  • (Portekizce) Ask: Müstakil olarak çalışan ve baskın, sabotaj v.b. gibi özel vazifeler yapan, az sayıda askerlerden kurulu birlik, çete.

küsur

  • Fazla, aşkın.

lebriz

  • Taşacak kadar. Ağıza kadar. Taşkın. (Farsça)

li-vechillah

  • Allah için. Allah nâmına, Allah aşkına.

lillahi

  • Allah için. Allah yoluna. Allah aşkına.

magbun

  • (Gabn. dan) Alışverişte aldanmış olan.
  • Şaşkın. Şaşırmış.

magbuniyet

  • Şaşkınlık.

mebhut / mebhût / مبهوت

  • Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.
  • Şaşkınlık içinde kalmış olan.
  • Şaşkın.
  • Şaşkın. (Arapça)

medar-ı hayret ve takdir

  • Şaşkınlık ve övgü sebebi.

medar-ı taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi, şaşkınlığa sebep olan nokta.

mel'an

  • Dolu olan, taşkın.

mescur

  • Sulu süt.
  • Dizilmiş salkım olmuş inci.
  • Yanmış.
  • Kızdırılmış.
  • Doldurulmuş. Taşkın su.
  • Alevli ateş, kızgın fırın.
  • Deniz.
  • Boş.
  • Muhtelit.
  • Mc: Firavun'un battığı deniz.

meşduh

  • Şaşkın, şaşırmış. Ürküp korkmuş.

mu'cib

  • (Aceb. den) Taaccübe, hayrete düşüren. Şaşkınlık veren.

mucib-i taaccüp / mûcib-i taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi.
  • Şaşkınlık sebebi.

müfettin

  • (Fitne. den) Meftun ve hayran eden. Şaşkın bir hâle getiren.
  • Fitneye düşüren.

müfezzi'

  • Hayretle ve şaşkın şaşkın baktıran.

müfrit

  • (Fart. dan) İfrat eden. Haddini aşan.
  • Ölçüsüz ve taşkın hareket eden.
  • Mübalağalı.
  • İfrat eden, haddini aşan, ölçüsüz ve taşkınca hareket eden.

muhabbet-i acibe / muhabbet-i acîbe

  • Şaşkına döndüren sevgi.

muhabbetname

  • Sevgisini bildiren yazılı kâğıt. Aşkını bildiren yazı. (Farsça)

muhayyir

  • Hayret veren. Hayrette bırakan. Şaşkınlık veren.

muhayyirü'l-ukùl

  • Akıllara şaşkınlık veren.

müntekim

  • İntikam alıcı. Zâlim ve mütekebbir (kibirli) cânîleri başkalarına ders olacak şekilde cezâlandıran, âsîleri ve taşkınlık yapanları şiddetli azâb ile azablandıran.

müteaccibane / müteaccibâne

  • Şaşırarak, şaşkın bir şekilde.

mütecaviz / mütecâviz / متجاوز

  • Aşkın. (Arapça)
  • Saldırgan, tecavüzkâr. (Arapça)
  • Sarkıntılık eden, tecavüzcü. (Arapça)

mütegallibe

  • Galebe çalan, baskın çıkan (âdetler).

mütehayyir / متحير

  • Şaşkın, şaşırmış. (Arapça)

mütehayyirane / mütehayyirâne

  • Şaşkınca, şaşkın şaşkın, şaşırarak. (Farsça)

piçtab

  • Sıkıntı, telâş. (Farsça)
  • Şaşkınlık. (Farsça)

pranga

  • İng. Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın zincir.
  • Halkalarıyla beraber iki okka yüz dirhem ağırlığındaki demire verilen addır.
  • Umumi hapishanelerde, hapishanenin iç nizamını bozan ve taşkınlık gösteren mahkûmların ayaklarına da pranga vurulurdu.

rafıziler / râfızîler

  • Şîanın kollarından. İmâm-ı Zeynel'âbidîn'in vefâtından sonra oğlu Zeyd'den ayrılarak, Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) düşmanlığında taşkınlık gösteren, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl etmeyen kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. Terk edenler, ayrılanlar

revafıd / revâfıd

  • Râfizîler. Hazret-i Ali'yi sevmekte taşkınlık ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamber efendimizin arkadaşlarını) kötüleyenler. Doğru yoldan sapanlar.

sada-yı hayret ve taaccüp / sadâ-yı hayret ve taaccüp

  • Şaşkınlık ve hayret sesi.

şayan-ı istiğrab / şâyân-ı istiğrab

  • Şaşkınlık sebebi, hayret verici, şaşırtıcı.

şebhun

  • (Şeb-hun) Gece baskını. (Farsça)

şebihun / şebîhûn / شبيخون

  • Gece baskını. Şebhun. (Farsça)
  • Gece baskını. (Farsça)

sekre

  • Sarhoşluk.
  • Şaşkınlık.
  • Şiddet.

serab

  • Çölde, sıcak ve ışığın tesiriyle ilerde veya ufukta su ve yeşillik var gibi görünme olayı. Şaşkın hale gelme.
  • Şaşkın, şaşırmış.
  • Şaşkın hâle gelme. Çorak yerlerde, çölde sıcak ve ışığın te'siriyle ileride, yakında yahut ufukta su veya yeşillik var gibi görünme hâdisesi.

sergerdan / sergerdân / سرگردان

  • Başı dönmüş, şaşkın. Hayran. (Farsça)
  • Şaşkın, başıboş.
  • Avare, aylak. (Farsça)
  • Şaşkın. (Farsça)

şeydai / şeydâi

  • Çok fazla sevgiden hâsıl olan divanelik, şaşkınlık. (Farsça)

seylab

  • Taşkın akan su, sel.
  • (Seylâbe) Taşkın su, sel. (Farsça)

seylap / seylâp

  • Su taşkını, sel.

seylhiz / seylhîz / سيلخيز

  • Taşkın ve coşkun su. (Farsça)
  • Su taşkını, taşkın. (Arapça - Farsça)

şiddet-i tazyik

  • Tazyik ve baskının şiddeti.

süveyda

  • Kalbin siyah noktası; kalpteki basiret ve idrak merkezi, İlâhî aşkın tecelli ettiği yer.

süveyda hücresi

  • Kalbin ortasında bulunduğuna inanılan küçük siyah nokta; İlâhi aşkın tecelli ettiği yer.

taaccüb

  • Hayret etme, şaşkınlık.

taaccübü mucip

  • Şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi.

tasabi

  • Aşkını izhar etmek, muhabbetini açığa vurmak.

tevafukat-ı gaybiye-i acibe

  • Şaşkınlık veren gaybî tevafuklar.

teyettüm

  • Kulluk etmek.
  • Aşkın insanı hor ve zelil etmesi.

teyh

  • (Teyhâ) Şaşkınlık.
  • Hayran olmak.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

tufan / tûfân

  • Çok şiddetli ve her tarafı kaplayan yağmur.
  • Nuh Peygamber (A.S.) zamanındaki büyük su baskını hâdisesi.
  • Büyük su baskını.
  • Şiddetli yağmur, büyük su baskını.

tugyan

  • Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık.
  • Kan galebe etmesi hali.
  • Resmî devlet kuvvetlerine karşı durmak.
  • Su baskını.

tuğyan / tuğyân / طغيان

  • Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek, azgınlık, taşkınlık.
  • Azgınlık, taşkınlık, zulüm ve küfürde çok ileri gitme.
  • Taşkınlık, azgınlık. (Arapça)
  • Taşkın. (Arapça)

tumum

  • Su baskını.
  • Saçını kırkıp tıraş etmek.

ubab

  • Her nesnenin muazzamı, her şeyin büyüğü.
  • Cemaat, topluluk.
  • Taşkın sel suyu.
  • Pek taşkın, coşkun.

übab

  • Şiddetli ve taşkın sel suyu.

valih / vâlih / واله

  • Şaşkın. (Arapça)

valihane / vâlihâne

  • Şaşkınca. (Farsça)

veleh

  • Hayret, şaşkınlık.
  • Fazla hüzünden akıl gidip tembel olmak.

veleh-resan

  • Hayret verici, hayret edilen, şaşkınlık veren.

velehresan / velehresân

  • Şaşkınlık veren.

velhan

  • Şaşakalmış, şaşkın, sersem.

velvele-i hayret

  • Hayret ve şaşkınlık bağırtısı, sesi.

zahir

  • Engin denizler.
  • Taşkın, coşkun.
  • Semiz, tavlı ve bol olan.

zevahir

  • Dolu, taşkın, coşkun denizler.
  • Mc: Yüksek şan ve şerefler.

zıvanadan çıkmak

  • Taşkınlık göstermek. Haddini aşmak, edepsizlik etmek.