LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Açıklı ifadesini içeren 131 kelime bulundu...

akve

  • Evin önündeki açıklık, meydanlık. Avlu.

alam-ı elime / alâm-ı elime

  • Çok acı ve acıklı elemler.

alan

  • Orman içinde açıklık, meydan.

aleniyet

  • Herkesin göreceği halde olma, açıklık.

aruz

  • Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere etrafındaki nahiye ve köyler.
  • Edb: Şiirin ahenk ölçülerinden, nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap, Fars, Türk şiirinde kullanılan vezin ki, hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (açıklık) değerlerine dayanır.
  • Bir beytin birinci

ayn-ı zahir / ayn-ı zâhir

  • Açıklık içinde, bizzat görünende.

bedahet / bedâhet / بداهت / بَدَاهَتْ

  • Açıklık. Zâhir delil. Belli, açık, aşikâr.
  • Birdenbire, hazırlıksız söz söyleme.
  • Atın yürümesi.
  • Her şeyin evveli, öncesi.
  • Açıklık, bellilik.
  • Ansızın ortaya çıkma.
  • Açıklık.
  • Apaçıklık.

bedahetle

  • Açıklıkla.

bedh

  • Vurmak, darp.
  • Âcizlik.
  • Aşikâre olmak, aleniyyet, açıklık.

bedihi / bedihî

  • Aşikâr, belli ve açık olma.
  • Ansızın zuhur eden.
  • Delil ve isbata muhtaç olmayacak derecede açıklık.

bedihiyyet

  • Açıklık. Kolayca anlaşılır ve görülür olmak.

besaret

  • Göz açıklığı. Dikkatle bakış.

bevn-i baid

  • Çok açıklık, uzak mesafe.

beynunet / beynûnet

  • İki şey arasındaki mesafe, aralık.
  • İhtilaf, anlaşmazlık, ara açıklığı.

beza

  • Konuşmada açık saçıklık.
  • Hayasızlık, utanmazlık.

bülcet

  • Genişlik, vüsat.
  • İki kaş arasında olan açıklık.

büsut

  • Cömertlik, civanmertlik. El açıklığı.

ca'li / ca'lî

  • Sahte, yapmacıklı, düzme.

can

  • Yaşayış. Diride olan kudret, kuvvet. Hayat cevheri. Madde ilimleri, maddenin; hayat ilimleri (biyolojik ilimler) hayatın ne olduğunu açıklıyamamışlardır. Aslında bunların konusu da madde, hayat ve ruhun kendisi değil, bunların tezahürleri yani olay haline gelen tesirleridir. Deney ilimlerini (Farsça)

ceyb

  • (Çoğulu: Cüyûb) Cep. Gömleğin (yarığı) açıklığı.
  • Yaka.
  • Kalb.
  • Geo: Sinüs.

ciğer-hun / ciğer-hûn

  • Ciğeri kanlı. Çok acıklı. (Farsça)

conta

  • Birbirinin üzerine kapanan iki madeni parça arasında, açıklık kalmamasını te'min etmek için konulan karton, kösele, lâstik vs. şey.

cud / cûd

  • Cömertlik, el açıklığı.

cud u kerem

  • Cömertlik, eli açıklık.

cud u sehavet

  • Cömertlik ve eli açıklık, sahilik.

dağdar

  • Pek acıklı, üzüntülü. (Farsça)
  • Gönlü yaralı. (Farsça)
  • Kızgın demirle nişan vurulu. Damgalı. (Farsça)

derece-i bedahet

  • Apaçıklık derecesi.

dil-şikaf

  • Yürekleri delen, çok acıklı, dokunaklı. (Farsça)

din

  • Ceza, ivaz.
  • İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Din, kâinatın, dünyanın hayatın ve insanın yaratılış gayeleri ve var oluş şekillerini açıklıyarak, onları mânasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. İns

dramatik

  • yun. Drama benzer. Heyecan verici, acıklı.
  • Temsil yapılmak üzere yazılan heyecan verici veya acıklı tiyatro eseri. Acıklı olanına Trajedi, gülünç olanına da Komedi denir.

ekremane

  • Ekremce, ekrem olana yakışacak şekilde. Çok elaçıklığıyle, cömertlikle.

elim / elîm / اليم

  • Acıklı, üzücü.
  • Acı, acıklı. (Arapça)

elime / elîme / اليمه

  • Acı, acıklı. (Arapça)

esef-nak

  • Hüzünlü, acıklı, esefli. (Farsça)

faci'

  • (Fâcia) Büyük belâ. Musibet. Acıklı. Elem verici hâdise. (Dram)

facia / fâcia / فاجعه

  • Acıklı olay.
  • Acıklı olay. (Arapça)
  • Felaket. (Arapça)
  • Dram. (Arapça)

facia-engiz / fâcia-engiz

  • Fâcialı. Çok acıklı.

facia-nüvis / fâcia-nüvis

  • Acıklı ve hazin tiyatro romanı yazan kimse. (Farsça)

faciat / fâciât / فاجعات

  • Acıklı olaylar, facialar. (Arapça)
  • Felaketler. (Arapça)

fasihane / fasîhane

  • Fasahatli, fasih olana yakışır tarzda. Açıklıkla. (Farsça)

fatanet

  • (Fetânet) Zihin açıklığı. Çabuk kavrayış ve anlayış. Sağlam anlayış. Fıtnetlik.
  • Müteyakkız oluş.
  • Peygamberlerin sıfatlarından biridir.

fecaat / fecâat

  • Acıklı durum.

fecet

  • Acıklı hâl.

feci / fecî

  • Kötü, acıklı.
  • Çok acıklı.

feci hadise / feci hâdise

  • Çok üzücü ve acıklı olay.

feci' / fecî'

  • Çok acı veren, acıklı.

ferce

  • Gamdan ve tasadan kurtulmak.
  • Kurtuluş.
  • Şiddetten kurtulmak.
  • Yarık, şak.
  • Girecek yer, medhal.
  • Açıklık, ferahlık.

fersah

  • Uzunluk ölçüsü birimidir, iki çeşittir: Deniz fersahı: 5555 m. Kara fersahı: 4444 m.
  • İki şey arasındaki açıklık.
  • Sükun ve hareket arasındaki vakit.
  • Zaman. Saat.
  • Dâimî ve çok olup aslâ kesilmeyen şey.

fesahat-i harika

  • Sözün hayranlık verici şekildeki düzgünlük, açıklık ve akıcılığı.

fetanet / fetânet

  • Zihin açıklığı, çabuk kavrayış ve anlayış.
  • Fatinlik, zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı, zeyreklik.
  • Zihin açıklığı, çabuk kavrayış.

fürce / فُرْجَه

  • Medhal, girecek yer, boşluk, açıklık, çatlaklık.
  • İki şey arasındaki açıklık, yarık.

füshat

  • Vüs'at, genişlik, açıklık.

fütuh

  • (Tekili: Feth) Fetihler.
  • (Çoğulu: Fütuhât) Açılmak.
  • Yardım.
  • Lütf-u İlâhîye ulaşmak.
  • Zafer. Galibiyet.
  • Açıklık. Gönül ferahlıkları.

fütüvvet-mend

  • Elaçıklık, cömertlik. (Farsça)

girye-feşan

  • Acıklı acıklı ağlayan, gözyaşı saçan. (Farsça)

güşayiş

  • Açıklık, açılış, açılma. (Farsça)

güşayiş-i hatır / güşayiş-i hâtır

  • Gönül ferahlığı, iç açıklığı.

güşayiş-i heva / güşayiş-i hevâ

  • Havanın açıklığı.

halal / halâl / خلال

  • Dostluk, ahbaplık.
  • İki şey arasında açıklık olma.
  • Mesafe, aralık, açıklık. (Arapça)

halel

  • Bozukluk. Eksiklik.
  • Başkası tarafından verilen zarar.
  • İki şeyin aralığı. Boşluk. Açıklık.

hanin-i hazin

  • Acıklı sızlanma.

hasasa

  • (Çoğulu: Hasâs) Fakirlik.
  • Hali yaramaz olmak.
  • Küçük delik.
  • İki kişinin arasındaki açıklık.

hazin / hazîn

  • Hüzün veren, acıklı.

hazin levha / hazîn levha

  • Hüzünlü, acıklı tablo.

hüsran-ı islam / hüsrân-ı islâm / خُسْرَانِ اِسْلَامْ

  • İslâmın içine düştüğü acıklı durum.

i'cam

  • Harflere, yazıya nokta koymak.
  • İsteğini açıklıkla bildiremeyip, maksadı belirsiz, muğlak söylemek.

ibtihac

  • Sevinç, sevinme. İç açıklığı.

ikbal / ikbâl

  • Bir şeye yönelmek. Teveccüh etmek. Reddetmeyip kabul etmek. Bir şeyi birinin önüne götürmek. Baht açıklığı. Talih. Refah.
  • İstemek.
  • Refah, baht açıklığı.
  • Yönelme.
  • Kıymet verme, iyi karşılama, hürmet gösterme.
  • Baht açıklığı.

ılakıye

  • Aşikârelik, açıklık, meydanda oluş.

inbisat / inbisât

  • Genişleme. Yayılma.
  • Açık yüzlü olma. Şâd, mesrur ve mahzuz olma.
  • Gönül açıklığı. Kalb ferahlığı.
  • Fiz: Sıcaklığın etkisiyle madenî cisimlerin enine, boyuna büyüyüp uzaması. Genleşme.
  • Açılmak, yayılmak, açık yüzlü olmak, mütebessim çehreli, sevinçli olmak. Gönül açıklığı, kalb ferahlığı hâli.

intibah

  • Uyanıklık, göz açıklığı. Hassasiyet. Agâh ve münebbih olmak. Hakikatı ve hakkı anlayıp yanlıştan, fenadan dönmek.
  • Sinirlerin uyanması. Uzuvların harekete gelmesi.

itkan-ı muhkem

  • Bütün açıklığıyla bilerek sağlam yapmak.

ittizah / ittizâh

  • Açıklık.

ittizah-ı delil

  • Delilin açıklığı.

kemal-i ferah ve saadet / kemâl-i ferah ve saâdet / كَمَالِ فَرَحْ وَ سَعَادَتْ

  • Tam bir gönül açıklığı ve mutluluk.

kemal-i vuzuh / kemâl-i vuzuh / kemâl-i vuzûh / كَمَالِ وُضُوحْ

  • Tam bir açıklık.
  • Tam bir açıklık.

keyf

  • Afiyet, sağlık, sıhhat.
  • Memnunluk, hoşlanma.
  • Neş'e, sevinç, sürur.
  • Mizaç, tabiat.
  • İstek, taleb, arzu, heves.
  • Gönül açıklığı.

küşayiş / küşâyiş

  • Açıklık. Ferahlık. (Farsça)
  • Açıklık.

limmi / limmî

  • Açıklık.

limmiyet / limmîyet

  • Açıklık.

mekarim / mekârim

  • Cömertlikler, elaçıklıklar, iyilikler.

melulane / melulâne

  • Acıklı ve mahzun bir hâlde.

mübeyyez

  • (Mübeyyeze) Meydana çıkarılmış, açıklanmış açıkça söylenmiş. Bildiren, açıklıyan.

mübeyyin

  • Açıklayan, açıklık getiren.

münafi-i his ve bedahet / münâfi-i his ve bedâhet

  • Duygu ve açıklığa zıt.

münhallat / münhallât

  • (Tekili: Münhall) Açıklıklar. Açık bulunan memuriyetler.

mutasanniane

  • Yapmacıklı olarak, tasannu ederek. (Farsça)

mütevazzıh

  • (Vüzuh. dan) Açıklanan, tevazzuh eden, açıklık peyda eden.

müteyakkızane / müteyakkızâne

  • Uyanık ve dikkatlice, göz açıklığı ile. (Farsça)

muvazzih

  • (Vuzuh. dan) Açıklıyan, izah eden.

nass

  • Kat'ilik, kesinlik, açıklık. Te'vile ihtimali olmayan söz veya delil.
  • Kur'ân-ı Kerim veya Hadis-i Şerifde bir iş ve mes'ele hakkında olan açıklık ve bu şekilde açık olan kelâm ve âyet. Akide.
  • Bir haberi kimden aldığını söyleyerek, en nihayet o haberi ilk söyleyene kadar nakle
  • Açıklık, açık hüküm.
  • Kur'ân-ı Kerim'de veya hadiste bir iş hakkında olan açık söz, âyet.

nassi / nassî

  • Nass'a ait. Her türlü şübhe ve tereddüdün ve tenkidin üstünde tutulacak şekilde olan kesinlik, kat'ilik, açıklık. Bedahet.
  • Âyet ve hadisle doğruluğu sâbit olan.

nebalet

  • Zekâ, fazilet ve neciblik sâhibi olmak.
  • Büyüklük, azamet.
  • İyi olmak.
  • Cömertlik, elaçıklık.
  • Okçu, ok yapıp satan. Okçuluk.

neş'e

  • Gönül açıklığı, sevinç.
  • Yeniden meydana gelmek. Yeniden olan şey.
  • Yiğit olmak.
  • Yüksek olmak.

nüzhet

  • İç açıklığı, safa, eğlenme, gönül ferahlığı. (Farsça)
  • Temizlik, paklık. (Farsça)
  • Karışık, bulaşık ve kalabalık yerlerden uzak olmak. Buud. (Farsça)

revh

  • İç açıklığı. Rahat.
  • Rahmet.
  • Hafif esen rüzgârın verdiği tatlılık, canlılık.

rikkat-engiz

  • Acıklı. (Farsça)

ruşeni / ruşenî

  • Açıklık, aydınlık. (Farsça)
  • Belli olma. (Farsça)

saha / sahâ / ساخه

  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)

sahavet

  • Cömertlik, el açıklığı, muhtaç olanlara çok ihsan etmek.

sahn

  • Evin ortasındaki açıklık, avlu, oyuk.
  • Boşluk. Boş yer. Orta, meydan, aralık.
  • Sahne.
  • Cami ve medreselerdeki umumun toplanmasına âit üstü kubbeli ve örtülü yer.
  • Büyük kâse. Sahan.
  • Zil.

sarahat / sarâhat / صراحت

  • Sarih olmak, zâhir olmak. Açıklık.
  • Kaymağı alınmış süt.
  • Açıklık.
  • Açıklık. Açık anlatım.
  • Açıklık.
  • Açıklık. (Arapça)

sarih-i ayat / sarîh-i âyât

  • Âyetlerin mânâlarının açıklığı.

seha / sehâ / سخا

  • Cömertlik, el açıklığı.
  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)

sehakarlık / sehâkârlık

  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça - Farsça - Türkçe)

sehavet / sehâvet / سخاوت

  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)

selaset-i fıtriye / selâset-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen akıcılık ve açıklık.

selaset-i nazm / selâset-i nazm

  • Kur'ân'ın âyet ve cümlelerinin tertip ve düzenindeki açıklık, ahenk, akıcılık.

semahat / semâhat

  • Cömertlik. İyilik severlik. El açıklığı.
  • Cömertlik ve el açıklığı; vermesi lâzım ve vâcib olmayan şeyleri seve seve vermek.

semt

  • Yön, taraf, cihet.
  • Koz: Açıklık.

şerh-i sadır

  • Gönül açıklığı.

şiftegi / şiftegî

  • Kaçıklık, tutkunluk, meftuniyet. (Farsça)

sümuhat

  • El açıklığı, cömertlik.

talakat

  • Dil açıklığı. Selâset. Düzgün sözlülük.
  • Güler yüzlülük.

tali'

  • Baht açıklığı.

tasannukarane / tasannukârane

  • Yapmacıklı.

tavazzuh / تَوَضُّحْ

  • Açıklığa kavuşma, aydınlanma.
  • Açıklığa kavuşma.

tavzih / tavzîh / توضيح

  • Açıklama. (Arapça)
  • Tavzîh etmek: Açıklamak, açıklığa kavuşturmak. (Arapça)

tebassur

  • Göz açıklığı, dikkat-i nazar. İleri görüş.

tebyin / tebyîn

  • Tebyîn etmek: Açıklığa kavuşturmak.

tesettürsüzlük

  • Açık saçıklık.

teyakkuz

  • Uyanık olma.
  • Uykudan kalkma.
  • Göz açıklığı.

vakahat

  • Arsızlık. Utanmazlık. Katı yüzlülük. Açıklık ve saçıklık.
  • Pek sağlam ve metin.

vazahat

  • Açıklık, vâzıhlık.

vuzuh / vuzûh / وضوح / وُضُوحْ

  • Açıklık. Açık ve anlaşılır şekilde olmak. Netlik.
  • Aydınlık.
  • Edb: İfadede açıklık.
  • Açıklık.
  • Açıklık.
  • Açıklık, netlik.
  • Açıklık. (Arapça)
  • Açıklık.

vuzūh / وُضُوحْ

  • Açıklık.

vuzuh-u delil

  • Delilin açıklığı.

vuzuh-u etemm

  • Tam bir açıklık, berraklık.

vuzuh-u ifade

  • İfadedeki açıklık.

vuzuh-u ifham / vuzuh-u ifhâm

  • Anlatım açıklığı.

zaviye

  • Köşe.
  • Küçük tekke.
  • İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, şekil.
  • Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık. Açı. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde "derece", 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde "g

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın